Araştırmacı, Yazar

ANASAYFA
BİZE ULAŞIN
AMACIMIZ
KUR'AN DİNLE
KİTAPLARIMIZ
DERS VİDEOLARI ARŞİVİ
NOT DEFTERİ
Feth-i Mübîn (Apaçık bir Fetih): Fetih Sûresi, ittifakla Mekke müşrikleriyle Hudeybiye antlaşması yapıldıktan sonra, Medine’ye geri dönüş esnasında nâzil olmuş bir sûredir. Bu olayların başlangıcı, Peygamber Efendimizin gördüğü bir rüya ile başlar. Peygamberimiz, rüyasında ashâbıyla birlikte Mekke’ye girip, umre yaptığını görür. Peygamberlerin rüyası vahiy olduğu için, Peygamberimiz rüyasını sahâbeye anlatır ve Hicret’in 6. yılında Zilkade ayında umre yapmak gayesiyle yola çıkarlar...

HUDEYBİYE ANLAŞMASININ ÖNEMİ

Feth-i Mübîn (Apaçık Bir Fetih)

Fetih Sûresi, ittifakla Mekke müşrikleriyle Hudeybiye antlaşması yapıldıktan sonra, Medine’ye geri dönüş esnasında nâzil olmuş bir sûredir. Bu olayların başlangıcı, Peygamber Efendimizin gördüğü bir rüya ile başlar. Peygamberimiz, rüyasında ashâbıyla birlikte Mekke’ye girip, umre yaptığını görür. Peygamberlerin rüyası vahiy olduğu için, Peygamberimiz rüyasını sahâbeye anlatır ve Hicret’in 6. yılında Zilkade ayında umre yapmak gayesiyle yola çıkarlar. Peygamberimiz aleyhissalâtü vesselâm, haram ayında yola çıkmıştı. Câhiliyye kanunlarına göre o zaman haram aylarda savaş yapılmazdı. Müşrikler, Peygamberimizi umreden engelleseler ya da savaşa girişseler haram ayların hürmeti ihlâl edilecekti. Böyle bir olay sonucunda da, Arap yarımadasında Mekkelilerin hacc ve umreden dilediği zaman insanları engelledikleri söylentisi yayılacaktı; Müslümanların umre yapmalarına izin verseler bütün Arap yarımadasında itibarları zedelenecek, şöhretleri sönecek ve halk Hz. Muhammed’den korktuklarını sanacaktı. Bu ikilem arasında şaşkınlık ve korku içinde nasıl hareket edeceklerini tartışıyorlardı. Bir yıl önce müşriklerin Medine’ye saldırdıkları Hendek savaşı olmuştu, bu sebepten dolayı müşrikler, Peygamberimizin savaş niyetinde olduğunu düşünüyorlardı. Bu sebeple elçiler göndererek Rasûlullah’ı, Medine'ye geri dönmesi için ikna etmeye çalıştılar. Elçilerle görüşmeler devam ederken, Kureyşlilerden bir kısmı Müslümanların kampına hücumlar ederek, onları savaşa tahrik ediyorlardı. Peygamberimiz sadece umre için geldiğini göstermek için Hz. Osman’ı bir heyetle, Mekke’ye elçi olarak gönderdi. Ama onlar Hz. Osman’ı yanlarında alıkoydular, bu esnada Hz. Osman’ın şehîd edildiği haberi yayıldı. Bu olay üzerine, 1400 kişilik ashâb, ölünceye ya da öldürünceye kadar, bütün güçleriyle savaşacaklarına dair Rasûlullah’a Semure ağacının altında bey’at ettiler. “Andolsun ki ağacın altında sana bey’at ederlerken Allah mü’minlerden râzı olmuştur...” (Fetih: 18) O esnada Müslümanlar, Mekke sınırında idiler. Mekkeliler, isteseler tüm güçleriyle hatta anlaşmalı olduğu kabilelerinin desteğini de alarak silahsız haldeki Müslümanlara topluca hücum edip onları yok edebilirlerdi. Bey’at olayı, Müslümanların Peygamberimize sadakati, cesaretleri ve imanlarındaki samimiyetlerini gösteren eşsiz bir tablo durumundadır. “Rıdvan bey’atı”, gönül rızâsıyla verilen söz demektir. En olumsuz şartlar altında bile inananlar, Peygamberimize bağlılıklarını böylece ispat etmişlerdir. Daha sonra Hz. Osman’ın şehâdet haberinin asılsız olduğu anlaşıldı. Üç gün sonra Hz. Osman’ı gönderdiler. Sahâbîler, Osman radıyallâhu anh’a: ‘Herhalde Kâbe’yi tavaf etmişsindir’ dediklerinde o şu cevabı verecektir: “Vallahi! Mekke’de bir yıl kalsaydım ve Rasûlullah aleyhissalâtü vesselâm da Hudeybiye'de otursaydı o, Kâbe'yi tavaf etmedikçe, ben yine tek başıma onu tavaf etmezdim.” (İbnu’l Kayyim, Zâdu'l-Meâd, 2/137) Sonra Süheyl bin Amr başkanlığındaki bir heyet, barış müzâkeresi için Peygamberimizin kampına geldi. Mekke’ye 13 mil mesafedeki Hudeybiye denen bir köyde anlaşma sağlandı. Hz. Ali, antlaşma şartlarını yazmak için kâtip tayin edildi. Peygamberimiz, Hz. Ali’ye, “Yaz!” dedi. “Bismillahirrahmânirrahîm.” Süheyl bin Amr, buna itiraz etti. “Biz, Bismillahirrahmânirrahîm’i bilmiyoruz. Sen böyle yazma!” dedi. Rasûl-i Ekrem, “Öyle ise nasıl yazalım?” diye sordu. Süheyl, “Bismikellahümme, yaz” dedi. Kureyşliler, eskiden beri “Bismillahirrahmânirrahîm” yerine "Bismikellahümme"yi kullanırlardı. Peygamber Efendimiz, “Bismikellahümme de güzeldir” buyurduktan sonra, Hz. Alî'ye, “Haydi yaz: Bismikellahümme” diye emretti. Hz. Alî de aynı şekilde yazdı. Bundan sonra Rasûlullah Efendimiz, Hz. Alî’ye şöyle yazmasını emretti:  “Bu, Muhammed Rasûlullah’ın, Süheyl bin Amr’la üzerinde anlaşmaya varıp sulh yaptıkları, icâbının taraflarca yerine getirilmesi kararlaştırılıp imzaladığı maddelerdir.” Kureyş heyetinin başkanı Süheyl yine itiraz etti, “Vallahi, biz senin gerçekten Allah’ın Rasûlü olduğunu kabul edip tanımış olsaydık. Beytullah’ı ziyaretine mâni olmaz ve seninle çarpışmaya kalkışmazdık” dedi. Peygamber Efendimiz, “Peki nasıl yazalım?” buyurdu. Süheyl, “Muhammed bin Abdullah diye kendi ismini ve babanın ismini yaz” dedi. Peygamber Efendimiz, “Bu da güzeldir” buyurduktan sonra, Hz. Alî’ye, “Ey Alî, sil onu. Sil de, Muhammed bin Abdullah yaz” diye emretti. Hz. Alî, “Hayır! Vallahi, ben Rasûlullah sıfatını hiçbir zaman silemem” diye yemin etti. Bu arada Müslümanlar da, Peygamberimize karşı besledikleri muhabbet ve hürmetlerinin eseri olarak, “Biz, Rasûlullah Muhammed’den başkasını yazdırmayız. Ne diye dinimiz uğrunda bu eksikliği, bu hakareti kabul ediyoruz?” diye yüksek sesle konuşmaya başladılar. Peygamberimiz, Müslümanlara seslerini kısmalarını ve susmalarını mübârek elleriyle işâret buyurdu. Birden sustular. Bundan sonra Peygamber Efendimiz, Hz. Alî’ye, “Bana o sıfatın geçtiği yeri göster” dedi. Hz. Alî, “Rasûlullah” kelimesinin geçtiği yeri gösterdi. Rasûl-i Ekrem’de onu eliyle sildi. Yerine ise “İbn-i Abdullah (Abdullah'ın oğlu)” kelimelerini yazdırdı. Peygamber Efendimizin, sulha ciddi taraftar olduğunu, sulha giden yoldaki mânileri ortadan kaldırmaya ne kadar gayret gösterdiğini bu bir iki numûneden de anlamak mümkündür. Peygamberimizin bu davranışı bir diplomasi başarısıdır.  

Rabbimizin hikmet ve lütfunun bir tecellîsi olarak bir noktaya işâret etmeden geçmeyelim. Anlaşma esnasında müşrikler her ne kadar “Allah’ın Rasûlü” ifadesine itiraz edip onu anlaşma metnine yazdırmamış olsalar da, kerem ve lütuf sâhibi Rabbimiz, Hudeybiye anlaşmasının “apaçık bir fetih” (Feth-i Mübîn) olduğunu bildirmek üzere gönderdiği Fetih Sûresinin son Ayetine “Muhammedün Rasûlullah” diye başlayarak âdeta müşriklerin bu davranışına kendi yüce katından cevap vermekte ve Peygamberimizin kendisi tarafından gönderilmiş bir Rasûl olduğunu tekrar îlân ve te’yîd etmektedir. Bu durum; Yüce Rabbimizin adâlet ve hikmetinin ne kadar hassas olduğunu gösteren muhteşem bir örnektir. (Tefsîr, Hadîs ve Siyer kaynaklarında bu olay teferruatlarıyla anlatılmaktadır.)

Rasûlullah aleyhisselâm, Rabbimizin:

وَإِن جَنَحُوا لِلسَّلْمِ فَاجْنَحْ لَهَا

“Onlar sulha yanaşırlarsa, sen de yanaş!...” (Enfâl: 61) emri mûcibince hareket etti.

Hudeybiye antlaşmasının başlıca maddeleri şunlardı:

a.  Bu antlaşma on yıl süreyle geçerli olacak ve taraflar bu süre zarfında birbirleriyle savaşmayacaklardı.

b.   Müslümanlar Kâbe’yi bu yıl ziyaret etmeyecekler, gelecek sene ziyaret edeceklerdi. (Ertesi sene yapılacak umre, İslâm tarihinde, Kazâ Umre’si olarak isimlendirilecekti.)

c.    Müslümanlar Kâbe’yi ziyaret için geldiklerinde, Mekke’de üç günden fazla kalmayacaklardı. Bu süre içerinde müşrikler Mekke’yi terk edeceklerdi. Müslümanların yanında yolcu silahından başka (tek kılıçtan başka) silah bulunmayacaktı.

d.   Kureyş dışında kalan diğer kabileler bu iki taraftan dilediğinin himâyesine girebilecek ve anlaşma yapmakta serbest olacaktı.

e.   Kureyşlilerden biri velîsinin izni olmadan Müslümanların tarafına geçerek Medîne’ye giderse iâde edilecek; Müslümanlardan biri Kureyş tarafına geçerek Mekke’ye giderse iâde edilmeyecekti. Yani müşriklerden Müslüman olup izinsiz olarak Medine’ye gelenler iâde edilecek, fakat Müslümanlardan Mekke’ye sığınanlar geri verilmeyecekti. (Burada bir parantez açmamız yerinde olacaktır. Hudeybiye anlaşmasının şartları konuşulurken kadınların iâdesi meselesi hiç konuşulmamıştı. Bu nedenle, müşriklerden iman eden kadınlar Medine’ye sığınmaktaydı. Müşrikler de bu kadınların iâdesini istiyorlardı. Bu meseleyi Rabbimiz çözüme kavuşturdu: “Ey imam edenler! Mü’min kadınlar, hicret edenler olarak size geldiklerinde onları imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilendir. Şayet onların mü’min kadınlar olduğunu görürseniz, onları kâfirlere geri döndürmeyin. Hem bu kadınlar o erkeklere helâl değildir, hem de o erkekler bu kadınlara helâl olmaz…” <Mümtehine: 10> Bu Ayet; Hudeybiye anlaşması gereği, Müslümanların Medine’ye hicret edenleri müşriklere geri vereceklerine dair hükümden mü’min kadınlar istisnâ edilmektedir. Kadınlar hakkında bu ayrıcaklı uygulama, İslâm’ın kadına verdiği önemin de açık bir göstergesidir.)

Süheyl bin Amr’ın “Bismillahirrahmânirrahîm” ve “Rasûlullah” kelimelerine itiraz edip yazdırmaması ile özellikle bu son maddeye ve Kâbe’yi tavaf edememelerine başta Hz. Ömer olmak üzere pek çok sahâbî itiraz etmiş ve hiddetlenmişti. Hatta gariptir ki antlaşma metni daha imzalanmadan yeni iman etmiş olan Ebû Cendel’in müşriklerden kaçarak Peygamberimizin huzuruna gelip himâye istemesi üzerine, Ebû Cendel’in babası olan Süheyl itiraz etmiş: “Anlaşma gereği bize iâde edeceğin ilk kişi Ebû Cendel’dir” demiştir. Peygamberimiz: “Biz anlaşma metnini henüz imzalamış değiliz” demesine rağmen, Süheyl inadından vazgeçmedi ve anlaşmayı bozacağını söyledi. Efendimiz anlaşmaya üzüntü içinde uymak zorunda kaldı ve Ebû Cendel’e, Allah bir çıkar yol yaratıncaya kadar sabretmesini söyledi. Bu hâdise; bir anlaşmada mühür ve imza gibi resmî tescîlin önemini ortaya koymaktadır. Ayrıca bu olay, gerek sözleşmelerde, gerek anlaşmalarda ve gerekse tüm ikili ilişkilerde atılan imzanın bağlayıcılığına ve imza sâhibine mes’ûliyet yüklediğine Sünnet’ten açık bir delildir. Peygamberimiz verdiği tüm sözlerine ve yaptığı tüm anlaşmalarına sâdık kalmıştır.

Anlaşma imzalandıktan sonra, Medine’ye dönüş esnasında Allah, Fetih Sûresini indirerek Hudeybiye antlaşmasının “büyük bir fetih” olduğunu bildirdi.

Bu anlaşmada, Müslümanların aleyhine gibi gözüken bir madde, Allah’ın izniyle, fiiliyatta, Müslümanların lehine sonuçlar doğurmuştur. Ebû Cendel komutasında, Medine'ye –antlaşma gereği- alınmayan pek çok Müslüman, Şam yolu üzerinde Ays denen yerde konaklayıp, Mekkelilerin, Şam ticaretini engellediler. Sonuçta müşrikler, Medine’ye elçi göndererek Medine’ye giremeyen Müslümanların artık girebileceğini, bu maddeden vazgeçtiklerini söylediler. Başlangıçta Müslümanların aleyhine gibi görünen bu şartın aslında müşriklerin aleyhine olduğu anlaşılmış oldu. Bu anlaşma, hem mânevî bir fetihti hem de fetih kapılarının açılması için bir anahtar idi. Çünkü iki yıl içinde önce Hayber’in fethi, iki yılın sonunda ise Mekke’nin fethinin gerçekleştiğini görüyoruz... 629 yılında, Şam ticaret yolunda, Müslümanların ticaret kervanlarına zarar veren, daha önce 627’de de Mekke müşriklerini Müslümanlarla savaşmaya kışkırtmış olan ve Müslümanlar için büyük tehlike teşkil eden Hayber Yahûdîleri üzerine sefer düzenlendi. Müşriklerin müttefiki olan Hayber Yahûdîleri, Müslümanlar, Mekkelilerle Hubeybiye anlaşması imzalayınca, müttefiksiz ve destekçisiz kaldılar. Müslümanlar da Hayber kalesini kolayca fethettiler ve Yahûdîleri haraca bağladılar. 630 senesinde ise Müslümanlar ciddi bir direnişle karşılaşmadan onbin kişilik bir ordu ile Mekke’ye girdiler ve Rahmet Peygamberi aleyhisselâm genel af ilan etti. Harpten ve darptan uzak bu barış yıllarında, Hicretten bu yana altı yıldır birbirlerinden tamamen kopmuş ve habersiz olan Müslümanlar, müşrikler ile artık görüşüp konuşabiliyorlardı. Müşrikler de İslâm’ın güzelliğini ve Müslümanların ahlâkını, yaşantılarını, ticaret şekillerini yakından görme imkânı bulmaya başlamışlardı. Hâlid bin Velîd ve Amr bin Âs bu dönemde iman eden sahâbîlerdendir.

Hudeybiye antlaşmasından Mekke’nin fethine kadar geçen iki senelik zaman zarfında Müslüman olanların sayısı, Efendimizin, Peygamber olarak gönderilişinden Hudeybiye anlaşması gününe kadar (H. 6/M. 628) geçen on dokuz senelik zaman zarfında iman edenlerin sayısından çok çok fazla idi. Yani Hudeybiye anlaşmasından önceki on dokuz yıllık süre içerisinde Müslüman olanların sayısından fazla kişi, iki senelik bu döneminde iman etmişti. 

O zamanki Müslümanların sayıları hakkında bir noktayı açıklığa kavuşturalım. Umre için gelenlerin sayısı bin dört yüz iken, Mekke’nin fethi gününde Müslümanların sayısı on bini bulmuştur. Müslümanların tamamı, umre için yola çıkanlar değildi. Ayette de bildirildiği gibi, umre için yola revân olan sahâbîlerin eşleri ve çocukları Medine’de kalmıştı. Bunun yanında, Medine’de aileleri, çoluk çocukları arasında kalıp, onlarla uğraşmayı tercih eden Rasûlullah ile yola çıkmayan, geri bırakılan bedeviler de bulunmaktaydı. Daha sonra bu kimseler, meşguliyetlerini öne sürerek Rasûlullah’ın kendileri için mağfiret dilemesini istemişlerdir: “Mallarımız ve ailelerimiz bizi meşgul etti. Onun için bize mağfiret dile.” (Fetih: 11) Rabbimiz ise, bu kimselerin bahanelerine karşılık:  يَقُولُونَ بِأَلْسِنَتِهِمْ مَا لَيْسَ فِي قُلُوبِهِمْ "Onlar kalplerinde olmayan şeyi dilleri ile söylüyorlar” (Fetih: 11) buyurmaktadır. Bu sıfat, tüm münâfıkların ortak özelliğidir. Aslında bu bahaneci insanlar, Rasûlullah’ın ve ashâbının bu tehlikeli umre seyahatinden bir daha ailelerine dönmeyeceklerine inandıkları için canlarının derdine düşmüşler ve umre için yola çıkanlar arasında yer almamışlardır: “Doğrusu siz, Rasûlün ve mü’minlerin ebediyyen ailelerine dönmeyeceklerini sandınız. Üstelik bu kalplerinizde süslendi ve kötü zanda da bulundunuz. (Bu yüzden) siz helâk olmuş bir topluluksunuz.” (Fetih: 12) Rabbimiz bu kimselerin iman etmediklerini: “Kim Allah’a ve Rasûlüne iman etmez ise, şüphesiz Biz o kâfirler için çok alevli bir ateş hazırlamışızdır” (Fetih: 13) buyurarak bildirmektedir. İbn-i Kesîr, Fetih: 12’yi açıklarken, bu kimselerin geri kalışlarının bir mazeretleri olduğundan dolayı ya da günaha düşürücü bir isyanları sebebiyle değil, münafıklıklarından kaynaklandığını belirtmektedir: “Yani sizin geri kalışınız mazereti olan birisinin hatta isyan eden birisinin geri kalışı değildir. Aksine sizin geri kalışınız münâfıklıktan kaynaklanan bir geri kalıştır.” (Tefsîru’l Kur’ani’l Azîm, C: 4, S: 1933) Peygamberimizin, ashâbıyla birlikte çıktığı bu umre yolculuğunun önemli bir sonucu da, münâfıkların ortaya çıkmasına vesile olmasıdır.

Mekke’nin Fethi’nden sonra Müslümanların sayısı hızla artmaya devam etmiştir. Yani Feth-i Mübîn, kalplerde gerçekleşecek fetihlerin kapısını aralamıştı: “Mekke’nin Fethi ve Huneyn zaferinden sonra ise Müslümanların sayısı tahdîd edilemeyecek dereceyi bulmuştur. Vedâ Haccında Rasûlullah ile haccedenlerin sayısını, Ehl-i Siyer’in yüz yirmi bin olarak bildirmeleri, İslâm nûrunun yayılma sür’atini anlamak için herkesin anlayabileceği bir ölçü olabilir.” (Tecrîd-i Sarîh Tercemesi, 8/188)

Hudeybiye anlaşması şartlarının kendi aleyhlerine sonuçlar doğurduğunu fark eden müşrikler, iki sene sonunda anlaşmayı bozmak zorunda kalmışlardır. Bu gerçekler de, yapılan bu antlaşmanın ne kadar büyük  bir fetih olduğunu göstermesi açısından önemlidir. Feth-i Mübîn diye nitelendirilen bu anlaşma, bize, asıl fethin mânevî alanda ve gönüllerde olduğu gerçeğine işâret ediyordu. Bu durumu müşrikler de nihâyet anlamışlardı ve iki yıl sonra anlaşmayı bozdular. İki yıl içinde çok büyük başarılar elde edilmişti. Ya bir de bu barış dönemi on yıl olarak tamamlanmış olsaydı, sonuç ne olurdu? Bu soru, Hubeybiye sulhunun gerçekten bir fetih olduğunu anlamamamız açısından kayda değer niteliktedir. Zira Peygamberimiz, müşriklerle ma’lûm şartlar üzerinde anlaşma yaparken, başta Hz. Ömer ve pek çok sahâbînin ne denli öfkelendiğini ve bu anlaşmanın yapılmaması gerektiğini hiddetle söylediklerini hatırlayalım. Ama Medine’ye dönüşte Peygamberimiz aleyhisselâm’ın kimseyle konuşmadığı anlarda bu sahâbîler, aleyhlerinde vahiy inmesinden şiddetle korkmuşlardır. Sonsuz rahmet sâhibi olan Rabbimiz, kullarının niyetlerini de zaaflarını da çok iyi bildiği için, Ashâb-ı Kirâm radıyallâhu anhum'u kınamadı; Hudeybiye anlaşmasının mahiyeti hakkında Fetih Sûresini indirdi. 

İbn-i Kesîr rahımehullâh şöyle demektedir: “Allah Teâlâ bu barışı, ihtiva ettiği maslahat ve vardığı netice itibariyle bir fetih olarak değerlendirdi. Nitekim Abdullah bin Mes'ûd radıyallâhu anh ve başkasından şöyle dediği rivâyet edilmiştir: ‘Siz, fetih olarak Mekke’nin fethini kabul ediyorsunuz; ama biz fethi Hudeybiye barışı olarak kabul ediyoruz.’ A'meş, Ebû Süfyân’dan, o da Câbir'den; ‘Biz, ancak Hudeybiye gününü (büyük) fetih kabul ediyorduk’ dediğini nakletmektedir.” (Tefsîru'l Kur'âni'l Azîm, İbn-i Kesîr, Dâru Usâme, Ammân, C: 4, S: 1927)

Mekke müşriklerinin câhiliyye hamiyyeti (kibir, gurur, taassub, değer ölçüleri), Müslümanları Kâbe’yi ziyaretten men edince, zâhiren bakıldığında inananların aleyhine gibi gözüken bir takım şartlar altında, Hudeybiye’de yapılan anlaşma, İslâm tarihindeki en büyük zafer kabul edilmiştir. Bu anlaşmadaki maddeler, taşıdığı maslahatlar ve varacağı hedef yönüyle değerlendirildiğinde bu mütâreke, müşrikler açısından en büyük hezimetti. Âdeta müşrikler o ana kadar reddettikleri her şeyi farkına varmadan kabul etmek durumunda kalmışlardır. Rasûlullah’ın kendilerine denkliğini, İslâm dininin ve İslâm devletinin varlığını, Müslümanların Kâbe’yi ziyaret hakkını kabul ediyorlar; saldırmazlık ve serbest dolaşımı kabul ederek de, İslâm’ın emniyet içinde yayılmasına göz yummuş oluyorlardı. Öte yandan bu anlaşma serbest ittifaklara ve anlaşmalara izin verdiği için, Arap kabilelerinin diledikleriyle ittifaklar kurmasının da önü açılıyordu. Elbette bu şart da, Allah’ın izniyle, hak davanın mensupları olan Müslümanların işine yarayacaktı. Kısaca şunu demek yanlış olmaz sanırız; Müslümanlar bu anlaşma ile istedikleri her şeyi almış oluyorlardı.

Daha düne kadar, Müslümanların dinlerini reddeden ve onlara yaşam hakkı bile tanımayan müşrikler, Müslümanlarla mütâreke için masaya oturmaktaydılar. Bu anlaşmanın en önemli yönü; Mekke müşriklerinin, Müslümanların Medine’deki siyasî varlığını resmen kabul etmiş olmalarıdır. Siyasî iktidarlar açısından bu çok önemli bir durumdur. Anlaşma gereği oluşan bu barış ortamı İslâmiyete geçişleri hızlandırdı. Hayber Yahûdîleri, müşriklerin desteğini kaybedince, stratejik konumu itibariyle Müslümanlar için büyük tehdit oluşturan Hayber kalesi rahatça fethedilmiş oldu. Mekke’nin fethi de kolaylaştı. İki yıl sonra kayda değer bir direniş olmadan Mekke ele geçirildi ve genel barış ilan edildi. Böylece İslâm’ın asıl amacının af ve barış olduğu bir kez daha tüm dünyaya gösterildi. Son olarak da, bu anlaşmayla müşrikler ilk kez Müslümanların varlığını kabul etmiş oluyorlardı. Önceleri onların din ve inançlarını reddedip onlara yaşam hakkı bile tanımayan Mekkeliler böylece Müslümanları muhatap almışlar yani bir anlamda hezimete uğramış oluyorlardı. Bu anlaşma, İslâmın en büyük hedefinin İlâhî buyruklar çerçevesinde toplumu ıslah, irşâd ve barış olduğunu da göstermektedir. Zaten İslâm’ın bir anlamı da barış (silm)’dir: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا ادْخُلُوا فِى السِّلْمِ كَآفَّةً  “Ey iman edenler! Hepiniz topluca barışa (İslâm’a) girin...” (Bakara: 208)

 يوسف السماك

Yusuf Semmak

Bağlantı | kategori: SİYER-TARİH | tarih: 20/12/2014 | Yorum(0) | Yorum yaz
YORUM YAZINIZ
İSMİNİZ

E-Posta (Gizli)

Web siteniz

Yorumunuz

Güvenlik kodu
28.10.2020Çarşamba
Son Konular .: NASİHATLER 15
.: Muhtelif Konularda Kısa Kısa - 6
.: 56- Hadis Dersleri -9 | “Kafir Olarak Ölmüş Kişiye Hiçbir Ameli Fayda Vermez!” (Ders Videosu)
.: 55- Hadis Dersleri -8 | “Benim Babam da Senin Baban da Ateştedir!” (Ders Videosu)
.: 54- Ruhun Gıdası -5 (Video)
.: 53- Hadİs Dersleri -7 | “İman Edenler ve İmanlarına Zulüm Karıştırmayanlar!” (Ders Videosu)
.: 52- Ruhun Gıdası -4 (Video)
.: 51- Hadis Dersleri -6 | “Müslüman Olan Kimse Cahiliyyedeki Amelinden Sorumlu mudur?” (Ders Videosu)
.: 50- Ruhun Gıdası -3 (Video)
.: 49- Hadis Dersleri -5 | "Mü’min Olarak Sabahlayıp, Kafir Olarak Akşamlamak!" (Ders Videosu)
.: 48- Ruhun Gıdası -2 (Video)
.: 47- Hadis Dersleri -4 "Müslümana Sövmek Fasıklık, Onunla Çarpışmak Küfürdür!" (Ders Videosu)
.: 46- Ruhun Gıdası -1 (Video)
.: 45- Hadis Dersleri -3 "Müslümana 'Kafir' Diyen Kimsenin Durumu!" (Ders Videosu)
.: 44- Hadîs Dersleri -2 "Münâfığın Hasletleri!" (Ders Videosu)
.: MUHTELİF KONULARDA İLMÎ NAKİLLER - 2
.: Namahreme, 'Hoş Geldin!' Demek Caiz midir?
.: 43- Yûsuf Semmak Kimdir?
.: NASİHATLER 14
.: 42- Zâlimlerin Yaptıklarından Allah’ı Habersiz Sanma! (Video)
.: 41- Ashâb-ı Kehf Hakkında (Video)
.: 40- Kur'ân'da Peygamberimize 'Ey Muhammed!' Biçiminde Hitap Edilmiş midir? (Video)
.: 39- Neyi Fıkhedeceğiz? (Video)
.: 38- Muavvizeteyn Hakkında İbn-i Mes'ûd'dan Gelen Rivâyet Meselesi (Video)
.: 37- Rızkı Artıran ve Bereketlendiren Etkenler Nelerdir? (Video)
.: 36- Kime Uyacağız? Kime İnanacağız? (Video)
.: 35- Ey Yolcu, Dünya Bir Ağaç Gölgesi Gibidir! (Video)
.: 34- Kelime-i Şehâdet'in İ'râbı (Video)
.: 33- Hayata Dair, Hayâtî Öğütler (Video)
.: 32- "Arapça'yı Putlaştırmak" Deyimi Üzerine (Video)
.: 31- Kime Kulak Vermeli?! -Fıkradan Hisse- (Video)
.: 30- Evli Kadınlarla Evlenilir mi?! (Video)
.: 29- Seyyid Kutub Âlim midir? (Video)
Son Yorumlar
sadullah demircioğlu
abdullah bin mesud (r.a.) ‘’sakın
Yusuf Semmak
Bir kardeşimiz, selâmdan sonra; “
Yusuf Semmak
EVET, YİNE SİGARA! Bugün piyas
İbrahim sarıtaş
Allahrazı olsun
Muhammet ****
Bizim din hocamız başınızı örtmek
Ali Özbek
Hocam Allah razı olsun mükemmel b
fatma
ellerinize yüreğinize sağlık cıdd
Mehmet
Bu site "13.45'de mi 13.45'te mi
iclal
elinize sağlık
misafir
Allah razı olsun .
mutluluk
Çok güzel olmuş ellerinize sağlık
hediye
Esselamün aleyküm Yusuf kardeşim.
Yusuf Semmak
SÜNNETTE BÖYLE BİR PAZARLIK ANLAY
mahmut konur
BİR AYET "Mümin kadınlara da bak
Erkan
Allah razı olsun
ismail
bayildim
Yusuf Semmak
NOT: Bir Hristiyanla tartışan bir
Yusuf Semmak
KİMLER SUÇLU? Bir toplumda ins
Yusuf Semmak
SAHÛR VAKTİNİN SON BULMASI VE SAB
ali
Güzel bir anlatım olmuş ALLAH(C.C
Yusuf Semmak
MUHÂCİRLERLE ENSÂR’IN KARDEŞLİĞİ:
Ece
Harika çok teşekkürler
meryemnazyazğan
Çok güzel anlatmışsınız, şimdi ço
Yusuf Semmak
DİLİN, BEYÂNIN, OKUMANIN, YAZMANI
Yusuf Semmak
Bir meâlde şöyle geçiyor: "Bunun
Yusuf Semmak
“Mütevâzı’, mutevazı” (م
Yusuf Semmak
Esmâül Hüsnâ: Yanlış – el-Esmâul
Yusuf Semmak
Müşkül: Yanlış – Müşkil (kapalı,
Yusuf Semmak
Nasılki: Yanlış – Nasıl ki: Doğru
Yusuf Semmak
“MESS”: Değme, dokunma, temas,
Sibel EKİNCİ
Muhterem Hocamız Feriduddin AYDIN
2017
çok detaya girmişsiniz ama tşr
Melek
Çok güzel
© 2012 YUSUFSEMMAK.COM