Geçmişten ibret almazsa kişi, geleceğe ibret olmaktır işi!...
İnsan yaşadıklarından ibret alıp hisseler çıkarmazsa, onun yaşadıklarından ibret alacak kimseler mutlaka çıkacaktır.
İbret alınacak hikâyelerde isimlerin hiçbir önemi yoktur. Kişilere ve olayların teferruatlarına takılanlar, o hikâyelerden alınması gereken mesajı alamazlar. Bu nedenle nostaljilerde isim verilmesini münasip görmüyorum. Yüce Rabbimizin bize verdiği sayılamayacak kadar çok nimetleri karşılığında, O’na binlerce kez şükrederek söze başlıyoruz. Gözünüzü kapatın, hayal başlıyor... Hayalimiz, herkesi ilgilendiren ve herkes için etkili olacağını düşündüğümüz bir durumla alâkalıdır. Kuracağımız hayalin objektif konusu; insanın yemekle imtihânıdır! Ve şâhit olunan gerçek bir olaydan esinlenilerek kaleme alınmıştır. Bu olayı bizzât ben yaşadım. Hayırlara vesîle olmasını dilerim. Allah'a hamd, Rasûlüne salât ve selâm olsun... Sahâbîlerin, Allah ve Rasûlüne itaati nasıl idi, bizim nasıl? Onların, vahye teslimiyetleri ile bizim vahye teslimiyetimiz arasında farklar var mıdır? Onlar, yaşamın asıl amacını ne olarak görürlerdi? Onların, düşünce yapıları, psikolojileri, meselelere yaklaşımları, olayları değerlendirme biçimleri nasıldı? İman ettikleri ile yaptıkları, söyledikleri ile yaşam biçimleri, rızık temini uğrundaki koşuşturmaları ve toplumdaki sosyal statüleri ile vahye teslimiyetleri arasında çelişkiler yaşarlar mıydı? Onlar da nefislerine uyarak fâsid te'vîllere sığınırlar mıydı? Dünyevî hedefler için tavizkâr bir davranış biçimini benimseyerek, eylemleri ile söylemleri, kalpleri ile kafaları, dilleri ile fiilleri birbirine zıt, âdeta beden ülkelerinde çelişkiler ve çatışmalar yaşayarak, kendi iç barışlarını ve esenliklerini sağlamadan, başka insanları selâmete ve Dâru's Selâm (cennet)e davet ederek, âdeta farklı kişilikleri aynı bedende taşıyarak İslâm'ın anlaşılmasının önünde kötü örneklik teşkil ederler miydi? İŞTE KISACA BU VE BENZERİ SORULARIN CEVABINI ÖĞRENMEK ADINA, O MUAZZEZ İNSANLARIN VAHİY KARŞISINDAKİ DURUŞLARINI VE İMANDAN NE ANLADIKLARINI ANA HATLARIYLA KISACA AÇIKLAYACAĞIZ. HAKKI, HAKİKATİ İLE KAVRAMAMIZ VE ANCAK ALLAH'A KUL OLMAMIZ DUASIYLA... AKİDE’DE CEHÂLET MAZERET DEĞİLDİR:
Tevhid'in anlam ve şartlarını bilme ve Tevhid'in gerektirdiği bir hayatı yaşama konusunda cehâlet mazeret değil, suçtur!
Cahillik mazeret olsaydı, ilmin ve alimin fazileti kalmazdı ve kimse de nasihat dinlemez ve bilgisiz kalarak kurtuluş hayalleri kurardı.
Peygamberimizin gelişinden ve Kur'an'dan sonra, insanların, Allah'a karşı, Tevhid'e bi-hakkın (hakkıyla/tam manasıyla) teslim olmama hususunda hiçbir mazeretleri kalmamıştır.
"Müjdeleyici ve sakındırıcı olarak Peygamberler gönderdik ki insanların peygamberlerden sonra Allah'a karşı bir bahaneleri olmasın! Allah izzet ve hikmet sahibidir." (Nisâ: 165)
“Eğer onları daha evvel azaba uğratarak yok etseydik; Rabbimiz, bize bir Peygamber gönderseydin de alçak ve rezil olmazdan önce Ayetlerine uysaydık olmaz mıydı? diyeceklerdi." (Tâ-Hâ: 134)
"Biz, bir Rasûl göndermedikçe azab ediciler değiliz." (İsrâ: 15)
"Müşriklerden biri eman dilerse ona eman ver. Tâ ki Allah'ın Kelâm'ını dinlesin. Sonra onu emin olacağı yere kadar ulaştır. Bu, onların bilmeyen bir kavim olduklarından dolayı böyledir." (Tevbe: 6)
"Şu Kur'an bana onunla sizi ve her kime ulaşırsa (her kim ona ulaşırsa) onları korkutup uyarmam için vahyolundu." (En'âm: 19)
İlim öğrenmek kıyamete kadar farz-ı ayn'dır. Hiçbir gerekçe bu farzı iptal edemez. Câhil kalmak ve öğrenme konusunda tembellik etmek affedilmeye sebep bir delil kabul edilemez!
İslam'ın ilk farzının "OKU" olması dahi, Tevhîdî meselelerde tembellik ederek, bile bile câhilliği seçmenin ve Dinden, imandan, Tevhid'den, Kur'andan, Peygamberden, Sünnetten habersiz yaşamanın masum tarafının olmadığının açık bir kanıtıdır! Geçmişteki Dedelerimiz ve Bizim Şu Anki Halimiz:
Geçmişte, bizi biz yapan yardımlaşma, paylaşma, fedakârlık, ikram, infâk, sadaka, iyilik, birlik ve beraberlik gibi hassalarımızı neredeyse kaybetmek üzereyiz… Eski çağlarda dedelerimiz, "ağaçların dallarını kırmadıktan sonra, bahçemizden kim ne yerse helaldir; sadakamız olsun" derlerdi. Ahireti düşünen bir nesil böyle olur. Ama ahiret inancı zayıflayınca "parayı veren düdüğü çalar" nesli türedi. "Alman usulü" hareket eden, çıkarcı birliktelikler hortladı! Bizim çocukluğumuzda, bahçelerin kapısının önünde destinin içinde soğuk su, yanında da maşrapa bulunurdu. Yoldan geçen susamış yolcular su içerler ve bahçe sahibine dua ederlerdi. Dağlarda davarların, vahşi hayvanların ve kuşların su içmeleri için su yalakları yapılırdı. Issız dağlarda bu su yalaklarıyla devamlı akan çeşmelerle karşılaşan, sıcaktan ter içinde kalmış ve yorgunluktan bitap düşmüş bir çobanın, avcının ya da dağa gezintiye çıkmış bir kimsenin memnuniyetini ve oradan su içince canı gönülden yapacağı duayı hiç düşündünüz mü? Sizin için, böylesine içten ve samimiyetle kaç insan dua etti dersiniz? Yoksa bu fırsatları tepiyor muyuz acaba? Ayrıca hatırladığım şeylerden birisi de, dağların ıssız yerlerine yani medeniyetten oldukça uzak noktalarına meyve ağaçları dikilirdi ve oralardan geçen her kim varsa; o meyvelerden yer ve o ağacı dikene dua ederdi. İşte ecdâdımızın sadaka-i câriye konusundaki hassasiyetleri... Allah’a hamd, Rasûlüne salât ve selâm ile; tüm mü’min kardeşlerimize de selâm ve dua ederek söze başlıyoruz. Rabbimiz, sözü dinleyip en güzeline uyan ve nasihatten istifade eden kullarından kılsın. Allah'ım, her türlü fitneden, zâlimlerin ve câhillerin galebesinden, kabir azabından, cimrilikten, savurganlıktan, cehennem azabından, hayat ve ölümün fitnelerinden, deccal fitnesinden, günahın açığından ve gizlisinden, borç altında kalmaktan, kul hakkına girmekten, korkaklıktan ve tembellikten, doymayan nefisten, fakirliğin ve zenginliğin fitnesinden, ihtiyarlığın bunaklığa döndürülmesinden, fitneci kadınların şerrinden, ölüm anının sıkıntılarından, mahşerin, hesabın ve sıratın musibet ve felâketlerinden sana sığınıyoruz. Bizleri yalnızca Sana kul ve Peygamberine ümmet olarak yaşat ve mü'min olarak canımızı al; ahirette mekanımızı cennet eyle. Âmin!
Kur'an'a göre; dinler ikiye ayrılır: Allah'ın dini ve atalar dini. Atalar dini; geçmişten günümüze ve günümüzden geleceğe vahye yani tamamı itibariyle Allah'ın iradesine dayanmayan tüm şirk ve küfür dinlerini içine alır.
Dinleri, Hâlık'ın dini ve halkın dini ya da hakiki melik olan Allah'ın dini ve zalim kralların dini diye de ikiye taksim edebiliriz.
Her meselede ana fikre odaklanın, kişilere veya hikâyemsi detaylara değil! Çünkü; büyük beyinler fikirleri, orta beyinler olayları, küçük beyinler ise kişileri konuşur!
Söylenen bir hakikati, kişiselleştirmeden, gereksiz şekilde sağa sola çekmeden mesaja odaklanmak aklıselim kişilerin amelidir.
Gereksiz, yersiz, zamansız, hikmetsiz ve usulsüz konuşulan her söz, yapılması gereken bir sâlih ameli engeller. Bu nedenle patavatsızlığın yani yersiz ve boş konuşmanın İslam'da yeri yoktur! Allah'a hamd, Rasûlüne salât ve selâm olsun.
"İnsanlar uykudadırlar, öldükleri vakit uyanırlar."
Bu sözün Arapçası şöyledir:
النَّاسُ نِيَامٌ فَإِذَا مَاتُوا انْتَبَهُوا
İmam Gazâlî, bu sözü, İhyâ, el-Munkızu Min'ed Dalâl gibi bazı kitaplarında senedsiz olarak Peygamberimizin sözü olarak nakletmiştir. el-Elbânî, bu sözün Hadîs olarak aslı olmadığını belirtmiştir. Irâkî, bu sözün Hz. Ali'ye nispet edildiğini söylemiştir. İbn-i Asâkir ise, bu sözü mevkûf olarak Hz. Ali'den rivâyet etmiştir. Meşhur olan görüşe göre bu söz, Hz. Ali b. Ebî Tâlib radıyallâhu anhu'ya nispet edilmektedir. (Silsiletü’l Ehâdîsi’d Daîfe, Mektebetü’l Meârif, No: 102, 1/219) Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
Ey insanlar! İsmiyle müsemmâ güzel kullardan olunuz. İsimleri vasıflarına, sözleri özlerine, eylemleri söylemlerine uymayan kişilikte hareket tarzından sakınınız! Amelî ve i’tikâdî bakımdan nifâk içinde olmaktan şiddetle uzak durunuz! Yaptıklarınızı çok ve önemli sanıp kendinizi dev aynasında görmeyiniz! Az verip çok sanmayınız veya az verip çok söylemeyiniz ve başa kakmayınız. Bâtıl yolda olduğunuz halde kendinizi tezkiye edip/temize çıkarıp nefislerinizi aklamayınız. Kötü işlere devam ettiğiniz halde, iyi işler yaptığınız vehmine kapılmayınız! Geçmişte kınanmış olan zâlimlerin amellerini taklit etmeyiniz. Atalarınızın dinine değil, Allah'ın dinine tâbi olunuz. Halkın beğenisine değil, Hâlık'ın rızâsına tâlip olunuz. Sahte sevgi ve aşklarla kendinizi avutmayınız. Gerçek sevginin ve son Şerîat'in baş muallimi olan Hz. Muhammed aleyhisselâm'ın Sünnetini öğrenerek, en çok Allah'ı seven ve Allah'ın da kendilerini sevdiği gerçek sevenlerden ve sevilenlerden olmaya gayret ediniz! Fânî sevdâlarda yok olmak yerine, Bâkî olan Allah'a kulluk ile hayat bulunuz. Güzel konuşan, güzel yazan ve insanların dikkatini çeken kimseler olmaya değil, güzel amel işleyen Müslümanlar olmaya önem veriniz. Velev ki, insanlar sizin değerinizden gâfil bile olsa, siz Allah'ın sizi sevmesini önemseyiniz. Nefsinizden ya da neslinizden ilim ehli mübârek insanlar yetişmesi için çalışınız. Faydalanılan ilim, hayırlı zürriyet ve kalıcı hayırlar yapma uğrunda birbiriniz ile yarışınız. Mal biriktirme ve makam elde etme uğrunda değil, hayır yolunda koşuşturun. Velev ki, o yolda kimse olmasa dahi, siz o yolun müdâvimleri olunuz. İlim, hayatınızın ekseninde olsun. İlmi, sosyal aktivite, piknik zamanı veya çay sohbeti gibi gereksiz, "olsa da olur, olmasa da olur" türünden bir uğraş olarak görmeyiniz! İlim öğrenip, hem nefsinizi, hem neslinizi, hem de çevrenizdeki insanları ateşten kurtarmak için çalışınız, Allah'ın Âyetlerini insanlara teblîğ ediniz. İslâm'ı anlatmayı gereksiz bir iş olarak görmeyiniz. İnsanlara hitap ederken hikmet, güzel öğüt, güzel söz ve güler yüz ile yaklaşım gösteriniz. İnsanların patavatsızlıklarına tepkiniz, sizi âdil hareket etmekten uzaklaştırmasın. Devamlı sabırla, teennî ile, merhamet ve anlayış ile hareket ediniz. İmtihanın temel gayesinin yalnızca Allah'a iman etmek olduğunu asla aklınızdan çıkarmayınız. Bu ulvî gayeden uzaklaşmış olan insanların cehenneme gitmelerine engel olmak adına, onlarla güzel ilişkiler kurunuz. Asla nefsî bir tutum içine girmeyiniz. Câhiller sizi üzseler de, kırsalar da, haksızlık etseler de, yanlış konuşsalar da, siz doğru olunuz, doğruları konuşunuz. Tevhîd'siz bir hayatınız olmasın. Tevhîd'den habersiz insanların olduğu bir dünyada rahat uyku ve gamsız bir hayat yaşamak ancak gâfillerin işidir. Câhil olmaktan sakındığınız gibi, gâfil ve şuûrsuz olmaktan da sakınınız! Ve bi'l-netice, her konuda Allah'ın irâdesine boyun eğin ve ancak Müslümanlar olarak ölün! Celâl ve ikram sahibi Allah Sübhânehu ve Teâlâ’ya hamd ediyoruz. Salât ve selâm; insanlığın atası ve ilk muallimi Hz. Âdem’den, son Peygamber Hz. Muhammed ve bu ikisi arasında gelmiş geçmiş tüm Peygamberlere (aleyhimusselâm) ve Peygamberimizin Sünnetine kıyamet gününe kadar güzelce ittibâ edecek olan tüm mü’min kardeşlerimizin üzerine olsun. Allah, mü’minlerden ebediyyen râzı olsun.
Kısmen de olsa, önemli bir konu üzerinde hasbıhal edeceğiz. Rızık ve rızkı artıran etkenler konusu...
Hayat kimilerine göre, geçim dünyasıdır, kimilerine göre seçim dünyasıdır, kimilerine göre ise imtihan sahasıdır. Buna rağmen bütün insanlar için ortak bir payda vardır ki, o da, dünyada yaşarken temel ihtiyaçlarını karşılama zorunluluklarıdır. Fakat bunun sınırı ne olmalıdır? Dünyalıklar amaç mıdır, araç mıdır? Dünya ve içindeki her şeyin araç olduğunu farz edersek, bu durumda asıl amaç nedir? İnsan, ruh ve beden huzurunu nasıl elde edebilir? Gerçek huzur nedir? Hakiki kazanç ve menfaat nedir? Bu soruların cevapları ve insanın dünya ve âhirette mutlu olmasını temin edecek kurallar nelerdir? İşte bu türden soruların cevaplarını ortalayarak, rızkın, insan için hayırlı ve bereketli olması ve hayırlara vesile olması hangi şartlarda mümkün olabileceği sorusunu, Kur’an ve Sünnete arz edeceğiz. Sorumuz şudur; rızkı artıran etkenler var mıdır, varsa nelerdir? HERKES MEDENİ OLMAK İSTER… HİÇ ŞÜPHESİZ HUZUR VE MEDENİYET İSLAM’DADIR.
İNSANLARA, İNSANCA DAVRANMASINI ÖĞRENMEK DE MEDENÎ OLMANIN GEREĞİDİR…
İSLAM YÜCEDİR, ONUN ÜSTÜNDE YÜCELİK YOKTUR!
SAĞLIKLI İLETİŞİM; BÜYÜK HAYIRLARA VE BEREKETLERE SEBEP OLUR.
İNSANLARIN PSİKOLOJİSİNİ DİKKATE ALMAK, EMPATİ YAPMAK VE ONLARI İÇERİSİNDE BULUNDUKLARI ŞARTLARA GÖRE DEĞERLENDİRİP, ANLAYIŞLI OLMAK; MERHAMET VE ŞEFKATİN BİR GEREĞİDİR…
MERHAMET ETMEYENE MERHAMET EDİLMEZ.
KÖTÜLÜK YAPAN KÖTÜLÜK BULUR, İYİLİK YAPAN İYİLİK BULUR.
ACELECİLİK, SABIRSIZLIK, ÖNYARGI, SAPLANTI, KATI KALPLİLİK, SERT DİLLİLİK, MERHAMETSİZLİK, BENCİLLİK, CİMRİLİK, KİBİR VE ZULÜM FİRAVUNLARIN VE KARUNLARIN SIFATLARIDIR…
İYİLİK YAP DENİZE AT, SEMEK BİLMEZSE, HÂLIK (YARATAN) BİLİR.
İYİ OLANLARA HERKES İYİLİK EDER; ÖNEMLİ OLAN, YAPTIĞI KÖTÜLÜKLERİN FARKINDA OLMAYANLARA İYİLİK EDEBİLMEK VE ONLARIN HİDAYETLERİNE VESİLE OLMAKTIR…
SABIR LÜTUF VE İKRAMLARA, ACELECİLİK PİŞMANLIKLARA, ANLAYIŞLI OLMAK İSE SEVGİ VE MUHABBETE VESİLEDİR. |
KATEGORİLER
17.04.2026Cuma
Son Yorumlar
Yusuf Semmak ⏳ Ey İslâm Ümmeti! İlk vazi Yusuf Semmak ✍️ Derdin ilimse, im misafir Nice Yusuf Semmak 🔸 Rabbimiz, yolunu kaybed Yusuf Semmak Kadr Gecesi sebebiyle duâ ediyoru Yusuf Semmak Rabbimiz kalan ömrümüzü geçen ömr Yusuf Semmak ☝️ "Tâğûta ibâdet et Yusuf Semmak ✍ Sıla-i rahmin ömrü ve rız Yusuf Semmak BUNLAR HİÇ EŞİT OLUR MU?! 1- " Yusuf Semmak Arkadaşlar, videoyu paylaşalım! Yusuf Semmak Bu konuda üç Âyet-i Kerîme zikred misafir Thankks forr sharing your thought Oğuzhan Admin çok teşekkürler. İsmail Yüce ALLAH cc razı olsun sizden h Yusuf Semmak Ve aleyküm selâm kardeşim. Tâbi Bekir Yetginbal Canım kardeşim selamualeykum GÜN Bekir Yetginbal Ey Rabbim bu kulunun gayretlerini Mahmut Selamünaleykum Yusuf peygamberin Ufuk Çok güzel Şeyma Bu nadide soru ve cevapları için Ahmet Doyurucu bir yorum Teşekkürler Yusuf Semmak Son mısralar/dizeler hep "Lâm" ha Baraa Bence çoooook güzel bir site ali İlmî Arapça Sayfası http://www ali Faydalı Bir Maksud Programı http ali Faydalı Bir Emsile Programı http Yusuf Semmak BU DERSTE İŞLENEN BAŞLICA MEVZULA Derya Atan Ağzınıza, yüreğinize sağlık hocam Firdevs Sevgi inş güzeldit. misafir ⭐⭐⭐⭐& mustafa Abi çook teşekküür ederim Medine Cenetin kapısın geçmek istiyom Yusuf Semmak Namazda Salli-Bârik okurken, Peyg |