Müteşâbih sıfatları, Allah’ın ilmine havale etmek gerekir:
Meselâ; Allah’ın iki el (Sâd: 75), yüz (Rahmân: 27), nefs (Mâide: 116), uluvv (Mülk: 16), istivâ (Tâ-Hâ: 5) gibi sıfatları vardır. Rabbimiz, bu türden sıfatlarını Kur’an’da zikretmiştir. O halde biz de, “bunlar, O’nun sıfatlarıdır” deriz. Gerek Kur’an ve gerekse Hadislerdeki bu türden müteşâbih sıfatlara keyfiyetsiz (nasıllığını sorgulamadan), teşbih (benzetme), temsil (misallendirme), tecsîm (cisimlendirme), ta’tîl (anlamını işlevsiz kılma) ve tahrif (bozup değiştirme)’ye gitmeden inanırız.
İstivâ konusunda fazla detaylara girmeden, bazı rivâyetleri naklederek birkaç meseleyi açıklamak istiyoruz. Ama ondan önce, bu kelimenin anlamını ve Kur’an’da nasıl kullanıldığını ifade edelim. Sözlükte, istivâ; eşit olmak, yönelmek, istikrar bulmak, hükmetmek, hâkim olmak, yükselmek, yüksek ve yüce olmak ve kurulmak gibi anlamlara gelir.
Bu kelime “istevâ: istivâ etti” şekliyle, Kur’an-ı Kerim’de dokuz yerde kullanılmıştır. Bunlardan ikisinde (Bakara: 29, Fussilet: 41) ثُمَّ اسْتَوَى إِلَى السَّمَاء “sonra semâya yöneldi” şeklinde “ilâ: …e doğru” edatı kullanılmıştır; altı tanesinde (A’râf: 54, Yûnus: 3, Ra’d: 2, Furkân: 59, Secde: 4, Hadîd: 4) ise, ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ “sonra arşa istivâ etti” şeklinde “alâ: …üzerine, üzerinde” edatı kullanılmıştır. Bir yerde de الرَّحْمَنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى “Rahmân arşa istivâ etti” (Tâ-Hâ: 5) şeklinde geçmektedir. İstivâ kelimesinin Kur’an’da başka Ayetlerde de mâzi ve muzâri kipleriyle kullanımları vardır. Bu Ayetlerde de, “eşit ve denk olmak, oturmak, kurulmak ve binmek” gibi anlamlar ifade etmektedir. Tabi ki bu anlamların varlıklarla ilişkili olduğunu unutmayalım. Yani bu verdiğimiz anlamlar, istivâ’nın kelime anlamlarıdır. Bu fiili, Allah’a nispet ettiğimiz zaman, mahlûkâta ait olan bu anlamları veremeyeceğimizi, Allah’ı yaratılmış varlıklara benzetmenin asla câiz olmadığını unutmayalım… Ebû'l A'lâ Mevdûdî'nin, sûfîlerin râbıta ve semâ gibi bâtıl uygulamalarının yanlışlığını vurgulayıcı bir açıklaması hakkında bize yöneltilen bir soruya verdiğimiz cevabımızdır…
Not: Bir kardeşimiz, Ebû'l A'lâ Mevdûdî'nin Tercümânu'l Kur'ân'ın, Ağustos/1961 tarihli sayısında, bir sûfî'ye verdiği cevabın aşağıya aldığımız bölümünü yazarak, bize, şu soruyu yöneltmiştir.
Soru: "…Bu meselede ben de aynı tavra sahibim. Örneğin ben, semâ'yı Allah'a yaklaşmaya bir vesile olarak gören büyüklerin içtihadının doğru olduğunu kabul edemem. Veya şeyhi râbıta etme yoluna başvuran kişilerin görüşlerinin isabetli olduğunu söyleyemem. Ben böyle şeyleri yanlış olarak görüyor, bu gibi şeylere karşı çıkmayı ve insanlara bunlardan kaçınmalarını öğütlemeyi gerekli hissediyorum. Ancak, şu da var ki, bu gibi usullerin nispet edildiği büyük sûfîlere saygısızlık edilmesini doğru bulmuyorum." (Fetvâlar, Ebû'l A'lâ Mevdûdî, Nehir Yay-1992, C: 2, S: 118)
Üstad yani Mevdûdî üstadımız anladığım kadarıyla, “İslâm’da semâ ve râbıta yok” diyor. Ama semâ'yı ve râbıta'yı ortaya çıkaran sûfîlere de karışmam ve karıştırtmam mı, demek istiyor? Burasının biraz daha açıklanması lazım en azından benim için... Çünkü daha önce tasavvufla ilgili bir sürü yazınızı okudum. Sizin görüşleriniz de bu istikamette mi? MEVLİD KANDİLİ KUTLAMAK, SONRADAN UYDURULMUŞ BİR BİD'ATTİR!
PEYGAMBERİMİZ, NE PEYGAMBERLİĞİNDEN ÖNCE NE DE PEYGAMBERLİK SÜRESİNCE KENDİ DOĞUM GÜNÜNÜ KUTLAMAMIŞTIR!
SELEF-İ SÂLİHÎN, PEYGAMBERİMİZİN DOĞUMU NEDENİYLE NE ONUN SAĞLIĞINDA NE DE VAFÂTINDAN SONRA "MEVLİD KANDİLİ" ŞEKLİNDE BİR MERÂSİM VE KUTLAMA YAPMIŞLARDIR.
PEYGAMBERİMİZİN VEFÂT GÜNÜNÜN PAZARTESİ OLDUĞUNDA İTTİFÂK VARDIR ANCAK TARİHİ KONUSUNDA İHTİLÂF EDİLMİŞTİR. ÜMMET-İ MUHAMMED, İLK ANDAN BUGÜNE KADAR MEVLİD KANDİLİ KUTLAMIŞ OLSALARDI, RASÛLULLAH’IN DOĞUM TARİHİNDE FARKLI GÖRÜŞLER OLUR MUYDU? Muhtelif konularda özlü nasihatler... Allah’a hamd, Rasûlüne salât ve selâm ile; tüm mü’min kardeşlerimize de selâm ve dua ederek söze başlıyoruz. Rabbimiz, sözü dinleyip en güzeline uyan ve nasihatten istifade eden kullarından kılsın. Allah'ım, her türlü fitneden, zâlimlerin ve câhillerin galebesinden, kabir azabından, cimrilikten, savurganlıktan, cehennem azabından, hayat ve ölümün fitnelerinden, deccal fitnesinden, günahın açığından ve gizlisinden, borç altında kalmaktan, kul hakkına girmekten, korkaklıktan ve tembellikten, doymayan nefisten, fakirliğin ve zenginliğin fitnesinden, ihtiyarlığın bunaklığa döndürülmesinden, fitneci kadınların şerrinden, ölüm anının sıkıntılarından, mahşerin, hesabın ve sıratın musibet ve felâketlerinden sana sığınıyoruz. Bizleri yalnızca Sana kul ve Peygamberine ümmet olarak yaşat ve mü'min olarak canımızı al; ahirette mekanımızı cennet eyle. Âmin!
Kur'an'a göre; dinler ikiye ayrılır: Allah'ın dini ve atalar dini. Atalar dini; geçmişten günümüze ve günümüzden geleceğe vahye yani tamamı itibariyle Allah'ın iradesine dayanmayan tüm şirk ve küfür dinlerini içine alır.
Dinleri, Hâlık'ın dini ve halkın dini ya da hakiki melik olan Allah'ın dini ve zalim kralların dini diye de ikiye taksim edebiliriz.
Her meselede ana fikre odaklanın, kişilere veya hikâyemsi detaylara değil! Çünkü; büyük beyinler fikirleri, orta beyinler olayları, küçük beyinler ise kişileri konuşur!
Söylenen bir hakikati, kişiselleştirmeden, gereksiz şekilde sağa sola çekmeden mesaja odaklanmak aklıselim kişilerin amelidir.
Gereksiz, yersiz, zamansız, hikmetsiz ve usulsüz konuşulan her söz, yapılması gereken bir sâlih ameli engeller. Bu nedenle patavatsızlığın yani yersiz ve boş konuşmanın İslam'da yeri yoktur! Allah'a hamd, Rasûlüne salât ve selâm olsun.
"İnsanlar uykudadırlar, öldükleri vakit uyanırlar."
Bu sözün Arapçası şöyledir:
النَّاسُ نِيَامٌ فَإِذَا مَاتُوا انْتَبَهُوا
İmam Gazâlî, bu sözü, İhyâ, el-Munkızu Min'ed Dalâl gibi bazı kitaplarında senedsiz olarak Peygamberimizin sözü olarak nakletmiştir. el-Elbânî, bu sözün Hadîs olarak aslı olmadığını belirtmiştir. Irâkî, bu sözün Hz. Ali'ye nispet edildiğini söylemiştir. İbn-i Asâkir ise, bu sözü mevkûf olarak Hz. Ali'den rivâyet etmiştir. Meşhur olan görüşe göre bu söz, Hz. Ali b. Ebî Tâlib radıyallâhu anhu'ya nispet edilmektedir. (Silsiletü’l Ehâdîsi’d Daîfe, Mektebetü’l Meârif, No: 102, 1/219) Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
Ey insanlar! İsmiyle müsemmâ güzel kullardan olunuz. İsimleri vasıflarına, sözleri özlerine, eylemleri söylemlerine uymayan kişilikte hareket tarzından sakınınız! Amelî ve i’tikâdî bakımdan nifâk içinde olmaktan şiddetle uzak durunuz! Yaptıklarınızı çok ve önemli sanıp kendinizi dev aynasında görmeyiniz! Az verip çok sanmayınız veya az verip çok söylemeyiniz ve başa kakmayınız. Bâtıl yolda olduğunuz halde kendinizi tezkiye edip/temize çıkarıp nefislerinizi aklamayınız. Kötü işlere devam ettiğiniz halde, iyi işler yaptığınız vehmine kapılmayınız! Geçmişte kınanmış olan zâlimlerin amellerini taklit etmeyiniz. Atalarınızın dinine değil, Allah'ın dinine tâbi olunuz. Halkın beğenisine değil, Hâlık'ın rızâsına tâlip olunuz. Sahte sevgi ve aşklarla kendinizi avutmayınız. Gerçek sevginin ve son Şerîat'in baş muallimi olan Hz. Muhammed aleyhisselâm'ın Sünnetini öğrenerek, en çok Allah'ı seven ve Allah'ın da kendilerini sevdiği gerçek sevenlerden ve sevilenlerden olmaya gayret ediniz! Fânî sevdâlarda yok olmak yerine, Bâkî olan Allah'a kulluk ile hayat bulunuz. Güzel konuşan, güzel yazan ve insanların dikkatini çeken kimseler olmaya değil, güzel amel işleyen Müslümanlar olmaya önem veriniz. Velev ki, insanlar sizin değerinizden gâfil bile olsa, siz Allah'ın sizi sevmesini önemseyiniz. Nefsinizden ya da neslinizden ilim ehli mübârek insanlar yetişmesi için çalışınız. Faydalanılan ilim, hayırlı zürriyet ve kalıcı hayırlar yapma uğrunda birbiriniz ile yarışınız. Mal biriktirme ve makam elde etme uğrunda değil, hayır yolunda koşuşturun. Velev ki, o yolda kimse olmasa dahi, siz o yolun müdâvimleri olunuz. İlim, hayatınızın ekseninde olsun. İlmi, sosyal aktivite, piknik zamanı veya çay sohbeti gibi gereksiz, "olsa da olur, olmasa da olur" türünden bir uğraş olarak görmeyiniz! İlim öğrenip, hem nefsinizi, hem neslinizi, hem de çevrenizdeki insanları ateşten kurtarmak için çalışınız, Allah'ın Âyetlerini insanlara teblîğ ediniz. İslâm'ı anlatmayı gereksiz bir iş olarak görmeyiniz. İnsanlara hitap ederken hikmet, güzel öğüt, güzel söz ve güler yüz ile yaklaşım gösteriniz. İnsanların patavatsızlıklarına tepkiniz, sizi âdil hareket etmekten uzaklaştırmasın. Devamlı sabırla, teennî ile, merhamet ve anlayış ile hareket ediniz. İmtihanın temel gayesinin yalnızca Allah'a iman etmek olduğunu asla aklınızdan çıkarmayınız. Bu ulvî gayeden uzaklaşmış olan insanların cehenneme gitmelerine engel olmak adına, onlarla güzel ilişkiler kurunuz. Asla nefsî bir tutum içine girmeyiniz. Câhiller sizi üzseler de, kırsalar da, haksızlık etseler de, yanlış konuşsalar da, siz doğru olunuz, doğruları konuşunuz. Tevhîd'siz bir hayatınız olmasın. Tevhîd'den habersiz insanların olduğu bir dünyada rahat uyku ve gamsız bir hayat yaşamak ancak gâfillerin işidir. Câhil olmaktan sakındığınız gibi, gâfil ve şuûrsuz olmaktan da sakınınız! Ve bi'l-netice, her konuda Allah'ın irâdesine boyun eğin ve ancak Müslümanlar olarak ölün! Rahmân ve Rahîm olan Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
"En güzel isimler (el-Esmâu'l Husnâ) Allah'ındır. O halde O'na bunlarla dua edin. O'nun isimlerinde eğriliğe sapanları terk edin. Onlar yapmakta olduklarının cezasını göreceklerdir." (A'râf: 180)
"O Allah'tır ki, Hâlık'tır, Bârî'dir, Musavvir'dir. En güzel isimler yalnız O'nundur. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nu tesbîh eder. O, Azîz'dir, Hakîm'dir." (Haşr: 24)
"De ki: 'İster Allah diye çağırın, ister Rahmân diye çağırın. Hangisi ile çağırırsanız çağırın, esasen en güzel isimler O'nundur.' Namazında sesini ne pek yükselt ne de pek kıs, ikisi ortası bir yol tut." (İsrâ: 110)
İnsanlığın Tevhîd muallimi olan son Rasûl Hz. Muhammed aleyhisselâm şöyle buyurmuştur:
إِنَّ لِلَّهِ تِسْعَةً وَتِسْعِينَ اسْمَا مِائَةً إِلاَّ وَاحِدًا مَنْ أَحْصَاهَا دَخَلَ الْجَنَّةَ
"Muhakkak Allah'ın doksan dokuz -bir eksiği ile yüz- ismi vardır. Kim bu isimleri ihsâ ederse (anlamını bilerek sayarsa, ezberlerse ve iman ederek gereklerine uygun olarak amel ederse) cennete girer." (Buhârî, Şurût, 18, [2736]; Tevhîd, 12, [7392]; Müslim, Zikr, 6; İbn-i Mâce, Duâ, 10, [3860]; Bkz: Buhârî, Deavât, 68, [6410]; Müslim, Zikr, 5; Tirmizî, Deavât, 83, [3506-3508])
Allah'ın güzel isimleri, doksan dokuz ile sınırlı değildir. Allah'ın, Kur’ân ve Sünnette bize bildirdiği ya da bize bildirmeyip katında saklı tuttuğu isimleri çoktur. Zikrettiğimiz anlamdaki Hadîsler, Allah'ın isimlerinden doksan dokuz tanesinin anlamını öğrenen, bunları ezberleyen, Allah'ın bu isimlerine gerektiği gibi iman eden ve bu imanlarını hayatlarına yansıtarak bir hayat yaşayan, bu hâl ve i’tikâd üzere Allah'ın huzuruna vasıl olanların cennete gireceği konusundaki bir müjdedir. Yani bu kadarını gerçekleştirmek, cennete girmek için kifâyet etmektedir, demektir. Allah'ın isimlerinin doksan dokuz rakamı ile ifade edilmesinin çok hikmetleri vardır. Bir tanesi, bu sayı, çokluktan kinâyedir; yani Allah'ın isimlerinin çokluğuna delâlet eder. Allah'ın isim ve sıfatlarını gerçek anlamda bir sayı ile tahdîd etmek (sınırlandırmak) mümkün değildir. İkincisi de, doksan dokuz sayısı, tekliğe yani Allah'ın isim, sıfat ve fiillerinde vahdâniyyetine (tekliğine) delâlet etmektedir. Allah'ın isimlerini ezberlemenin anlamı, mücerred ezber değil, o isimleri hıfz ederek yani koruyarak, o isimlere iman bakımından hakkını vererek bir ezberleme şeklidir. Allah'ı Tevhîd etmeyen yani Tevhîd akîdesine i’tikâd etmeyen kimse, değil bu isimleri ezberlese, Kur’ân'ın tamamını ezberlese dahi ebedi cehenneme gider. Bu Hadîslerle vurgulanan asıl konu, Allah'ın kullarının, başkalarına değil, ancak Allah'a ibâdet etmeleri hakikatidir. Allah'ın doksan dokuz ismini ezberlemeye teşvik açık şekilde Tevhîd akîdesine teslimiyete davettir. Zira Tevhîd akîdesine teslimiyet ancak Allah'ın isim ve sıfatlarını sahih bir şekilde öğrenmekle mümkün olur.
Uyarı: Arapça'da, Allah'ın güzel isimleri ifadesi, "el-Esmâul Husnâ" şeklinde söylenir. Bu bir sıfat tamlamasıdır. Günümüzde halk bunu genelde "Esmâul Husnâ" şeklinde söylemektedir ki, bu ifadenin anlamı -hâşâ- (en güzel kadının isimleri) şeklindedir. Bu ifade şeklinden şiddetle sakınmak gerekir. Bu son söylediğimiz yanlış telaffuzlu terkip, isim tamlamasıdır. el-Esmâu'l Husnâ ifadesi Arapçadır; bu ifade ya aslı üzerinde aynen böyle telaffuz edilmelidir ya da Farsça terkip olarak Esma-i Husnâ şeklinde söylenmelidir. Yani Arapça bilmeyenler, "Esmâu’l" yerine "Esmâ-i" şeklinde söyleyebilir. Fakat en doğrusu, "el-Esmâu'l Husnâ" demektir.
Ayrıca, "Allah'ın en güzel isimleri" anlamında, أسماء الله الحسنى "Esmâullâhi'l Husnâ" diye de söylenebilir. Celâl ve ikram sahibi Allah Sübhânehu ve Teâlâ’ya hamd ediyoruz. Salât ve selâm; insanlığın atası ve ilk muallimi Hz. Âdem’den, son Peygamber Hz. Muhammed ve bu ikisi arasında gelmiş geçmiş tüm Peygamberlere (aleyhimusselâm) ve Peygamberimizin Sünnetine kıyamet gününe kadar güzelce ittibâ edecek olan tüm mü’min kardeşlerimizin üzerine olsun. Allah, mü’minlerden ebediyyen râzı olsun.
Kısmen de olsa, önemli bir konu üzerinde hasbıhal edeceğiz. Rızık ve rızkı artıran etkenler konusu...
Hayat kimilerine göre, geçim dünyasıdır, kimilerine göre seçim dünyasıdır, kimilerine göre ise imtihan sahasıdır. Buna rağmen bütün insanlar için ortak bir payda vardır ki, o da, dünyada yaşarken temel ihtiyaçlarını karşılama zorunluluklarıdır. Fakat bunun sınırı ne olmalıdır? Dünyalıklar amaç mıdır, araç mıdır? Dünya ve içindeki her şeyin araç olduğunu farz edersek, bu durumda asıl amaç nedir? İnsan, ruh ve beden huzurunu nasıl elde edebilir? Gerçek huzur nedir? Hakiki kazanç ve menfaat nedir? Bu soruların cevapları ve insanın dünya ve âhirette mutlu olmasını temin edecek kurallar nelerdir? İşte bu türden soruların cevaplarını ortalayarak, rızkın, insan için hayırlı ve bereketli olması ve hayırlara vesile olması hangi şartlarda mümkün olabileceği sorusunu, Kur’an ve Sünnete arz edeceğiz. Sorumuz şudur; rızkı artıran etkenler var mıdır, varsa nelerdir? İnsanların ağızlarından hiç düşmeyen biz söz vardır... "Dinde zorlama yoktur!" Gerçekten dinde zorlama yok mudur? Bu söz, Kur'an'da ne anlamda kullanılmaktadır? Bu ifadeyi kendi bağlamıyla bütünlük içerisinde inceleyip, bu meselenin hakikatini -Allah'ın izniyle- ortaya koyacağız. |
KATEGORİLER
20.04.2026Pazartesi
Son Yorumlar
Yusuf Semmak ⏳ Ey İslâm Ümmeti! İlk vazi Yusuf Semmak ✍️ Derdin ilimse, im misafir Nice Yusuf Semmak 🔸 Rabbimiz, yolunu kaybed Yusuf Semmak Kadr Gecesi sebebiyle duâ ediyoru Yusuf Semmak Rabbimiz kalan ömrümüzü geçen ömr Yusuf Semmak ☝️ "Tâğûta ibâdet et Yusuf Semmak ✍ Sıla-i rahmin ömrü ve rız Yusuf Semmak BUNLAR HİÇ EŞİT OLUR MU?! 1- " Yusuf Semmak Arkadaşlar, videoyu paylaşalım! Yusuf Semmak Bu konuda üç Âyet-i Kerîme zikred misafir Thankks forr sharing your thought Oğuzhan Admin çok teşekkürler. İsmail Yüce ALLAH cc razı olsun sizden h Yusuf Semmak Ve aleyküm selâm kardeşim. Tâbi Bekir Yetginbal Canım kardeşim selamualeykum GÜN Bekir Yetginbal Ey Rabbim bu kulunun gayretlerini Mahmut Selamünaleykum Yusuf peygamberin Ufuk Çok güzel Şeyma Bu nadide soru ve cevapları için Ahmet Doyurucu bir yorum Teşekkürler Yusuf Semmak Son mısralar/dizeler hep "Lâm" ha Baraa Bence çoooook güzel bir site ali İlmî Arapça Sayfası http://www ali Faydalı Bir Maksud Programı http ali Faydalı Bir Emsile Programı http Yusuf Semmak BU DERSTE İŞLENEN BAŞLICA MEVZULA Derya Atan Ağzınıza, yüreğinize sağlık hocam Firdevs Sevgi inş güzeldit. misafir ⭐⭐⭐⭐& mustafa Abi çook teşekküür ederim Medine Cenetin kapısın geçmek istiyom Yusuf Semmak Namazda Salli-Bârik okurken, Peyg |