Kendilerini, öğrenip, bilmemenin; bilgi sahibi olmaktan daha hayırlı olduğu sözde ilimler vardır. Yani cehâletleri, haklarında bilgi sahibi olmaktan daha faziletlidir. Câhilliği, övülen durumlardan birisidir bu!
Önce ilmin ne olduğunu bilmek lazım; bu sözleri anlayabilmek için…
Vahye aykırı olan malûmatlara ilim denmez. Faydasız bilgi, kelam, felsefe, fikir ve kanaat denebilir. Faydalı ilim, amel edilen vahiy bilgisi olduğu gibi; vahye uygun olan her gerçektir.
CEHÂLETİ, KENDİSİNDEN DAHA HAYIRLI OLAN İLİMLER (!) Kendilerini, öğrenip, bilmemenin; bilgi sahibi olmaktan daha hayırlı olduğu sözde ilimler vardır. Yani cehâletleri, haklarında bilgi sahibi olmaktan daha faziletlidir. Cahilliği, övülen durumlardan birisidir bu! Önce ilmin ne olduğunu bilmek lazım; bu sözleri anlayabilmek için… Vahye aykırı olan malûmatlara ilim denmez. Faydasız bilgi, kelam, felsefe, fikir ve kanaat denebilir. Faydalı ilim, amel edilen vahiy bilgisi olduğu gibi; vahye uygun olan her gerçektir. Âlimler ilmi çok değişik lafızlarla tarif ederler. Mesela; âkil ile ma’kûl arasında özel bir izâfet olduğunu söyleyenler vardır. Yani akıl sahibi bir kimsenin, akledilebilen bir meseleye nüfuz etmesidir. İman eden kimsenin aklına göre; gözlerin göremediği gaybî meseleler de ma’kûldür. Çünkü bunların ilmi, Kur’ân’dadır. Vahiyle ma’lûm olanı, sabit olanı; selim ve sağlıklı akıl inkâr edemez. Allah, metafizik bu gerçeklerin varlığını bildirmiştir ve bu gerçekliğin sayısız delilleri vardır; kalp gözü açık olanlar için. Ama kalp gözü görmeyenler, basireti kör olup, hiçbir gerçeği anlayamayanlar, gözleriyle sayısız mucize görseler bile; onlar için anlamsızdır, yüz çevirip giderler. Kalp gözü kapalı olanın, kafa gözü, kendisine yol göstermez! Bazı âlimler ise; ilmin tarifi olmaz; tanımlanamaz, derler. İlim, bir hakikatin manasına nefsin ulaşmasıdır. Selef-i Sâlihîn ise; ilmin malûmat çokluğu olmadığını, Allah korkusu olduğunu ifade ederler. Yani faydalı ilim kişiyi, Allah korkusuna ve takvâ’ya götürür. İlim, insana edeb ve ahlak öğretir. Önceki asırlarda âlimlerden ilim tahsil etmeye gelen talebeler, onlardan önce edeb ve ahlak öğrenirlerdi. Gerçek edeb ve ahlak öğretmenleri, âlimlerdir. Bu iki ilim sadece onlardan öğrenilebilir; bu ikisi olmadan bir şeyler öğrenmek, öğrenene vebaldir. İçinde Allah korkusu olmayan bilgilenmelerde hayır yoktur. İlmin iki boyutu vardır: Birisi, sözdedir; diğeri ise kalptedir. İlmi çoğaldığı halde, ahlakı düzelmeyen kimse ancak Allah’tan uzaklaşmaktan başka bir şey kazanamaz! İlim, en genel bir ifadeyle; Allah ve Rasûlünün dedikleridir. Yüce Rabbimizin vahiyle bize bildirdikleridir. İlim, Kur’ân ve Sünnet bilgisidir. İlim, Kur’ân’ın meşru saydığı malûmatlardır. Peygamberimiz; “kişi, ilmiyle amel etmedikçe âlim olamaz” (İbn Hibbân) buyurmuştur. Selef de, biz ilmi amelle birlikte ya da amel için öğrenirdik, ama şimdi insanlar öğrenmek için ilim öğreniyorlar, demişlerdir. Amel etmek için ilim öğrenmeyenlerin bildikleri dağlar kadar büyüyor ama amelleri zerre kadar küçülüyor! İlmin diğer bir yönü de; insanlara anlatılmasıdır. Âlim, ilmini gizlememelidir; Allah için öğrendiği ilmi, Allah için açıklamalıdır. Nitekim Rabbimiz: “Hani bir zamanlar Allah kendilerine kitap verilenlerden: ‘Onu mutlaka insanlara açıklayıp anlatacaksınız ve onu gizlemeyeceksiniz’ diye söz almıştı. Onlar ise onu kulak ardı ettiler ve onu az bir bedele değiştirdiler. O aldıkları bedel ne kötüdür!” buyurmaktadır. (Âl-i İmrân: 187) Bu Âyet, ilim adamlarının hakkı açıklamakla mükellef olduklarına, hiçbir gerekçeyle ilmi gizleyemeyeceklerine açık bir delildir. Rasûlullah Efendimiz de: “Kendisine bir bilgi sorulduğu halde, bildiğini gizleyen kimsenin ağzına kıyâmet gününde ateşten bir gem vurulur” (Tirmizî, İlim 3; Ebû Dâvûd, İlim 9; İbni Mâce, Mukaddime 24) buyurmuştur. Gerçek ilim; Allah’ın Kelâmıdır! Allah’ın Kelâmını esas almayanlar kendi kelamlarına uyarlar ve bu da, ilim değildir. Ne kadar laf kalabalığı ve çokluğu olursa olsun; bu bilgi yanlış görüştür ve yalandır! Selef, ilimsizce çok konuşmayı akılsızlığın ve ahlak zaafiyetinin alameti saymıştır. Ecdâd da, çok konuşanı “geveze” diye menfî bir sıfatla vasıflandırmıştır. İlim sahipleri durum ve şartlara göre konuşurlar. Onlar, konunun amel ve sonuç boyutlarını dikkate aldıkları için; çok düşünür, az konuşurlar. İlmi az olanlar ile aklı kıt olanlar da az düşündükleri için; çok konuşurlar! Konuştuğu her sözü hak ve hikmet olana; amel etmek ve imanını artırmak için konuşana ne mutlu! Bu bölümü ilmin önemini ifade eden bir söz ile sürdürelim. Ebû’l Esved ed-Düelî demiştir ki: “Hiç bir şey ilimden üstün değildir. Çünkü sultanlar insanlara hükmederler. Âlimler ise sultanlara hükmederler.” Biz, burada ilim ve âlim konusunu etraflıca ele almayacağız; zira konumuz bu değil… Konumuz, faydasız bilgi ve becerilerin mahiyetlerini arz etmektir. Cahiliye toplumlarında öğrenilmesi medeniyet ve çağdaşlık sayılan; bilinmemesi kültürsüzlük kabul edilen meseleler konusunda hasbıhâl etmektir. Tabiî ki, bu meseleye temas etmeden önce bir nebze de olsa ilim konusu üzerinde de durmamız icap ediyor. Gerçek ilmin ne olduğunu bilelim ki; sahte ilim havarileri ve faydasız birikimleri de daha iyi anlaşılsın. Bu noktada ilim; Kur’ân ve Sünnetteki hükümlerdir ve ona uygun düşen her şeydir diyoruz. İlim; iman, amel, ihlâs, cihâd ve teblîği zorunlu kılar. Amelsiz ilim insanın sırtında bir kamburdur, sıkıntı veren bir yüktür. Takvâ’ya ulaştırmayan her bilgi, -Allah korusun- Allah’tan uzaklaştırır! Allah’tan gelenler ise, insanları mutlaka hidâyete iletir. İlim Adı Altında Kültür Erozyonu: Bazı uğraşlar vardır ki, faydalı ilim değildir. Bunlar; sihir ilmi, illüzyon sanatı (görünüşte gerçek sanılan zihin yanılması ya da el çabukluğu ile gözü aldatma hüneri), yıldız ilmi (astroloji), felsefe ilmi, mitoloji (efsane) bilgisi, sanat ilmi (ud, gitar vb. çalmak, şarkıcılık, dansözlük vs.) konularda mahir olmak, bu konuları çok iyi bilmek. Sanattan kastımız, İslam’ın estetik ve güzellik anlayışı değildir. Sanatın evrensel bir yönü olduğu gibi, her toplumun din, kültür ve anlayışına uygun olarak değişen, kısıtlanan veya genişleyen görüntü ve şekilleri de vardır. Sanat için sanat anlayışına katılmak mümkün değildir mesela. Çünkü sanat, Allah için olur. Allah, sanatımıza da mı karışacak demek, kimin haddinedir? Allah, yarattığına karışamayacaksa; artık mahlûkâtın hayatına karışmaya kim yetkili olabilir? “Sanat için her şey mubahtır” sözüne kaç Müslüman katılabilir acaba? Ya da “namus insanın içindedir” diyerek ahlak anlayışına yeni bir tanımlama getiren sözde sanatçıların fikrine, yalanına kaç kişi inanabilir? “Başka zaman olmaz ama sanat için soyunurum” sözü ne kadar masumdur? Allah; “giyin, örtün” diyor; sanat ise “soyun” diyor, diye soyunurmuş! Bu sanat kim oluyor acaba veya nasıl bir şey ki, insana hükmedebiliyor! Acaba Allah’a ulaşmanın önünde engel bir put mudur? Allah’ın emrine aykırı bir estetik ve güzellik anlayışı nasıl bir sanattır acaba? Böyle bir sanat nasıl bir ilimdir, nasıl bir estetiktir? Ve topluma ne verebilir? Ahlak anlayışı olmayan bir sanat olur mu? Ya da ahlakî değerlerde sınır tanımayan düşünce sistemi onaylanabilir mi? Cehâleti, kendisinden daha hayırlı olan ilim kavramını tanımlamaya devam edelim… İnsanlara günah kazandıran ve âhiret sevabı olmayan her şey… Dinin emretmediği, yasakladığı, öğrenilmesi ve yapılması halinde âhirette mükâfatı olmayan hatta azabı gerektiren tüm uğraşlar olarak tarif edebiliriz. Bu faydasız ilim ya da bilmemenin daha hayırlı olduğu bilgi; genelde daha kültürlü olmak ve her meselede bir şeyler söylemek adına öğrenilir. Bu tarz gereksiz bilgi ve kültürü, cahiliye toplumlarında çevre, arkadaşlar ve medya teşvik eder ki; insanlar faydalı ilimlerle meşgul olmasın! Daha iyi anlamak için düşüncemizi bir nebze canlandıralım: Örneğin; bize sorarlar… Saz çalar mısın? (Cevap: Hayır), Piyano? (Hayır), Tavla oynayalım mı? (Hayır, hem de bilmiyorum), Okey? (Hayır), Ne tür danslardan anlarsın? (Anlamam), Kahve falından anlar mısın? (Hayır), Senin sesin güzeldir, bir şarkı söylesene? Ya da ne tür müzik seviyorsan artık? (müzik sevmem, şarkı da bilmem), Geçen hafta ganyan oynamıştım, ama yatıramadım. (Ganyan derken?), Denize, plaja gidelim mi? Artık yüzmeyi de bilmiyorum demezsin sanırım? (Yüzmeyi biliyorum da, gelemem.), Oh, nihayet anladığın bir şey buldum, neden gelemiyorsun? (Kehf Sûresini ezberlemem gerekiyor), Neyin süresini ezberleyeceksin? (!!), …… Bu diyalog böyle devam eder gider. Ama çoğu zaman buradaki gibi nezaketli değil, kınama ve sitemle noktalanır! Ya, Sen hiçbir şeyden anlamaz mısın? (Anlarım Kitap’tan, Sünnet’ten.), Senin kalbin kararmış ya, kabuğundan çık dışarı, gözünü aç biraz, dünya hoş (kimine göre de, boş!) eğlen coş… (!!) Evet, bu tiyatral sunumu uzatmak mümkün ama mesele anlaşıldı sanırım. Bu tiyatro da, bir taraf sanki her şeyi biliyor, diğer taraf sanki bir şey bilmiyor! Hangisi bilgili, hangisi kültür hamalı siz karar verin. Ama parantez içinde konuşan kimseyi hiçbir şey bilmiyor da sanmayalım! Her ortamda konuşmak, her meselede fikir yürütmek, entelektüel bir görüntü vermek için faydasız her şeyi öğrenip, beynine dolduran kişinin durumu bu! Böyle bir kişi, zihin travması geçirir. Beyn’e bu kadar faydasız bilginin yüklenmesi, beynin yapısını ve fonksiyonunu bozar; beyin de fikirsel lokal yaralar açar! Böylesi fikirsel bir travma, ruh ve beden sağlığını bozar. Ama unutmayalım ki, travma, dıştan mekanik bir etki sonucu meydana gelen lokal yaradır ve sonuçta, organın fonksiyonunu bozar. Zihin travmasındaki dış etkiyi kontrol etmek bizim elimizdedir. Bu durumda, zihnimize yalan, yanlış fikirleri doldurup kendi beyinsel faaliyetlerimize zulmedip, işlevini bozan biz olmaktayız. Önemli olan, beynimizi boş ve yararsız bilgilerle doldurmak değil; vahyi ve ona uygun ilimleri öğrenmektir. Kur’ân ve Sünnet’e dair meseleleri bilmedikten sonra; bir şeyler bilmişsin neye yarar! Nice yüksek akademik unvanlı kimseler vardır ki; okumadık gereksiz kitap bırakmamış ama tenezzül edip de Kur’ân’ı bir kez bile okuyamamış! Falan ecnebi yazarın klasiğini okumakla kültürlü olunmaz. Belki taklitçi olunur! Ya da özentici bir neslin tohumları atılır. İlimle ve gerçekle ilgisi olmayan kitapçıklar yerine önce Kur’ân’ı okumak gerekir. Kur’ân’ın tadını alınca; bakalım, başka tat arayışına girecek misin? Kur’ân, doğrunun ve yanlışın belirleyicisidir. “Gerçekten bu Kur’ân, en doğru olana iletir” (İsrâ: 9) Bu söze inandınız mı? Ee, en doğru olan varken, doğru aramak; doğrudan şaşmak ve yolunu kaybetmek değil midir? Allah’ın yasakladığı, emretmediği, âhirette -Allah katında- sevabı olmayan, bilâkis azabı gerektiren bilgi ve uğraşlar için; İmam Zehebî: “Cehâleti (bilgisizliği), kendisinden daha hayırlı olan ilim” tabirini kullanmaktadır. Bu açıklamalar, başta İmam Zehebî’nin olmak üzere, ulemânın görüşüdür. Bu söz de, İmam Zehebî’ye aittir. Yani öyle bilgi ve hünerler vardır ki; onları bilmemek daha hayırlıdır ve övülmeyi gerektirir. İnsanlar; bildikleri bilgilerinin, düşünce yapılarının, bakış açılarının ve yorum şekillerinin mahiyetlerine göre, ya değer kazanırlar ya da değer kaybederler. Bir kimsenin bir meseleye bakış şekli, kendisi hakkında müspet ya da menfi fikirler verir. Bu nedenle fikirlerimizin kaynağı, Allah’ın Kelâm’ı olmalıdır; kendi kelamımız değil! Rabbimiz bizi, faydasız, boş, zararlı ve haram olan uğraşlardan uzaklaştırıp, rızasına uygun salih amelleri işlemeye muvaffak kılsın… (Âmîn) Yusuf Semmak Her Hakkı, Allah Yoluna Mevkûftur. |
KATEGORİLER
20.04.2026Pazartesi
Son Yorumlar
Yusuf Semmak ⏳ Ey İslâm Ümmeti! İlk vazi Yusuf Semmak ✍️ Derdin ilimse, im misafir Nice Yusuf Semmak 🔸 Rabbimiz, yolunu kaybed Yusuf Semmak Kadr Gecesi sebebiyle duâ ediyoru Yusuf Semmak Rabbimiz kalan ömrümüzü geçen ömr Yusuf Semmak ☝️ "Tâğûta ibâdet et Yusuf Semmak ✍ Sıla-i rahmin ömrü ve rız Yusuf Semmak BUNLAR HİÇ EŞİT OLUR MU?! 1- " Yusuf Semmak Arkadaşlar, videoyu paylaşalım! Yusuf Semmak Bu konuda üç Âyet-i Kerîme zikred misafir Thankks forr sharing your thought Oğuzhan Admin çok teşekkürler. İsmail Yüce ALLAH cc razı olsun sizden h Yusuf Semmak Ve aleyküm selâm kardeşim. Tâbi Bekir Yetginbal Canım kardeşim selamualeykum GÜN Bekir Yetginbal Ey Rabbim bu kulunun gayretlerini Mahmut Selamünaleykum Yusuf peygamberin Ufuk Çok güzel Şeyma Bu nadide soru ve cevapları için Ahmet Doyurucu bir yorum Teşekkürler Yusuf Semmak Son mısralar/dizeler hep "Lâm" ha Baraa Bence çoooook güzel bir site ali İlmî Arapça Sayfası http://www ali Faydalı Bir Maksud Programı http ali Faydalı Bir Emsile Programı http Yusuf Semmak BU DERSTE İŞLENEN BAŞLICA MEVZULA Derya Atan Ağzınıza, yüreğinize sağlık hocam Firdevs Sevgi inş güzeldit. misafir ⭐⭐⭐⭐& mustafa Abi çook teşekküür ederim Medine Cenetin kapısın geçmek istiyom Yusuf Semmak Namazda Salli-Bârik okurken, Peyg |