Soru: Sorumu bir misalle anlatayım. Allah bir adamı yaratırken ne yapacağını biliyor; kötülükler mi yapacak iyilikler mi? Mesela, bir adamı yaratırken bile Allah, o adamın sonunun iyi mi yoksa kötü mü olacağını biliyor. Madem ki Allah, önceden biliyor, kul da Allah'ın bildiği bu şeyi kendi iradesiyle değiştiremez sanırım... Yada şöyle izah edeyim. Allah kulunu yaratırken yapacaklarını bildiği için, sonunun neresi olduğunu da bilir. Peki kul, dünyada iyi işler yaparak Allah katındaki sonunu değiştirebilir mi?KADER KONUSUNDA ÖZLÜ AÇIKLAMALAR Soru: Sorumu bir misalle anlatayım. Allah bir adamı yaratırken ne yapacağını biliyor; kötülükler mi yapacak iyilikler mi? Meselâ, bir adamı yaratırken bile Allah, o adamın sonunun iyi mi yoksa kötü mü olacağını biliyor. Mademki Allah, önceden biliyor, kul da Allah'ın bildiği bu şeyi kendi irâdesiyle değiştiremez sanırım... Ya da şöyle izah edeyim. Allah kulunu yaratırken yapacaklarını bildiği için, sonunun neresi olduğunu da bilir. Peki, kul dünyada iyi işler yaparak, Allah katındaki sonunu değiştirebilir mi? Cevap: Allah'a hamdederek söze başlıyorum. Sorunuza kısaca cevap verelim. Bu soruda çok önemli bir nokta gözden kaçırılıyor ve mesele karıştırılıyor! Allah tüm mahlukatı yaratmadan önce de her şeyi biliyordu. Allah'ın ilmi sonsuz ve sınırsızdır; ayrıca sebeplere de bağlı değildir. Allah irâdeli bir canlı yaratmayı istemiş ve onu imtihan etmeyi irâde buyurmuştur. Peki, Allah'ın kendi mahlukatını tanımak ve öğrenmek için buna ihtiyacı var mı? Hayır, tabii ki! Ama Allah, insan ve cinleri imtihan etmeden, onların nasıl yaşayacaklarını, neler düşündüklerini, iman edip etmeyeceklerini bildiği için, direkt cennet ve cehenneme gönderseydi; kâfirler buna itiraz edeceklerdi. "Biz imtihan olsaydık, bize bu şans verilseydi, biz şimdi burada olmazdık" diyeceklerdi! Allah'ın adâleti de sonsuz olduğu için; onlara bu söz söyleme hakkını vermek istemez! Câhiller açısından bakarsanız, inkârcıların sözleri doğru gibi gözükebilir. Allah onlara bu kadarcık bile konuşma fırsatı vermek istemiyor. Kendi mutlak adâletinin nasıl gerçekleştiğini herkese göstermek; ebedi olarak cennet ve cehenneme gidenlerin iman ederek ya da inkâr ederek bu sonu kendilerinin hazırladıklarını herkes için ortaya koymak istiyor. Dünyada imtihan oldukları halde, iman etmemek için, Allah'ın Levh-i Mahfûz'da önceden, kıyamete kadar olacak her şeyi yazıp kaydetmesini (En'âm: 38, Kamer: 52) bahane edip yine küfür yolunu seçenler; imtihan olmadan cehenneme sevk edilselerdi, bu kez de "niye biz imtihan olmadık; imtihan olsaydık bu ateşin içinde olmazdık" diye itiraz edeceklerdi. Bakınız, kâfirler ebedi cehennem azabına müstahak olunca, Allah'tan ikinci bir imtihan şansı istemektedirler. İkincisini isteyen, hiç imtihan olmamasına itiraz etmez mi? "Günahkârların (kâfirlerin) Rabblerinin huzurunda başlarını eğip: "Rabbimiz, gördük, işittik. Artık bizi (dünyaya) geri döndür, sâlih amel işleyelim. Gerçekten biz inandık" diyecekleri vakit bir görsen!" (Secde: 12) Görüldüğü gibi inkârcılar tekrar dünyaya dönüp ikinci kez imtihan olmayı temenni edeceklerdir. Gayb perdesi gözlerinin önünden kalkınca da içtenlikle "iman ettik" diyorlar! Oysa iman gayba inanmaktır. "Onlar (mü'minler) gayba iman ederler." (Bakara: 3) Gayb perdesi gözlerinin önünden kalktıktan sonra bizzat gözleriyle görüp, kulaklarıyla işittiklerinde ancak âhirete, cennet ve cehenneme inanabilmişlerdir. Oysa gözleriyle görmedikçe iman etmeyenler, gördükten sonra inansalar bile yine kâfirdirler. Çünkü onlar Allah'ın gayb olarak önceden haber verdiklerine, Allah'a inanıp, güvenip iman etmediler, Allah'a teslim olmadılar. Onların gözlerine tekrar gayb perdesi çekilse, yine inkâr ederler. Bakınız, Rabbimiz ne buyuruyor: "Eğer geri (dünyaya) döndürülselerdi, yine kendilerine yasaklanan şeylere geri dönerlerdi. Çünkü onlar gerçekten yalancılardır." (En'âm: 28) Bu Âyetlerden iki temel noktayı anlıyoruz: Birincisi; Allah, yaratmadan önce de, sonra da kullarından asla gâfil değildir. O bir sebebe muhtaç olmaksızın her şeyi bilir. Bildiği için de, kullarını imtihana çekmeden önce evrende gerçekleşecek her şeyi önceden kaydetmiş ve bu gerçeğe iman etmekle kullarını sorumlu tutmuştur. İkincisi ise; kâfirler ikinci kez imtihan olsalardı bile, yine aynen kâfir olarak ölürlerdi. Bunun böyle olacağını insanı yaratan ve onu herkesten daha iyi bilen Allah söylemektedir. Bazı arkadaşlar, En'âm: 38'i Kur'ân'da her şeyin olduğuna dolayısıyla Hadislere ve de ictihâda ihtiyaç olmadığına delil olmak üzere söylediklerini görüyoruz!! Bu fikir zaten akla aykırıdır da; delilleri de davalarıyla çelişiyor! Bu Âyette, havada iki kanadıyla uçan kuşlara, yerde yürüyen her bir hayvana kadar evrendeki her şeyin en son detaylarına kadar önceden Levh-i Mahfûz'da bir Kitap'ta yazılı olduğu bildirilmektedir. Hem de bu gerçekler Allah'ın ilk yarattığı kalem tarafından yazılmıştır. Allah ilk kez kalemi yarattı ve "kıyâmete kadar olacak her şeyi yaz" diye ferman buyurdu; o da yazdı. Ben şahsen, bazı kimselerin Kader konusunu neden anlayamadığını bir türlü anlamlandıramam! Bazı Müslümanlar 'şundan, bundan dolayı' gibi açıklamalar yaparlar, ama ben yine mantıklı bir yaklaşım bulamam! Bazı insanlar bilgisiz, yetersiz, habersiz, kudretsiz, muhtaç bir Allah'a mı inanmak istiyorlar? Yoksa ilim sıfatını Allah'a yakıştıramıyorlar mı? Ayrıca Allah'ın insanların kaderini yani dünyada nasıl yaşayacaklarını önceden bilip yanında bir Kitap'ta yazmış olması, o insanların o Kitaba göre yaşatıldıkları anlamına gelmiyor! Yani insanlar önceden yazılmış bir senaryonun oyuncuları, kahramanları ya da figüranları değiller! Fakat buna rağmen mahlukatın ve insanların her yaptığı şey o Kitap'ta yazıyor... Bunun nedeni nedir? Bunun nedeni Allah'ın sonsuz ilmi, kudreti, hiçbir şeye muhtaç olmadan her şeyi bildiği, duyduğu, haber aldığı, hiçbir şeyin kendisine gizli kalmadığı, kendisinde asla bir noksanlık bulunmadığı gerçeğidir. Rabbimizin böyle yapmasının diğer bir nedeni de, insan ve cinlerin bu gerçeğe iman etmelerini "amentü esası" olarak takdir etmek istemesidir. Yani kul, Rabbini bu şekilde mutlak ilim ve kudret sahibi olarak bilmedikçe, O'nu hakkıyla takdir etmedikçe iman etmiş olamaz! Allah, kullarına cüz’î irâde vermiştir. Bu irâdeyle hayır ve şerr yollarında dilediğini seçer ve yapar. Bu bir kudrettir. İrade edebilmek iktidardır. Meleklerde bu özellik yoktur. Hayvanlarda, bitkilerde, cemâdât (cansız varlıklar)da ise akıl ve irâde yoktur. İnsan can, rûh, akıl, irâde, fıtrat ile donatılmış ve kendisine yol göstersin diye, elçiler ve kitaplar gönderilmiştir. Bundan büyük şeref olur mu? Bu nedenle insan, eşref-i mahlukat'tır yani yaratılmışların en şereflisidir. İnsanın irâdesinin üzerinde Allah'ın mutlak irâdesi vardır. Allah'ın mutlak irâdesi, mutlak olarak hayır ve iyiliktir. Bazen kullarının kötülüklere dalmalarına -sayısız hikmetleri gereği- engel olur, bazen de adâleti gereği onların azgınlıklarını artırır. Levh-i Mahfûz'da kullarla ilgili yazgının tamamı, kulların cüz’î irâdeleriyle seçimlerinin önceden bilinip kaydedilmesinden ibaret değildir. Allah'ın küllî irâdesinin gereği yazgılar da vardır. Buna mukadderât denir. Ama mukadderât kulun hayrı için olan İlâhî irâdelerdir. Kulun zorla cehennem yoluna sevk edilmesi değildir! Bazen de Allah'ın adâleti gereği kullarını cezalandırması gibi fiilleri vardır. Bunların bir kısmı görünüşte şerr gibi gözükebilir, ama bizim hoşlanmadıklarımız, sabreder ve takvâ sahibi olursak hakkımızda hayırdır. "Bazen hoşlanmadığınız bir şey sizin için hayırlı olur. Sevdiğiniz bir şey de hakkınızda kötü olabilir. Allah bilir, siz bilmezsiniz." (Bakara: 216) Allah'ın sıfatları için tahdîd (sınırlandırma), muhâl (imkânsız) olduğu için adâlet sıfatı da sonsuzdur. Adâleti gereği, kullarını cezalandırmayı irâde etmesi de, insanın yazgısında bulunan gerçeklerdendir. Tekvîr Sûresinin son Âyetinde: "Âlemlerin Rabbi Allah dilemedikçe, siz dileyemezsiniz" (Tekvîr: 29) buyrulmaktadır. Bu konu, çok nazik bir meseledir. Kulun hiçbir eylemi sadece onun irâdesiyle meydana gelmez. Bu noktayı daha iyi anlamak için şunu düşünmemiz yeterlidir. Her insana istediği her şeyi gerçekleştirebilme gücü verilseydi, o zaman bu dünyanın nizâmı altüst olurdu! Bu nizam, Allah'ın irâdesi tüm irâdelerin üzerinde olduğu için ayaktadır. Bir insan bir şeyi, ancak Allah izin verdiği zaman yapabilir. Hidâyet ve dalâlet de böyledir. Bir insan hidâyeti istemekle ona ulaşamaz. Bu isteğini gerçekleştirmeye karar verdikten sonra, Allah o kulu için hidâyeti irâde eder ve yaratır. Dalâlet için de aynı durum söz konusudur. Kul sapıtmaya karar verir ve o yola girerse; Allah da onu saptırır. Örneğin; bir kimsenin hırsızlık yapmak istemesi sadece bunu temenni etmesi hırsızlık için yeterli olmaz. Yani hırsızlık fiili gerçekleşmez. Ama Allah, o kuluna bu niyetini gerçekleştirmesi için, fırsat tanırsa bu eylem gerçekleşir. Rabbimiz yine şöyle buyurur: "Sizi de, yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır." (Sâffât: 96) Allah Teâlâ yaratıcıdır ve her şeyi o yaratır. Kulun fiilleri de buna dâhildir. Hidâyeti dalâleti, hayrı şerri, iyiliği kötülüğü, mü'mini kâfiri, geceyi gündüzü, her şeyi Allah yaratır. Her şeyin yaratıcısı O olduğu için, razı olmadığı halde; kötülükleri de yaratır. Kul, bir kötülüğe niyet ettiğinde, Allah bundan razı değildir, onu çeşitli sebeplerle o kötülükten uzaklaştırmak ister ama kul kötülüğe karar verip yaparsa Allah da yaratır. Allah'a Hâlık (yaratıcı), kula da Kâsib (kesb eden, yapan) denir. Halk Allah'ın fiili, Kesb kulun fiilidir. Bu kadar açıklama, düşünerek okuyanlar için yeterlidir sanırım. İmtihanımız sonucunda, takvâ sahipleri için hazırlanmış cennet nimeti ve şu sahneyle kavuşmamız ümidi ve duasıyla. "O gün cehenneme: "Doldun mu?" deriz. "Daha yok mu?" der. Cennet ise takvâ sahiplerine uzak olmayıp yakınlaştırılmış olacaktır. İşte bu, (itaate) dönen ve (nefsini) koruyan herkes için va'dolunageldiğinizdir. Görmeden (ya da kimsenin görmediği yerde) Rahmân'dan korkan ve (hakka) yönelen bir kalp ile gelen kimseler içindir. Oraya selâm (esenlik) ile giriniz İşte bu, ebedilik günüdür. Orada onlara diledikleri her şey vardır. Katımızda daha fazlası da vardır." (Kâf: 30-35) Sözlerimizin evveli ve âhiri, Allah'a hamdetmektir. |
KATEGORİLER
20.04.2026Pazartesi
Son Yorumlar
Yusuf Semmak ⏳ Ey İslâm Ümmeti! İlk vazi Yusuf Semmak ✍️ Derdin ilimse, im misafir Nice Yusuf Semmak 🔸 Rabbimiz, yolunu kaybed Yusuf Semmak Kadr Gecesi sebebiyle duâ ediyoru Yusuf Semmak Rabbimiz kalan ömrümüzü geçen ömr Yusuf Semmak ☝️ "Tâğûta ibâdet et Yusuf Semmak ✍ Sıla-i rahmin ömrü ve rız Yusuf Semmak BUNLAR HİÇ EŞİT OLUR MU?! 1- " Yusuf Semmak Arkadaşlar, videoyu paylaşalım! Yusuf Semmak Bu konuda üç Âyet-i Kerîme zikred misafir Thankks forr sharing your thought Oğuzhan Admin çok teşekkürler. İsmail Yüce ALLAH cc razı olsun sizden h Yusuf Semmak Ve aleyküm selâm kardeşim. Tâbi Bekir Yetginbal Canım kardeşim selamualeykum GÜN Bekir Yetginbal Ey Rabbim bu kulunun gayretlerini Mahmut Selamünaleykum Yusuf peygamberin Ufuk Çok güzel Şeyma Bu nadide soru ve cevapları için Ahmet Doyurucu bir yorum Teşekkürler Yusuf Semmak Son mısralar/dizeler hep "Lâm" ha Baraa Bence çoooook güzel bir site ali İlmî Arapça Sayfası http://www ali Faydalı Bir Maksud Programı http ali Faydalı Bir Emsile Programı http Yusuf Semmak BU DERSTE İŞLENEN BAŞLICA MEVZULA Derya Atan Ağzınıza, yüreğinize sağlık hocam Firdevs Sevgi inş güzeldit. misafir ⭐⭐⭐⭐& mustafa Abi çook teşekküür ederim Medine Cenetin kapısın geçmek istiyom Yusuf Semmak Namazda Salli-Bârik okurken, Peyg |