“İmam Gazalî daha sonra, musikîyi haram kılan şeyin kendisi değil, sonradan ârız olan bazı sebepler olduğunu ifade eder, bunu da şöyle tasnif eder: ‘Şarkı söyleyen kadın olur, dinleyen de kadın sesinin şehvetini tahrik edeceğinden korkarsa dinlemek haramdır. Burada haram hükmü müzikten değil, kadının sesinden gelmektedir.’
‘Şarkı ve türkünün güftesi bozuk, İslâm inancına ve ahlâkına aykırı ise, bunu müzikli veya müziksiz söylemek ve dinlemek haramdır.’" (İhyâ, İmam Gazâlî, II/279-281)
Sayın Yusuf Semmak, Forum da dolaşırken bu konu dikkatimi çekti konuyu siz açmışsınız ve güzel bir dille anlatmışsınız. Benim burada size sormak istediğim İmam Gazâlî’nin fetvâsındaki ‘kadın sesinin şehvetini tahrik edeceğinden korkarsa' bölümünde, kadını görmediği halde dinleyen ve artı olarak görmediği kadının sesinden etkilenmeyen ve şehveti de tetiklenmeyen bir kimse müzik dinleyebilir mi ve üstelik içinde haram veya fahşa barındırmayan mubah bir konuya ait olsa da dinleyemez mi?
Bir diğer sorum ise ‘Şarkı ve türkünün güftesi bozuk, İslâm inancına ve ahlâkına aykırı ise, bunu müzikli veya müziksiz söylemek ve dinlemek haramdır.’ Şarkı veya türkünün güftesi sağlam, İslâm ve ahlâkına uygun ve üstelik cihâdî özellikler taşıyorsa bunu müzikli dinlemek yine de câiz olmaz mı? Tabi burada her hal ve şartta müzik dinlemenin zaman öldürmekteki haramlığını kabul ederek kısa bir seyahat esnasında veya bunun gibi arada geçen zamanlarda câiz olmaz mı?
Bu konuda cevap yazarsanız mutlu olurum…” demiştir. "Nasihatler" serimizin onuncusu olan “NASİHATLER 10” isimli çalışmamızda; bugünün Müslümanlarının ilim ehli yetiştirme hususundaki tavırları, taassup, rasûl ya da nebî her peygamberin Allah’tan vahiy aldığı meselesi, ticâret yapanların, mallarıyla cihâd konusunda titizlik göstermeleri hususu, ehliyetsizliklik, liyâkatsizlik, beceriksizlik, menfaatçilik mevzuları, Hz. Ömer’in fazileti ve mescidlerde yasak olan şeyler, insanlara, “şâhlar şâhı, sultanlar sultanı, melikler meliki, mülklerin mâliki, yaratıcı…” gibi isimlerin verilemeyeceği, “bana ne!” ve “sana ne!” tavrı hakkında, dernek ve vakıflara zekât verilip verilemeyeceği konusu, kadın, “Kur’ân’dan sorguya çekileceksek, bazı Hadîslerde geçen şu ya da bu meseleler Kur’ân’da yok” diyenlere icmâlî cevap, dünya bir ağaç gölgesidir; insan da bir yolcu!, kadınlar günü(!), selîm akıl vahye ittibâ eder, Peygamberimizin hizmetkârı olan Hz. Enes’in sözünü doğru anlamak, türbeleri dilek kutusuna çevirmeyin!, yanlışa yanlışla karşılık verilmez!, ilim ile amelin arasını açmak!, Cehennem: “Daha var mı?” diyecek, dost acı söyler, Ebû Hanîfe’yi eleştiren gençler türemiş, can sıkıntısından yapacak bir şey bulamayanlar, özgürlüğün bile bir sınırı vardır!, ilmî liyâkatsızlık, okur-yaşar olmak, Allah’tan başkasına kullukta cehâlet mazeret değildir, istiğfâr konusunda bir soruya cevap ve edep, ahlâk ve zühd konusunda tavsiye kitaplar, kandil geceleri ve bid’at-i hasene konusu ve duadan sonra “el-Fâtiha” demek, “elim temiz” diyerek yemekten önce ve sonra el yıkama Sünnetini büsbütün terk etmek, Kapitalizm’in amacı nedir?, ikili tartışmalarda, haklı kimsenin hikmetle müdafaa edilmesi, muhtemel fitneyi önleyen bir sâlih ameldir!, başlıkları olmak üzere 31 tane konuyu ele almaktayız. Rabbimiz, bu mütevazı çalışmamızı rızâsı için kılsın ve mizanımıza koysun. Hayırlara vesile olması dilek ve duası ile. 1 ♦ "Doğru Söyleyeni Dokuz Köyden Kovarlar" Diyerek, Doğruluğu ve Doğru İnsanları Sevmeyenlerin Köyünde Yalancılığı Benimseyerek Yaşayanların Gidecekleri Yer Cehennemdir!
"Doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovarlar" diye, doğruluğu terk edip yalan söyleyenler bilsinler ki, yalancılık kötülüklere kötülükler de insanı cehenneme götürür. Dünyada yalancıların köyünden kovulma korkusuyla yalancıların safında yer alanların gideceği yer cehennemdir. Yüce Allah'ın melekleri onların canlarını alırken kendilerine: "Allah'ın arzı (yeryüzü) geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!" diyeceklerdir. Ve onların durakları cehennem olacaktır. (Okuyun: Nisâ: 97)
Abdullah b. Mes'ûd radıyallâhu anh'dan rivâyete göre Nebî (ﷺ) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz doğruluk iyiliğe götürür, iyilik de cennete götürür. Kişi, doğru söyleye söyleye Allah katında "dosdoğru insan" (sıddîk) olarak yazılır. Hiç şüphesiz yalan da kötülüğe götürür, kötülük de cehenneme götürür. İnsan, yalan söyleye söyleye nihayet Allah katında "çok yalancı" (kezzâb) olarak yazılır." (Buhârî, Edeb, 69; Müslim, Birr, 103)
2 ♦ Bazı insanlar, başkalarına fırsat vermeyecek şekilde boş ve gereksiz konuşmaya gelince varlar. İnsanları arkalarından çekiştirmeye, gıybet etmeye gelince varlar. Ama kardeşleri için dua etmeye gelince yoklar! Kardeşlerinin iyilikleri, affedilmeleri ve mağfiret olunmaları için dua ettiklerinde herhalde dilleri aşınır! İnsanların yüzüne boş konuşurken, arkalarından gıybet ederken aşınmayan dilleri hayır dua ettiklerinde aşınır herhalde!..
3 ♦ Dua ederken, kardeşlerinizi de duanıza katmayacak kadar cimri olmayın!
Böyle yapanlar, arabasıyla seyir halindeyken, yolda karşılaştığı bir kardeşini arabasına almadan yoluna devam eden kimse gibidir!
4 ♦ Karşılaşıldığında "İşler Nasıl?" Nakaratına, Hakikatleri Kurban Etmeyin!
Zira Rasûlullah (as) ya Hayır Söylememizi ya da Susmamızı Emir Buyurmuştur. Kişinin, Boş, Faydasız İşleri Terk Etmesinin de Müslümanlığının Güzelliğinden Olduğunu Haber Vermiştir.
"Allah'ın dinine yardım" anlamında Allah yolunda çalışmaktan gâfil olan tüccâr ve esnâf kimseler, kendileriyle karşılaştığımızda "işler nasıl?" dememizi bekliyorlar. Oysa insanın "işler neden böyle?" diyesi geliyor. Öyle ya, Allah yolunda hiçbir çabası ve çalışması olmayan bir tâcirin ya da esnâfın, ekonomik anlamdaki diğer işleri "asıl olanın ya da evlâ olanın yanında" teferruat mesabesinden öte bir anlam ifade etmez. O teferruat da insanı, isrâfa ve isyâna sevk ediyorsa, teferruatta da bir hayır yoktur!
5 ♦ Bir Kimse Hidâyete Erdiğinde Hangi Dua Okunur?
الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِى أنْقَذَهُ مِنَ النَّارِ
“Onu cehennem ateşinden kurtaran Allah’a hamd olsun!” (Bkz: Buhârî, Cenâiz, 80; Merdâ, 11)
Bu duâ, hidâyet bulan kimseye hitâben:
الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِى أنْقَذَكَ مِنَ النَّارِ
“Seni cehennem ateşinden kurtaran Allah’a hamd olsun” şeklinde de söylenebilir.
Rabbimiz, bu duâyı çokça okumayı nasip etsin. "Nasihatler" serimizin dokuzuncusu olan “NASİHATLER 9” isimli çalışmamızda; okunmasını tavsiye ettiğimiz 10 kitap, Kur’ân ve Sünneti anlama yolunda ilk adım, meyvesiz ağaçlar, bâtıl düşüncelere hak elbisesi giydirmeyiniz, abdest ne zaman farz kılındı?, sormak ile sorgulamak farklı şeylerdir, farîza ve faraziye, takvâya uygun olan amel, İbn-i Teymiyye’nin önünü açmamak gerekir” diyen bir ilim adamı(!) hakkında, âşûrâ günü oruç tutmak Sünnettir, Allah’ı zâlimlerin yaptıklarından habersiz sanma!, Yaratıcıya ibâdet et!, başlıksız!, bu, onun söylediği boş bir sözdür!, Katru'n Nedâ alt(!) seviye bir kitaptır, Hz. Ebû Bekir es-Sıddîk'ın soy (neseb) bilgisi, ey nefsim, toprak kardeşin olan insanlara karşı merhametli ve anlayışlı olmayı öğren!, tüccâr arkadaş, biraz bakar mısın?, sol el ile yiyip içmek!, "elem duymazsan (acı çekmezsen) asla ilim öğrenemezsin!", bahaneler olmasaydı, başkalarını eleştirmek yerine kendimize dönebilsek!, paganistlere cenaze namazı kılmak!, “En âlim kişi Rasûlün Sünnetini en iyi bilendir. En müttakî kişi ise, onun Sünnetine bi-hakkın/hakkıyla ittibâ edendir. Nebî aleyhisselâm’ın Sünnetine sırt dönen kimse, ne âlimdir ne de takvâ sahibidir!”, “ilim tâlibleri” ve “velî” bahislerine dair birkaç söz, ne müslimler varmış; mâşâallah diyoruz, başlıkları olmak üzere 26 tane konuyu ele almaktayız. Rabbim, bu mütevazı açıklamalarımızı, insanların okuyup, amel etmelerine, tefekkür edip âhiret azığına dönüştürmelerine, hidâyetlere ve imanların artmasına vesile kılsın. Sebep olduğu hayırlardan müsebbibini/müellifini de müstefîd eylesin. Âmîn. Bu durumda, bir şeylerin eksik olduğu anlaşılıyor…
O halde, ne yapmalıyız? Ya da acaba neleri ihmâl ediyoruz?
Ticârette dikkat edilmesi gereken hususları başlıca şu şekilde sıralayabiliriz: İmam Nevevî'nin Sahîh-i Müslim üzerine yaptığı nefis şerhi "El-Minhâc fî Şerhi Sahîh-i Müslim" adlı eserinin Arapça metnini esas aldığımız bu Hadîs dersimizde; metin okuma, okunan metni tercüme etme ve doğru anlama ve o metinde geçen gerek âlet ilimlerine, gerek usûl ilimlerine ve gerekse de fer'î ilimlere taalluk eden mevzulara -zaman zaman- yer vermek sûretiyle, başta ilim talebeleri olmak üzere, Arapça'ya ilgisi olanlara, Hadîsleri doğru anlamak isteyenlere yardımcı olmak istedik. İnşâAllah, -ilmin gerektirdiği usûl ve âdâbın gözetilerek anlatıldığı- bu tür derslerin faydaları ve bereketleri çoktur. Rabbim, konuşanı ve dinleyenleri müstefîd eylesin. Her konuda, ilmin gerektirdiği davranış biçimi ortaya konulmadığı sürece; zan ve kuruntular, hevâ ve hevesler, şahsî ve kişisel yaklaşımlar, yanlış, boş, bâtıl, bozuk, fâsid, çelişkili, tutarsız yorum ve bakış açıları "ilim" zannedilecektir! Oysa, Hadîsler üzerinde kuru kuruya, soyut, şahsî duygu ve düşüncelerle yapılan yorumlar asla "ilim" değildir! Bir insana bir konuda soru sorulsa; o kimse de araştırma yapmadan ve o konuda tam bir itminana ulaşmadan cevap verse, verdiği cevap isabetli bile olsa, o kimsenin davranışı yanlıştır! Hadîslerde de geçtiği gibi, iyice araştırmadan rey ile fetvâ vermek müctehidler için bile câiz değilken, avâm nasıl olur da hakkında tam bilgi sahibi olmadığı her konuda konuşabilir ve kendisine yöneltilen her soruya cevap verme cür'etini gösterebilir? Maalesef ki, câhil cesur olmaktadır. Müctehidlere sorulduğunda, onları terletecek nitelikte olan nice sorulara, günümüzde bir çırpıda cevap verilebilmektedir. Bundan Allah'a sığınırız! Sahîh-i Müslim Hadîslerini esas aldığımız ve Hadîslerin şerhlerinde ise İmam Nevevî'nin "el-Minhâc fî Şerhi Sahîh-i Müslim" isimli eserinin metnini takip ettiğimiz sesli derslere başlıyoruz. Bu derste -baştan sona değil de- seçtiğimiz bazı bâb'lar işlenmektedir. Dersin işlenmesinde Arapça metinler esas alınmaktadır. Metodumuz şudur: Hadîslerin ve şerh bölümünün okunması, Hadîslerde geçen bazı teknik terimler hakkında bilgiler verilmesi, Hadîs Usûlüne dair önemli hatırlatmalarda bulunulması, Hadîslerin tercümesi ve Şerh metninin hem okunması hem de ibârelerin tercüme edilmesi ve ihtiyaç oldukça, Hadîs'in daha iyi anlaşılması için gerek Nahiv ve gerekse diğer yönlerden yapılan açıklamalar vb. muhteveyâta yer vermekten ibârettir. Amacımız: Peygamberimizin Hadîslerini doğru anlamak/anlatmak ve Allah'ın dininin doğru anlaşılmasına vesile olmak, Hadîsler konusunda bilmeden, anlamadan -câhilî bir cür'et/cesâret ve hatta hıyânetle- Allah Rasûlünün Hadîslerine saldırılmasının ve onun Sünnetinin teşrî'deki kaynaklığının inkâr edilmesinin önüne geçmek, Hadîs Usûlü bilmeden, o Hadîslerin sahîh te'vîllerini okumadan/okuyamadan, sormadan, araştırmadan sırf şahsî ve nefsî yaklaşımlarla Hadîslerle Âyetler arasında -ilimsizce- zıtlıklar bulma hevesinde olanların tutarsızlıklarını ortaya koymaktır. Ve bilcümle; bir insan hakkında ya da bir mesele hususunda bilmeden konuşmak nasıl büyük bir suç ise; bu suç, Allah ve Rasûlüne karşı işleniyorsa, bu durumda işlenen cürmün ne kadar büyük bir günah ve ne kadar büyük bir iftirâ olacağı herkesin ma'lûmu olsa gerektir. Gerek İmam Buhârî ve gerekse İmam Müslim rahımehumAllah'ın Hadîs kitaplarında yer alan bir tane Hadîs'in bile şerhini doğru okuyamayan nice insanlar maalesef ki, bütün Hadîs külliyatının ve Hadîs âlimlerinin yazdıkları kaynak eserlerin aleyhinde -merdûd'dur- bir çırpıda fetvâsını(!) verebiliyorlar! İşte bu sözlerin söylenmesinin bu kadar kolay olmadığına ya da olmaması gerektiğine, aslında Peygamberimizin Hadîslerinin aleyhinde atıp tutanların -kendi aleyhlerine olmak üzere- amel defterlerine büyük iftirâlar yazılmasının müsebbibi olduklarına dikkat çekmek ve ilimsizce, mücerred bir rey ile gerçekleştirilen bu davranış biçiminden sakındırma amacınını gütmekteyiz. İçerisinde ma'rûf'u emretme ve münker'den sakındırma olmayan bir konuşmada hayır olmadığı şuuruyla, yanlışa yanlış demenin ötesinde, neden yanlışlığının da Naklî ve aklî delillerle ortaya konulması ve böylece yanlış yapan bir insanın hem kalbine, hem rûhuna, hem aklına, hem vicdanına ve hem de fikriyyâtına hitâp edilmesi -uyarıcı kimse samimi olduğu müddetçe- Allah dilerse fayda verir. Allah'ın kullarına düşen; ma'rûf'u işlemek, ma'rûf'la emretmek ve münker'den sakınmak/sakındırmaktır. Allah; kimseyi, yanlış yaptığında onu uyaracak, nasihat edip ma'rûf'u öğretecek kimselerden mahrûm yalnız, kimsesiz ve biçâre duruma düşürmesin. İnsandan beklenen odur ki, sözü dinler ve en güzeline uyar. Dinlemesini bilmeyenin, öğrenmesi de, yanlışlarını görmesi de ve o yanlışlarından kurtulması da mümkün değildir. İyi bir Müslüman olmak; Peygamberimizi iyi tanımaktan ve onun Sünnetine en güzel bir biçimde tâbi olmaktan geçer. Ashâb-ı Kirâm bu i'tikâd ve şuurda olduğu içindir ki, Tevbe Sûresinin 100. Âyetinde Rabbimiz, Muhâcirlerin ve Ensâr'ın ilk öncü şahsiyetlerini söz konusu ederek, onlara ihsân ile/güzellikle uyanlardan râzı olduğunu açıkça bildirmiştir. Dikkat edelim! Onlara güzelce uyanlardan Allah râzı olmuştur. Burada Âyetin üslubundaki nükteye de dikkat edelim. Bunun anlamı; Rabbimiz, kendilerinden zaten râzı olmuştur demektir. Öyle ya, Allah, onlara en güzel biçimde ittibâ edenlerden râzı olduğuna göre, ittibâ edilenlerden önceden râzıdır. Sözün burasında belki şu soru bazılarının meseleyi anlamasının anahtarı olabilir: "Bu Âyet, söz konusu edilen Ashâb-ı Kirâm'a uymayı emretmiyor mu?" Elbette, emrediyor! Bu çok açık! Çünkü Âyetin delâletinde bir kapalılık bulunmamaktadır. Bazı Hadîs inkârcıları, "Selef-i Sâlihîn'e uymak zorunda değiliz" derler. Bunu bana karşı da söyleyen kimseler olmuştu. "Peygambere, Kur'ân dışında vahiy gelmedi; Hadîslerin dinde bağlayıcılığı yoktur" diyen kimselerin, Selef-i Sâlihîn'e ittibâ etmelerini beklemek zaten hayalcilik olurdu! Ama diyeceksiniz ki: "Kur'ân, Ashâb'ın öncülerine uymayı emretmiyor mu?" Evet, emrediyor ama bu soruya soruyla yanıt vermek daha kestirme yoldur. Sanki Kur'ân, Peygambere ittibâ etmeyi ve onu örnek almayı emretmiyor mu? Emretmesine emrediyor da, "Kur'ân, Kur'ân" diyenler ya bunları görmüyorlar ya da anlamıyorlar. Allah, onlara hidâyet versin; "Kur'ân, Sünnet" demeyi nasip etsin. Peki, Rabbimizin, kendilerine uymamızı emrettiği o mübarek Müslümanlar, iman ve İslâm'da bu mertebeyi nasıl kazandılar dersiniz? Güzelce ya da en güzel şekilde yahut da bütün benlikleriyle Rasûlullah'ı hayatlarında örnek alarak değil mi? Başka ne olabilir ki? O gün, o insanları rızâ makamına yükselten amelin -ne yazık ki- bugün bizi bağlamadığını vehmeden insanlar türemiştir! Yazık!.. Rabbim, hepimize gerçeği göstersin ve hak dini olan İslâm üzere sebât versin. Âmîn. Zamir: İsmin yerini tutan, mütekellim, muhâtab ya da ğâibe delâlet eden kelimelere zamir denir.
أنَا، أنْتَ، هُوَ، هُمَا، أنْتُنَّ، إيَّاكَ، إيَّاكُمْ، كَ، كُمَا gibi.
Cümlede, isim zikredildikten sonra her seferinde tekrarlanması yerine zamir kullanılması daha uygun ve daha edebî bir üslup şeklidir.
Örnek:
“Zeyd’i gördüm ve Zeyd’e selâm verdim” cümlesini Arapça’ya çevirelim:
رَأيْتُ زَيْدًا وَسَلَّمْتُ عَلَى زَيدٍ
Görüleceği gibi, iki cümlede de “Zeyd” ismi tekrar edilmektedir. İkinci cümledeki “Zeyd” kelimesi yerine –tekrar etmektense- zamir kullanmak daha uygundur. رَأيْتُ زَيْدًا وَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ şeklinde…
Istılâh’ta zamir, mütekellim, muhâtab veya ğâibi göstermek için vaz’ olunmuş câmid bir isimdir. Zamiri, bir cümle içinde zâhir ismin yerinde kullanalım.
هُوَ عَالِمٌ cümlesinde cümlenin ilk öğesi olan هُوَ mübtedadır ve mahallen (yeri itibariyle) merfû’dur. عَالِمٌ ise haberidir. Allah’a hamd, Rasûlüne salât ve selâm ederek başlıyoruz. Rabbimiz, hepimize hakkı hak bilip hakka ittibâ etmemizi, bâtılı bâtıl bilip bâtıldan da ictinâb etmemizi nasip ve müyesser eylesin. Âmîn.
“Müslüman Kadınların Saçlarını Örtmeleri Farz mıdır?” başlıklı yazımızı okuyan bir kardeşimiz aşağıdaki soruyu yöneltmiştir.
Aslında ilk bakışta basit bir soru gibi gözükmesine rağmen iyice düşünüldüğünde önemli bir soru olduğu anlaşılacaktır. Şahsen ben de soruyu ilk gördüğümde “câizdir” diye içimden geçirmekle yetinmiştim. Ama daha sonra bu kadarının yeterli olmayacağını düşündüm. Zira bu konunun direkt cevaplandırılması için “câizdir” ya da “câiz değildir” şeklinde doyurucu olmayan bir cevap şekli yetersizdir. Çünkü meselenin farklı yönleri de bulunmaktadır. Bundan dolayı da konuyu özetler mahiyette ana hatlarıyla cevaplandırmanın faydalı olacağını düşünüyorum.
Önce soruyu görelim sonra cevaba geçelim:
“Selamün aleyküm. Benim sorum; saçı omuzlarından aşağıda olan bir insan, ensesinde toplayamıyorsa kestirmesi câiz midir? Çevremde, ‘âhirette kadınların saçlarının göğüs hizası altında olması gerekiyor’ diyenler var. Bunun doğruluğu var mıdır? Selâmetle, Allah'a emânet kalın…”
Ve aleyküm selâm. Saçı omuzlarından aşağıda olan bir kadının saçlarının uçlarından kestirmesi yani saçını kısaltması câizdir. Toplumda, kadınların saçlarının göğüslerinin hizasının altında olması gerektiği söylentisi -maalesef ki- geçmişten bu yana mevcuttur. Bunlar “kocakarı türetmesi” denen sözlerden sayılır. Bu sava göre, kadının saçları göğüslerinin altında olması gerekiyormuş ki, kadın öldüğünde göğüslerinin, saçlarıyla kapatılması gerekmekteymiş. Ya da kadın mahşer yerinde insanlar toplandıklarında göğüslerini saçlarıyla kapatacaklarmış. Bütün insanlar mahşerde analarından doğduğu gibi haşredilecek ya. Bu gerçeğin üzerine mesnetsiz fikirler eklemek de uydurucuların işi olmaktadır. Muhtelif Konularda
KISA KISA…
1 ♦ "Allah'ın yarattığı ilk şey akıldır" sözü hakkında!..
أوَّلُ مَا خَلَقَ اللهُ الْعَقْلُ
"Allah'ın yarattığı ilk şey akıldır" Hadîsi, bâtıl ve uydurma bir sözdür." (Mecmûu'l Fetâvâ, C: 1, S: 244)
İbn-i Teymiyye, أوَّل kelimesinin, أوَّلَ biçiminde zarfiyyet üzere mensûb olduğunu söylemiştir. Bu durumda anlam; “Allah’ın yarattığı şeylerin evvelinde akıl vardır” ya da "akıl, Allah'ın yarattığı şeylerin evvelindedir" olur. (Aynı yer).
2 ♦ Saîd b. Cübeyr'den rivâyete göre, o şöyle demiştir:
"Kim namazı kasıtlı olarak (taammuden) terk ederse kâfir olur.
Kim Ramazan'dan bir gün kasden oruç yerse kâfir olur.
Kim Haccı kasden terk ederse kâfir olur.
Kim de zekât (vermey)i kasden terk ederse kâfir olur."
(Şerhu Usûli İ'tikâdi Ehli's Sünne, İmam el-Lalekâî, Tahrîc: M. Abdüsselâm Şahîn, Dâru'l Kütübi'l İlmiyye, Beyrût-1423H, C: 1, S: 471)
3 ♦ Bakara Sûresinin tam ortasında hangi Âyet vardır?
Bakara Sûresi 286 Âyettir. Bakara Sûresinin tam ortasında yani 143. Âyetinde Rabbimiz: "İşte böylece Biz sizi vasat (orta) bir ümmet kıldık..." buyurmaktadır.
İslâm; vasat yani adaleti esas alan, en hayırlı, dengeli ve denge unsuru, fıtrata uygun, fıtratın değerleriyle çatışmayan, aşırılıktan, şiddet ve sapkınlıktan uzak, şirki ve küfrü reddeden, Tevhîd akîdesine ve Nebevî ahlâka dayanan İlâhî bir dindir.
4 ♦ Allah'a, hem korku hem de ümit halinde dua edilmelidir:
"... (Mü'minler) Rabblerine korkarak ve ümit ederek dua ederler..." (Secde: 16)
"... O'na korkarak ve umarak dua (ve itaat) edin..." (A'râf: 56)
"O'na korkarak ve umarak dua (ve itaat) edin... Böyle yapınız ve hem korku, hem ümit halinde Rabbinize dua ediniz. Korku halinde ümidi, ümit halinde korkuyu bırakmayarak, daima ikisinin denklik noktasını gözeterek dua etmelidir. Çünkü Allah hem celâl sahibi, hem ikram sahibidir. Âlemde Allah'ın emri altında gece ve gündüz nasıl birbirleriyle yarış ederek gidiyorlarsa, korku ve ümit de öyledir. Bu iki ruh hâleti insanın mânevî yolda ilerlemesi (seyr-ü sülûkü)nde iki kanat gibidir. Hangisi atılsa insan yaralı bir kuş gibi uçmaktan mahrum kalır." (Elmalılı M. Hamdi Yazır, A'râf: 56. Âyetin Tefsîri)
5 ♦ Bir meseleyi özetlemek için ilim gerektiği gibi; onu açmak (şerh etmek) için de ilim gerekir.
6 ♦ Konuşulanları dinlemeyen ya da konuşanın fikirlerine önyargılı olan bir kimse, konuşanın gerçek düşüncelerini hiçbir zaman -tam olarak- bilemez!
7 ♦ Kimi, delile göre konuşur; kimi de, önce konuşur sonra konuştuğuna delil getirmeye çalışır. Olması gereken ilkidir.
8 ♦ Sad bin Bilal rahımehullâh şöyle demiştir:
Kul günah işlerken dahi Allah ondan 4 nimetini esirgemez.
Bunlar şunlardır:
1. Rızkını kesmez.
2. Sağlığını bozmaz.
3. Günahını açığa vurmaz.
4. Onu hemen cezalandırmaz.
(Erdem Yolcusuna Uyarılar, İbn Hacer el-Askalani, İlke Yayıncılık, S: 47, 48)
9 ♦ Her davranışınız esnasında, Allah için mi yoksa nefsiniz için mi hareket ettiğinize dikkat edin!
Nefsin aldatıcı talepleri karşısında, mü'minin takınacağı tavır; Allah ve Rasûlünün râzı olduğu yoldan başkasına rızâ göstermemektir.
Sâlih Müslüman; içinden gelen nefsânî istek ve dürtüler karşısında, Allah'ın rızâsına uygun hareket etmeyi her şeyden daha sevimli görendir.
Takvâ sahipleri, nefsin gayrimeşru arzularını ve aldatıcı isteklerini "zehir", Allah ve Rasûlünün râzı olduğu amelleri ise "bal" gibi görür ve sâlih amellerden aldığı hazzı hiçbir şeyden alamaz.
Sâlih amel ile sâlih olmayan amel arasında çoğu zaman ancak basiret sahiplerinin fark edebileceği ince nüanslar vardır.
Bir Müslümanın, Allah ve Rasûlünün emri olarak yaptığı bir amelin sâlih (iyi, güzel) amel olması için, kalbinin de sâlih olması gerekir.
10 ♦ Beş kişiyle arkadaşlık yapmaktan sakının!
1- Yalancıyla,
2- Arkadaşlık yaptığını küçük düşüren ahmak ve anlayışsız kişiyle,
3- Cimriyle,
4- Kendisine ihtiyacın olduğunda (ihtiyacını karşılamayıp) seni mahcup edecek mürüvvetsiz kimseyle,
5- Seni bir lokmaya satacak (dünya malına düşkün, menfaatçi) huyu bozuk kimseyle. |
KATEGORİLER
20.04.2026Pazartesi
Son Yorumlar
Yusuf Semmak ⏳ Ey İslâm Ümmeti! İlk vazi Yusuf Semmak ✍️ Derdin ilimse, im misafir Nice Yusuf Semmak 🔸 Rabbimiz, yolunu kaybed Yusuf Semmak Kadr Gecesi sebebiyle duâ ediyoru Yusuf Semmak Rabbimiz kalan ömrümüzü geçen ömr Yusuf Semmak ☝️ "Tâğûta ibâdet et Yusuf Semmak ✍ Sıla-i rahmin ömrü ve rız Yusuf Semmak BUNLAR HİÇ EŞİT OLUR MU?! 1- " Yusuf Semmak Arkadaşlar, videoyu paylaşalım! Yusuf Semmak Bu konuda üç Âyet-i Kerîme zikred misafir Thankks forr sharing your thought Oğuzhan Admin çok teşekkürler. İsmail Yüce ALLAH cc razı olsun sizden h Yusuf Semmak Ve aleyküm selâm kardeşim. Tâbi Bekir Yetginbal Canım kardeşim selamualeykum GÜN Bekir Yetginbal Ey Rabbim bu kulunun gayretlerini Mahmut Selamünaleykum Yusuf peygamberin Ufuk Çok güzel Şeyma Bu nadide soru ve cevapları için Ahmet Doyurucu bir yorum Teşekkürler Yusuf Semmak Son mısralar/dizeler hep "Lâm" ha Baraa Bence çoooook güzel bir site ali İlmî Arapça Sayfası http://www ali Faydalı Bir Maksud Programı http ali Faydalı Bir Emsile Programı http Yusuf Semmak BU DERSTE İŞLENEN BAŞLICA MEVZULA Derya Atan Ağzınıza, yüreğinize sağlık hocam Firdevs Sevgi inş güzeldit. misafir ⭐⭐⭐⭐& mustafa Abi çook teşekküür ederim Medine Cenetin kapısın geçmek istiyom Yusuf Semmak Namazda Salli-Bârik okurken, Peyg |