GİRİŞ:
İnternet ortamında insanların dînî görüşlerine yönelik bir anketin ve dinsizliğin din edinildiği bir foruma rast geldim. Agnostiklerin ve ateistlerin çoğunlukta bulunduğu bu ortamda okuduğum yazılar, bir Müslüman olarak beni onlara cevap vermeye sevk etti. Oradaki inançsızlarla yaptığım tartışmaları yeniden düzenleyerek kaleme alma ve insanların istifadesine sunma ihtiyacı hissettim ki; dünyanın ahir ömründe başta Avrupa olmak üzere tüm dünyada yayılmakta olan dinsizlik fitnesine karşı insanlığı uyarabilelim. Çünkü şuna kesin inanıyorum ki; dinsizlik, hak dinin olmadığı yerde doğar ve yayılır. Hakkın olduğu yerde bâtıl asla vücut bulamaz ve ilgi görmez.
Yazılar, diyalog şeklinde olduğu için akıcı ve öğretici olacağı kanısındayım. Tartışmalarda agnostik akideye sahip olanları “agnostik”, ateist akideye inananları “ateist” diye belirttim. Karşılıklı görüşmenin atmosferinin tam olarak algılanması için tartışan kimsenin itiraz, cevap ve açıklamalarının ikili tartışmadaki yeri tespit edilsin diye X ve Y gibi ilaveler yapılmıştır. Mesela; Agnostik X, Agnostik Y gibi.
İnançsızlara göre dînî görüşler üç ana başlık altında incelenir. Ateizm, Teizm ve/veya Deizm, Agnostisizm…
Bu inançları kısaca tanıyalım.Dünyada Dinsizlik Seli Karşısında İSLÂM SEDDİ (Dinsizliğe Reddiye) GİRİŞ: İnternet ortamında insanların dînî görüşlerine yönelik bir anketin ve dinsizliğin din edinildiği bir foruma rast geldim. Agnostiklerin ve ateistlerin çoğunlukta bulunduğu bu ortamda okuduğum yazılar, bir Müslüman olarak beni onlara cevap vermeye sevk etti. Oradaki inançsızlarla yaptığım tartışmaları yeniden düzenleyerek kaleme alma ve insanların istifadesine sunma ihtiyacı hissettim ki; dünyanın ahir ömründe başta Avrupa olmak üzere tüm dünyada yayılmakta olan dinsizlik fitnesine karşı insanlığı uyarabilelim. Çünkü şuna kesin inanıyorum ki; dinsizlik, hak dinin olmadığı yerde doğar ve yayılır. Hakkın olduğu yerde bâtıl asla vücut bulamaz ve ilgi görmez. Yazılar, diyalog şeklinde olduğu için akıcı ve öğretici olacağı kanısındayım. Tartışmalarda agnostik akideye sahip olanları “agnostik”, ateist akideye inananları “ateist” diye belirttim. Karşılıklı görüşmenin atmosferinin tam olarak algılanması için tartışan kimsenin itiraz, cevap ve açıklamalarının ikili tartışmadaki yeri tespit edilsin diye X ve Y gibi ilaveler yapılmıştır. Mesela; Agnostik X, Agnostik Y gibi. İnançsızlara göre dînî görüşler üç ana başlık altında incelenir. Ateizm, Teizm ve/veya Deizm, Agnostisizm… Bu inançları kısaca tanıyalım. Ateizm: Tanrı ve metafizik varlıklar diye ifade edilen gaybî hakikatlerin reddedilmesidir. Var olan gerçekliği inanç yoluyla açıklamayı reddeden bir düşünce akımıdır. Ateistler, halk arasında “tanrıtanımaz” diye anılsalar da, bu isimlendirme var olan bir tanrının reddedilmesi anlayışına atıfta bulunduğu için; genellikle ateistler bu ifadeyi kabul etmezler. Onlara göre zaten bir tanrı yani yaratıcı yoktur. Bu durumda olmayan bir varlığın tanınmaması gibi bir felsefî yaklaşım yerinde değildir. Ateizm, tüm inanç şartlandırmalarını ve hayali varlıkları reddeder. Onlara göre başta tanrı, yaratıcı ya da bu gibi sıfatlarla kendilerine bağlanılan, ibadet edilen tüm ilahlar hayal ürünüdür. Melek, cin, âhiret, cennet, cehennem, Allah’ın elçileri, Allah’ın Kitâbı gibi şeyler de, insanların uydurdukları hayal mahsulü masallar ve hikâyelerdir. Deizm ve Teizm arasındaki Fark: Deist akımlara bakıldığında tanrıya inancın kabul edildiği ancak dinlerin reddedildiği görülür. Ateizm, yaratıcı ve müdahaleci bir tanrıyı kabul eden Teizm ile yaratıcı ancak müdahaleci olmayan bir tanrıyı kabul eden Deizm’den temelde ayrılır. Ayrıca, tanrının varlığı ve yokluğu konusundaki soruları "cevapsız" veya "cevaplandırılamaz" diyerek cevapsız bırakan Agnostisizm’den de ayrılır. Kısaca Teizm’de yarattıklarına müdahale eden, karışan bir tanrıya ve onun kitaplarına ve peygamberlerine inanılırken; Deizm’de ise tanrı kavramı kabul edilir ama mahlûkatına müdahalesi yoktur. Ayrıca bu inançtaki insanlar, tüm dinleri, peygamberleri ve kitapları da reddederler. Deizm (tanrıcılık): Tüm dinleri reddeden ancak tanrının varlığına inanan inanç şeklidir. Dinler reddedildiği için peygamberler, kutsal kitaplar, cennet ve cehennem, melek, şeytan gibi kavramların hiçbirinin deizm inancında yeri yoktur. Sadece evreni ve doğa kanunlarını koyan, bunun ardından evrene ve insanlığa hiç bir müdahalesi olmayan bir tanrıya inanılır. Bu inancın kaynağı, dolaysız yoldan algılarımızla doğaya ve insanın yapısına duyulan hayranlık ve bunları bir yaratan (tanrı) olması gerektiğine olan inançtır. Bu inanış şekline göre; Peygamberler ve Kitaplar reddedildiği için, Son Peygamber Hz. Muhammed ile Son Kitap Kur’ân-ı Kerîm’in de inkâr edildiğini hatırlatmadan geçmeyelim. Deizm’de ibadetlerin ve dinsel ritüellerin olmamasından dolayı ateistler ile deistler arasında günlük hayatta, pratik anlamda bir farklılık yoktur. Deizm, evrim teorisine de karşı değildir. Günümüzde, deistleri cennete göndermeye çalışan insanların varlığına şahit olmaktayız. Pratik hayatı itibariyle ateistlerden farkı olmayan, hiçbir dine inanmayan, Kur’ân’ı ve Hz. Muhammed’i inkâr eden bu insanların cennete gideceğini iddia etmek açıkça Kur’ân’ın hükümlerini inkâr etmektir! Agnostisizm ya da Bilinmezcilik: Yaratıcı bir tanrının varlığının ya da yokluğunun bilinemeyeceğini öngören fikri akım. Agnostisizm resmi olarak ilk defa 1800'lü yılların sonunda ünlü biyolog T. H. Huxley tarafından ortaya atılmıştır. Bu felsefenin takipçilerine “agnostik” denir. Bu inancın "Bilinmezcilik" olarak tanımlanması, aslında dinlerin öne sürdüğü “Tanrı” anlayışının gerçekliğinin bilinemezliği değildir. Bu akım, insanın bilme yetisinin sınırlı olduğunu ve bu nedenle, görülebilenin ardındaki hakikati yakalayamayacağını savunur. Agnostisizm; dinlerin, tanrıdan gelmediğini söyler ve dinlerin tanrısını da reddeder ancak başka bir tanrının, bir yaratıcının var olup olmadığının hiçbir zaman bilinemeyeceğini söyler. Bu bakımdan agnostisizm kendini, "kesinlikle tanrı vardır" diyen teizmden de; "kesinlikle tanrı yoktur" diyen ateizmden de ayrı tutar. Özellikle Batı’lı bilim adamlarının tanrı konusundaki tutum ve davranışı genelde agnostiktir. Kâinâtın ve insanın, bir yaratıcısının var olup olmadığı hususunda nötr bir duruş sergileyen agnostikler, İslâm dininin de –eğer bir tanrı var ise dahi- Allah’tan gelmediğini savunurlar. Bu noktada da Agnostisizm, din kavramını inkâr ederek Deizm ile aynı felsefede birleşirler. Bu ideolojiler, sadece inkâr felsefesine dayanır. Allah’ı inkâr, İslâm dinini inkâr, Hz. Muhammed’i inkâr, Kur’ân-ı Kerîm’i inkâr, âhireti inkâr!... __________________ Kısa Tanımlamalar Üzerine: Tarih boyunca bâtıl inançlar şu veya bu isimlerle anılmışlardır. Her inancın da kendi düşünce sistemine göre dinleri sınıflandırdığını görmekteyiz. İslâm’a göre, dinler; başlıca iki başlıkta incelenir: Hak Din (İslâm) ve Bâtıl Dinler. Tevhîd Dini ve Şirk Dinleri. İlâhî Din ve Beşerî Dinler. İsimleri ne olursa olsun, bütün beşerî dinler Tevhîd’in zıddı olan şirk’i temsil eden bâtıl dinlerdir. Bâtıl olan dinler farklı kategorilerde değerlendirilseler de mahiyetleri itibariyle aynıdırlar. Beşerî dinlerin kategorize edilmesi, onların tanınması ve çıkmaza düştükleri noktaların bilinmesi içindir. Ateizm, Deizm ve Agnostisizm bâtıl dinler sınıfındandır. İslâm Dini, yukarıda kısaca açıklamalarını verdiğimiz hiçbir kısma dâhil edilemez. Örneğin; Teizm’de tanrının varlığına inanılır ama nasıl bir tanrı? Tanrının din gönderdiğine inanılır ama nasıl bir din? Ya da hangi din? Hristiyanlık ve Yahûdîlik dinlerinde de bu iki ilke kabul edilir. Oysa İslâm’a göre bu iki din başlangıçta hak olmasına rağmen, sonradan tahrîfe uğramış bâtıl dinlerdir. Yahûdîlere gönderilen Tevrat tahrîf edilip, Allah’ın gönderdiği dinin aslı bozulunca Rabbimiz, Hz. Îsâ’yı ve onunla beraber İncil’i göndermiştir. Hristiyanlar da aynen Yahûdîlerin yaptıklarını tekrarladıkları zaman Yüce Allah, son elçi olarak Hz. Muhammed’i ve kendisine de en büyük mucize olan Kur’ân’ı vermiştir ve tüm insanların son elçiye inanmalarını, Kur’ân’ı tasdik etmelerini emretmiştir. Artık kıyâmete kadar tüm insanlık, Hz. Muhammed’in risâletine inanmadıkça, Kur’ân ve Sünnet istikametinde i’tikâd edip yaşamadıkça doğru yol üzerinde değildir. İslâm, kimsenin isimlendirmesine ve tanımlamasına muhtaç değildir. İslâm ancak kendi temel kaynağı olan vahiyden anlaşılabilir. O da, Kur’ân ve Sünnettir. Bu nedenle dinler tarihini incelerken iki başlık altında değerlendirme yaparız: Tahrîfâta uğramamış Hak Din ile insan aklına, mantığına dayanan, temelsiz ve tutarsız bâtıl inanışlar… Bütün beşerî inanç şekilleri, felsefeleri, ideolojileri, doktrinleri, mitolojileri 'batıl inançlar' başlığı altında incelenmektedir. Bâtıl din ve inanışlara örnekler vermek gerekirse; Yahûdîlik, Hristiyanlık, Rasyonalizm (akılcılık), Bilimcilik (scientism), Şüphecilik (septisizm), Ateizm (tanrıtanımazlık), Deizm (tanrıcılık), Agnostisizm (bilinmezcilik), Hinduizm, Brahmanizm, Budizm… Bu kısa girizgâhtan sonra; inançsızlarla yapılan tartışmaya geçiyoruz. __________________ İNANÇSIZLARLA TARTIŞMALAR : YUSUF: Tüm kâinâtı yok iken yaratıp, mutlak iradesiyle evren için kevnî kanunlar belirleyen, insanı yaratıp ona fıtrat, akıl, irade ve sayısız nimetler bahşedip, insanların uymaları ve uygulamaları için İlahî hükümleri ihtiva eden Kitaplar gönderip, yaşantılarına model alacakları Peygamberler tayin ederek, insanlığa kurtuluş yolunu gösteren, rızasına ve cennetine davet eden, sonsuz rahmet ve adalet sahibi Allah’a hamd olsun! Konuşmaya başlamadan önce, kısaca kendi inancımı ifade edeyim. Bu tanımlama sizin açınızdan da teblîğ olsun. Biz, Kelime-i Tevhîd akidesine iman eden Mü'min ve Müslümanlarız. “Biz” kelimesini tercih etmemin nedeni; İslâm dininin “ümmet” ve “kardeşlik” temeli üzerine bina edilmiş olmasındandır. İslâm’da ferdiyetçilik ve bencillik yoktur; “biz” vardır. Müslüman kendi objektifini kaybetmeden kendisini muhatabının yerine koyarak; kendisi için istediği iyiliği ve güzelliği kardeşi için de ister. Kimse için kötülük düşünmez. İslâm Peygamberi: “Sizden biriniz kendisi için sevip istediği şeyi kardeşi için de sevmedikçe Mü’min olamaz” (Buhâri ve Müslim) buyurur. İbadetlerin ikamesinde de beraberlik ve “biz” vardır. Örneğin; namazın cemaatle kılınması esastır, zekat toplumun ekonomik dengesinin sağlanması ve fertler arası ekonomik uçurumun önlenmesi için bir dayanışmadır vs… Müslümanlar, günlük namazlarında en az kırk defa: “Biz yalnız Sana ibadet eder ve ancak Senden yardım dileriz” (Fâtiha: 5) diyerek bu cemaat ve birlik, beraberlik ruhunu ikrâr ederek; bu şuur ve iman ile Allah’a kulluk ederler ve O’ndan yardım dilerler. Rabbim bizi kendilerini ebedî olarak nimetlendirdiği kullarından eylesin. Ve bu “biz” cem’i mütekellim zamirinin şümûlüne, kendilerine dini teblîğ ettiğimiz kimselerin de dâhil olmasını temenni ediyoruz. İnançsızlığı maharet sanan kimselerle gerçekleştirdiğimiz diyalogun hayırlara vesile olmasını diliyorum. Bu yapılan çalışmanın İslâm’ın doğru anlaşılması, dinsizlik hastalığının bilinip uyanık olunması, yeni nesillerin bu salgından muhafaza edilmesi düşüncesiyle gerçekleştirilmiştir. Ayrıca üzücüdür ki, bu konuda piyasada çalışma yapılmamıştır. Maalesef zaman ve zeminin gerektirdiği şartlar gözetilerek, ilmî ve İslâmî çalışmaların gerçekleştirilmesi meselesinde azamî hassasiyet gösterilmiyor. Bu îmânî ikazımızın Rabbul Âlemîn’in izniyle kalıcı ve bereketli olmasını, bu fakir kul’un amel defterine kaydedilmek üzere sadaka-i câriye olmasını niyaz ediyorum. Sözümüzün başı ve sonu duadır… Günümüzde inkârcılık yolunu seçmiş ya da gerçek anlamda iman etmemiş, Kur’ân ve Sünneti kendisine ölçü edinmemiş, Kitâbsız, Peygambersiz ve Sünnetsiz bir hayat yaşayıp karanlıklar içinde bulunan ve hidayete layık olan herkese Rabbim iman ve İslâm'ı lütfetsin. __________________ ATEİST: Din, insanlara soru sordurtmamak için elinden geleni yapıyor. Sorarım size dindarlar en son ne zaman kendinize bir soru sordunuz? En son ne zaman kâinâta: “Neden?” diye haykırdınız? İnsanoğlu sorarak yaşar. Eğer sormazsak bitmişiz demektir. Ben sorarım; evren nasıl yaratıldı? İlk madde nereden geldi? Tüm bu soruların yanıtlarını bugün: “Tabii ki Allah yarattı” diye geçiştiren o kadar çok insan var ki… Bu binlerce yıldır bilimlerin, deneylerin, filozofların, biyologların kafa yorduğu zor sorulara: “Allah yaratmış” deyip geçiştirmemi kimse benden beklemesin. Hadi diyelim bunu kabul ettim; yani Allah'ın yarattığını kabul ettim. Bu sefer de “böyle bir düzeni neden kurmuştur, amacı neydi” ve “tanrı neye benziyordur acaba” gibi sorular sorarım. Ben her şekilde bir soru sorarım. Bir yolunu bulur mutlaka sorarım. Çünkü insanın en büyük özelliği soru sorması ve bu soruya yanıtlar aramasıdır. Peki, neden ateistim, agnostik değilim? Bilim agnostisizmi her geçen gün köşeye sıkıştırıyor. Anaksimenes, Sokrates gibi insanlar yıllar önce “Güneş’in tanrı olup olmadığını bilemeyiz” diyorlardı. Bu önerme yıllar sonra, “yağmuru gökten tanrının indirip indirmediğini bilemeyiz, bunu insanoğlu cevaplayamaz” şeklinde değişti. Ve bugün de agnostikler buna benzer şeyleri söylüyorlar. Ancak bilim her geçen gün güneş’in tanrı olmadığını, yağmurun yeryüzünden çıkıp gökte donup yere indiğini ve bunun gibi bir çok şeyi buldu ve agnostisizm her geçen gün küçüldü. Günümüzde artık bir çok bilim adamı bunu daha da ileri götürerek, “kâinâtta tanrıya gerek yok” diyebiliyor. Böyle bir düzenin yaratıcısı kesinlikle yok. Bu düzen kendi kendine işleyen bir mekanizma. Ebediyyen öyleydi ve ebediyyen öyle olacak, ne insanoğlu ne de başka bir canlı bunu değiştirebilir… __________________ YUSUF: Bu satırlara eziyet eden arkadaşa değilse bile, okuyucular için bir kaç cümle yazmak istiyorum... İki paragraf iki tutarsızlık! Aslında bu hâlet-i rûhiyede sarf edilmiş laflara cevap vermeyi prensip olarak doğru kabul etmiyorum. Ama her söz ve olayın, bakış açısının doğru olması şartıyla yaklaşımsal açıklamalar sonuçta doğru kabul edilir. Yani her insanın bulunduğu yer ve noktadan bakışına ve görüşüne karşı anlayış gösterilmesi gerektiğine inanıyorum. Onun bulunduğu açıdan, söylemiş oldukları şeyler gözüküyor olabilir. Ama unutulmasın ki gözler de yanılır; önemli olan o kimsenin gördükleri ve söylediklerinin yanlışlığını ifade edebilmektir. Göz yanılgısını kendisine gösterebilmektir. 1- "Soru", kişinin içinin aynasıdır. Herkes soru sorar ama her soru, sorunları çözmez. Soru sormasını bilmeyenler sadece sorunları artırır. Yersiz ve tutarsız sorular sadece önyargıdır. O soruların amacı öğrenmek değil, zıtlaşmaktır. Dinlemesini bilmeyenler, sormasını da bilmezler. Bilmeyenler de soru soramaz. Kaliteli soru sormak ilmin yarısıdır. Veciz bir sözü hatırlatmak isterim: "Bilmez ki sorsun, sorsa bilirdi; sormaz ki bilsin bilse sorardı." 2- Her cümleye tek tek cevap vermek gereksiz. Zira ilmî değer taşıyan, hayır ve hakikatler barındıran kelamlara iltifat edip tefsir ve şerhine ihtiyaç hissedilir. Boş ve çelişkilerle yüklü, ilmî, aklî, fıtrî ve tarihi vesikalardan yoksun laflara cevap yazmak, vakti israf etmektir. Bilimsel olarak etki-tepki kanununun varlığına i’tikâd eden ateistler, bu muazzam dünyanın, galaksinin ve arzıyla-gökleriyle tüm evrenin kendi kendine var olduğuna inanabiliyorlar! Var olan her şeyin bir var edicisi olduğunu kabul edenler, herhangi bir şeyin bir etki olmadan ortaya çıkabileceğini ispat edemezken, uçsuz bucaksız tüm kâinâtın kendi kendine ortaya çıkmış bir sistem olduğunu iddia edebiliyorlar! Bu sistem ve düzen bir etki olmadan, en ince ayrıntıları bile ihmal edilmemiş şekilde kurulmuş, insanlar, hayvanlar, bitkiler ile diğer âlemlerdeki bu ahenk sadece “doğa kanunu” diye ifade edilebilir mi? Bu doğa, kimin eseri? Seni kim var etti? Ortada bir eser var ise, o eseri ortaya çıkaran bir sanatkâr da olmalıdır. Newton’un bu konuda açıkladığı etki-tepki kanununa karşı neden kör kesiliyorsunuz? Newton ki; sizin putlaştırdığınız bilimin sahte tanrılarından bir bilim adamıdır. Ama hem o, hem de ateistler her konuda olduğu gibi bilimsel hastalıkları nedeniyle çelişkiye düşüp tüm mukaddesâtı inkâr etmektedirler. Tarih boyunca ateizm, insanların rağbet ettikleri bir inanç şekli olmamıştır. Çünkü hangi dine inanırsa inansın insanlar, genelde yaratıcının varlığını kabul etmişlerdir. Öteden beri Âdemoğulları, inançsız, mânevîyatsız, dinsiz, ibadetsiz ve helal-haram kavramı olmayan bir yaşam şeklini tercih etmemişlerdir. Ateizm, âhir zamanın fitnelerinden birisidir. Bu nedenle de günümüzde belirli bir kesimin yaratıcısıyla bağlarını kopararak, İlâhî sorumluluklardan soyutlanarak, kendi nefislerine göre özgür yaşamak isteğinin bir tezahürü olarak ortaya çıkmıştır. Kıyâmetin büyük alametlerinden kabul edilen Deccal’in bile, zuhur edince "ben Allah'ım" diyeceği haber verilmiştir. Deccal bile, insanları, Allah'ın yokluğu noktasında ikna ederek saptırmak yerine, Allah'ın var olduğu gerçeğini kabul ederek, yani bu inancı reddedemeyerek, Allah'ın kendisi olduğu noktasındaki iddiadan hareketle insanları dünyanın son demlerinde cehenneme sürükleme hamlesi gerçekleştirecektir. Deccal bile, ateizm davasının, insanların çoğu tarafından kabul görmeyeceğini bilmektedir. Sonuç olarak şu ortaya çıkmaktadır ki; ateizm insan fıtratına 180 derece zıt bir kuruntudur, evhamdır, zandır... İnsanın fıtratının yönüyle, bu inancın yönü tam olarak birbirinin aksi istikametlerdir! Bir kaç kişi dışında ilgi görmesi, benimsenmesi asla mümkün değildir. “Ben ateistim” diyen kişi Allah'ın yanında kendi varlığını da inkâr etmektedir! Hidâyete tâbi olanlara selâm olsun. __________________ AGNOSTİK X: İyi konuşuyorsun da, biz aklımızın izin verdiği yere kadar gidiyoruz, sonuçta bilimin ışığında kanıtlara inanıyoruz. Sen dedenden öğrendiğin bilgiyi kanıtsız sürdürüyorsun. Dürüst ol! Tanrının var olduğunu bilmiyorsun; buna sadece inanıyorsun, ama ‘bilmediğin bir şeyin olmaması diye bir şey de mümkün mü?’ sorusuna hep “hayır” diyorsun! “Bilmiyorum ama inanıyorum” diyenlerdensin, zaten bunu algılamak diye bir şey mümkün değil şu andaki bilimle. Bilimi kendine göz edinen ben ise, bilimi takip ediyorum; belki bir gün tanrıyı kanıtlar veya maddenin içindeki gizemi kanıtlayarak sorulara cevap bulur. Ama o bir şey bulana kadar, ben de bir şey bilmediğime göre, bir yalanın peşinden gidemem, dürüst olurum. Hayatımı kanıtsız bilgiler üzerine kuramam. Sen, Kızıldeniz’in yarılması, ayın ikiye bölünmesi, melekler, şeytanlar, cinler gibi hiç görmediğin şeylere inanıyorsun; bir de “KUŞKUSUZ, ŞÜPHESİZ!” inanıyorsun. Ben bu fikrine katılmıyorum ama sen, ben bu hikayelere inanmadığım için beni “kâfir” olarak görüyorsun. Asıl sorun şu; kendinizden olmayanları kâfir olarak gördüğünüz için kamplaşmaya neden oluyorsunuz veya Kur’ân’ın laik olmaması nedeniyle kamplaşma tehlikesi oluyor. Siz de diğer insanları eşit görmelisiniz. __________________ YUSUF: İnanman için Allah'ın, Peygamberler ve Kitâb göndermesi yeterli değil mi? Bin dört yüz küsur sene önce, Hz. Muhammed son Peygamber olarak gönderilmiş, kendisine en büyük mucizesi olan Kur’ân verilmiş, bunun yanında sayısız mucizelerle de elçiliğini ispat etmiş. O dönemin nasipli insanları ona inanarak “Mü'min” olmuşlar. Mesele sadece Yaratıcıya iman meselesi de değildir. Peygamberimizin gönderildiği dönemde ve önceki dönemlerde sürekli insanlar Allah'a inanmışlar ama Allah, sadece kendisinin varlığının kabul edilmesini yeterli görmemiş, kendisine şirk koşulmasını da istemediği için, müşriklerin bozuk inançlarını düzeltmek adına elçiler göndermiştir. Ateizmin ya da Tanrı inancına nötr yaklaşımın (Agnostisizm) revaç bulduğu bir süreç yaşanmamıştır tarihte… Hep ekalliyet bir zümre, buna benzer fikirler ortaya atmış ama toplumun ekserisinin tepkisine maruz kalmışlardır. Çoğu zaman tarihte ve günümüzde bu inançları paylaşan kimseler, düşünce yapılarını hep gizlemek mecburiyetinde hissetmişlerdir kendilerini… Bu psikoloji bile, yanlış yapmanın ve tepkiden çekinmenin bir içgüdüsüdür! Unutulmamalı ki, selim akıl yani düzgün işleyen bir akıl süzgecinin ürünü, Allah'a kulluktur. Sadece gözlerinin gördüğüne inananlara görmedikleri akıllarını kendileri için ölçü kabul etmemelerini ve hatta akıllarının olduğunu dahi iddia etmemelerini öneririz. Göremediğiniz ve gösteremeyeceğiniz o akıllarınızla iddia ettiğiniz her şeyin yanlış olduğunu da ben iddia edersem, siz nasıl aksini ispat edersiniz? Hatta aklınızın olmadığını söylersem; olduğuna, beni nasıl inandırabilirsiniz? Zira aklınızı görmüyorsunuz. Tıpkı Allah'ı göremediğiniz gibi... Bu çifte standart neden? Göremediğiniz Allah'ı inkâr ederken ya da bu konuda nötr bir duruş sergilerken, aklınızı neden inkâr etmiyorsunuz? Ve hatta insanların en akıllısı olma vehmine kapılıyorsunuz! "Tanrının varlığını bilmiyoruz" düşüncesine katılan kaç insan gösterebilirsiniz de, ısrarla insan fıtratına aykırı bir söylemde bulunuyorsunuz. Putperest dinlerde bile öteden beri "yaratıcı" ve "mutlak bir güç" inancı hep var olagelmiştir. Zira bu durum, insanın insaniyetinde, fıtratında, yaratılış mayasında vardır. İnsanı yaratan güç, insanın yaratılış mayasının içine kendisini bilme ve kabul etme erdemini de koymuştur. Akıl, elbette çok önemlidir; ama hakka ve gerçeğe ulaştıran akıl, insanın rehberi olabilir. Aksi taktirde adalet, eşitlik, hak-hukuk, ahlak, faziletler ve mukaddesata aykırı şeyler fısıldayan akıl, kötü bir arkadaş gibidir. İnsan aklını, kutsamak da büyük bir yanılgıdır. Çünkü akıl korunmuş değildir! Herkesin akıl seviyesi, bilgisi, tecrübesi, anlayışı, psikolojisi, kişiliği, nefsiyle münasebeti ve inanç yapısı farklı olacağı için; akılların verileri de asla standart olmaz ve bağlayıcı bir ölçü kabul edilemez! “Akıl, akıl…” diye teraneler söylerken, "her aklı kastetmiyorum" diyene de sormak lazımdır... Hangi akıldan bahsediyorsun? Kimin ya da kimlerin aklı esas alınmalıdır? Bunun ölçüsü nedir? Zira herkes kendi aklını beğenir... Dolayısıyla şunu kabul etmek gerekir ki; akıllarımız ve duygularımızın bizi ve kâinâtı yaratanın iradesine uydurulması, tek doğru yoldur. Bizlere akıl, bizi dosdoğru yola ulaştırsın diye verilmiştir. Hakikati yalanlayan bir akıl, fonksiyonunu yitiren bir cihaz gibidir. Bilimi ölçü edinme meselesine gelince; bilim zamanın ve çağın şartlarına, teknik imkânlarına göre aşamalı bir gelişme gösterir. Bilimin ispat ettikleri bazen daha sonra anti-tezlerle çürütülebilir de. Kendisine bilimin verilerini ölçü alanlar, sadece laboratuarlarda ispatlanan, deneylerle ortaya konan, elle tutulur ve gözle görülür ama doğruluğu kesin olmayan, yanlış olma ihtimali de bulunan pek çok sonuçlara iman etmiş olacaklardır. Yani bu tür insanların amentüsü sadece somut şeylere inanmaktan ibarettir. Soyut ve mânevî değerler anlamını yitirecektir. Örneğin; ahlak ve faziletler, doğruluk ve dürüstlük, sevgi-saygı, fedakârlık duyguları, iyi niyet ve ihlâs gibi sayısız faziletler, mânevî değerler olduğu için insanın hedeflediği ilkeler arasında olmayacaktır. Sadece, gördüğüne inanan ve değer veren bir kişiliğe sahip olduğunuz da... Bu yaklaşım tarzıyla en değerli şey, madde olacaktır. Sonuçta Materyalizm ideolojisi tüm dünyayı kuşatacaktır. Aynen bugünün vahiyden kopuk dünyasında maddecilik salgınının yaygınlaştığı gibi. Materyalizm de sizin gibi dinsiz, imansız, Allahsız, Kitâbsız nesiller üretecektir! Ateist nesiller, maalesef ki, Materyalizm fabrikasının imalatıdır. Bilim putunuzun iç yüzüne dair de birkaç söz söyleyeyim. Bilimin tarihi sürecine ve gelişim aşamasına baktığımızda da her nesilde farklı şeyler bulunmuş ve sonraki nesillere kıyasla da her toplum bilimsel anlamda birbirlerine zıt şeylere inanmışlardır. Bilim, verilerinin yetersizliği nedeniyle bazen yanılabilir. Bazen de siyasi ve dini baskılar bilime yön verebilir. Bunların örnekleri tarihte sayısızdır. Mesela; Orta Çağ’da dünyanın düz olduğunu bilim söylüyordu. Deliren kimselerin, Orta Çağ Avrupa’sında yakılarak öldürülmesi dinin bilime yön vermesinin hazin bir örneğidir. Orta Çağ Avrupa’sında kadın insan mıdır? sorusuna bilimin cevap araması; bilim denen şeyin, toplumların elinde nasıl bir oyuncak olabileceğinin en çarpıcı bir göstergesidir. Böyle bir soru, bugün, kadın hakları savuculuğu (!) iddiasındaki Batı'nın ecdadının kadına bakış açısını gösteren çarpıcı bir tablodur. Ama sanatsal bir tablo olmadığı kesin. Bu soruya Orta Çağ Avrupa’sında verilmiş en iyimser cevap (!) nedir, biliyor musunuz? Kadın, yarı hayvandır (yarı insandır) (!) Takdir edersiniz ki, Orta Çağ Avrupa’sının bilim anlayışının pek çoğu tarihin çöplüğüne atıldı. İslâmî gerçeklere aykırı olan, bugünün bilim hezeyanlarının da yarın çöpe atılmayacağına garantiniz nedir? Evrim teorisinin başlamadan bittiği gibi. Sadece teoride kalıp, bilimsel bir değer taşıyamadığı gibi. Eğer bilim; ateş yakar, su hayattır, güneş enerji kaynağıdır, pi sayısı 3,14'tür... Tarzındaki tespit edilmiş gerçeklere inanmak ise, bu zaten İslâm'da vardır. Bu gerçeklerin kaynağı da Kur’ân'dır. Bu durumu Batılı bilim adamları bile sayısız defalar itiraf etmişlerdir. Avrupa’nın bugünkü bilimsel ve teknolojik gelişmesinin arka planında İslâmî kaynakların tercüme edilerek, bu kitapların incelenmesi ve üniversitelerde okutulması gerçeği vardır. Ayrıca bilim, insanın yolunu aydınlatması gereken bir fonksiyon taşıması gerekirken; “ispatlanamamıştır” diye Tanrı'yı inkâra sevk edemez. Bunun böyle olduğunu söyleyenler, bilime felsefî ve siyasi bir kimlik yakıştırmış olurlar. Bilimin dini olmaz. Fakat bilim, asla İslâm'a aykırı da değildir. Görünürdeki aykırılık sadece bizim aklımızın almadığı ve ispat edilemez değer yargılarıyla ilgilidir. Allah'a imanın en önemli boyutu, gayba inanmaktır. Yani göremediğimiz gerçeklere iman... Allah, melekler, hatta bizden önceki bizim göremediğimiz Peygamberler, cennet, cehennem, mizan, sırat, mahşer, kıyâmet, cennet nimetleri ve cehennem azabı gibi pek çok konu gayba ait meselelerdir. Kıyâmet gerçeğini kim reddedebilir ki? Bu dünyamız bir gün son bulacak. Yoktan yaratılan bu âlemden sonra ikinci bir âlemin olabileceği gerçeğini, en şüpheci bir kişi bile hayatı boyunca kendisine sormaktan alıkoyamaz. Bu dünya, imtihan ve güzel ameller işlemek için yaratılan bir tarla ise, bu ekilenlerin biçileceği, devşirileceği ikinci bir dünya da olmalıdır ki; kötülük yapanların yaptıkları zulüm ve haksızlıklar yanlarına kâr kalmasın, iyilik yapanlar da ödülsüz bırakılmasın. Uçsuz bucaksız şu dünyadaki akıllara durgunluk veren bu muazzam sistemi, eksiksiz ve ihmalsiz yaratan sonsuz gücün, böyle bir şeyi ihmal edebileceği düşünülebilir mi? Yani ödüllendirmekten ve ceza vermekten âciz bir melik tasavvur edebilir misiniz? Kâinât, başlı başına Allah'ın varlığını ispat eden Kitâb-ı Kebîrdir. Kâinât kitabını okuyabilenler, evrenin her zerresinde Allah’ı zikreden varlıklara şahit olacaklardır. Evren tüm parçalarıyla, yegâne ma’bûd’un Allah olduğunu söylemektedir. Âdeta sessiz çığlıklar şeklinde… Kâinât kitabını okuyamadınız mı? Alın, sizlere Kur’ân-ı Kerîm… Bin dört yüz küsur seneden beri bozulmamış, Allah tarafından koruma altına alınmış ve kıyâmete kadar korumalı olacağı belirtilmiş bir Kitâbın içindekilere inanmayan bir kimse vicdanen ve akıllı bir insan olarak acaba korku duymuyor mu? Merak ediyorum... Sahâbe dönemine kadar en eski Kur’ân nüshalarıyla, elimizdeki Kur’ân'ın aynı olması; inanmayanların içine bir kuşku düşürmüyor mu? Allah, o Kitâbında, insanlar ve cinler birbirlerine yardım etmek adına bir araya gelip, Kur’ân'ın bir benzerini hatta Kevser Sûresi kadar küçük bir sûresinin benzerini ya da on Âyetlik küçük bir bölümünün benzerini bile meydana getiremeyecekleri bildirerek, inanmak istemeyenlere meydan okumuş ve imana çağırmıştır. Bu meydan okuma, kıyâmete kadar da geçerlidir. Bu Kitâbın Allah'tan olduğu ve içindekilerin gerçek olduğunu kabul etmeniz için yeterli değil mi? İnanmak istemeyene ya da görmek istemeyene, bir şey gösterilemez. Kalbi değersiz yargılardan soyutlamak ve gerçeği aramak gerekir. Görmek istemeyene yol tarif etsen o, hedefe değil; parmağa bakar. Kur’ân'ın ifadesiyle inanmayanlara her türlü Âyeti de getirsen, onlar iman etmezler. Kur’ân'da çelişki iddiasında bulunanlara da kısaca bir ilkeyi -hatta bilimsel bir gerçeği dersem daha etkili olur sanırım- hatırlatmak istiyorum. Kalbi düzgün olmayan sevemez, merhamet edemez, hoş göremez; gözü görmeyen göremez, ahraz yani konuşamayan söz söyleyemez, sağır olan duyamaz... Bu kurallar, fizikî olarak bir gerçek olduğu gibi; manevî olarak da insan kör, sağır ve dilsiz olabilir. Basiret yani görmek sadece kafadaki gözle olmaz; kalp gözüyle görmek gerçek görmedir. Görme özürlü nice insanlar vardır ki, gerçeği gören, kalp gözü açık kimselerdir. Dolayısıyla Kur’ân'da çelişki görenler, kendi bakışlarında bir yanılgı ve bozukluk olduğunu unutmasınlar. Zira herkesin bildiği gibi; illüzyon gibi maharetlerle gözü aldatmak mümkündür. İslâm, gördüğüne inanmak değil; ispat edilene inanmaktan ibarettir. O da; tek gerçek olan, Kur’ân ve Sünnettir. Bilim ise, Allah'ın gönderdikleri esas alınarak elde edilen bilimsel ve teknolojik gelişmelerdir ve asla İslâm'a aykırı olamazlar. Naçizâne bir tavsiyede bulunmak isterim; gördüğünün yarısına, duyduğunun tamamına inanma... Gördüklerimiz, bizim bakış açımız itibariyle, gerçeğin tamamı olmayabilir. Yani bulunduğumuz maddi ve mânevî cihet gerçeği tam görmemizi engelleyebilir. Bir maddeye bakan kimsenin, o maddenin arkasını, yanlarını ya da ince ayrıntılarını göremediği gibi. Duyduklarımız da söylenti, dedikodu, iftira ya da boş sözler olabilir. Bu tür şeyler, bizi ilgilendirmedikçe peşine düşmemize gerek yoktur. Duyulanlar iyice araştırılmadıkça başkasına iletilmez. Bunları herkesin kabul ettiğini sanıyorum. İnsanların eşitliği meselesinde yanılgınıza da kısaca değinmek istiyorum. Elbette ki insan olma noktasında herkes eşittir. Dini ve inancı ne olursa olsun bütün insanların din, can, mal, akıl ve nesil güvenceleri vardır. Bir kere insan, insan olduğu için bu beş yönden dokunulmazlığa sahiptir. Herkes neye isterse inanır, mal kazanır, mülkiyet edinir, evlenip çoluk-çocuk sahibi olur. Yani İslâm'da asla insanlara “Müslüman ol!” baskısı yoktur. Herkes dilediği dine inanmakta serbesttir. İnsana, insan olduğu için değer vermeyi emreder İslâm. Ancak toplum huzurunu bozmak, insanların emniyetini tehlikeye atmak, cana kıymak, hırsızlık yapmak, gençleri içki, uyuşturucu madde, sigara gibi şeylerle kötü ve zararlı alışkanlıklar edinmelerini teşvik etmek, insanların namusuna tecavüz etmek, sokaklarda alkolik halde naralar atarak insanları rahatsız etmek gibi davranışlar -takdir edersiniz ki- özgürlük değildir. Başkalarının özgürlüklerini kısıtlayıcı yani başkalarının dokunulmaz değerlerine, insani haklarına zarar verici, insanların kendi özgürlük alanındaki yaşam sahasına giren, işgal eden davranışlar özgürlük değildir. İnsanlar ister Allah'a tapar ister taşa... Ama inançlarını kimseye dayatamaz, istiyorsa taşa tapsın ama o taşı kimsenin başına atmasın! Kimse, kendi ideolojisini kimseye dayatamaz. Medenice her konuda konuşulur, tartışılır ama saygı ve hoşgörü çerçevesinde. İnsanlar doğruyu ve doğruluğu istiyorlarsa; böyle davranmadıkça kendi kabuğunu kırıp güneşi göremezler. Ön yargılı, peşin fikirli, sabit ve durağan, fikirlerine aykırılığa tahammülü olmayan, iddia ve ispat ilkelerinin gerektirdiği ahlak ve erdemden yoksun bir kimse kısır döngüden kurtulamayacaktır. Hayatı boyunca aynı yollardan ve aynı kavşaklardan sayısız kere geçecek, hatalarını göremeyecektir. Elbette böyle bir davranış içinde olmak kimsenin amacı olamaz. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki; bu kâinât kendi kendine oluşmuş tesadüfî bir sistem değildir. Bilimsel olan etki-tepki kanunu gereği, bir eser varsa o eseri yapanın da bulunması zorunludur. Bilimin bir yönünü alıp diğer yönlerini atmak da bilim ahlakına uymaz. Bu kâinât ve evren tesadüf ise; neden bu tesadüfler de düzen ve matematiksel olarak ince ayarlar, hesaplar vardır. Neden evren, bu kadar zıtlıklara ve tehlikelere rağmen muhteşem bir düzen içerisindedir? Korkunç yangınlar, şiddetli sarsıntılar, gök taşlarının ve yıldızların birbirine çarpması, vahşi hayvanların insan neslini yok etmesi, güneşin yakması, soğuğun dondurması, susuz kalma, bitkilerin yetişmemesi, hayvanların gıda vermemesi gibi sayısız tehlikelerle evrenin düzeni bozulmuyor yani kıyâmet kopup kâinât son bulmuyor? Bu düzenin sebebi nedir? Bu bekleyiş nedendir? Ve ne zamana kadar sürecektir? Bilimi ve bilimsel buluşları önemsediğiniz kadar, bunları hiç düşündünüz mü? İnsanlar, asırlardır bu İlâhî sistemi çözmeye çalışıyorlar da, her dönemde çok minik tespitler, asrın buluşu olarak afişe ediliyor. Bulan bilim adamları ilahlaştırılıp âdeta kendilerine ve fikirlerine tapılıyor. Bu sistemin her şeyinin yaratıcısı ve düzenleyicisi olan Allah neden unutuluyor? Allah'ın koyduğu kâinât kanunlarını hiçbir kimse değiştiremiyor ve bu sisteme müdahale edemiyor. Örneğin; güneş asırlardır doğudan doğup batıdan batıyor; kimse güneşi batıdan doğduramıyor. Ateş, yakıyor, insan oksijensiz yaşayamıyor, kendisini yemekten ve içmekten men edemiyor, yerçekimi kanununa mahkûm, gece gündüzü takip ediyor, kimse geceyi ya da gündüzü kıyâmete kadar uzatamıyor; bundan sonra artık dünyamız hep gündüz olsun diyebilen kimse yok, ölüm ilahi bir hüküm, kimse ölüme çare bulamıyor… Yani Allahın koyduğu kâinât kanunlarına, bilim karşı koyamıyor. O halde bilime değil, Allah'a teslim olun. Ama tabii ki İslâm'ı kulaktan duyarak öğrenemezsiniz. Başkalarından görerek de öğrenmek mümkün değil, ya da o görüntünün İslâm'ın görüntüsü olduğunu iddia etmek ma’kûl değildir. İslâm, asıl kaynaklarından ve Peygamberimizin saâdet asrının incelenmesiyle anlaşılır. İslâm, fıtrat yani insani özellikleri dikkate alan bir dindir. Hoşgörü, sevgi ve barış dinidir. İslâm kelimesinin türediği kelimelerden biri, "silm" yani barıştır. Kur’ân'da: "Topluca silm'e (barışa) giriniz" (Bakara: 208) şeklinde buyrulmuştur. İslâm kelimesinin türetildiği diğer kelime "selâm" yani huzur, selâmet ve güvenlik demektir. İslâm, ayrıca teslimiyet anlamına gelir. Müslüman olmak; barışa ve huzura ermek, güven vermek ve güvende olmak anlamına gelmektedir. Ama tabii ki bu değerler ancak Allah'a teslim olarak elde edilebilir. Bu tanımlama ile İslâm'a iftira edenlere cevap vermek istedik. İslâm, duyduğunuz gibi değil, araştırın lütfen. İran'a Arabistan’a ya da şuna buna bakarak İslâm hakkında karar vermeyin. Bir döneme bakacaksak sadece Peygamber dönemine bakmak ve olayları incelerken önyargılardan uzak, objektif araştırmalarla sonuç aramak yeterlidir. Peygamberin içinde yaşadığı dönem dışındaki çağlardaki İslâmî toplumların yanlışlarını İslâm'a mal etmek insafsızlıktır. Hidâyete tâbi olanlara selâm olsun. Size de Allah hidâyet versin… __________________ AGNOSTİK X: Sevgili Müslüman Kardeşim; "İnanman için Allah'ın Peygamberler ve Kitâb göndermesi yeterli değil mi?" diyorsunuz… Bunun olduğunun kanıtı yok ki… Bir insan, bunu iddia ederek çıkıyor 'ben elçiyim' diyor. Allah'ın elçi göndermiş olması nereden çıktı, kanıt yok. Ayrıca bu şekilde bir iddia ile gelen tek insan Muhammed değil, başka inançlar da var. Mormonluk var mesela. O da aynen Muhammed gibi vahiy aldığını iddia etti ve Kutsal Kitâbı da vahiyle yazdı, bir din oluşturdu bu kadar basit olabilir mi? "Zira aklınızı görmüyorsunuz. Tıpkı Allah'ı göremediğiniz gibi. Bu çifte standart neden? Göremediğiniz Allah'ı inkâr ederken ya da bu konuda nötr bir duruş sergilerken, aklınızı neden inkâr etmiyorsunuz?" diyorsunuz. Aklımızın bilimsel bir açıklaması vardır, tanrının bir kanıtı, açıklaması yoktur. Çifte standart değil, görmek demek=bilmek demektir. Aklın nasıl çalıştığını beyinsel olarak açıklayabilirsin, bu bilimin inceleyebildiği bir konudur. Mesela 'korkuyu da görmüyorsun ama nerden biliyorsun' demek gibi bir şey senin dediğin. Korkuyu da hormonal ve sinirsel bazı olaylardan sonra açıklayabiliriz. "Ve hatta insanların en akıllısı olma vehmine kapılıyorsunuz! "Tanrının varlığını bilmiyoruz" düşüncesine katılan kaç insan gösterebilirsiniz de, ısrarla insan fıtratına aykırı bir söylemde bulunuyorsunuz. Putperest dinlerde bile öteden beri "yaratıcı" ve "mutlak bir güç" inancı hep var olagelmiştir. Zira bu durum, insanın insaniyetinde, fıtratında, yaratılış mayasında vardır. İnsanı yaratan güç, insanın yaratılış mayasının içine kendisini bilme ve kabul etme erdemini de koymuştur." demişsiniz. Görmediğimiz, kanıtı olmayan bir şeye 'kesin vardır' demek yalan söylemektir. Bu yalan size kadın taşlatabilir, ama bana bir şey yaptırmaz. Bana göre tüm insanlar eşit ve özgürdür, isterse zina yapar, 100 sopa vurmak benim haddime değil. Kimseye zarar vermeden istediğini yapabilir insan... Biz kimseden birey olarak akıllı olduğumuzu iddia etmiyoruz. Ama sırf ayrı görüşte olduğu için diğer insanlara zarar verebilen insanlardan veya kadını zorla kapatan insanlardan daha akıllı olduğumuz ortadadır. Bu konuda tartışmayacağım. Daha çok kişinin yaptığı bir şey doğru olma zorunda da değildir. 'İnsanlar her zaman inanma ihtiyacındadır' demek, bu dinleri haklı yapmaz... Zira bugün Avrupa’nın yarısından fazlası dinsiz. Dinlerin oluşumuyla ilgili toplumsal ve sosyolojik birçok gerekçe var. Mesela; Hindu dini, kast sistemi sayesinde toplumsal huzuru sağlar ve fakirlerin, kölelerin zenginlerin, mallarına saldırmasını engeller, bunu günah sayar. Bir köle hep köledir, o yüzden Hindistan dünyanın en zengin sayılı insanları arasına her zaman adam sokar, diğerleri ise kaderlerine boyun eğmelidirler... Mısırlılar asırlar boyunca güneşe taptılar. Zira çöl ikliminin olduğu yerlerde güneş en haşmetli ve güçlü varlıktır. Norveçliler, İskandinav ülkeleri asırlarca buz tanrılarına taptılar. Çünkü soğukları aşırıydı, ölümcüldü. Japonlar depremler, tsunamiler gibi doğa olaylarının ruhuna taptılar. Doğanın ruhlarının kızmasından korktular. Çünkü o ülke de, depremlerin ve tsunamilerin ülkesi... Bunu kim inkâr edebilir? İşte bazı inançların oluşum nedeni de böyledir. Düşün ki, dünyadaki ilk insanlar güneşi nasıl görüp, nasıl korkmuş, nasıl tepki vermiştir. Ama bilim bunların cevabını bulunca güneşten korkmaya gerek olmadığı anlaşılmıştır. Şimdi bilimle aydınlanan bir insanın güneşe bakışıyla, bilgisi olmayan, güneşi atalarından kutsal sayarak gelişen bir insanın bakışı bir olur mu? "Soyut ve mânevî değerler anlamını yitirecektir. Örneğin; ahlak ve faziletler, doğruluk ve dürüstlük, sevgi-saygı, fedakarlık duyguları, iyi niyet ve ihlas gibi sayısız faziletler mânevî değerler olduğu için anlamını yitirecektir. Sadece, gördüğümüze inanan ve değer veren bir kişiliğe sahip olduğumuz da…" demişsiniz. Nerden çıkartıyorsunuz bunu? Avrupa’nın yarısından fazlası dinsiz diye, Avrupa mahvolup gitti mi? Bireyler bizim ülkemizden kat ve kat birbirine saygılı, bilime ve sanata değer veriyorlar. Suç oranlarına bak Avrupa’nın bir de bizimkine bak… Meşhur bir gazeteci, bir konuşmasında 'Türkiye suç cenneti' diyor. 'Mesela, bir Norveç'te, İsveç'te insanların duyduğu en büyük haber, et fiyatlarındaki 0.15 oranında ki değişim' diyor. Bizim ülkemizde her gün cinayet, tecavüz, gasp vs... Oo ne ararsan var... İyi bir insan olmak için inanç şart değildir. Ben de gayet saygılı ve insanları seven bir kişiyim. Senin ağzından Kelime-i Şehâdet çıktı diye veya sen 'ben iyi olacağım' dedin diye, senin iyi olacağını nerden bileyim ben. Yani inanç iyi olmaya kanıt değildir. Bilmem anlatabildim mi? "İnsanlar ister Allah'a tapar ister taşa… Ama inançlarını kimseye dayatmaz. Medenice her konuda konuşulur, tartışılır ama saygı ve hoşgörü çerçevesinde. İnsanlar doğruyu ve doğruluğu istiyorlarsa; böyle davranmadıkça kendi kabuğunu kırıp güneşi göremezler. Ön yargılı, peşin fikirli, sabit ve durağan, fikirlerine aykırılığa tahammülü olmayan ve iddia ve ispat ilkelerinin gerektirdiği gibi davranış gösteremeyen bir kimse kısırdöngüden kurtulamayacaktır. Hayatı boyunca aynı yollardan ve aynı kavşaklardan sayısız kez geçecek, hatalarını göremeyecektir. Elbette böyle bir davranış içinde olmak kimsenin amacı olamaz. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki; bu kâinât kendi kendine oluşmuş tesadüfî bir sistem değildir" demişsiniz. Ancak Kur’ân'ın kendisi inanmayanları kâfir olarak görüyor, ailelerimiz tarafından reddedilmemiz gerektiğini söylüyor, 'kâfirlerle Allah yolunda hak din İslâm olana dek savaşın' diyor, 'arkadaşlık etmeyin' diyor... Kamplaşmaya neden oluyor. Tamam, sen namaz kıl, oruç tut, bunlara kimse karışamaz. Ancak gelip de hırsızın elini kesmeye veya zina edeni taşlamaya kalkarsan işler bozulur. Sonra yine din cinayetleri çıkar. İslâm içi tarikat ve mezhep savaşlarında tarih boyunca yüz binlerce kişi öldü, bir de sen 'isteyen taşa inanır, isteyen Allaha'dan bahsediyorsun. Eğer tüm insanları eşit görüyorsan, herkese saygılı ve hoşgörülüysen sana söyleyecek hiç bir olumsuz sözüm olamaz. Ama eğer kendin gibi düşünmeyenlere kâfir gözüyle bakacak bir tutum içinde isen, toplumsal kamplaşmaya, küresel kamplaşmaya neden olursun. Umarım mesajımı kişisel almadın. Bu, tamamen hatalı fikirlere yazılmış bir yazıdır. Senin namaz kılman veya oruç tutmanın bana bir zararı yoktur. Ama tehlikeli olan şeylerden de bahsettim. Richard Dawkins'in Root of All Evil ve Bill Maherin İlahi Komedya belgesellerini izlerseniz, yüzeysel olarak düşüncelerimizi anlarsınız... Sevgiyle kalın... __________________ AGNOSTİK Y: "Zira aklınızı görmüyorsunuz. Tıpkı Allah'ı göremediğiniz gibi. Bu çifte standart neden? Göremediğiniz Allah'ı inkâr ederken ya da bu konuda nötr bir duruş sergilerken, aklınızı neden inkâr etmiyorsunuz?" diyorsunuz... Hâlâ mı bu argüman saçmalık? "Aklın tespiti"... Hangi devirde yaşıyorsunuz kardeşim? Buyurun aklın tespiti: ...... [*] [*] Arkadaşımız, burada aklın varlığını ispat etmek için; aklın ve beynin fonksiyonlarının bazı görsel grafiklerini göndermiştir... Sevgi, mutluluk ve acı duyma halleri gibi. Ama bizim bu konuları inkâr ettiğimiz yok ki! Biz zaten aklın varlığını beyinsel ve eylemsel fonksiyonlarından kabul ediyoruz. Fakat bize gönderilen beyinsel şemalarda tespit edilen görseller, beynin grafikleridir. Bu beyinsel aktivitelerde akıllı ile deliyi nasıl ayırt edeceğiz? İman edenle inkâr edenin beynini nasıl anlayacağız? Yani bu şemalar, size nereye kadar ve ne kadar yarar sağlar? Sadece bir kaç meselede grafik kopyalamakla olmaz akide işi! Bilimi ilâhlaştırıp tapmaya bir son verin! Biz, Allah’ı inkâr eden kimseye; ‘neden aklını inkâr etmiyorsun, o zaman?' diye sormuştuk… Zira insan aklını gösteremez. Cevaben bize, beynin görselleştirilmiş şemaları geldi. Ben hâlâ cevabımı alamadım. Zira sen aklı, bilimin tespit ettiği beyinsel aktivitelerle ve aklın fonksiyonlarıyla ispat ediyorsan; Allah’ı hangi mantık ve akılla inkâr ediyorsun bu durumda? Çünkü Allah da görünmüyor ama eserleri ve fonksiyonları ile ortadadır. Bir varlığın fonksiyonları varlığının ispatı için yeterli ise; Allah’ı inkâr etmeniz çifte standart olmuyor mu? Kaldı ki; senin bilimin beyinle ilgili birkaç tane grafik şeması getirebilir; ama evrende ki tüm grafikler, eserler benim Allah’ımın fonksiyonlarıdır! Senin var dediğin akıl bile Allah’ın bir fonksiyonudur! Bu bakış açınız büyük bir tutarsızlık ve fâsid bir kıyastır! Kabul ettiğiniz varsayımıyla bize sunduğunuz görüş, sizi Allah’ı tanımaya ve iman etmeye ulaştırması gerekir! Aklın varlığı, fonksiyonlarına bağlı ise; Allah’ın varlığı da O’nun fonksiyonlarına bağlıdır! Bu görüşlerinize devam ederseniz, bilin ki, dayandığınız geçerli hiçbir dayanağınız yoktur! (Yusuf) "Aklınızı neden inkâr etmiyorsunuz?" diyorsunuz... Yıl olmuş 2010. Sizler hala cami vaizlerinden öğrendiğiniz "aklın varsa göster, gösteremezsin ki!" tipinde Orta Çağ’dan kalma zırvalarla komik duruma düşmektesiniz. Ee, bu durumda kimin aklından şüphe edilmeli? Not: Benzer biçimde burada "soluduğumuz havayı gösterin" diye mangalda kül bırakmayan bir din kardeşin vardı. Kendisine -194.4 derece sıcaklıkta sıvı havanın gayet görülür halde olduğu ispatıyla birlikte sunulduktan sonra ortalıklarda görünmez oldu. Biraz geliştirin artık kendinizi. __________________ YUSUF: "Sizler hâlâ cami vaizlerinden öğrendiğiniz "aklın varsa göster, gösteremezsin ki!" tipinde Orta Çağ’dan kalma zırvalarla komik duruma düşmektesiniz. Ee, bu durumda kimin aklından şüphe edilmeli?" demişsin. Yukarıda verdiğin beyin grafiklerinden tek bir şey anladığına zerre kadar ihtimal vermiyorum. İnanmak istemiyorsan, bu senin seçimin; zorla sana “Müslüman ol” diyen yok! Müslüman olmak bir şereftir, layık olmayan zaten Müslüman olamaz. 'Kopyala-yapıştır' yaptığın şemaları bilim adamlarıyla tartışarak ve iddialarını ele alıp eleştirmeden, değer vermeyecek kadar, ilimden ve bilimden anlayan bir kişiyim Elhamdülillah. Hukuk, tıp, metodoloji, teoloji, etimoloji vs sahalardaki anlatım üsluplarını bile anlamayan bir toplumda, senin İngilizce olarak karınca izi şeklinde kopyaladığın, estetik de olmayan minyatür taslaklarının senin için bile bir anlam taşımaması gerekirdi. Dürüst olsaydın, sen de o grafikleri ispat kabul etmezdin. Bu sahanın uzmanı olduğunu söyleyen nice Batılı ve Batıcı sözde bilim adamları asırlarca hezeyanlar savurdular da İslâm âlimleri onların çarpıklıklarını düzeltmekten yoruldular. Yüz yıl önce bu grafikler yoktu, biliminiz kış uykusunda mıydı? Yüz yıl sonra bu konuda beyinsel grafikler de bunlardan -değer ifade ediyorsa- farklı olacak. Peki, şimdi senin savunduğun yarın olmayacaksa, senin inancın temelsiz bina mıdır? İnanç meselesi yap-boz tahtası mı? Merak etme, vaizlerden din öğrenilmeyeceğini senden iyi biliyorum… Kur’ân ve Sünnet, İslâm'ın temel kaynaklarıdır. Bu ikisi bana yeter. Hacıya, hocaya, şeyhe ya da başkalarının aklına ihtiyacım yok. Allah bize yeter. İslâm'ı direkt Kur’ân ve Hadîslerden okudum, öğrendim ve İslâm'ın tarif edilemez mükemmelliliğine rağmen; sizin gibi arkadaşların senin tabirinle 2010 (ama şu an; Şubat/2011) yılına girdiğimiz şu dönemde, hâlâ İslâm gerçeğini öğrenememiş olmanız hem şaşırtıcı, hem de bir o kadar üzücü! Kıyâmet kopmaya ramak kalmış, İslâm'ın tüm delilleri asırlardır açıklanmış, yaşanmış, savunulmuş, ispat edilmiş; artık dünyanın fonksiyonu bitmek üzere… İnsanlar bu dünyadan ne alabildilerse onunla Allah'ın huzuruna varacaklar... Ama siz neler söylüyorsunuz? Aman, Allah'ım! Lütfen, bu dünyayı boşa geçirmeyin, Allah'ın huzuruna bu düşünceyle gitmeyin! Zaman varken, hayatın amacını anlayın ve yaratılış amacınıza uygun bir yaşam tarzını seçin. Size tavsiyem, İslâm'ı başkalarının aklından değil, kendi objektif aklınızla araştırıp okuyun. Allah hakkında bunca hezeyanlara rağmen Rabbimizin asi kullarına bile bu kadar sabretmesi, süre tanıması onun yüceliğinin göstergelerinden birisidir. İslâm hakkında, konu konu, cümle cümle hatta noktasına virgülüne kadar tartışamayacağım bir şey yok ama konuşmanın da bir kalitesi olması gerekir. Pek çok İslâm âlimine göre -Kur’ân'a ulaşamayan kimseler için- sadece akıl sahibi olmak, Allah'ı bilmek ve ona teslim olmak için yeterli iken; maalesef Kur’ân olmasına rağmen Allah'ı tanımamak akılla izah edilebilecek bir durum değildir. Rabbim herkesi doğruya muvaffak kılsın, gerçeği göstersin. Âmîn! __________________ AGNOSTİK Y: "Yukarıda verdiğin beyin grafiklerinden tek bir şey anladığına zerre kadar ihtimal vermiyorum." (Yusuf) O senin sorunun. Beni zerre kadar tanımadığın halde neye ihtimal verdiğin benim umurumda değil. "Dürüst olsaydın, sen de o grafikleri ispat kabul etmezdin." (Yusuf) Ben de, bilim dünyası da, bu konuda gayet dürüst ve MRI, PET, CT scan gibi yöntemlerle beyin fonksiyonlarının kayıt altına alınarak kanıtlanabildiği konusunda haklı olarak hemfikirler. Ben nöroloji okumadım ancak gönderdiğim görseller aklın ve beynin ve fonksiyonlarının ispatlanabilirliğinin kapı gibi ispatıdır. Sen istediğin kadar kafanı kuma sok. Argümanların orta çağdan kalma. O kadar ilkeller ki, bizlerin çıplak gözle görmediğimiz hiçbir şeye inanmadığımız sanrısına kapılmışsın. Eğer bu mantık(sızlığ)ın doğru olsaydı, gözümüzle görmediğimiz azot moleküllerinin, Neptün gezegeninin ve bakterilerin de varlığına inanmamamız gerekirdi. Ama bu saydıklarımın varlığının kapı gibi kanıtları var. Anladın mı? Peki ya senin kanıtların neler? 1400 yıl önce yaşamış, Mekkeli bir Arab'ın yaratıcının seçilmiş elçisi olduğu, Ay'ı ikiye yardığı, kanatlı bir aygırın üzerinde göğe yükseldiği konusunda senin hangi kanıtın var? Ebâbil kuşlarının bombardıman uçakçılığı oynayıp, karıncaların insanlarla konuştuğu hakkında ne kanıtın var? Hiçbir kanıtın yok. Elinde yalnızca inançların; sanrıların var. Bilgi ve inanç arasındaki farkı iyi öğrenin. Benim karnım masallara, mitolojiye tok. __________________ ATEİST Y: "İnanmak istemiyorsan, bu senin seçimin; zorla sana Müslüman ol diyen yok! Müslüman olmak bir şereftir, layık olmayan zaten Müslüman olamaz." (Yusuf) Hahaha! Bu, meşhur Eric Cartman pazarlama tekniği değil mi? _______________ YUSUF: "Peki ya senin kanıtların? 1400 yıl önce yaşamış, Mekkeli bir Arab'ın yaratıcının seçilmiş elçisi olduğu, Ay'ı ikiye yardığı, kanatlı bir aygırın üzerinde göğe yükseldiği konusunda senin hangi kanıtın var? Ebâbil kuşlarının bombardıman uçakçılığı oynayıp, karıncaların insanlarla konuştuğu hakkında ne kanıtın var? Hiçbir kanıtın yok. Elinde yalnızca inançların; sanrıların var. Bilgi ve inanç arasındaki farkı iyi öğrenin. Benim karnım masallara, mitolojiye tok." (Agnostik Y) Gönderdiğin grafik meseleleri senin kapı gibi delilin olabilir. Ama gördüğün gibi düşünen insanları ikna etme noktasında duvarları olmayan bir kapı. Yani sığınak ve dayanak değil. Tek kapıya barınak diyemeyeceğimiz için, ona dayanamayız. Görmediğiniz şeyler derken neyi kastettiğimi söylemiştim. Demek ki, yazdığım yazıyı tam okumadınız. Nötronu görmeden kabul edersin ama Allah'ı, cennet, cehennemi, melekleri, Peygamberleri kabul etmezsin. Senin sorunun maddelerle değil zaten, dînî değerlerle... Allah'a götürmeyen bilimden, şeytandan sakındığım gibi, Allah'a sığınıyorum. Batının en büyük hedefi Allah'sız bilim idi. "Bilimcilik=Scientism" akımı dine karşı bir din mesabesindedir. Mütevâtir haberler, her dönemde, herkes tarafından kabul edilen sabit delil kabul edilmiştir. Mütevâtir, her çağda yalan söylemeleri mümkün olmayan bir topluluk tarafından verilen habere denir. Hz. Muhammed, kendi döneminde elçiliğini ispat etmiş ve Arap-acem tüm milletler grup grup, kabile kabile, topluca İslâm'a girmişler, İslâm tüm dünyaya hâkim olmuş ve tek güçlü otorite haline gelmiştir. Senin Mekkeli Arap (as) diye hakaret ettiğin o şerefli insanın elçiliğini dost, düşman herkes kabul etmiş; Kur’ân'ın insan sözü olmadığı üzerinde inanmayanlar bile ittifak etmişler ve Efendimizin elçiliği sonraki asırlara, toplumlara sayısız insan tarafından aktarılmıştır. Görmek istemeyene gösteremezsin. Ne tarihten bir şey anlar ne vesikalardan ve ne de Kur’ân'daki hakikatlerden. Kur’ân asırlardır tüm saldırılara rağmen tahrîf edilip bozulamadı; çünkü Allah tarafından koruma altına alındı. Sizin sadece bu gerçekten dolayı iman etmeniz gerekir. İçinizi korku sarıp Allah'a tevbe etmelisiniz; “neden bugüne kadar inanmadık” diye. Kur’ân, Allah'ın Kelâmı değilse size çağrıda bulunuyorum; o Kur’ân'daki en küçük sûre olan Kevser Sûresi kadar bir kaç cümle yazın, yazdırın, uğraşın, yardım alabileceğiniz Türk-Arap herkesi de yardımınıza çağırın ve bu işi gerçekleştirin. Sizin iddia ettiğiniz gibi, Kur’ân uydurma bir Kitap ise bunu yapabilmeniz gerekir; yok eğer yapamazsanız -iman etmeseniz bile- bari İslâm aleyhinde konuşmaya son verin ve bu günahtan tevbe edin. Mekke müşrikleri Kur’ân'ın insan sözü olmadığı konusunda görüş birliğine varmışlardı. Ama yine de dünyevî çıkar ve menfaatleri uğruna Hz. Muhammed'in aleyhinde konuşmaya devam ettiler; tâ ki pek çoğu hidâyete erip, iman edinceye kadar… Tarih boyunca Kur’ân'a nazîre yapmak isteyen cüretkâr cahiller rezil olmuşlardır. Her cümlelerinde âlimler değişik ilim dalları yönünden yüzlerce hatalar bulmuşlardır. İnanç ile bilimin arasındaki farkı görmemi istemişsiniz. İslâm'da inanmak ile iman etmek aynı şeyler değildir. İnanmak; kalben bir şeyin hakikat olduğunu kavramak anlamına gelir. Mekke müşriklerinin ya da Yahûdîlerin ve Hristiyanların Peygamberimizin Allah elçisi olduğunu anlamaları gibi. İman etmek ise; kalben tasdik edip dille ikrâr ederek; o bilginin gereğiyle amel etmek anlamındadır. Bilim, İslâm'a göre görsel ve ispatlanabilir bir mucizedir. Sana göre bilim her şeyin üstünde olduğu için, din konusu ile inanç konusundaki izahatlarım, kafamı kuma gömmek gibi gelebilir. Senin değer(siz) yargıların da benim için öyle! Şimdi ne yapacağız? Haklının kararını kim verecek? Elinde bir kanıt var mı? Dayanağın var mı? Masanın üstüne koy ki, onu da değerlendirelim ve tartışalım. Benim delilim var. KUR’ÂN... Kur’ân'ı; sarf, nahiv, belağât, usûl, mantık, kısas, ibret, darb-ı mesel, tarih, enbiyâ, şer'u men kablena, ahkâm ve tefsir gibi açılardan defalarca incelemiş biri olarak, diyebilirim ki; Kur’ân'ın sadece kendisi değil; her kelimesinde sayısız mucizeler bulunmaktadır. Senin ispat ve iptali mümkün olan, felsefî söylemler ortaya koyan bilimin dışında delilin olmadığına ve Kur’ân'ın da Allah'ın Kelâmı olduğu üzerinde tüm dünya her asırda icmâ ettiğine göre, Allah için -ya da değer verdiğiniz hangi mukaddesâtınız varsa onun hatırına- yeniden düşünün ve iman edin. İslâm'ın kuralları evrenseldir. Kıyâmete kadar geçerlidir. İslâm'da da icmâ delildir. İcmâ senedi sahih ise; delildir. Sizin ya da sizin gibi bir kaç kişinin İslâmi meselelerdeki karşıt tavrınız asla icmâ’yı bozamaz. Sizin tapmakta olduğunuz akla mahkûm olmadan, aklını kullanan hiçbir kimse sizin bu safsata düşüncelerinize değer vermez? Zaten bu fikirleri insanlık, tarih boyunca defalarca şeytanların vesveseleri olarak duydu ama "artık yeter, din Allah'ın dinidir" dedi! Ma’kûl insanların aklı, onlara vahye teslim olmayı emretti. Akledebilen her insan da Allah’a iman eder. Ayrıca bu satırları okurken şunu da unutma ki; her iddiana sayfalarca cevap yazılır; ama amaç, “istifade etmek/ettirme” hedefi olunca, çoğu zaman cevapları kısa tutmak zaruri oluyor. Ayrıca İslâmi ve evrensel bir ilkeyi de hatırlatayım sana; ispat iddia edenin görevidir. Bundan dolayı akl-ı selim kişiler rastgele iddialardan uzak dururlar. Senin söylediğin sözlerin hepsine yakını iddiadan ibarettir. Ayrıca bir kimseyle konuşurken, kendi fikirlerinizle kendinizi ifade edin. Kopyala-yapıştır usûlu, internet çağının bir tembelleştirmesidir. Âcizâne ben, manüel yazıyorum. Ve tashih etmeden copy-paste tarzı davranışları da asla doğru bulmuyorum. İnanç, kişinin kendi sorunu olduğu için; bir konuyu tartışırken de sadece kendi fikirleriyle ortaya çıkmalı. Falan sitenin linki, falan şahsın fikri ile mücadele etmek fikir sahibi olunmadığının bir delilidir. Bu durumlarda ben cevap vermemeyi prensip edindim. Çünkü muhatap yok ortada! Ayrıca şunu da bilin ki; objektif, önyargısız davranmadıkça gerçeğe ulaşamazsınız. Sen istediğine inan; buna ben de dâhil kimse itiraz etmez. Ama benim inandığım değerlerin aleyhinde yalan-yanlış duyumlar ve yorumlarla konuşmanı istemem. Söylediğin bir söz, benim inancıma göre doğruysa; zaten ben savunur ve sahiplenirim onu. Ayrıca istediğine inan ve söyle ama istediğin şekilde değil, uygun ve saygılı bir üslupla söyle. Ben yukarıda "ister Allah'a tap, ister taşa" dedim. Mesela; aslen ben taşa tapılmasını tasvip eden biri değilim ama tapanların kalbine tesir etmek mümkün değildir -Allah dilemedikçe- . Durum, böyle diye konuşmayacak mıyız? Elbette konuşuruz, tartışırız. Ama seviyeli ve saygılı bir üslup çerçevesinde. Son olarak şunu söyleyeyim; yazdığım her şeyi reddettiğinize inanmıyorum. Fikren ayrıldığımız -temelde- inanç konularında çok önemli meseleler var ama usûl bakımından, ahlaki olarak, insani ortak değerler açısından, meseleleri tahlil ilkeleri yönüyle söylediklerimden hiç mi kabul ettiğiniz noktalar yoktur? Mutlaka olduğuna inanıyorum. Ama kolunu verip bacağını kaptırmak misali; benimle uzlaştığınız konular sonunda ikna olmaktan korkuyorsunuz ve bunları itiraf etmiyorsunuz! Tâbir-i câizse ben elimi uzatıyorum size, sizden de aynısını beklerim. Ben imanımın gücüne inandığım ve Allah'a güvendiğim için kolumu kaptırmayacağımı biliyorum. İşte bu sizin tavrınız psikolojik açıdan sizin içsel yenilginizin bir kanıtıdır! Tartışmalarda farklı yaklaşımlar olduğunda asgari müşterekleri ortaya çıkarmak ve bunlardan hareketle gerçeğe doğru yol almak gerekir. Çünkü hakikatler küçük ayrıntılarda gizlidir, diye doğru bir söz vardır. Fikir ayrılığımıza rağmen ortak düşündüğümüz noktalar kabul edilirse; o ayrıntı bizi ana yola çıkarabilir. Ve yanlış düşünen kişinin de doğruya ulaşmasını sağlayabilir. Kapı ve pencereleri bu kadar kapalı tutmak, kendi eksenimizde ve yörüngemizde hareket etmemizi sağlar. Şahsen ben, bütün benliğimle İslâm'a iman ettim; sen ise inanmıyorsun. Peki, bu söylediklerim doğruysa, yarın kaybeden kim olur? Ben, ibadet ettiğim için mi yoksa sen Allah'ı tanımadığın için mi azabı hak edersin? Hatırlatmak istedim. |
KATEGORİLER
14.03.2026Cumartesi
Son Yorumlar
Yusuf Semmak ⏳ Ey İslâm Ümmeti! İlk vazi Yusuf Semmak ✍️ Derdin ilimse, im misafir Nice Yusuf Semmak 🔸 Rabbimiz, yolunu kaybed Yusuf Semmak Kadr Gecesi sebebiyle duâ ediyoru Yusuf Semmak Rabbimiz kalan ömrümüzü geçen ömr Yusuf Semmak ☝️ "Tâğûta ibâdet et Yusuf Semmak ✍ Sıla-i rahmin ömrü ve rız Yusuf Semmak BUNLAR HİÇ EŞİT OLUR MU?! 1- " Yusuf Semmak Arkadaşlar, videoyu paylaşalım! Yusuf Semmak Bu konuda üç Âyet-i Kerîme zikred misafir Thankks forr sharing your thought Oğuzhan Admin çok teşekkürler. İsmail Yüce ALLAH cc razı olsun sizden h Yusuf Semmak Ve aleyküm selâm kardeşim. Tâbi Bekir Yetginbal Canım kardeşim selamualeykum GÜN Bekir Yetginbal Ey Rabbim bu kulunun gayretlerini Mahmut Selamünaleykum Yusuf peygamberin Ufuk Çok güzel Şeyma Bu nadide soru ve cevapları için Ahmet Doyurucu bir yorum Teşekkürler Yusuf Semmak Son mısralar/dizeler hep "Lâm" ha Baraa Bence çoooook güzel bir site ali İlmî Arapça Sayfası http://www ali Faydalı Bir Maksud Programı http ali Faydalı Bir Emsile Programı http Yusuf Semmak BU DERSTE İŞLENEN BAŞLICA MEVZULA Derya Atan Ağzınıza, yüreğinize sağlık hocam Firdevs Sevgi inş güzeldit. misafir ⭐⭐⭐⭐& mustafa Abi çook teşekküür ederim Medine Cenetin kapısın geçmek istiyom Yusuf Semmak Namazda Salli-Bârik okurken, Peyg |