Araştırmacı, Yazar

ANASAYFA
BİZE ULAŞIN
AMACIMIZ
KUR'AN DİNLE
KİTAPLARIMIZ
DERS VİDEOLARI ARŞİVİ
NOT DEFTERİ
Açıklama: Kur'ân'a aykırı olduğunu düşündüğü Hadîslerden hareketle, bazı Hadîsler hakkında sorular soran bir arkadaşa verdiğimiz cevaptır. Hadîslere Şüpheci Yaklaşım: Bu Hadîslerin açıklamasının sorulmasının arka planında Hadîslerin dinde delil olup olmadığına dair şüphe bulunmaktadır. Bu nedenle usûlen bu şüphenin giderilmesine yönelik cevap verilmesi gerekmektedir. Hadîsler arasında da tıpkı Kur’ân-ı Kerîm’de olduğu gibi, müteşâbih, mecâz, ğarîb, mübhem, muğlak kelime ve beyanlar, ilişkili olduğu olaylar, söylenme sebepleri ve söz bağlamları bulunmaktadır. Bu sebepten dolayı, Hadîslerde aklımız almayan ya da Kur’ân’a uygun olmadığını düşündüğümüz ifadeleri, yanlış kabul etmemiz doğru değildir. Hadîslere yaklaşımımız şöyle olmalıdır. Bir kimse bize bir Hadîs söylediği zaman; o Hadîsin nerede geçtiğini yani kaynağını, o Hadîsin senedi sağlam mı ve o Hadîs hakkında muhaddisler hangi açıklamaları yapmışlardır, bu bilgilere ulaşmak gerekir. Hadîslerin senedi sahîh ise, o Hadîs bizim için delildir. Senedi sahîh olan Hadîsleri kabul etmemekte ısrarcılık asla doğru değildir. Çok sayıda Hadîs uydurulduğunu gerekçe göstermek de tutarlı değildir. Hadîs âlimleri zaten uydurulmuş sözleri, Peygamberimizin Hadîslerinden ayırt edip, o sözlerin uydurma olduğunu açıklamışlardır. Hatta her dönemde muhaddisler halk arasında şöhret bulmuş ve "Hadîs" zannedilen uydurma sözleri derledikleri “el-Mevdûât/Uydurma Hadisler” isimli eserler yazmışlardır. Herhangi bir yerde hadîs diye geçen bir sözü, ilmi olmayanların "Hadîs" zannetmeleri, Peygamberimizin Hadîslerinin dinde delil kabul edilemeyeceğine gerekçe teşkîl etmez. Dediğimiz gibi, o uydurma sözlere “Hadîs” bile denmez; uydurma sıfatıyla ifade edilir ve onlara itibar edilmez. Peygamberimizden günümüze kadar nakledilmiş Hadîslerin senedleri vardır ve güvenilir bir şekilde günümüze kadar gelmişlerdir. Bu Hadîslerin tamamının dereceleri; sened ve metin tenkîdi yönüyle mâhiyetleri erbâbınca ma’lûmdur.

Not: Kur’ân'a aykırı olduğunu düşündüğü Hadîslerden hareketle, bazı Hadîsler hakkında sorular soran bir arkadaşa verdiğimiz cevaptır.

Hadîslere Şüpheci Yaklaşım:

Bu Hadîslerin açıklamasının sorulmasının arka planında, Hadîslerin dinde delil olup olmadığına dair şüphe bulunmaktadır. Bu nedenle usûlen bu şüphenin giderilmesine yönelik cevap verilmesi gerekmektedir. Hadîsler arasında da tıpkı Kur’ân-ı Kerîm’de olduğu gibi, müteşâbih, mecâz, garîb, mübhem, muğlak kelime ve beyanlar, ilişkili olduğu olaylar, söylenme sebepleri ve söz bağlamları bulunmaktadır. Bu sebepten dolayı, Hadîslerde aklımız almayan ya da Kur’ân’a uygun olmadığını düşündüğümüz ifadeleri, yanlış kabul etmemiz doğru değildir. Hadîslere yaklaşımımız şöyle olmalıdır. Bir kimse bize bir Hadîs söylediği zaman, o Hadîsin nerede geçtiğini yani kaynağını, o Hadîsin senedi sağlam mı ve o Hadîs hakkında muhaddisler hangi açıklamaları yapmışlardır, bu bilgilere ulaşmak gerekir. Hadîslerin senedi sahîh ise, o Hadîs bizim için delildir. Senedi sahîh olan Hadîsleri kabul etmemekte ısrarcılık asla doğru değildir. Çok sayıda Hadîs uydurulduğunu gerekçe göstermek de tutarlı değildir. Hadîs âlimleri zaten uydurulmuş sözleri, Peygamberimizin Hadîslerinden ayırt edip, o sözlerin uydurma olduğunu açıklamışlardır. Hatta her dönemde muhaddisler halk arasında şöhret bulmuş ve "Hadîs" zannedilen uydurma sözleri derledikleri “el-Mevdûât/Uydurma (mevzû’) Hadîsler” isimli eserler yazmışlardır. Herhangi bir yerde "Hadîs" diye geçen bir sözü, ilmi olmayanların "Hadîs" zannetmeleri, Peygamberimizin Hadîslerinin dinde delil kabul edilemeyeceğine gerekçe teşkil etmez. Dediğimiz gibi, o uydurma sözlere “Hadîs” bile denmez; uydurma sıfatıyla ifade edilir ve onlara itibar edilmez. Peygamberimizden günümüze kadar nakledilmiş Hadîslerin senedleri vardır ve güvenilir bir şekilde günümüze kadar gelmişlerdir. Bu Hadîslerin tamamının dereceleri; sened ve metin tenkîdi yönüyle mahiyetleri erbabınca ma'lûmdur.

Kur’ân, Peygambere İtaat Konusunda Ne Buyuruyor?

“O (Peygamber), hevâsından bir söz söylemez. O, (kendisine) bildirilen bir vahiyden başkası değildir.” (Necm: 3, 4)

”Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi yasak ettiyse de sakının.” (Haşr: 7)

“Eğer (gerçekten) mü’minler iseniz, Allah’a ve Rasûlüne itaat ediniz.” (Enfâl: 1)

“Peygambere itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisâ: 80)

“Biz, gönderdiğimiz her bir peygamberi Allah’ın izniyle kendisine itaat edilsin diye gönderdik.” (Nisâ: 64)

Kur’ân’da Peygambere itaati emreden çok sayıda Âyetler vardır. Bu Âyetlerde Peygamberimizin, kendi nefsinden konuşmadığı, konuştuğu her şeyin bir vahiy olduğu, Allah’la beraber Peygambere de itaat edilmesi gerektiği, Peygamberin emrettiklerinin yapılması, yasakladıklarından da sakınılması gerektiği, Peygambere itaatin, gerçekte Allah’a itaat olduğu bildirilmektedir.

Çok sayıdaki Âyette, Allah’a itaat ve Peygambere itaat ayrı ayrı zikredilmiştir. Peygamber, ancak vahiyle hareket ettiği ve her açıklaması Allah’tan olduğu için, ona itaat Allah’a itaat gibidir. Peygamberimiz hem Şâri’ (Allah’ın izniyle hüküm koyan) ve hem de Şârih (Kur’ân’ı açıklayan, tefsîr eden)’dir. Bizzat Kur’ân bizlere, Peygamberimize uymayı emretmektedir. Kur’ân açıklanırkenilk olarak Kur’ân, kendisini tefsîr eder. Yani Kur’ân, kendi bütünlüğü içinde tefsîr edildiğinde pek çok Âyetin açıklamasını açıkça Mushaf’ın içinde buluruz. Buna Tefsîr Usûlü ilminde Kur’ân’ın Kur’ân’la Tefsîri denir. Bu tefsîr türüne, İmam Şenkîtî’nin Edvâu’l Beyân’ını örnek verebiliriz. Kur’ân, ikinci sırada Hadîslerle tefsîr edilir. Bu tefsîre de İbn Kesîr’in Tefsîru’l Kur’âni’l Azîm’ini örnek gösterebiliriz. Demek ki, vahiy hakkında söz söyleme yetkisi Allah ve Rasûlüne aittir. Peygambersiz bir din olamayacağı gibi, Peygamberin Hadîsleri olmadan da Kur’ân’ı tam olarak anlamak mümkün değildir. Örneğin namazın beş vakit olması bile Kur’ân’da açıkça geçmez, işaretle zikredilir. Namazın nasıl kılınacağı da Kur’ân’dan öğrenilemez. Bunlar ve buna benzer çok sayıda konularda Kur’ân’ı Peygamberimiz açıklar. Bu konuya çok sayıda örnekler verebiliriz ama şimdilik bu kadarla yetiniyoruz.

Peygamberin Görevi Nedir?

Peygamberimizin iki tane görevi vardır; birisi teblîğ (ulaştırmak, bildirmek), diğeri ise tebyîn (açıklamak).

Kur’ân’a başvuruyoruz: “Ey peygamber! Rabbinden sana indirileni teblîğ et. Eğer böyle yapmazsan, O’nun risâletini (elçiliğini) teblîğ etmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Şüphesiz Allah kâfirler topluluğuna hidâyet vermez.” (Mâide: 67) Bu Âyette Peygamberimizin teblîğ görevi bildiriliyor.

"(Biz o peygamberleri) apaçık belge (mucize)lerle ve kitaplarla (gönderdik). İnsanlara kendilerine ne indirildiğini açıklayasın ve onlar da iyice düşünsünler diye sana da bu Zikri (Kur’ân'ı) indirdik." (Nahl: 44) Bu Âyette de, Efendimizin Kur’ân’ı açıklama görevinin olduğu sarih şekilde bildirilmektedir…

Görüldüğü gibi, Âyetlerde Peygamberimizin görevinin Rabbinin kendisine vahyettiklerini insanlığa teblîğ edip ulaştırmak ve o hakikatleri açıklamak olduğu anlaşılmaktadır. Peygamberimiz sadece Allah’la O'nun kulları arasında bir postacı mesabesinde değildir. Postacı, getirdiği mektubu açmaz, okumaz ve açıklamadan sahibine teslim eder ve görevi biter. Peygamberimizi bu şekilde postacı gibi düşünenler nübüvvet gerçeğini ve bu İslâm’ın hakikatini anlayamamışlardır! Allah’ın insanlara bir melek değil de kendileri gibi, yiyip içen, evlenen, çoluk çocuk sahibi olan, çarşılarda gezen bir insanı elçi olarak göndermesinin hikmeti de, insanlara örnek ve model olması hikmetine râci'dir.

"De ki: 'Şayet yeryüzünde yerleşmiş yürüyen melekler olsaydı, Biz onlara gökten melek bir peygamber gönderirdik.'" (İsrâ: 95)

Oysa Allah insanlara, kendisine uyacakları birinsan peygamber göndermiştir ki, onun hayatını kendilerine örnek alabilsinler.

“Andolsun ki sizin için, Allah’ı ve âhiret gününü ümit eden ve Allah’ı çokça anan kimseler için, Rasûlullah’ta güzel bir örnek vardır.” (Ahzâb: 21)

Peygamberimizi sözleri, fiilleri ve takrirleriyle yani tüm hayatıyla örnek almayanlar; bu Âyetleri okumuyorlar mı? Peygamberimizin Hadîslerine uymadan onu nasıl örnek alacağız? Bize model olsun diye gönderilen Peygamberin Sünnetini öğrenmeden, sadece Kur’ân’a uyma iddiasıyla, Peygamberimizin açıkladığı Kur’ân’a nasıl ulaşacağız? Peygamberin Hadîslerine ve Sünnetine tâbi olmayan birinin, Kur’ân’a uyma iddiası tutarlı mıdır? O Kur’ân, Peygambere itaati emrederken, o Âyetlerden nasıl yüz çevrilebilir?

Yoksa bazıları; Allah, Elçisine vahyettiği Hadîslerikoruyamadı mı diyorlar? Bir takım insanlar, Rasûlullahın gönderiliş amaçlarından biri olan Kur’ân'ı tefsîr etme vazifesini inkâr mı ediyorlar? Allah’ın, elçisine, Kur’ân’ın tefsîri olarak bildirdiklerinin gereksiz olduğunu kim iddia edebilir? Yoksa kimilerine göre, o Hadîsler o dönemin Müslümanlarını bağlıyordu da, bugünün insanlığı için geçersiz midir? Yoksa bazı câhiller, Allah gönderdiği vahy-i gayr-i metluv (Hadîsler)’i boş yere indirip gereksiz ve hikmetsiz bir iş mi yaptı diyorlar? Düşünsenize, bu fikirlerin hepsi, en hafif bir ifade biçimiyle, inançta şüphecilik değil midir? Allah’ın el-Kadîr, el-Hafîz sıfatları varken, O’nu, Hadîsleri korumaktan acizlikle suçlamak; O’nun el-Hakîm sıfatı varken, O’nu, hikmetsiz ve anlamsız bir iş yapmakla itham etmek, apaçık şekilde küfür değil midir? Allah, dinini korumaktan aciz olabilir mi? Vahyettiği Hadîsleri, gereksiz yere bildirmediğine ve onları korumaktan da aciz olmadığına göre, Peygamberimizin Hadîsleri neden dinde delil olmuyor? O günün Müslümanlarını bağlayan o Hadîsler, bugünün Müslümanlarını nasıl bağlamıyor! Böylesine tutarsız bir iddia olabilir mi? Bu iddiadan sonra bir kimse, Müslüman kalabilir mi?

Hadîsleri, Çelişki Bulmak İçin Okumak:

Hadîsleri okurken, çelişki arayanlar ya da Kur’ân’a uygun olup olmadığını sorgulayanlar, henüz Hadîslerin dindeki önemini kavrayamayan kimselerdir. Hadîslere yaklaşım tarzımız, çelişki ve Kur’ân’a aykırılık aramak yerine, Allah rızası için dinimizi güzelleştirip, takvâ sahibi bir mü’min olma gayesine matuf olmalıdır. Tabii ki, Hadîslerin kritiğiyle alakalı kurallar vardır; bu esasları öğreten ilme Hadîs Usûlüdenir. Usûl, esasa mukaddemdir, diye bir kâide vardır. Yani usûl, esastan önce gelir. Esas amacı, bir hedefe ulaşmak olan kimse, o hedefe nasıl ulaşacağını belirler. Yani bir usûl ile o hedefe varır. Usûlsüz olan, amacına vâsıl olamaz. Bu nedenle Müslüman ecdad, usûlsüzlük vusulsüzlüktür demişlerdir. İşte İslâmî ilimlerin de yani Kur’ân ve Hadîs’in de usûlü bulunmaktadır. O usûl de, âlimlerin Kur’ân ve Hadîslerden çıkardığı temel ilkelerdir. Vahiy, bu esaslar çerçevesinde anlaşılır. Hadîsleri herkes kafasına göre yorumlayamaz.

Peki, bir söz, bize Hadîs diye sunuldu diyelim, n’apmamız gerekiyor? Öncelikle o sözün kaynağını isteriz… O söz muteber bir Hadîs âliminin eserinde geçiyor mu? Diyelim ki, o söz Hadîs kitaplarında geçiyor; ilmi olmayanlar yani avam o Hadîse teslim olur ve bu konuda “acaba?” şeklinde şüpheci yaklaşımlara girmez. Çünkü âlimlere tâbi olmamızı Kur’ân bize emrediyor. Avam, bir meselenin ilmî boyutunu tahkîk etme imkânına sahip olmadığı için, meseleler hakkında, ilim ehlinin fetvalarıyla iktifa ederler. Araştırmacı bir Müslüman ise, o Hadîs’in senedi sağlam mı onu araştırır. Zaten muhaddisler o Hadîsin sened zincirini incelemiş ve ortaya koymuşlardır. İlim talebeleri ve araştırıcılar, Hadîslerin senedlerinin sağlamlığına ya da kopukluğuna ve râvilerinin adalet, zabt, ilim, takvâ gibi terceme-i hallerine kolaylıkla ulaşacaklardır. Hadîs tenkîdi hem sened yönüyle olur, hem de metin yönüyle… Daha sonra da muhaddislerin, o Hadîsin metni üzerindeki açıklamalarını okumalıdırlar. Hadîsin uydurma olmadığını gördükten sonra ise o Hadîsin ihtiva ettiği hükümlerle amel etmelidirler.

İlmî araştırma ile kuşkucu araştırmayı birbirinden ayırmak gerekir! Muhaddisler Hadîsleri titizlikle incelemeden asla rivâyet etmezler. Bir Hadîs hakkında ancak bir muhaddis ilmî söz söyleyebilir. Ümmet-i Muhammed’i, müctehidlerin fetvaları bağlayıcıdır. İlimsizce -sadece aklına dayanarak- Hadîsleri eleştiren; “bu Hadîs uydurma”, “bu Hadîs, Kur’ân’a uyuyor” gibi pirincin içinden taş ayıklar gibi, hareket edenlerin sözleri kendilerini bile bağlamazken, başkaları onların sözlerini nasıl delil alsınlar?

Ayrıca Hadîslerin Kur’ân Âyetleri gibi muhkem ve müteşâbihleri vardır. Onun için bir kimsenin, aklının almadığı, kendi mantığına anlamsız ve çelişkili gibi gelen Hadîsleri ilimsizce reddetmesi, bir yoruma dayansa dahi, büyük günahlardandır. Pek çok muhkem Hadîs, normal şartlar altında açık ve anlaşılır durumdadır. Ama insanın, o normal şartları taşıyıp taşımadığına bakması gerekir. Hadîs diye sağdan soldan, onun bunun kitabından, google’dan bir takım sözler getirip; “bu Hadîs hakkında ne düşünüyorsun?” diye sormak, ilmî ve makul bir davranış değildir! Zaten bizzat temel kaynağından araştırma yapmamak da samimiyetsizliğin bir alâmetidir. Mesela; Hadîs’in altında “müttaki”, “mültekâ”, “câmiu’s sağîr”, “müsned”, “muhtâru’l ehâdîs”, “keşfu’l haf┠gibi sayısız dipnotlar bulunmaktadır. Peki, bu yazılar neyi ifade ediyor? O kaynakları araştırıp, orada bu sözün geçip geçmediğini ve o kaynakların sağlam olup olmadığını tashih ettik mi? Hayır! O halde biz, o söz üzerinde nasıl konuşabiliriz. Hem de Peygamberimizin sözü hakkında… İnsanların sözü hakkında bile delilsiz konuşmak kul hakkı iken, Âdemoğullarının seyyidi, Âdemoğullarının sâlih olanlarının en faziletlisi hakkında konuşmanın vebali nedir acaba? En kötüsü de, onun şefaatinden mahrum kalmak değil midir?

Bu nedenle önümüze bir Hadîs ya da bir söz geldiğinde, bu söz nerede geçiyor demeliyiz. İnsan ne kadar bilse de, bilmedikleri daha çoktur. Hadîsler konusunda da durum böyledir. Âcizâne, İslâm Âkîdesinden sonra uzun yıllar Hadîs ilmiyle uğraştım, sayısız Hadîsler biliyorum ama bilmediklerim, bildiklerimden kat be kat daha fazladır. Sözün burasında Türkçe Kur’ân isteyenlere de şunu hatırlatalım. Allah Teâlâ bizden anadilimiz dışında ikinci bir dil daha öğrenmemizi istiyor. Yani Türkçe ve Arapça, Kürtçe ve Arapça, İngilizce ve Arapça şeklinde… Bu nedenle gerek Âyetleri ve gerekse Hadîsleri yorumlarken, asıl metni üzerinde mütalâa etmeliyiz. Arapça metnini bilmediğimiz bir Hadîsi ele alıp ileri geri konuşmak zulümdür! Sen, o Hadîs’in metnini bilmiyorsun ki, neden yorum yapıyorsun? Bir kişinin yaptığı tercümeyi esas alarak konuşuyorsun ve onun üslubuna göre kafanda anlamlar canlandırıyorsun! Bu tarz bir hareket şekli doğru olabilir mi? Arapça’yı öğrenmek kolay mı, diyenlere de, deriz ki. Birçoğunuz, Michael Jackson’ın İngilizce şarkısını kelime kelime ezberleyebiliyor. Onun danslarını birebir taklit edebiliyor. İnsanlar, dünyada ve hâssaten âhirette hiçbir faydası olmayacak olan sayısız şeyleri, zorluklarına rağmen öğrenebiliyorlar...

İsteyince neleri öğreniyor insanoğlu, değil mi? Herkes kendi hayatına baksın? Dünyada da âhirette de kendinize hiç faydası olmayan neler biliyorsunuz? Bütün bunların yanında Arapçayı öğrenmeye, Kuran’ı anlamaya, Hadîsleri okumaya ve anlamaya mı zamanımız olmuyor? Buna kim inanır? Kendimiz bile inanmayız! Allah’ı kandıracağımızı mı düşünüyoruz! Dolayısıyla demek istediğimiz, Hadîsleri okurken ve anlamaya çalışırken ya da sıhhatlerini araştırırken, asıl metni üzerinde durunuz… Çünkü o Hadîsler Arapça olarak gelmiştir. Orijinalliği kaybolan hiçbir şey aslı gibi değildir. Âyet ve Hadîsleri de orijinal metinlerinden anlamayı, hayatınızın en öncelikli ve en önemli işi sayınız! 

Hadîsleri Kur’ân’a Arz etmek; Uyuyorsa Almak, Uymuyorsa Atmak!

Bir kimsenin, Hadîs diye bilinen ya da Hadîs diye söylenen bir ibareyle karşılaşınca, o sözü, anladığı kadarıyla, Kur’ân'a arz etmesi; kendi kafa yapısına göre, o söz, Kur’ân'a uymuyorsa, reddetmesi, uyuyorsa, onu Hadîs kabul etmesi... Bu davranış şeklinin, ne kadar korkunç olduğunu anlama basiretinden mahrum kimselerin olduğu bir dönemdeyiz, maalesef.

Hadîs usûlü açısından bir Müslümanın, Hadîslere bu yöntemle yaklaşması asla câiz değildir. Yani Müslüman, bir Hadîs’le karşılaştığında onu Kur’ân arz edecek, Kur’ân’daki bazı Âyetleri o Hadîs’e aykırı bulursa, Hadîs’i atacak; aykırılık göremezse alacak! Böyle bir yöntem olabilir mi? Hadîs’in ne maksatla söylendiğini bilmediğin için, sen, Kur’ân’a aykırı sanıyorsan ne olacak? Ya da Hadîs’te müteşâbih açıklamalar varsa, yorumu hiç de senin zannettiğin gibi değilse? Bu konuda bazı çevrelerin dört elle yapıştıkları mevzû bir Hadîs vardır. Sözde Peygamberimiz demiş ki: “Benden size bir Hadîs geldiği zaman onu Kur’ân’a arz edin; eğer Kur’ân’da onun aslı varsa, onu alınız. Kur’ân’da onun aslı yoksa terk ediniz.” Yani bir söz, Kur’ân’a uyuyorsa alınız, uymuyorsa atınız demiş sanki! Bu söz tüm muhaddislerin ittifakıyla “Lâ asla lehu” yani “aslı olmayan” bir sözdür. Muhaddisler: “Bu sözü söyleyen kimse, Peygamberimize iftirâ etmiştir”, “Bu sözü söyleyen, yalancıdır” vb. üsluplarda çok sayıda açıklamalar yapmışlardır. Bir Hadîs’in Kur’ân’a uygunluğunu yani metin tenkîdini sadece âlimler yapar. İşin ilginç yanı, Hadîsleri inkâr eden pek çok kimsenin az önceki mesnedsiz söze sığındıklarını ve uydurma bir söz ile sahîh Hadîsleri reddetmeye çalıştıklarını görmekteyiz. Bu insanlara sorarız: Hani siz Hadîsleri inkâr ediyordunuz? Hadîsleri inkâr etmenin delili Hadîsler olur mu? Bu sorumuzun dürüst cevabı şöyle olmalıdır: "Evet, ama bu zaten sahîh Hadîs değil ki!.. Biz, Kur’ân'ı -aklımıza öncelik vererek- kendi fikirlerimize göre yorumlama metodunu tercih ettiğimiz için, bizi Kur’ân'dan sonra bağlayan İlâhî bir kaynak yoktur. Kur’ân'dan sonra biz beğendiğimiz yoruma tâbi oluruz. Bu söz de, Hadîs olsun ya da olmasın bize göre doğrudur; bu nedenle bu sözle konuyu delillendirmeyi münasip buluyoruz..." Bu cevap ne kadar cevaptır; bunu, ilim, takvâ, adâlet, insâf ve selîm akıl sahiplerine bırakıyoruz!

Düşünsenize, arkadaşımızın sorduğu soruda Hz. İbrahim’in seksen yaşında kendini sünnet etmesi sizce, Kur’ân’a uyuyor mu? Bana göre uyuyor… Bazılarınıza göre belki uymuyor! Ama neden? Neresi uymuyor? Baltayla kesmesi mi acayip geldi? Peki, o balta kelimesinin orijinal lafzını okuyup ne anlama geldiğini okuyup araştırdıktan sonra mı bu kanaate vardınız? Yoksa, rastgele mi fikir yürütüyorsunuz? Bir de her sözü kendi şartları içinde değerlendirmek gerekmez mi? Âyetlerin ve Hadîslerin söylendiği şartları incelemeden fikirler üretmek zulüm değil midir? Hele hele Arapça’yı bilmeden ve birebir -tashîh ede ede- araştırma yapmadan mealler üzerinden konuşmak haksızlık değil midir sizce de? "Şu Hadîs, Kur’ân'a uymuyor" demenin tehlikesini artık anlamalıyız! Senin kafandaki Kur’ân'a/Kur’ân anlayışına uymuyorsa, sen bozuk anlayışını Sünnete göre tashîh et; Rasûlullah'ın açıkladığı ve Ashâb'ın yaşayıp bize naklettiği gibi anlayışa sahip ol! Çünkü unutmayalım ki, güzel sözü doğru anlamak da, doğru sözü yanlış anlamak da mümkündür. Anladığınız doğrular, yanlışlarınızı görmenize perde olmasın! 

Metinleriyle sayısız Hadîsleri ezbere bilmeme rağmen, arkadaşımızın sorusunda geçen diğer iki Hadîs’i ben sahîh olarak bilmiyorum. Hadîs, müttakîde geçiyormuş. Soruyu soran arkadaşımız müttakî nedir, biliyor mu acaba? Şunun için söylüyorum; soru soran kimse, sorduğu soru hakkında araştırma yapmakla mükelleftir. Aksi takdirde, cevap verilmezse şaşırmamalıdır! Ve bu ifadeler kişisel cevap değildir.

Gelelim, Hadîslerin Kur’ân’a Arz Edilmesi Meselesinin Arzına…

Kur’ân’a götürdüğünüz bir Hadîs muhkem Âyetlere zâhiren aykırı gibi gözükürken, aslında Âyet muhkem ama Hadîs müteşâbih olabilir. Bu nedenle Hadîslerde bağlayıcılık senedin sağlam olmasıdır. Bir Hadîs’in senedi onun delilidir. Hadîsleri ancak senedleriyle ispat edebilirsiniz. Anlasanız da, anlamasanız da muhaddislerin sahîh hükmü verdiği Hadîslere uymalısınız. O Hadîsleri anlamaya çalışmalısınız. Aklınızın algılayamayacağı gaybî gerçeklerden bahsediyorsa iman etmelisiniz, ilmî meselelerden bahsediyorsa teslim olmalısınız. Müslümana düşen budur!

 Unutmayınız ki, sened ilmi, sadece Ümmet-i Muhammed’e lütfedilen İlâhî bir nimettir. Önceki ümmetlerde bu ilim olsaydı, Peygamberlerinin sözleri tahrîfâta uğramazdı. Sened, bir sözün asırlar sonrasına bile sağlam şekilde nakledilmesini sağlar. Allah, Kur’ân’ı kendi kudretiyle koruma altına alırken, Hadîsleri de kullarının amelleriyle muhafaza etmektedir. Siz bu büyük iltifât-ı Rabbânî’den yüz çevirmemelisiniz!

Kur’ân’a uygun olan Hadîslerin kabul edilmesi meselesi de, gayr-i makul ve gayr-i ilmî’dir. Çünkü görünüşte Kur’ân’a aykırı gözükmeyen sayısız hikmetli ve güzel sözler bulunmaktadır. Bu sözlerin başına “Peygamberimiz buyurdu” ilavesi getirildiğinde, bu sözler -size göre- Kur’ân’a da aykırı değilse, bunları Hadîs mi kabul edeceksiniz? Hadîslerine bu yöntemle saldırılmasına Efendimiz razı olur mu sizce? Bu yöntemin iki mahzuru vardır: Birincisi; hikmetli ve güzel sözlerin Hadîs olarak telakki edilmesi yani Hadîs uydurulması tehlikesi. İkincisi de; Peygamberimizin söylemiş olduğu Sahîh Hadîslerin inkâr edilmesi tehlikesi. Bu yöntemle hareket eden bir kimsenin, bu iki vahim sonuçtan kurtulması mümkün değildir. Ya Hadîs inkâr edecek, ya da Hadîs uyduracak! Peygamberimizin Hadîslerini ve Sünnetini, dolayısıyla da Risâleti ciddiye alan ve iman eden kimsenin bu maksatlı davranış şeklini savunması düşünülebilir mi? 

Bakınız, sözün burasında şunu hatırlatalım. Hadîs uydurma sebeplerinden birisi de, iyi niyettir… Yani insanlar daha çok ibadet etsinler ve haramlardan uzak dursunlar amacına matuftur. Bazı dönemlerde, insanlar ibadetten gâfil olmuşlarsa, birileri çıkıp onları ibadete sevk etmek için Peygamber adına Hadîs uydurmuşlardır. Ya da haramlara dalmışlarsa o kötülükten sakındırmak için, Hadîsler uydurulmuştur.

Sözün burasında iki şey söylemek isteriz:

Birincisi; İslâm toplumları Peygamberimize itaatin önemini kavrayan toplumlardır. Onların cahillerine bile, "Peygamber şöyle buyurdu" dendiği anda akarsular duruyor ve hemen o sözün gereğiyle amel ediyorlardı. Oysa siz, Sahîh Hadîslerle amel etme konusunda bile tereddüt ediyorsunuz.

İkincisi ise; bu uydurulan sözler görünüşte Kur’ân’a aykırı değildir ve bu sözler Kur’ân’ın mefhumuna da uyuyor diye, sahîh mi kabul edeceğiz? Oysa muhaddislere göre bu sözler uydurmadır! Onlar, bu sözlerin Peygambere ait olmadığını hem senedinin olmamasından, hem üslubundan ve hem de gramer hatalarından hemen anlarlar. Muhaddisler, Peygamberi o kadar iyi tanır ki, bu ifade biçimi Rasûlullah’a ait değil diyecek kadar onunla birliktedir. Siz, bir yakınınızın, sevdiğinizin neleri söyleyip neleri söylemeyeceğini ve söylediklerini ne şekilde söyleyip nasıl üslup kullanacağını bilirsiniz değil mi? En sevgilinin, en hayırlı ma’şûk’un sözlerini anlamaktan biz neden yabancılaştık peki? Hadîs âlimlerini de kendimiz gibi bilmeyelim, onlar en çok sevdikleri Peygamberimizin sözlerini, uydurmalardan hemen fark edecek bir dirâyete ve olgunluğa sahip idiler.

Uydurma Hadîsleri Kabul Etmemek:

Öncelikle, şu konuda anlaşalım; eğer maksadınız uydurma Hadîslere tepki ise, "aramızda fikir ayrılığı yok" kabul edelim ve her türlü şeytani vesveseyi bir kenara bırakıp, Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı sarılalım. Uydurma Hadîslere bu denli tepkili olmanız güzel. Uydurma Hadîslere karşı olma noktasında belki ben, sizden daha hassasımdır. Ama sadece uydurma Hadîslere! Sizin inkâr ederek "uydurma" damgası vurduğunuz Sahîh Hadîslere değil!

Birisi bir Hadîs söylediği zaman, hemen ondan kaynak isteyelim… Senedi muttasıl mı, munkatı' mı araştıralım. O Hadîsin anlamı, açıklaması nedir, muhaddislerin temel eserlerine ulaşıp okuyup anlamaya çalışalım… Zaten muhaddisler tüm rivâyetlerin sahîh’ini, zayıf’ını ve uydurmasını ayıklamıştır ve kıyamete kadar da bu konularda yetişmiş âlimler çalışmalara devam edeceklerdir. Ama hiçbir âlim çıkıp da Buhârî’ye, Müslim’e karşı ileri geri konuşmaz. Ancak ilimden anlamayanlar, Kur’ân ve Sünnet’ten haberi olmayanlar bunu yapar! Bu sözler, İmam Buhârî ve İmam Müslim'in, hâşâ, putlaştırıldığı ve sözlerine karşı gelinmediği şeklinde anlaşılmamalıdır. İslâm uleması, asırlardan bugüne, bu iki Hadîs kitabında uydurma Hadîs olmadığı hususunda ittifak etmişlerdir. Bu nedenle de, bu iki esere "sahîhayn" ismini vermişlerdir. Âlimlerin bu konudaki ittifakı ortada iken, cahillerin kalkıp da İmam Buhârî aleyhinde atıp tutmasına cahillerden başka kim itibar edebilir ki? Bunu cahillerden başka kim yapabilir?

Bir Tartışma:

Küçük bir anımı anlatayım… Sözde ilmi olan ama Hadîsleri dinde delil kabul etmeyen bir kişiyle konuşuyoruz. Bana, “Hadîsler mütevâtir olmadığı için delil olmazlar” dedi. Ben de kendisine, “siz, Peygambersiz bir dine mi inanıyorsunuz?” dedim. O: ”Hayır, Peygamberin Sünneti delildir” dedi. “Neden?” dedim. “Çünkü Sünnet, günümüze kadar uygulanarak geldiği için mütevâtirdir” dedi. Ben de: Sünnetin, kavlî, fiilî ve takrîrî olmak üzere üçe ayrıldığını söyledim. “Peygamberin kavlî Sünneti ile fiilî Sünneti birbirine zıt mı? Yani Peygamber diliyle söylediğini ameliyle yalanlamış mıdır?” dedim. Bu noktayı hiç düşünmemiş olan bu şahıs şaşırıp kaldı ve başka bir konuya geçti. Dedi ki: “Hadîslerin dinde bağlayıcı olduğuna Kur’ân’dan delil getirir misin?” Ben de -yukarıda yazdığım- Nahl: 44’ü delil getirdim: “İnsanlara kendilerine ne indirildiğini açıklayasın ve onlar da iyice düşünsünler diye sana da bu Zikri (Kur’ân'ı) indirdik." (Nahl: 44)

Buradaki “açıklamak” ifadesinin anlamının “ulaştırmak” olduğunu iddia etti. “Âyetteki bu kelimeyi sizin gibi “ulaştırmak” şeklinde anlamış tek bir muteber müfessir getirin, sizden özür dileyeceğim” dedim. “Ayrıca dilediğiniz kadar da zaman veriyorum size” diye ilave ettim. Sustu, cevap vermedi. Hâlâ da cevap gelmedi! “Peki, siz bu durumda Peygamberimizi bir postacı olarak mı görüyorsunuz?” dedim. “Evet, Allah’ın postacısı olmak, küçük bir makam mıdır?” diye karşılık verdi. “İyi de, Allah, postacı olarak neden bir Peygamber seçsin; elçi göndermek dışında sayısız yöntemlerle de Kitabını bize ulaştırabilirdi?” deyince: “Bu konu çok uzayacak” dedi! İşlerine gelmeyince rahatsız oluyorlar. Peygambere itaat’den sadece Kur’ân’a uymayı anlıyorlar. Peki, Allah’a itaat nedir, dediğimizde de yine aynı şeyi söylüyorlar… Peki, neden Allah, Kur’ân’ında mükerreren hem Allah’a, hem de Rasûlüne uymamızı ayrı ayrı emrediyor dediğimiz de ise, bir anda sessizliği bürünüveriyorlar!

Tavsiye:

Size iki kitap tavsiyem olacak. İkisi de İslâm âlimlerine ait…

Birincisi; birbirine zıtmış gibi gözüken Hadîslerin yorumlanması konusunda yazılmış İbn Kuteybe’ye ait olan Kayıhan Yayınlarından çıkmış ve Türkçe’ye “Hadîs Müdâfaası” şeklinde tercüme edilmiş olan eser… Bu eserin ismi de aynı zamanda Hadîs Usûlü ilminde müstakîl bir konudur: "Te’vîlü Muhtelefi’l Hadîs."

İkincisi; İmam Mevdûdî’nin Urduca’dan çevrilen “Sünnetin Anayasal Konumu” isimli eseri… Bu eserinde İmam Mevdûdî'nin, Hadîsleri kabul etmeyen Dr. Abdülvedûd diye birisiyle mektuplaşmaları, sorulu cevaplı, itirazlı açıklamalı olarak akıcı bir üslupla kaleme alınmıştır. Bu eserde uydurma Hadîsler konusunu, Peygamberimizin şâri’ ve şârih olmasını, aklınıza gelen ya da gelmeyen pek çok meseleleri ikna edici ve delilli olarak bulabilirsiniz.

Size tavsiyem İslâmî kaynakları okumadan ve yeterince bilgilenmeden hiçbir konuda yorum yapmayın. Hele de, uydurma Hadîslerden hareketle tüm Hadîslere önyargılı olmayın! Dediğimiz gibi, her asırda Hadîsçiler uydurma sözleri halka açıklayan eserler yazmaktadırlar. Zaten ilmen bu konuyu araştıran açısından, bu tür konularda asla bir karışıklık yoktur! Şahsen, benim için Hadîsler, Kur’ân’dan sonra en kıymetli hazinedirler. Onlar istikametinde yaşamak kişiyi takvâ’ya, takvâ da cennete ulaştırır. Peygamberimizin Hadîslerine yani kavlî Sünnetine karşı gelerek, onun şefaat-i uzmâ’sına nail olmak mümkün değildir. Aklınızdaki soru işaretlerini gidermek için uydurma Hadîsler isimli kitaplar okuyup Hadîs olmayan sözleri de öğrenebilirsiniz. Ama asıl yapmanız gereken şey; bir kez Kur’ân’ı manasıyla okuyup bitirin, sonra bir cilt Hadîs kitabı okuyun ve bu böyle devam etsin, tâ ki Hadîs külliyatı bitene kadar…

Sonra da kafanıza takılan önceden not ettiğiniz Âyetlerin anlamlarını/tefsîrlerini -seviyenize uygun- anlayabileceğiniz bir tefsîr kitabından okuyun. Benim size kardeşâne -aklıma geldiği kadarıyla- söyleyebileceğim şeyler bunlardan ibarettir.

Allah, kalbinize Sünnet sevgisini bahşetsin…

Yusuf Semmak

Bağlantı | kategori: REDDİYELER | tarih: 10/12/2012 | Yorum(0) | Yorum yaz
YORUM YAZINIZ
İSMİNİZ

E-Posta (Gizli)

Web siteniz

Yorumunuz

Güvenlik kodu
12.08.2022Cuma
Son Konular .: 113- Kur’an Okuma ve Öğretme Karşılığında Ücret Almak, Ölüler için Kur’an Okumak ve Rukye Bahsi - PÇMO – 44
.: NASİHATLER 16
.: 112- Peygamberin Kabrini ve Diğer Kabirleri Ziyaret ve Ölülere Nelerin Fayda Vereceği - PÇMO – 43
.: Muhtelif Konularda Kısa Kısa - 7
.: 111- Kâfir Olarak Ölenlere, Dünyadaki İyi Amelleri Fayda Sağlamaz! | Yusuf Semmak
.: 110- Benim Babam da Senin Baban da Ateştedir! | Yusuf Semmak
.: 109- Hz. Ömer’in Hılâfeti Devrinde Bir Adamın Hz. Nebî'nin Kabrine Gelip Onunla Tevessül Etmesi – 42
.: 108- İman Edip Müslüman Olmak Tertemiz Bir Sayfa Açmaktır! | Yusuf Semmak
.: 107- Peygamberimizin Kabrini Ziyaret Meselesi – Putperest Çağlarda Müslüman Olmak – 41
.: 106- Zamanın Önemi ve Su Gibi Akan Ömür! | Yusuf Semmak
.: 105- Mü’min Sabahlayıp Kafir Akşamlamak veya Mü’min Akşamlayıp Kafir Sabahlamak! | Yusuf Semmak
.: 104- Tarihte Putperestlik Nasıl Başladı? - Putperest Çağlarda Müslüman Olmak – 40
.: 103- Müslümana Sövmenin ve Onunla Savaşmanın Hükmü Nedir? | Yusuf Semmak
.: 102- Türbe ve Kabirleri Ziyaretin, Bid’at Olan Tevessülle İlişkisi – Putperest Çağlarda Müslüman Olmak – 39
.: 101- Münafıkların Özellikleri Nelerdir? | Yusuf Semmak
.: 100- Müslümanı Tekfir Eden Kimsenin Durumu Nedir? | Yusuf Semmak
.: 99- Tevessülün Anlamı, Kısımları ve Bid’at Olan Tevessül – Putperest Çağlarda Müslüman Olmak – 38
.: 98- Ehl-i Kıble Kime Denir? | Yusuf Semmak
.: 97- Hz. Yusuf’un Mısır’daki Konumu (3) – Putperest Çağlarda Müslüman Olmak – 37
.: 96- Bir Mezhebe Uymak Zorunda mıyız? | Yusuf Semmak
.: 95- Hz. Yusuf’un Mısır’daki Konumu (2) – Putperest Çağlarda Müslüman Olmak – 36
.: 94- Hz. Yûsuf’un Mısır’daki Konumu (1) – Putperest Çağlarda Müslüman Olmak – 35
.: 93- Ru'yetullah (Allah'ın Görülmesi) Meselesi | Yusuf Semmak
.: 92- Allah’tan Başka Kanun Koyucu Yoktur! (2) - Putperest Çağlarda Müslüman Olmak – 34
.: 91- Allah’tan Başka Kanun Koyucu Yoktur! (1) – Putperest Çağlarda Müslüman Olmak – 33
.: 90- Hz. İbrahim’in Nemrud’a, Babasına ve Kavmine Tebliği – Putperest Çağlarda Müslüman Olmak – 32
.: 89- Allah ve Mahlukat İlişkisi – Putperest Çağlarda Müslüman Olmak – 31
.: 88- O Büyük Mahkeme'de! (Şiir)
.: 87- İmanın Artıp Eksilmesi Meselesi ve Ehl-i Kıble Kimdir? – Putperest Çağlarda Müslüman Olmak – 30
.: 86- Peygamberimiz İslam’a Davet Metodu – Putperest Çağlarda Müslüman Olmak – 29
.: 85- Peygamberimiz Döneminin Dünya Konjonktürü ve Peygamberimizin Tebliğ Stratejisi – Putperest Çağlarda Müslüman Olmak – 28
.: 84- Umreden Men Ediliş ve Hudeybiye Antlaşması’nın Önemi – Putperest Çağlarda Müslüman Olmak – 27
.: 83- Kadınların Yüzlerini ve Ellerini Örtmeleri Meselesi – Putperest Çağlarda Müslüman Olmak – 26
Son Yorumlar
Şeyma
Bu nadide soru ve cevapları için
Ahmet
Doyurucu bir yorum Teşekkürler
Yusuf Semmak
Son mısralar/dizeler hep "Lâm" ha
Baraa
Bence çoooook güzel bir site
ali
İlmî Arapça Sayfası http://www
ali
Faydalı Bir Maksud Programı http
ali
Faydalı Bir Emsile Programı http
Yusuf Semmak
BU DERSTE İŞLENEN BAŞLICA MEVZULA
Derya Atan
Ağzınıza, yüreğinize sağlık hocam
Firdevs Sevgi
inş güzeldit.
misafir
⭐⭐⭐⭐&
mustafa
Abi çook teşekküür ederim
Medine
Cenetin kapısın geçmek istiyom
Yusuf Semmak
Namazda Salli-Bârik okurken, Peyg
Yusuf
Allah razı olsun hocam çok anlaşı
Yusuf Semmak
Saçınızı erkeğe kestirmediğiniz,
Meryem
Verdiğiniz bu bilgiler için çok t
Yusuf Semmak
+ Ayrıca Hadîs'in açıklamasında d
Yusuf Semmak
Güzel bir yorum. Fakat biraz açık
metin
hadiste gecen Gölge Arsin gölgesi
Rüya
Çok teşekkür ederim
Şule
Çok teşekkürler
sadullah demircioğlu
abdullah bin mesud (r.a.) ‘’sakın
Yusuf Semmak
Bir kardeşimiz, selâmdan sonra; “
Yusuf Semmak
EVET, YİNE SİGARA! Bugün piyas
İbrahim sarıtaş
Allahrazı olsun
Muhammet ****
Bizim din hocamız başınızı örtmek
Ali Özbek
Hocam Allah razı olsun mükemmel b
fatma
ellerinize yüreğinize sağlık cıdd
Mehmet
Bu site "13.45'de mi 13.45'te mi
iclal
elinize sağlık
misafir
Allah razı olsun .
mutluluk
Çok güzel olmuş ellerinize sağlık
© 2012 YUSUFSEMMAK.COM