Araştırmacı, Yazar

ANASAYFA
BİZE ULAŞIN
AMACIMIZ
KUR'AN DİNLE
KİTAPLARIMIZ
DERS VİDEOLARI ARŞİVİ
NOT DEFTERİ
Nahiv İlminin Kâideleri İstikâmetinde, Hadîs-i Şerîfleri Tanıyalım: 1) الْمُسْتَشَارُ مُؤْتَمَنٌ "İstişâre edilen, güvenilir (kimse)dir." (İbn-i Mâce, Edeb, 37) Hadîs bir isim cümlesidir; mübteda ve haber'den oluşmaktadır. Her iki öğe de merfû’ olur. الْمُسْتَشَارُ mübteda, مُؤْتَمَنٌ de haber'dir. 2) اَلْمَرْءُ مَعَ مَنْ أَحَبَّ "Kişi sevdiğiyle beraberdir." (Buhârî, Edeb, 96) Hadîs’te geçen اَلْمَرْءُ kelimesi mübteda'dır. مَعَ zarf, şibh-i cümle olarak mahallen merfû’, mübteda'nın haberidir. مَنْ ism-i mevsûl, muzâfun ileyh, mahallen mecrûrdur. أَحَبَّ mâzi fiil, fâili müstetirun fîh (fiilin içinde gizli) olan هُوَ zamiridir ve bu fiil cümlesi, mevsûl'ün sılasıdır. Sıla cümlesinde ism-i mevsûl'e dönen bir "âid" bulunur. Bu sıla da âid mahzûf (hazfedilmiş) ه zamiridir. Takdiri, أَحَبَّهُ şeklindedir.

HADÎSLERLE ARAPÇA ÖĞRENELİM 

(HADÎS ARAPÇASI)

Nahiv İlminin Kâideleri İstikâmetinde Hadîs-i Şerîfleri Tanıyalım:

1) الْمُسْتَشَارُ مُؤْتَمَنٌ "İstişâre edilen, güvenilir (kimse)dir." (İbn-i Mâce, Edeb, 37)

Hadîs bir isim cümlesidir; mübteda ve haber'den oluşmaktadır. Her iki öğe de merfû’ olur. الْمُسْتَشَارُ mübteda, مُؤْتَمَنٌ de haber'dir.

2) اَلْمَرْءُ مَعَ مَنْ أَحَبَّ "Kişi sevdiğiyle beraberdir." 

(Buhârî, Edeb, 96)

Hadîs’te geçen اَلْمَرْءُ kelimesi mübteda'dır. مَعَ zarf, şibh-i cümle olarak mahallen merfû’, mübteda'nın haberidir. مَنْ ism-i mevsûl, muzâfun ileyh, mahallen mecrûrdur. أَحَبَّ mâzi fiil, fâili müstetirun fîh (fiilin içinde gizli) olan هُوَ zamiridir ve bu fiil cümlesi, mevsûl'ün sılasıdır. Sıla cümlesinde ism-i mevsûl'e dönen bir "âid" bulunur. Bu sıla da âid mahzûf (hazfedilmiş) ه zamiridir. Takdiri, أَحَبَّهُ şeklindedir.

3) الْحَرْبُ خُدْعَةٌ "Savaş hiledir." (Buhârî, Cihâd, 156)

الْحَرْبُ mübteda, خُدْعَةٌ haberdir.

4) تَعِسَ عَبْدُ الدِّينَارِ وَعَبْدُ الدِّرْهَمِ "Dinar'ın kulu ve dirhemin kulu kahrolsun!" (Buhârî, Rikâk, 10)

Ya da dinar altından, dirhem de gümüşten yapıldığı için; "altın ve gümüşe kul olan kahrolsun!" diye de tercüme edebiliriz.

Hadîs’te geçen تَعِسَ mâzi fiil ve dua anlamındadır. 

Bu Hadîs lafzen "ihbâr", mana yönüyle ya da hükmen "inşâ" kipindedir.

رَضِىَ اللهُ عَنْهُ "Allah ondan râzı olsun!" gibidir. Bu ifade de bir dua'dır. رَضِىَ fiil-i mâzi olduğu halde "râzı oldu" şeklinde değil, "râzı olsun" şeklinde tercüme edilmektedir.

 عَبْدُ kelimesi تَعِسَ ‘nin fâilidir, muzâf'tır.

الدِّينَارِ muzâfun ileyh'tir.  وَ atıf vâv'ıdır. Kendisinden sonrasını, öncesinin üzerine atfetmektedir. Sonrasındaki عَبْدُ الدِّرْهَمِ kelimesi ma'tûf'tur, atıf vâv'ından önceki üzerine atfedilen kelime ise ma'tûfun aleyh'tir. Ma'tûf'un irabı da ma'tûfun aleyh gibidir.

5) إِذَا لَمْ تَسْتَحْىِ فَافْعَلْ مَا شِئْتَ "Utanmıyorsan dilediğini yap!" (İbn-i Mâce, Zühd, 17)

Hadîs’te geçen إِذَا cümleye muzâf olan cezm etmeyen şart edatıdır. لَمْ harfi, cahd-ı mutlak'tır. Devamlı muzâri fiillerden önce gelen bu edat; kendisinden sonraki muzâri fiillerin anlamlarını geniş zamandan geçmiş zamana çevirir, bu fiilleri olumsuz yapar ve son harflerinin harekesini cezmeder.

لَمْ تَسْتَحْىِ "utanmadın" demektir. تَسْتَحْىِ kelimesi لَمْ ile meczûm'dur. Bu fiil, istif'âl bâbındadır ve sonundaki meczûm "ye" harfi, illet harfi olduğu ve kelime sonunda bulunduğu için hazfedilmiştir (atılmıştır). Bu kelimenin meczûm olmasının alâmeti, kelimenin asıl halinde, kelime sonunda yer alan cezimli ye harfinin hazf edilmiş olmasıdır. Kısaca cezm alâmeti, “illet harfi ye'nin hazfıdır” diyebiliriz.

لَمْ تَسْتَحْىِ cümlesi, إذَا nın muzâfun ileyh'idir, mahallen mecrûr'dur. فَافْعَلْ cümlesi cevaptır. Başındaki ف , cevap fâ'sıdır.

إِذَا edatı, اِفْعَلْ emir fiilinin mef'ûlün fîh'idir.

مَا ism-i mevsûl, شِئْتَ sıla'dır. Sıla cümlesi; fiil ve fâilden meydana gelmiştir. Âid, mahzûf ه zamiridir.

Kısa Açıklama: 

Arapça'yı öğrenmenin asıl amacı, Kur'ân-ı Kerîm ve Hadîs-i Şerîfleri anlamaktır. Bu nedenle Sarf ve Nahiv ilmini öğrenen herkesin bilgi seviyesine uygun, Kur’ân ve Hadîsler üzerinde çalışmalar yapıp, Allah'ın Âyetlerini ve Peygamberimizin sözlerini anlamak için dersler yapması gerekir. Arapça ilmi esas alınarak, Kur’ân Âyetleri üzerinde dersler yapılmasına "Kur’ân Arapçası"; Peygamberimizin Hadîsleri üzerinde dersler yapılmasına da "Hadîs Arapçası" diyebiliriz. Bu çalışma yapılırken, bu sahanın ehli olan Arapça uzmanlarından ve ilim ehlinden destek alınması ve onların belirlediği programa uygun çalışmalar yapılması gerekmektedir. Ayrıca, Arapça dersleri alan bir arkadaşımızın, öğrendiği her bilgiyle alakalı örnekleri, Âyetler ve Hadîslerden araştırıp, ilmini vahiyle örneklendirerek, pekiştirmelidir. Hiç şüphesiz bu çalışmasın en büyük faydası, Kur’ân ve Sünneti anlama yolunda kazanımlar elde etmek olacaktır. 

6) أَكْثِرُوا ذِكْرَ هَاذِمِ اللَّذَّاتِ Öncelikle Hadîs'e, motamot (kelimesi kelimesine) mana verelim: “Lezzetleri sona erdirenin zikrini çoğaltınız.” Anlamı şöyle toparlayabiliriz: "Lezzetleri sona erdireni (ölümü) çokça hatırlayın." (İbn-i Mâce, Zühd, 31) 

Hadîs-i Şerîf, fiil cümlesidir. 

Hadîs’te geçen أَكْثِرُوا kelimesi, أَكْثَرَ fiilinin emridir. Cem'i müzekker ve muhatab'dır. Cem'i olduğunun alâmeti, sonundaki vâvu'l cemâat yani cem'ilik vâv'ıdır.

Kelimenin sonundaki elif ise, el-Elifu'l Fârika'dır. Bu elif, kendisinden önceki vâv harfinin kelimenin aslından olmadığını gösterir yani fiillerde cem'i vâv'ları ile kelimenin aslından olan vâv'ların ayırt edilebilmesi için kelimeye bitişir. Ama imlâ yönünden yazılsa da, okunmaz.

كَتَبُوا، لَمْ يَكْتُبُوا، لَنْ يَكْتُبُوا، اِجْلِسُوا، نَصَرُوا، لَمْ يَفْتَحُوا gibi. Eğer bir fiilin son harfi vâv ise, bu vâv'dan sonra elif gelmez. يَدْعُو “dua ediyor, dua eder” gibi. Çünkü bu vâv, kelimenin lamel fiilidir yani aslındandır.

Fiile zamir bitiştiğinde bu Elif hazfedilir.

كَتَبُوهُ، لَمْ يَكْتُبُوهُ، لَنْ يَكْتُبُوهُ، اُكْتُبُوهُ gibi.

كَتَبُواهُ، لَمْ يَكْتُبُواهُ، لَنْ يَكْتُبُواهُ، اُكْتُبُواهُ şeklinde yazılmaz.

Cemâat vâv’ından sonra –tenbîh için- getirilen ve kelimenin aslından olmayan bu “Elif”, el-Elifu’l Fâsıla, Elifu’l Fasl, Elifu’t Tefrîk diye de bilinir.

Nûnu’n nisve (müenneslik nûn’u) ile nûnu’t te’kîd arasında gelen elife de “Elifu’l Fasl” denilmektedir. اِضرِبْنَانِّ gibi. (Bkz: El-Halîl Mu’cemu Mustalahâti’n Nahvi’l Arabî, Mektebetu Lübnân, “el-Elif” Maddesi)

Bu açıklamadan sonra, Hadîs'i i'râb etmeye devam edelim: ذِكْرَ kelimesi, mef'ûlün bih ve muzâf'tır.

هَاذِم kelimesi, hem kendisinden önceki kelimeye muzâfun ileyh, hem de kendisinden sonraki kelimeye muzâf olur. 

Bu kelime, Emsile ve Binâ okuyan herkesin bildiği gibi, "Çarçabuk kesti" anlamına gelen هَذَمَ | يَهْذِمُ | هَذْمًا kökünden gelen ism-i fâil'dir. Sülâsî mücerred fiillerin ikinci bâbındandır.

اللَّذَات kelimesi de, لَذَّة kelimesinin çoğul şeklidir ve muzâfun ileyh'tir.

7) إِنَّ أَحَدَكُمْ مِرْآةُ أَخِيهِ "Şüphesiz sizden her biriniz (din) kardeşinin aynasıdır." (Tirmizî, Birr, 18)

إنَّ kelimesi, fiile benzeyen harflerdendir.

Bu konu, "el-hurûfu'l müşebbehetu bi'l fi'l" ya da kısaca "İnne ve benzerleri" yahut da "İnne ve (kız) kardeşleri" gibi isimlerle bilinir. Bu tür kelimeler isim cümlesinin başına gelirler ve isim cümlesinin mübtedasını kendi isimleri olarak nasb, isim cümlesinin haberini de kendi haberleri olarak re'f ederler. Kısaca, إِسْمُ إِنَّ "İnne'nin ismi", خَبَرُ إِنَّ "İnne'nin haberi" de denir.

أَحَدَكُمْ kelimesindeki, أَحَدَ İnne'nin ismidir, mensûb'tur.

كُمْ muttasıl (bitişen) zamiri de muzâfun ileyh'tir ve mahallen mecrûr'dur.

مِرْآةُ kelimesi, خَبَرُ إِنَّ yani İnne'nin haberidir ve merfû'dur.

مِرْآة kelimesi, "gördü" anlamındaki رَأَى | يَرَى kökünden gelen, مِفْعَلَة vezninde ism-i âlet'tir. مِرْآة kelimesinin aslı, مِرْئَيَة şeklindedir. Bu kelimede, illet harfi olan "yâ" müteharrik (harekeli) ve mâkabli (öncesi)ndeki harfin harekesi de fetha olduğu için, Sarf kâidesi gereği, yâ harfi elif'e döner ve hemze eliften dolayı bir elif miktarı uzatılarak "Â" diye okunur. "Mir'âtun" şeklinde.

أَخِيهِ kelimesi, haber'e muzâfun ileyh olur.

أَخِي kelimesi, biraz önce de açıkladığımız gibi önceki kelime için muzâfun ileyh olurken, sonraki kelime olan هُ muttasıl zamiri için muzâf olur. Anlamı; "onun kardeşi" şeklindedir. Öncesindeki kelimeyi de dâhil edersek anlam; "onun (kendisinin) kardeşinin aynası" olur. Türkçe'de bu tür tamlamalara, "zincirleme isim tamlaması" denir.

8) مِنْ حُسْنِ إِسْلاَمِ الْمَرْءِ تَرْكُهُ مَا لاَ يَعْنِيهِ "Kişinin (dînî ve dünyevî bakımdan) kendisini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesi, Müslümanlığının güzelliğindendir." (İbn-i Mâce, Fiten, 12)

Hadîs-i Şerîf, isim cümlesidir. مِنْ حُسْنِ kelimesi, şibh-i cümle olarak mukaddem haber'dir.

حُسْنِ إِسْلاَمِ الْمَرْءِ kelimesi, az önce açıkladığımız gibi zincirleme isim tamlamasıdır.

"Kişinin Müslümanlığının güzelliği" anlamına gelir. Bu üç kelime sırasıyla muzâf, muzâfun ileyh (tamlamada, ikinci kelime olduğu için, sonraki kelimeye yani الْمَرْءِ kelimesine muzâf olur, o kelime de kendisinin muzâfun ileyh'i olur.

تَرْكُهُ kelimesi, muahhar (tehir edilmiş) mübteda'dır.

Buradaki هُ zamiri, muzâfun ileyh olduğu için, mahallen mecrûr'dur. مَا ism-i mevsûl, تَرْكُ masdarının, mef'ûlün fîh'idir.

لاَ يَعْنِيهِ cümlesi, مَا nın sıla'sıdır. هُ zamiri de, ism-i mevsûl'e dönen âid'dir. 

9) أَىُّ دَاءٍ أَدْوَأُ مِنَ الْبُخْلِ "Cimrilikten daha kötü hangi hastalık vardır?" (Buhârî, Humus, 15)

Hadîs’te geçen أَىُّ mübteda, دَاءٍ muzafûn ileyh'tir.

أَدْوَأُ kelimesi, أَفْعَلُ vezninde ism-i tafdîl olup haber'dir.

مِنَ الْبُخْلِ cârr ve mecrûrdur ve habere müteallık'tır.

10) لاَ يَنْبَغِى لِلْمُؤْمِنِ أَنْ يُذِلَّ نَفْسَهُ "Mü'minin kendisini küçük düşürmesi uygun değildir." (İbn-i Mâce, Fiten, 21)

لاَ يَنْبَغِى menfî fiil-i muzâri'dir. لِلْمُؤْمِنِ cârr ve mecrûr'dur ve menfî fiile müteallık'tır.

أَنْ يُذِلَّ kelimesi, masdar-ı müevvel olarak fiilin fâilidir. يُذِلّ kelimesi; إِفْعَال bâbında olup, أَذَلَّ | يُذِلُّ | إِذْلاَلاً şeklindedir.  

Te'vîl-i Masdar:

أَنْ fiil-i muzâri'yi nasb eden edatlardandır.

Hadîs’te geçen, mensûb muzâri fiili, masdara çevirebiliriz. Bu durumda fiil, إِذْلاَلُهُ takdirinde olacaktır. 

Nasıl yaptığımızı ana hatlarıyla açıklayalım: 

1- Öncelikle أَنْ masdar edatı muzâri fiilin (cümlenin) öncesinden atılır. 

2- Sonra fiilin masdarı bulunarak, fiilin fâiline muzâf yapılır. Şayet merfû' zamir ise, muzâfun ileyh olacağından, mecrûr olur. 

3- Edattan sonra fiil olumsuz ise, bu olumsuzluğu bulunan masdara intikal ettirmek için, masdardan önce, masdara muzâf olarak عَدَمُ (masdarları olumsuzlaştıran olumsuzluk edatı) ilave edilir. Fakat bizim örneğimizdeki müevvel masdar, olumsuz olmadığı için bu kelimeyi kullanmadık. 

Hadîs’te geçen kelime أَنْ يُذِلَّ değil de, أَنْ لاَ يُذِلَّ şeklinde menfî olsaydı, te'vîl-i masdar'ı; عَدَمُ إذْلاَلِهِ takdirinde olurdu. 

4- Masdara çevirmeden önce fiilin sonunda muttasıl (bitişen) mensûb bir zamir bulunuyorsa, muzâri fiilin masdarını bulduktan sonra, munfasıl şeklinde ayrı olarak yazılır. Örnek verelim; eğer müevvel masdarımız, أَنْ يُذِلَّهُ şeklinde olsaydı, te'vîl-i masdar'ımız da إِذْلاَلُهُ إيَّاهُ takdirinde olacaktı. Cümlede ister müevvel masdar kullanalım, isterse de fiili masdara çevirme anlamında te'vîl-i masdar kullanalım, cümlenin anlamında bir değişiklik olmadığını görürüz. 

Hadîs-i Şerîf'te geçen, نَفْسَهُ kelimesi, müevvel masdarın mef'ûlün bih'idir.

Te'vîl-i masdar'a örnek:

أَنْ masdar edatı ve sonra gelen fiilin (masdar-ı müevvel), nasıl masdara çevrildiğini (te'vîl-i masdar) dört madde halinde gördük. Şimdi yukarıda açıkladığımız maddelerin tamamının aynı anda yer aldığı bir örnek görelim.

أَنْ لاَ تَضْرِبَنِى ifadesinin, te'vîl-i masdarı nedir?

Sesli düşünerek bu soruya cevap verecek olursak; ilk maddemize göre, muzâri fiilin başındaki أَنْ masdar edatını atalım. Sonra fiilin masdarını bulalım ve fâiline muzâf yapalım. Fiilin masdarı ضَرْب 'dır; fâili de, fiilin içinde müstetir (gizli) olan أَنْتَ (sen/müzekker) olduğuna göre, bu fâili muttasıl zamir olarak masdara izâfe ediyoruz ve ضَرْبُكَ "senin vurman" oluyor.

Masdar edatından sonraki fiil, olumsuz olduğu (başında nefiy لاَ 'sı olduğu için), bu olumsuzluğu masdara intikâl ettirmek için, masdara muzâf olacak şeklinde عَدَمُ kelimesi ilave ediyoruz ve عَدَمُ ضَرْبِكَ "senin vurmaman" oluyor. İşlemimiz henüz bitmedi. Bir de nûnu'l vikâye (koruma/koruyucuk nûn'u)'ndan sonra gelen mef'ûlün bih konumundaki mütekellim yâ'sı var. O da munfasıl şeklinde ayrı olarak yazılır ve عَدَمُ ضَرْبِكَ إِيَّاىَ "senin bana vurmaman" olur.

Nûnu'l vikâye (koruma/koruyuculuk nûn'u):

Bu konuda da kısa bilgi verelim. Fiillerin son harfindeki harekeyi, kesre olmaktan koruduğu için, bu nûn'a koruma nûn'u anlamında vikâye nûn'u denir. Fiillerin sonunda mütekelim yâ'sı ى geldiğinde, fiille bu harfin arasında bulunur. 

Örnekle daha iyi anlayalım:

نَصَرَنِى ifadesinde eğer koruma nûn'u gelmeseydi, mütekellim yâ'sı, kesresini mâkabli'ne verecekti ve fiilinin son harekesi fetha'dan kesreye dönüşecekti; fiillerin son harekesi asla kesre olmayacağı için, fiille, mütekellim yâ'sının arasına koruma nûn'u dahil olur.

Hatırlatma: 

Bazı durumlarda, nâkıs fiillerin son harekesi zâhiren kesre gibi gözükse de, aslında o fiillerden, i'lâl gereği hazfedilmiş harf vardır. 

Örnek: اِرْمِ،  لاَ تَنْسَ،  لَمّ يَغْزُ vb.

Bu tür fiiller; lâmu'l fiilinde (son harfinde) illet harflerinden biri bulunan, nâkıs fillerdir. Sonlarından hazf edilmiş harfler vardır. Asılları; اِرْمِىْ , لاَ تَنْسَىْ , لَمّ يَغْزُوْ 'dur. Sonlarındaki illet harfleri olan  "vâv" ve "yâ" harfleri kâide gereği atılmıştır. 

Bağlantı | kategori: ARAPÇA | tarih: 24/11/2012 | Yorum(0) | Yorum yaz
YORUM YAZINIZ
İSMİNİZ

E-Posta (Gizli)

Web siteniz

Yorumunuz

Güvenlik kodu
20.04.2026Pazartesi
Son Konular .: 147- İnşikak Suresi (Seri' Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 146- İnfitar Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 145- Alimlerden Birine Soruldu! | Yusuf Semmak
.: 144- Sabah-Akşam Zikirleri | Yusuf Semmak
.: 143- Fecr Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 142- Abese Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 141- Ğaşiye Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 140- Leyl Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 139- Şems Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 138- Fatiha ve 10 Kısa Sure (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 137- Tarık Sûresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 136- Beled Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 135- Nebe Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 134- Hümeze Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 133- Beyyine Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 132- Alak Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 131- Duha Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 130- A'la Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 129- Buruc Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 128- Tekvir Suresi (Seri Okuyuş) | Yusuf Semmak
.: 127- Hasta İçin Okunacak Dualar! | Yusuf Semmak
.: 126- Her Köşeye ve Her Kişiye Tevhid'i Duyurun! | Yusuf Semmak
.: 125- Ru'yetullah'ı Reddedenlere Reddiye! | Kesitler-3 | Yusuf Semmak
.: 124- Kelime-i Şehadet Nedir? | Kesitler-2 | Yusuf Semmak
.: 123- Tağutu İnkar Etmek İmanın Şartıdır! | Yusuf Semmak
.: 122- Zerre Kadar İman Nedir? | Kesitler-1 | Yusuf Semmak
.: 121- Alın Yazgısı, Kader | Yusuf Semmak
.: 120- İlim Ne İçindir? Kimlere İlim Ehli Denir? | Yusuf Semmak
.: 119- Tekfircilik! | Yusuf Semmak
.: 118- Kur'an ve Sünnet'in Arasını Ayırma! | Yusuf Semmak
.: 117- Tevhid'i Nasıl Anlamalıyız? | Yusuf Semmak
.: 116- Sosyal Medyada Ne Paylaşalım? | Yusuf Semmak
.: NASİHATLER 17
Son Yorumlar
Yusuf Semmak
⏳ Ey İslâm Ümmeti! İlk vazi
Yusuf Semmak
✍️ Derdin ilimse, im
misafir
Nice
Yusuf Semmak
🔸 Rabbimiz, yolunu kaybed
Yusuf Semmak
Kadr Gecesi sebebiyle duâ ediyoru
Yusuf Semmak
Rabbimiz kalan ömrümüzü geçen ömr
Yusuf Semmak
☝️ "Tâğûta ibâdet et
Yusuf Semmak
✍ Sıla-i rahmin ömrü ve rız
Yusuf Semmak
BUNLAR HİÇ EŞİT OLUR MU?! 1- "
Yusuf Semmak
Arkadaşlar, videoyu paylaşalım!
Yusuf Semmak
Bu konuda üç Âyet-i Kerîme zikred
misafir
Thankks forr sharing your thought
Oğuzhan
Admin çok teşekkürler.
İsmail
Yüce ALLAH cc razı olsun sizden h
Yusuf Semmak
Ve aleyküm selâm kardeşim. Tâbi
Bekir Yetginbal
Canım kardeşim selamualeykum GÜN
Bekir Yetginbal
Ey Rabbim bu kulunun gayretlerini
Mahmut
Selamünaleykum Yusuf peygamberin
Ufuk
Çok güzel
Şeyma
Bu nadide soru ve cevapları için
Ahmet
Doyurucu bir yorum Teşekkürler
Yusuf Semmak
Son mısralar/dizeler hep "Lâm" ha
Baraa
Bence çoooook güzel bir site
ali
İlmî Arapça Sayfası http://www
ali
Faydalı Bir Maksud Programı http
ali
Faydalı Bir Emsile Programı http
Yusuf Semmak
BU DERSTE İŞLENEN BAŞLICA MEVZULA
Derya Atan
Ağzınıza, yüreğinize sağlık hocam
Firdevs Sevgi
inş güzeldit.
misafir
⭐⭐⭐⭐&
mustafa
Abi çook teşekküür ederim
Medine
Cenetin kapısın geçmek istiyom
Yusuf Semmak
Namazda Salli-Bârik okurken, Peyg
© 2012 YUSUFSEMMAK.COM