SORU:
Esselâmu aleyküm, ben gerçek bir Müslüman olmak istiyorum, Allah’tan korkan bir Müslüman, cehennemden değil… Allah’ı isteyen bir Müslüman, cenneti değil…
Ama ben Allah korkusunun nasıl olacağını bilemiyorum? Tabii ki de bir canavardan veya bir hırsızdan korkar gibi bir korku değil. Ama ben yapamıyorum “neden korkuyorsun” deseler, ne derim bilmem. Allah emrettiği için, derim. Ama sadece lafta olur, ben esasta da "Allah’tan nasıl korkmak gerekiyorsa öyle korkmak" istiyorum? [1] Bir arkadaşımız, Nûr: 31. Âyetin, وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنَّ cümlesini, aşağıdaki gibi açıklamıştır:
"Yadribne bi humurihinne alâ cüyûbihinne”
Yadribne: Salsınlar, sarkıtsınlar, vursunlar.
Bi humurihinne: Saçlarını
Alâ cüyûbihinne: Cüyuplarına
Bi-Humuri-Hinne
Bi: Sanskiritçe bir ek, besmelenin başındaki “Bi” gibi.
Humur: “Saçlar” demek, Sanskiritçe bir kelimedir, Arapça değildir.
Hinne: -ını, -unu şeklinde ektir. “Saçlar” kelimesini “saçlarını” yapar.
Bu açıklamalarından sonra, Kur'ân'da, Müslüman kadınlar için kesinlikle saç, baş örtme emri olmadığını ısrarla belirtiyor. Âyetin de "onlar saçlarını cuyûblarına (göğüslerine vb) sarkıtsınlar" tarzında bir anlamı olduğunu belirtiyor! NOT: Kur'ân'da, kadınlar için baş örtmek diye bir farz olmadığını söyleyen, "açık şekilde, saçın görünmesi haramdır, diye bir Âyet olmadıkça saçın örtülmesi, Allah'ın emri olamaz. İslam akıl dinidir" diyen birine verdiğimiz cevaptır. Mehmed Âkif Ersoy’un sözünün eri bir insan olduğunu ve söz verdiği şeyi yerine getirmek için ölümden başka hiçbir şeyin onu engellemediğini; İstanbul Vaniköy’de oturan bir ahbabı ile öğleden bir saat önce buluşmak için sözleştiklerinde, o gün yağmurlu, fırtınalı bir gün olup her tarafı sel bastığı, o günün şartlarında imkân, vesâit ve haberleşme yetersiz olmasına halde Mehmed Âkif’in, bin bir zorlukla sırılsıklam vaziyette söz verdiği yere vaktinde geldiğini, fakat arkadaşının gelmemesi üzerine çekip gittiğini...
Ertesi gün, özür dilemek için gelen arkadaşını dinlemeyip:
“Bir söz ya ölüm veya ona yakın bir felâketle yerine getirilmezse ma'zûr görülebilir” diyerek, tam altı ay o arkadaşıyla konuşmadığını, biliyor muydunuz?
(Ertuğrul Düzdağ; M. Âkif Ersoy Hakkında Araştırmalar, M.A.M Yay. İstanbul/1987, S: 326) Yemeğe besmele ile başlamak, topluca yemek yemek, imkân ölçüsünde yemek sofrasında fakirleri ağırlamak, oturarak yemek, aynı tabaktan yemeye dikkat etmek, yemeklere bahane bulmamak, yemek istemediğimiz yiyecek olursa bile, onu "sevmediğimiz" değil, "az yediğimiz yiyecek" olarak nitelemek, sağ el ile yiyip içmek, önünden yemek, yerken ağzını kapatmak, yemeğe tuz, zeytin, hurma, su gibi gıdalarla başlamak, yavaş yavaş yemek, lokmaları iyice çiğnemek, yemek arasında su içmek, doymaya başladığını hissettiğinde yemek yemeyi bitirmek, gerekirse su içmek, tabağı tamamen bir ekmek parçasıyla silip temizlemek ve o lokmayı afiyetle yemek, yemek esnasında ekmek kırıntılarını dökmemek, onları toparlayıp yemek, yiyecekleri çöpe dökmemek, yemekten kalkmadan önce Allah'a verdiği nimetler için şükretmek. Türkçe Namaz'ın câiz olmadığını müctehid âlimlerin fetvâlarıyla, kaynaklı olarak, ispatlamak ve bu konu üzerindeki şâibeleri ortadan kaldırmak istiyoruz. İnşâAllah, bu açıklamalarımızdan sonra, artık medyada, Tv'lerde yer alan, "Türkçe Namaz" tantanalarının "İslâm'a uygun olmadığı" açıklığa kavuşmuş olur.
Şâfiî âlimlerinden İmam Nevevî şöyle der:
"Mezhebimizde okuyan kimse namazda olsa da olmasa da Kur'ân'ı Arapça'dan başka bir dilde okuması câiz değildir. Cumhûr-u ulemâ da bunu desteklemişlerdir." [1]
Mâlikî mezhebine dair yazılmış olan Dusûkî Hâşiyesinde şöyle geçer:
"Kur'ân'ı Arapçasından başka bir dilde okumak câiz değildir.” [2]
Hanbelî mezhebinden İbn-i Kudâme şöyle der:
"Arapça okumayı bilse de bilmese de, Arapça'dan hâriç Kur'ân okumak câiz değildir, yeterli olmaz."[3] Bu sorunun cevabını en iyi bu ortamı yaşamış, incelemiş bir âlim verebilir. Bu nedenle önceden tarîkat şeyhi iken, hidâyete erip şeyhliği bırakan bir kimsenin açıklamalarının çok önemli olduğu kanaatindeyiz. Ferîd Aydın Hoca Efendi, nesiller boyu Nakşî şeyhliğini yapmış bir aileden gelmektedir. Kendisi on binden fazla mürîdi varken şeyhliği bırakarak kendi ifadesiyle Tevhîd yoluna girmiştir. Arapça, Farsça, Türkçe, Kürtçe, Fransızca ve İngilizce'ye oldukça âşinadır. İslâmî ilimlerde de yetişmiş saygın bir ilim adamıdır. Bu soruya cevap verebilecek en uygun kişi, kendisidir. Çünkü hem şeyhlik yapmıştır, hem de şeyh ailesinden gelip bu kültürü ve âdetleri çok iyi bilmektedir, hem de araştırmacıdır... Hepsinden önemlisi de şeyhlik makamını terk etmiştir. Herkes şeyhlik, makam ve mevki için olmadık tavizler verirken; o neden şeyhliği terk etmiştir? Bu makam meşru olsaydı, terk eder miydi acaba? Herkesin inancının kendisine olduğunu hatırlatarak, objektif olmak isteyenler için eski şeyh Ferîd Hocanın açıklamalarının araştırmacılar tarafından dikkate alınması gerektiği kanaatindeyiz. Sünnet Yolculuğu ve İlâhî Bereketler:
Bir Müslüman, bulunduğu her makamda "Rasûlullah, bu durumda acaba ne yapardı ve ne okurdu" diye düşünmek zorundadır.
Gece gündüz, çarşıda pazarda, evde dağda bağda, vasıtaya binerken inerken, evlenirken boşanırken, yerken içerken vs her durumda Sünnet'e başvurmalıyız.
Sünnet istikametinde yaşamak demek; Efendimizin hayatının her biriminde neler yaptığını ve söylediğini öğrenip uygulamak demektir.
Bu konu, hayatımızın en önemli konularındandır. Yani olmazsa olmaz bir meseledir. Sünnetsiz bir yaşam tarzı, İslamî bir hayat değildir. Açıklama: Kur'ân'a aykırı olduğunu düşündüğü Hadîslerden hareketle, bazı Hadîsler hakkında sorular soran bir arkadaşa verdiğimiz cevaptır. Hadîslere Şüpheci Yaklaşım: Bu Hadîslerin açıklamasının sorulmasının arka planında Hadîslerin dinde delil olup olmadığına dair şüphe bulunmaktadır. Bu nedenle usûlen bu şüphenin giderilmesine yönelik cevap verilmesi gerekmektedir. Hadîsler arasında da tıpkı Kur’ân-ı Kerîm’de olduğu gibi, müteşâbih, mecâz, ğarîb, mübhem, muğlak kelime ve beyanlar, ilişkili olduğu olaylar, söylenme sebepleri ve söz bağlamları bulunmaktadır. Bu sebepten dolayı, Hadîslerde aklımız almayan ya da Kur’ân’a uygun olmadığını düşündüğümüz ifadeleri, yanlış kabul etmemiz doğru değildir. Hadîslere yaklaşımımız şöyle olmalıdır. Bir kimse bize bir Hadîs söylediği zaman; o Hadîsin nerede geçtiğini yani kaynağını, o Hadîsin senedi sağlam mı ve o Hadîs hakkında muhaddisler hangi açıklamaları yapmışlardır, bu bilgilere ulaşmak gerekir. Hadîslerin senedi sahîh ise, o Hadîs bizim için delildir. Senedi sahîh olan Hadîsleri kabul etmemekte ısrarcılık asla doğru değildir. Çok sayıda Hadîs uydurulduğunu gerekçe göstermek de tutarlı değildir. Hadîs âlimleri zaten uydurulmuş sözleri, Peygamberimizin Hadîslerinden ayırt edip, o sözlerin uydurma olduğunu açıklamışlardır. Hatta her dönemde muhaddisler halk arasında şöhret bulmuş ve "Hadîs" zannedilen uydurma sözleri derledikleri “el-Mevdûât/Uydurma Hadisler” isimli eserler yazmışlardır. Herhangi bir yerde hadîs diye geçen bir sözü, ilmi olmayanların "Hadîs" zannetmeleri, Peygamberimizin Hadîslerinin dinde delil kabul edilemeyeceğine gerekçe teşkîl etmez. Dediğimiz gibi, o uydurma sözlere “Hadîs” bile denmez; uydurma sıfatıyla ifade edilir ve onlara itibar edilmez. Peygamberimizden günümüze kadar nakledilmiş Hadîslerin senedleri vardır ve güvenilir bir şekilde günümüze kadar gelmişlerdir. Bu Hadîslerin tamamının dereceleri; sened ve metin tenkîdi yönüyle mâhiyetleri erbâbınca ma’lûmdur. Günümüzde insanlar, dünya nüfusunun sürekli artması nedeniyle, çok katlı apartmanlar ve apartmanların bir araya gelmesiyle oluşturulan sitelerde kümeler halinde yaşamayı tercih eder hale gelmişlerdir. Tüm dünyada apartman ve gökdelenler, dünyanın arazilerini daha ekonomik kullanmak amacıyla hızla yayılmaktadır. Bu şekilde, sürekli artmakta olan dünya nüfusunun, yüzölçümü bakımından daha az bölgelerde istihdam edildiği iddia edilmektedir. Sonuçta, müstakil evlerde yaşamak yerine, toplu yaşam alanlarını tercih eden yahut tercih etmek zorunda kalan insanlar, pek çok sosyal sorunlarla karşılaşabilmektedirler. Her ülke, bu sorunları çözmek adına kendilerince bir takım çözümler üretmiş olsalar da, kânûnî olan her şeyin meşru ve âdil olmayacağı gerçeği göz önünde bulundurulursa; sosyal sorunların ne denli önem arz ettiği gerçeği inkâr edilemez. Hızla kalabalıklaşan şehirlerde yaşayan kozmopolit yapıdaki insan kalabalıkları aynı yolları, aynı sokakları, aynı çarşı ve pazarları, aynı marketleri ve aynı toplu taşıma araçlarını kullanmaktadırlar. Bu kalabalık ortamların insanlar arası ilişkiler açısından pek çok sorunlar doğuracağı muhakkaktır.
Sosyal sorunlar, çok çeşitli olmasına rağmen; biz, apartman ve site yaşamından kaynaklanan bir takım sorunlara ve değerlendirmelere yer vereceğiz. Bu yazımızla, ortak yaşam alanlarında, komşuluk hukukunun gözetilmesi ve kimsenin haksızlığa uğratılmaması amacını hedeflemekteyiz… Hukukun, yalnızca yazılı metinlerden ibaret olmadığı; hukukun vicdanî ve manevi boyutunun da olduğunu hatırlatarak, ortak menfaatlerin elde edilmesinde veya ortak sorunların çözülmesinde komşularla istişare etmenin ve onların rızalarını almanın gereğine işaret etmek amacındayız… Konuyu çok detaylandırmadan, herkesin yaşaması muhtemel bir takım sorunlardan ve çözüm şekillerinden somut örnekler sunarak konumuzu açıklamak istiyoruz… |
KATEGORİLER
20.04.2026Pazartesi
Son Yorumlar
Yusuf Semmak ⏳ Ey İslâm Ümmeti! İlk vazi Yusuf Semmak ✍️ Derdin ilimse, im misafir Nice Yusuf Semmak 🔸 Rabbimiz, yolunu kaybed Yusuf Semmak Kadr Gecesi sebebiyle duâ ediyoru Yusuf Semmak Rabbimiz kalan ömrümüzü geçen ömr Yusuf Semmak ☝️ "Tâğûta ibâdet et Yusuf Semmak ✍ Sıla-i rahmin ömrü ve rız Yusuf Semmak BUNLAR HİÇ EŞİT OLUR MU?! 1- " Yusuf Semmak Arkadaşlar, videoyu paylaşalım! Yusuf Semmak Bu konuda üç Âyet-i Kerîme zikred misafir Thankks forr sharing your thought Oğuzhan Admin çok teşekkürler. İsmail Yüce ALLAH cc razı olsun sizden h Yusuf Semmak Ve aleyküm selâm kardeşim. Tâbi Bekir Yetginbal Canım kardeşim selamualeykum GÜN Bekir Yetginbal Ey Rabbim bu kulunun gayretlerini Mahmut Selamünaleykum Yusuf peygamberin Ufuk Çok güzel Şeyma Bu nadide soru ve cevapları için Ahmet Doyurucu bir yorum Teşekkürler Yusuf Semmak Son mısralar/dizeler hep "Lâm" ha Baraa Bence çoooook güzel bir site ali İlmî Arapça Sayfası http://www ali Faydalı Bir Maksud Programı http ali Faydalı Bir Emsile Programı http Yusuf Semmak BU DERSTE İŞLENEN BAŞLICA MEVZULA Derya Atan Ağzınıza, yüreğinize sağlık hocam Firdevs Sevgi inş güzeldit. misafir ⭐⭐⭐⭐& mustafa Abi çook teşekküür ederim Medine Cenetin kapısın geçmek istiyom Yusuf Semmak Namazda Salli-Bârik okurken, Peyg |