İmam Nesefî rahımehullâh'ın Metnu'l-Akâidini esas aldığımız bu üçüncü dersimizde; Sofestâiyye, safsata, felsefe, filozof, sûfî ve tasavvuf kelimelerinin anlam ve kökeni, aklın tanımı, delâleti zannî ve müteşâbih Nakillerde aklın nakle takdîmi, sağlıklı bir akıl ile sahîh bir naklin birbirine zıt olmayacağı meselelerini ele almaktayız... Ayrıca Allah'ın zâtî ve subûtî sıfatları işlenmektedir. Hayırlara vesile olmasını dileriz. Bu ikinci derste, Nesefî metni esas alınarak; ilim elde etme sebeplerinden olan "Akıl" konusu işlenmektedir. Bu kapsamda akıl ile nakil karşı karşıya gelirse naklin akla tercih edilmesi gerektiği, sahîh nakil ile selîm aklın asla çatışmayacağı, akıl ile Nass arasında zâhiren zıtlık olursa ya aklın sağlıklı olmadığı ya da naklin sahîh olmadığı meseleleri, istidlâlî ilim ile iktisâbî ilim konuları üzerinde durulmaktadır. Ayrıca ilhâm'ın, ilim elde etme sebeplerinden olmadığı mevzuu, âlemlerin bütün parçalarıyla sonradan yaratıldığı ve yaratılan her şeyin bir yaratıcısının olduğu gerçeği, a'yân ve araz meseleleri izah edilmektedir. Hayırlara vesile olmasını dileriz. Suheyb er-Rûmî radıyallâhu anh’den rivâyet edildiğine göre; Rasûlullah aleyhisselâm şöyle buyurmuştur:
“Sizden öncekiler arasında bir kral vardı. Onun da bir sihirbazı vardı. Bu sihirbaz yaşlanınca krala: Ben yaşlandım. Bu sebeple bana sihri öğreteceğim bir çocuk gönder, dedi.
(Kral da) ona kendisine sihir öğretsin diye bir çocuk gönderdi. Bu çocuk yoluna gittiği zaman yolu üzerinde bir rahip vardı. Bu rahibin yanına oturup onun söylediklerini dinledi. Dinledikleri hoşuna gitti. Bundan dolayı sihirbaza gittiği zaman rahib'e de uğrar, onun yanında bir süre otururdu. Sihirbazın yanına gittiği zaman sihirbaz onu döverdi... Rahmân ve Rahîm olan Allah’a hamdederek söze başlıyoruz.
EY AKRABALAR!
ALLAH'IN EMRETTİĞİ GİBİ İMAN ETME ZAMANINIZ HÂLÂ GELMEDİ Mİ?
ANA-BABANIZA, BÜYÜKLERİNİZE KARŞI VEFÂ BORCUNUZU ONLARIN HİDÂYETİNE VESİLE OLARAK ÖDEYİNİZ.
BUNUN OLMASI İÇİN DE, ELBETTE SİZİN DE TEVHÎD EHLİ MÜ'MİNLER OLMANIZ GEREKİR.
ANA, BABA, OĞUL, KIZ, TORUN, DEDE, NİNE, KARDEŞ, BACI, AMCA, DAYI, TEYZE, HALA, YEĞEN VE DİĞER YAKINLARINIZIN CENNETE GİRMESİNİ Mİ İSTİYORSUNUZ?
O HALDE, ONLAR CENNET İÇİN ÇALIŞMIYORLARSA, SİZ ONLARI ŞİRK VE KÜFÜR UYKUSUNDAN UYANDIRMAYA ÇALIŞIN.
AMA İNSAN KENDİSİ UYANMADAN UYANDIRAMAZ!
ALLAH İÇİN, KENDİMİZE GELELİM. BU DÜNYANIN KURULDUĞU GÜNDEN KIYÂMETE KADAR EN ÖNEMLİ GÜNDEM MADDESİ HİÇ ŞÜPHESİZ Kİ TEVHÎD'DİR. YANİ YALNIZCA ALLAH'A KULLUK ETMEK VE BAŞKALARINA TAPINMAMAK!
ÂHİRETTE DE TEVHÎD İNANCINI KABUL ETMİŞ KİMSELER KURTULUŞA ERECEK, TEVHÎD İNANCINI BÜTÜN OLARAK KABUL ETMEYEN MÜŞRİKLER İSE EBEDÎ AZABA MAHKÛM VE MECBÛR OLACAKLARDIR.
AMAN DİKKAT! Ömer Nesefî (rh.a)'in, "El-Akâidü’n Nesefiyye" isimli risâlesinin metnini esas aldığımız bu dersimizde, gerek İmam Mâturidî gerekse İmam Eş'arî ekolünden herhangi birine, takım tutar gibi her konuda –muhkem bir meseleye şüphesiz inanır gibi- bağlanmak yerine; bu iki âlimin görüşlerinden hangisi Selef-i Sâlihîn'in i'tikâd, görüş, menhec ve metoduna uygun ise ona uyulması en selâmetli yoldur. Zira Rabbimiz, Muhâcirîn ve Ensâr'ın, ilk ve öncü şahsiyetlerinden râzı olduğunu ve onlara en güzel şekilde ittibâ edenlerden de râzı olduğunu/olacağını haber vermiştir. Bu nedenle her Müslüman, Kur'an ve Sünnet'e, Ashâb-ı Kirâm'ın anlayıp iman ettiği gibi tâbi olmak zorundadır. Çünkü onlar, Rasûlullah tarafından Allah'ın dininin kendilerine teblîğ, ta'lîm, tebyîn edildiği ve Allah'ın vahyi ile kendilerinin tezkiye edilip arındırıldığı kimselerdir. Vahiy de onların yaşadığı dönemde indirilmiştir. Onların İslâm'ı en iyi bilen kimseler oldukları herkesçe ma’lûmdur. Onların, Peygamberimizden öğrendikleri din ve fıkhın dışındaki anlayışları, sırf isimleri büyük âlimler söylediler/söylüyorlar diye itirazsız kabul etmek yanlıştır. Neticede şunu kabul etmek gerekir ki, önünde-sonunda ancak vahye uyulur/uyulması gerekir. İnsanların sözleri –ictihâd anlamında- yanlış ise, doğru olan görüşe uymak büyük bir fazilettir. Zaten ictihâd’da hata eden âlimler de bunu söylemektedirler ve istemektedirler. Zira hiçbir kimsenin sözü Nass’ın yerine geçirilemez. Ve gerçek ortaya çıkmış olmasına rağmen, bir takım mensûbiyet ve taassuplar nedeniyle insanların reyine uyulamaz! Kur'an-ı Kerîm'de bize haber verilen ve peygamber olduklarında ittifâk bulunan 25 peygamber bulunmaktadır. Üzeyr, Lokman ve Zülkarneyn’in ise peygamber olup olmadıkları meselesi ihtilâflıdır. Peygamberlerin sayısı, Kur'an'da haber verilenlerden ibaret değildir. Bir rivâyete göre 124 bin, başka bir rivâyete göre ise 224 bin peygamber gönderildiği bildirilmektedir. İhtilâflar bir yana, önemli olan; peygamberlerin sayısı değil, Yüce Rabbimizin dünyanın her tarafına peygamber göndermiş olmasıdır. Ulemâ arasında bir diğer tartışma ise, kadınlardan peygamber olup olmayacağı meselesidir. İmam Mâtüridî'ye göre, Nassların da delâlet ettiği gibi, peygamberlikte "erkeklik" şarttır. Ama İmam Eş'arî'ye göre, peygamber gönderilmek için erkek olmak şart değildir. Bu görüşü sebebiyle, İmam Eş'arî; Hz. Âdem'in hanımı Havvâ, Hz. İbrâhîm'in hanımları Sâre ve Hâcer, Hz. Mûsâ'nın annesi, Firavun'un hanımı Âsiye ve Hz. Îsâ'nın annesi Meryem'in de peygamber olduğu düşüncesindedir. Âlimlerin cumhûruna göre ise, kadınlardan peygamber gelmemiştir. "Peygamberlere iman" hakkındaki tutumumuz; isimleri açıkça bildirilmiş olanlara ismen, kendilerinden bahsedilmemiş olanlara ise icmâlen -Rabbimiz her ne kadar peygamber göndermişse hepsine topluca- iman etmektir. Peygamberimizden önce gönderilmiş peygamberler hakkında test usûlü ile bilgilerimizi tazelemeye, bilmediğimiz şeyleri öğrenmeye ve peygamberlerin mücâdelelerini daha yakından etraflıca öğrenmeye ve öğrendiklerimizle onları örnek almaya ne dersiniz? İbn-i Abbas radıyallâhu anhumâ’dan rivâyet edilmiştir:
“Kadınların uzun etekli elbise kullanmaları İsmâîl'in anası Hâcer tarafından konulmuş bir âdettir. Hâcer, Sâre'den izini gizlemek için uzun eteklik giymişti.
İbrâhîm, Hâcer'le evlenip İsmâîl doğduktan sonra emzirmekte olduğu bu oğlu ile beraber (Sâre'nin saldırısından korumak için Şam'dan çıkıp) Mekke'ye geldi. Nihâyet Hâcer'le İsmâîl'i Mescid'in (bugün bulunduğu) yerin ve Mescid'in yüksek bir yerindeki zemzem kuyusunun yukarısında büyük bir ağacın yanına bıraktı. O tarihte Mekke'de hiçbir kimse yoktu. Hatta içecek su da yoktu. İşte İbrâ¬hîm bu ana ve oğlu buraya bıraktı. Yanlarına içi hurma dolu meşin bir dağarcık, içi su dolu bir kırba bıraktı. Sonra İbrâhîm kendi (Şam'a) gitmek üzere döndü. İsmâîl'in anası Hâcer de arkasından onu takip etti de:
— Ey İbrâhîm! Bizi bu vâdide bırakıp da nereye gidiyorsun? Öyle bir vâdi ki, ne görüp görüşecek bir ins var, ne de başka bir hayat eseri şey var, dedi.
Hâcer bu sözlerini tekrar tekrar söyledi ise de İbrâhîm ona dönüp bakmadı. Nihâyet Hâcer ona:
— Bizi burada bırakmayı sana Allah mı emretti? Diye sordu.
İbrâhîm:
—Evet, Allah emretti! Diye cevap verdi.
Bunun üzerine Hâcer:
— Öyleyse O bizi zâyi' etmez, korur! Dedi. Bazı araştırmacıların dediğine göre, Türk insanı günde yaklaşık olarak 400 kelime ile konuşmaktadır. İngiltere’de bu ortalamanın 2000’i bulduğu iddia ediliyor.
Biz de, eğer bir insan ortalama 400 kelime ile iletişim sağlayabiliyorsa, bu ortalama seviyeyi, Arapça dili üzerinden ilk basamak kabul etmek şartıyla bir çalışma yapmak istedik. Bir kimse günde 400 farklı kelime ile konuşup bu kelimelerle oluşturduğu cümlelerle konuşursa, o kimse haftada 400x7=2800 kelime kullanıyor demektir. Fakat toplumun geneli itibariyle, günlük kullandığımız kelimelerin çoğunun aynı veya benzer olduğunu düşünürsek, halkın ekserisinin haftada ortalama 2800 kelime ile konuşmadığı kabul edilecektir. İnsan alışkanlıklarını iletişim açısından değiştirmek de maalesef mümkün olamamaktadır. Yani insanlar genellikle aynı ifade tarzlarını tercih etmektedirler. Oysa kişinin, merâmını anlatabileceği çok sayıda cümleler bulunmaktadır; ama genelde o alternatif cümleler bilinmez ya da kullanılmaz.
Günlük konuştuğumuz kelimeler arasında standart ve sâbit kelimeleri bir kenara koyarsak, 400 kelime ortalamasının pratikte çok azalacağı görülecektir. Konuştuklarımızın içinden deyimleri, atasözlerini, argo ifadeleri, yanlış olmasına rağmen kullanılmakta ısrâr edilen yaygın yanlış denen tabirleri, zamirleri, işâret isimlerini, kişi ve yer adlarını, sayıları, klişeleşmiş tabir, yüklem vb. sözcükleri de çıkarırsak, bu ortalamadan geriye çok az kelime kalacaktır. Aslında insanın bir günde veya bir haftada yahut da bir ay zarfında kullandığı ve toplumda halkın çoğunun ağzında yer etmiş kelime ve cümleleri çıkardığımızda, o insanın bilgi, kültür ve okumuşluğunu ortaya koyan ve kendisine hâs diye nitelenebilecek kaç kelime kalır geriye dersiniz? Emin olun, birkaç tane! O birkaç kelime, standart ve sâbit kelimelerle şişirilmekte ve muhatapların konuşurken ifade ettikleri farklı kelimeler de dillerimizde günlük ya da haftalık konuştuğumuz birkaç tane farklı sözcük ve söz olarak yerini almaktadır. Hepsi bu kadar! Oysa konuşurken ve kendimizi ifade ederken, bir kelimeyi ya da cümleyi alternatif olarak çok sayıda ifade tarzlarıyla, daha etkili ve daha anlamlı konuşma imkânımız olduğu halde, bu yapılamamaktadır. Bu durum, esef verici bir tablonun bir yönüdür!
Pratik Arapça yani Arapça konuşabilmekle alâkalı çalışma konusunda; bugün, Türkçe dili itibâriyle halkın konuştuğu günlük ortalama kelime adedi ve o kelimelerle oluşturulan cümleler baz alınarak ilk merhale çalışması hedeflenebilir.
Yani ilk gün için 400 kelime, ikinci gün kullanılan farklı kelime sayısında azalma olacağını farz edersek 350 kelime, üçüncü gün 300 kelime, dördüncü gün 250 kelime, beşinci gün 200 kelime, altıncı gün 150 kelime ve yedinci gün ise 100 kelime. Toplam 1750 kelime eder. Yaklaşık hesaplar yaptığımız için dileyen bu sayıyı ilk aşama için 2000 ile sâbitleyebilir. Arapça dilini konuşabilmenin ikinci merhalesinde, günlük 400 farklı kelime konuşulursa, haftada 2800 kelime edeceği için, ikinci basamakta 2800 veya ortalama 3000 kelime ile konuşabilmek hedeflenebilir.
Biz Arapça olarak maksadımızı ifade ederken alternatif cümlelere yer vermeye çalıştık. Ama alternatif cümleler onlardan ibâret değildir. Diğer alternatifleri de Arapça öğrenen kimsenin kendisi geliştirmeye çalışmalıdır. Böylece kelime ve cümle bilgimiz oldukça artacaktır, inşâAllah. Konuya zaman zaman yeni eklemeler olmaktadır... Allah'ın selâmı, rahmeti, bereketi, affı ve mağfireti tüm mü'min kardeşlerimin üzerine olsun. Herkese hayırlı günler ve bereketli işler dileğiyle, zaman zaman yaşadığım ibretlik bazı olayları paylaşmaya çalışacağım. Boş sözler ve geçici duygularla satırlara ve sadırlara işkence etmek yerine, herkesin istifade edebileceği olayları ve duyguları yazacağım ki, her kıssa bizim için ibret ve nasihat rolü üstlensin... Bu günlüğümüzde; normal, olağan şeylerden ziyade, ibret alınması, üzerinde düşünülmesi ve okuyanın da kendisi için dersler çıkarması gereken olumsuz tablolara ve Allah'ın, mü'min kullarını devamlı görüp gözettiğine dair İlâhî ikrâmları içeren iltifât-ı Rabbâniyyelere yer vereceğim...
Ayrıca şu önemli noktayı hatırlatarak, sözümüze virgül koyalım: Günlük olayları dile getirirken asla isimleri zikretmemeye dikkat edilmelidir; çünkü insanları, onların bulunmadığı ortamlarda hoşlanmayacakları şekilde anmak gıybettir! Fakat ibret almak ya da hisse çıkarmak için, isimler üzerinde durmadan, diğer insanları bu kötü amellerden sakındırmak için olayların önemli boyutları dile getirilebilir. Bu, Peygamberimizin de Sünnetidir: Peygamberimiz, “falan kişiye ne oluyor da böyle diyor demezdi de; "bazı insanlara ne oluyor da şöyle diyorlar" ya da "kimilerine ne oluyor da, şöyle hareket ediyorlar" biçiminde sözlerle, hem o kimseleri, hem de bütün ümmetini o kötülüklerden sakındırırdı (Bkz: Müslim, 1401; Ebû Dâvûd, 4788; Nesâî, 3217). • KÂİNATIN HER ZERRESİNDE ALLAH'IN İLÂHLIĞINI İKRÂR VE TASDÎK EDEN VE HÂL VEYA KÂL DİLLERİYLE BUNA ŞEHÂDET EDEN KEVNÎ BİR KORO VARDIR...
CANLI-CANSIZ TÜM VARLIKLAR VE MÜ'MİN KULLAR SADECE ALLAH'A KULLUK EDEREK BU İMAN KOROSUNA KATILIRLAR.
İSTİSNÂSIZ OLARAK, EVRENİN HER PARÇASINDA İLÂHÎ İMZALAR VARDIR. HAYATTA, ALLAH'TAN GÂFİL OLUNMAYA SEBEP OLACAK BİR BOŞLUK YA DA ALLAH'A KULLUKTAN ÇIKILMASI KÂBİL BİR BOŞ ALAN/SAHA ASLA YOKTUR.
ALLAH LAFZA-İ CELÂL'İ ÜZERİNDE DÜŞÜNELİM.
Allah الله Lafza-i Celâlinden hemzeyi kaldırsanız للهlillâh (Allah için) olur, lâm'ı kaldırsanız له lehu (O'nun için) olur, ikinci lâm'ı da kaldırsanız ه (O) olur. Yani O, hep vardı, vardır... Ve bizi var edendir...
الله < لله < له < ه / هو
Yani Allah hayatın tek ve gerçek hâkimidir. O'nu yarattığı evrenden dışlamak, O'nun sözünü geçersiz kılmak, O'nu yok saymak ve O'nsuz bir hayat yaşayarak huzur bulmak mümkün değildir. O'nu hesaba katmadan kurulan tüm hayaller boş hayallerdir; O'nsuz istikbâl projeleri başarısızlığa ve hüsrâna mahkûmdur. |
KATEGORİLER
20.04.2026Pazartesi
Son Yorumlar
Yusuf Semmak ⏳ Ey İslâm Ümmeti! İlk vazi Yusuf Semmak ✍️ Derdin ilimse, im misafir Nice Yusuf Semmak 🔸 Rabbimiz, yolunu kaybed Yusuf Semmak Kadr Gecesi sebebiyle duâ ediyoru Yusuf Semmak Rabbimiz kalan ömrümüzü geçen ömr Yusuf Semmak ☝️ "Tâğûta ibâdet et Yusuf Semmak ✍ Sıla-i rahmin ömrü ve rız Yusuf Semmak BUNLAR HİÇ EŞİT OLUR MU?! 1- " Yusuf Semmak Arkadaşlar, videoyu paylaşalım! Yusuf Semmak Bu konuda üç Âyet-i Kerîme zikred misafir Thankks forr sharing your thought Oğuzhan Admin çok teşekkürler. İsmail Yüce ALLAH cc razı olsun sizden h Yusuf Semmak Ve aleyküm selâm kardeşim. Tâbi Bekir Yetginbal Canım kardeşim selamualeykum GÜN Bekir Yetginbal Ey Rabbim bu kulunun gayretlerini Mahmut Selamünaleykum Yusuf peygamberin Ufuk Çok güzel Şeyma Bu nadide soru ve cevapları için Ahmet Doyurucu bir yorum Teşekkürler Yusuf Semmak Son mısralar/dizeler hep "Lâm" ha Baraa Bence çoooook güzel bir site ali İlmî Arapça Sayfası http://www ali Faydalı Bir Maksud Programı http ali Faydalı Bir Emsile Programı http Yusuf Semmak BU DERSTE İŞLENEN BAŞLICA MEVZULA Derya Atan Ağzınıza, yüreğinize sağlık hocam Firdevs Sevgi inş güzeldit. misafir ⭐⭐⭐⭐& mustafa Abi çook teşekküür ederim Medine Cenetin kapısın geçmek istiyom Yusuf Semmak Namazda Salli-Bârik okurken, Peyg |