Araştırmacı, Yazar

ANASAYFA
BİZE ULAŞIN
BİZİ TAKİP EDİN
AMACIMIZ
KUR'AN DİNLE
KİTAPLARIMIZ
Şânı yüce olan Âlemlerin Rabbine hamdolsun. Allah, kendisi için, “Ben (Zâriyât: 56), O (İhlâs: 1), Biz (Hicr: 9)” zamirlerini kullanmıştır. Kulların ağzından ise “Sen” (Bakara: 32) kelimesi, bu zamirlere ilave edilmiştir. Arapça grameri bakımından, “Allah” lafzının tekrar edilmesi yerine, O’na râci “O” zamiri kullanılması daha edebîdir. Fakat Allah için, çokluğa delâlet eden “siz, onlar” zamirleri kullanılmaz. Rabbimiz, kendisi hakkında “siz” ve “onlar” zamirlerini kullanmadığı halde neden “Biz” zamiriyle hitap etmiştir? Bu konu üzerinde bir nebze durmak istiyoruz.
Bağlantı | kategori: TEFSİR | tarih: 10/03/2017 | Yorum(0) | Yorum yaz
Emsile-i hamse şunlardır: يَفْعَلاَنِ ـ تَفْعَلاَنِ ـ يَفْعَلُونَ ـ تَفْعَلُونَ ـ تَفْعَلِينَ Mâzî ve hâl olmayıp istikbâle hâss olan fiile te'kîd için nûn-u hafîfe ve nûn-u sakîle dâhil olduğunda, emsile-i hamse (beş fiil)’de i’râb nûnu hazfedilir. Tıpkı cezm edatları dâhil olduğunda hazfedildiği gibi. KÂİDE: Te’kîd nûnu dâhil olduğunda; يَفْعَلُونَ ve تَفْعَلُونَ fiillerinin vâv’ı ve تَفْعَلِينَ ‘nin yâ harfi hazfedilir. Ancak vâv ve yâ harflerinden önceki harf meftûh olursa müstesnâdır. Yani bu durumda vâv ve yâ harfleri hazfedilmez. Eğer vâv ve yâ harfleri hazfedilmiş olsa, bu harflerden önceki harfin harekesi fetha olduğu için, bu harflere delâlet eden bir şey kalmaz.
Bağlantı | kategori: ARAPÇA | tarih: 28/02/2017 | Yorum(0) | Yorum yaz
“NASİHATLER” serimizin on ikincisi olan “NASİHATLER 12” isimli çalışmamızda, günümüzde önem ve öncelik arz eden 64 farklı konuyu ele almaktayız. Bu mütevâzı çalışmamız, bu serimizde yeni bir rekordur. Konu başlıkları şunlardır: “Zâlimler çifte standartlıdır, Camileri, Hristiyanların ve Yahûdîlerin mabedlerine çevirme girişimleri!, “Arapça’yı putlaştırmak” deyimi üzerine, Tevhîd ehli olmak, “Değerli kardeşim, paran yoksa, çocukların için ihtiyacın olanı benim tezgâhımdan al!”, Ölsen, cenazene gelmeyecek insanlarla sosyal münasebet zordur ama mükâfaatı o denli büyüktür!, Çocuklarınıza küçükken İslâm ahlâkını öğretiniz… yoksa...!, İslâm’da Tevhîd olmadan vahdet olmaz!, “Rabbenâ, hep bana!..”, Allah’ın dinine saldıranlar ancak kendilerini helâk ederler!, Bir araya gelinen ortamlarda mânevî atmosfer!, Belediye otobüsleri ve şoförlerine ikinci sitemim!, Aşırı övgü ve aşırı yergi hastalığı!, Keşfu’l Hafâ hakkında, Ey Modernizm, Sağlıkları bozan gdo’lu ürünler ve bozulan sağlıkları tedavi etmek için piyasaya sürülen, zararlı yan etkileri çok olan ilaçlar!, İmtisâl ile edeb taâruz ederse…, İlimde utangaçlık!, Tevhîd ehli; Tevhîd’e sadakat gösterir ve onu en yakınından başlamak sûretiyle teblîğ eder, İyi insan mı imanlı insan mı?, Eşlerden biri müşrik ise, Müslüman ne yapmalıdır?, Kazancı bütünüyle haram olan kimsenin yemeği yenmez, çayı içilmez!, Davetlerin hakkını verin!, Hem nasihat sevmeyeceksin hem de cennet isteyeceksin!, Nasıl yazma(ma)lı?, Mazlûmların ve maktûllerin dini sorulmaz!, Su testisi su yolunda kırılır!, “Kavgacı ve saldırgan bir üslup asla İslâm'ın teblîğ metodu değildir!” sözümüz hakkında birkaç söz, Bunlar hiç eşit olur mu?, Bir soru-bir cevap (Yâsîn: 51’de geçen bir kelime hakkında), Mut’a (para karşılığı, geçici ve şartlı nikâh) haramdır!, Mahlûkâtın en son noktası arş'tır, Arap alfabesindeki bütün harflerin içinde toplandığı Âyetler hangileridir?, İnsanın Kapitalizm ile imtihanı!, Abdest Âyeti hakkında, Yılbaşı öncesinde…, Yılbaşı kutlamaları!, Muska takmak!, Kur’ân’ı yavaş yavaş ve anlayarak okuyun!, Bir soru, bir cevap (Kur’ân’ı anlayarak okuma hakkında), Yahûdîleşme!, Dünyadaki insanlar, kendi dillerine göre “anne” derlerken, genellikle “m” sesini mi yoksa “a” sesini mi kullanmaktadırlar?, Edeb Yâ Hû!, İlk yaratılan şey nedir?, Edeb, dil ve polemik üzerine, “Eğer biz, dinleseydik ve aklımızı kullanmış olsaydık, cehennemlikler arasında olmazdık!”, Telefon âdâbı, Hz. Eyyûb'un hastalığında şeytanın tesiri var mıdır?, “Sizi sihri ile yurdunuzdan çıkarmak istiyor”, Günaha köprü olacak mubâhlardan sakınmak takvâdır, Mesele yoğurt değil, hisseye bak!, Rabbimizin Âyeti; "Şerr bildiğiniz hayır, hayır bildiğiniz şerr olabilir" değil; "Hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayır; hoşunuza giden bir şey de, sizin için şerr olabilir" anlamındadır!, Bir soru-bir cevap (Tevbe: 34-35’de altın ve gümüş biriktirip de, onlardan Allah yolunda infâk etmeyenler hakkında), Küfürde ziyâde (artış)!, “Bana bakma!” derken; لاَ تَنْظُرْ إلَيَّ yerine لاَ تَنْظُرْنِى diyebilir miyiz?, Dilin, beyânın, okumanın, yazmanın, öğrenmenin, öğretmenin, kalemin, kitabın ve tanışmanın önemine dair, Meselenin özeti, İmam Mevdûdî’ye minnettarız, “Rabbinin dilediği kadarı müstesnâ”, İlimle amelin arasını ayırmamak gerekir!, Mü’min la’netçi olmaz!, Lâ İlâhe İllallâh'ın ne anlamlar içerdiğini bilmeden Tevhîd ehli (muvahhid, mü'min) olmak mümkün değildir!, Allah’ım! Sen’den dünya ve âhirette afv-u âfiyet dilerim.” HAYIRLARA VESİLE OLMASINI DİLERİZ.
Bağlantı | kategori: NASİHATLER | tarih: 14/02/2017 | Yorum(0) | Yorum yaz
Kâide: 1) İftiâl bâbından gelen fiilin fâ’sı; sâd (ص) veya dâd (ض) veya tı (ط) yahut da zı (ظ) harflerinden biri olduğu zaman, iftiâl bâbının te’si -tahfîf yani telaffuz ederken dilde bir hafifletme ve bir kolaylaştırma olsun diye- tı (ط) harfine kalbedilir (çevirilir).
Bağlantı | kategori: ARAPÇA | tarih: 04/02/2017 | Yorum(0) | Yorum yaz
Türkçe’de sıklıkla yanlış kullanılan kelimeleri doğrularıyla birlikte verdiğimiz bu çalışmamızda, teknik olarak bir noktaya dikkat çekmek isteriz. Bir örnek ile açıklayalım: Örnek: "Müştak (türemiş): Yanlış – Müştâk (özleyen): Doğru". Bu ve benzeri örneklerdeki “yanlış-doğru” ayrımında şu noktaya dikkat edilmelidir. Bu iki kelimeden; önce zikredilip de “yanlış” olduğu belirtilen kelime, daha sonra “doğru” olarak verilen kelimeyi kullanmak isterken, telaffuz ya da yazım hatasına düşerek, hatalı bir kullanım gerçekleştirmektir. Bu teknik bilgiyi göz önünde bulundurursak, “yanlış” olarak verilen kelimelerin; anlamsız kelimeler de olabileceğini, yazım yanlışı da barındırabileceğini hatta bazen de bir kelimeyi başka kelime yerine kullanmak şeklinde başka anlama gelen bir kelimenin de olabileceğini görürüz. Meselâ; az önceki misâlimizde her iki kelime de anlamlıdır ama konuşan ya da yazan kimse, “müştâk olan” yani “özleyen” anlamındaki "müştâk" kelimesini kullanmak isterken, yanlışlıkla “türeyen” anlamındaki "müştak" kelimesini kullanmıştır. Bu durumun, “Çiy (şebnem): Yanlış – Çiğ (pişmemiş): Doğru” örneğinde de söz konusu olduğunu görebiliriz. Her iki kelime de anlamlı olsa da, konuşan ya da yazan kimse, “pişmemiş” anlamındaki “çiğ” kelimesini kullanmak isterken, yanlışlıkla “şebnem” anlamındaki “çiy” kelimesini kullanmıştır. Bu nedenle de, maksadını ifade edemediği için, kullandığı kelimenin farklı bir anlamı olsa da, onu “yanlış” olarak ifade ettik.
Bağlantı | kategori: TÜRKÇE | tarih: 01/02/2017 | Yorum(7) | Yorum yaz
Hamd yalnızca Allah’a, salât ve selâm kendisinden sonra Nebî olmayan Rasûlullah’a, âilesine, ashâbına ve Dîn Gününe kadar onun yol göstericiliğine ve örnekliğine uyanlara olsun. Kur’ân-ı Kerîm’de يَا مُحَمَّدُ “Ey Muhammed!” ve قَالَ مُحَمَّدٌ “Muhammed dedi” ifadeleri geçmez. Diğer peygamberler ve başkaları hakkında ise bu ifadeler kullanılmaktadır.
Bağlantı | kategori: TEFSİR | tarih: 25/12/2016 | Yorum(0) | Yorum yaz
الْفِعْلُ الْمُضَارِعُ الَّذِى يَصْلُحُ لِلْحَالِ وَالإِسْتِقْبَالِ "Şimdiki ve gelecek zamana uygun olan muzâri' fiil" konusunu bazı misaller vererek açıklayalım.
Bağlantı | kategori: ARAPÇA | tarih: 01/12/2016 | Yorum(0) | Yorum yaz
1 ♦ Sağlam akîde, insanın nefsânî arzularına mâni olur! Kişide sahîh, sağlam ve köklü bir iman yok ise, haddizâtında kendisi de belli bir yörüngede dönmekte olan dünya; tazelik, yeşillik, câzibe ve ihtişamıyla insanın başını döndürebilir. Dünya ne kadar güzel olsa da, geçicidir ve imtihan için muvakkatan insanların emrine musahhar kılınmıştır. Asıl varılacak yurt, âhirettir. İnsan, dünyanın güzelliği karşısında asıl menzili unutarak hırslarına mahkûm olmamalı, kendisini nefsânî çıkar çatışmalarının içinde bulmamalı, sonuçta da evrenin yaratıcısına, Âlemlerin Rabbine, din gününün melikine/mâlikine âsî olmamalıdır. Âhiretteki esenlik (selâm) yurdu olan, en güzel olan (el-Hüsnâ)'yı yani cenneti kazanmak için yarışmalıdır. 2 ♦ Sahîh ile uydurmalarını tespit adına, avâmın, Hadîsleri, Kur'ân'a arz etmeleri gerektiği faraziyesine i'tikât, Kur'ân'ı bahane ederek Hadîsleri inkâr etme felsefesidir! Hadîs Usûlü ilminde avâmın yani âlim ve muhaddis olmayanların, Hadîslerin metinlerini hevâ ve heveslerine göre tenkîd etme yöntemi bulunmamaktadır! Kendi aklına göre, Kur'ân'ı bahane ederek Hadîslere "sahîh" ve "uydurma" ruhsatı verenler, zayıf Hadîsleri nasıl tespit edecekler ve nereye koyacaklar?! Bunca müfessir ve muhaddis asırlarca Hadîs tenkîdi çalışmalarını ilmen gerçekleştirdikleri halde bu miras ne olacak?! Selefiyle Halefiyle Hadîs kaynağına yakın kimselerin yaptıkları çalışmalara, o kaynağa uzak olan ve kıyâmetin kopmasına yakın dönemlerde dünyaya gelen kimselerin modernist yorumları mı tercih edilecek?! İlim bunu kabul etmez de; fıtrat, akıl, iz'ân ve sağduyu bunu kabul edebiliyor mu acaba?! Bunun sonucu, Peygambersiz bir din anlayışı değil midir? Peygamberimizin Sünneti ve örnekliği devreden çıkarılınca, hiç İslâm'dan söz edilebilir mi? Nebevî ahlâkın ve örnekliğin olmadığı bir düşünce yapısına İslâm denilebilir mi? 3 ♦ İnsanın, şu'cu ya da bu'cu olma takıntısı, grupçuluk hastalığı, onun Tevhîd ehli bir kul, sâlih bir Müslüman, mazbût (düzgün, düzenli) ve vasat (âdil, dengeli) bir insan olmasına engel bir kuruntu ve bir saplantı olarak kendisini bir ömür boyu oyalamaktadır. Oysa akıllı kimse, imanını, sâlih amellerini, takvâsını ve ihlâsını gün be gün artırmanın ve ölümden sonrasında mü'minler için vaat edilen büyük, kesintisiz ve sürekli nimetleri kazanmanın derdinde, telâşında ve arzusundadır. Rabbânî bir kul olmak ile falanca ya da filancanın kulu kölesi olmak arasındaki tercihini fânîlerden yana kullanan bir kimsenin iman iddiası bâtıldır! Allah'a hakkıyla iman etmeyen, kendi grup ve taraftarlarının başarısıyla sevinen, başarısızlığıyla da üzülen kimselerden Allah, firâseti, basîreti, hikmeti ve furkânı alır. Sonra da çelişki ve zıtlıklarla dolu bir hayatı yaşamaya mahkûm olurlar! Oysa Allah’a kul olmaktan gerisi yalandır! 4 ♦ Her kim diliyle, fiiliyle, tavrıyla, duruşuyla, susuşuyla zerresinden kürresine kadar evrenin herhangi bir cüzünde bile mutlak hâkimiyyetin Allah'tan başkasına ait olduğunu savunursa ya da bu konuda Allah'a ortaklar kabul ederse, o kimse şeksiz ve şüphesiz şirke düşmüş olur. Bu kimsenin, normal şartlar altında bu inancını hangi sâik, sebep ve gerekçeyle söylemiş olduğu sonucu değiştirmez. Bu durum, Rabbimizin "(Boşuna) özür dilemeye kalkışmayın" (Tevbe, 66) kavlinde açıklığa kavuştuğu gibi, bahane uydurduktan sonra yağ gibi üste çıkılabilecek bir vaziyet değil; aksine günahı itiraf edip, şirkten tevbe edilmesi gereken bir haldir. 5 ♦ 74 yaşındaki ünlü ateist İngiliz Fizikçi, Evrenbilimci ve Astronom Stephen Hawking, "evrenin oluşumu bilimsel bir gerçekliğe dayanır ve bu Tanrı'nın olmadığı anlamına gelmez" demiş. İnsan, bilimde zirve de olsa, Allah'tan ve kâinâtın gerçeklerinden ne kadar kaçarsa kaçsın, bilim onu hayatının sonunda da olsa sıkıştırıyor, iman etmese de bu evren üzerinde bir yaratıcının varlığını kabul etmeye zorluyor, mecbur ediyor. Hawking, kendisiyle yapılan bir röportajda bu açıklamasıyla, yıllardır kendisine dayanan, bilim adamlığını ve fikirlerini bilimsel kanıt olarak kabul eden ateistleri çok üzeceğe benziyor! İnsan, ne Allah'a, ne Allah'ın Âyetlerine, ne bilimsel verilere, ne fıtrata, ne vicdana, ne sağduyuya ve ne de evrensel gerçeklere karşı gelemez. Ne kadar inat ederse etsin, bir gün bunu ya vicdanında sessizce kendi kendine ya da lisanıyla seslice tüm dünyaya itiraf etmek zorunda kalacaktır. Allah, hidâyet versin... Gökleriyle, yerleriyle tüm evreni yoktan yaratan Âlemlerin Rabbinin şânı ne yücedir. O, noksanlıklardan münezzehtirtir; ibâdet edilmeye yegâne lâyık olan hak ilâhtır ve gerçek ma'bûddur.
Bağlantı | kategori: NASİHATLER | tarih: 21/11/2016 | Yorum(0) | Yorum yaz
Allah’a hamd, Rasûlüne salât, mü’minlere selâm olsun. Konu başlığımızı daha anlaşılır bir hale getirmek için birkaç soru soralım: Saptırıcı ya da saptırıcılar tarafından şirke, küfre ve dalâlete düşürülen bir toplumda kötülüklerin mes’ûliyetleri kime aittir? Mes’ûliyetlerin dağılımı nasıldır? Allah, bu kötülüklerden kimleri sorumlu tutacaktır? Ya da bu suçlarda hesap sorulacaklar ve suçlular sırasıyla kimlerdir? Bu soruların cevabını öğrenmek için Kur’ân’a başvuralım. Rabbimiz, her şeye dair öğüt ve her şeye dair açıklamalar bulunan levhaları (A’râf: 145) kendisine vermek üzere Hz. Mûsâ ile kırk gece için sözleşmiş ve onu Tûr’a davet etmişti (Bakara: 51; A’râf: 142). “Hani Mûsâ ile kırk gece için sözleşmiştik, sonra onun arkasından nefsinize zulmederek, buzağıyı (ilâh) edinmiştiniz.” (Bakara: 51) Hz. Mûsâ, kavminin arasından ayrılıp Rabbi ile görüşmeye gidince Sâmirî, kavmin ziynet eşyalarını eritti (Tâ-Hâ: 87) ve içine Cebraîl’in atının ayağının bastığı yerden bir avuç toprak alıp onu erittiği ziynetlerle karıştırdı (Tâ-Hâ: 96) ve sonunda onlara böğüren bir buzağı heykeli yaptı (Tâ-Hâ: 88), kavmi de o buzağı heykelini ilâh edindiler (A’râf: 148). Böylece Sâmirî onları saptırmış oldu (Tâ-Hâ: 85). Neden buzağı? Mısır'daki efendileri ineğe tapınan İsrâîloğulları, Allah kendilerini Firavunoğullarından kurtardıktan sonra bile, geçmişte aldıkları Firavun eğitiminin etkisinde öylesine bir alçaklık psikolojisiyle yetişmişlerdi ki, onlar ineğin kendisine değil de daha küçüğü olan buzağıya tapınmaya kendilerini layık görüyorlardı. Çünkü "büyüğe büyükler tapar, biz ise küçüğüz daha küçüğüne tapmalıyız" diye düşünüyorlardı! Bu da onların hâlâ köleliği içlerinde taşıdıklarını gösteriyordu! Hz. Mûsâ, Tûr’a gitmek üzere yerine kardeşi Hârûn’u vekil bırakıp (A’râf: 142), kırk gün ve kırk geceliğine aralarından ayrıldığı anda, kavmi, Sâmirî’nin yaptığı buzağı heykelini ilâh edinip hemen ona tapınmaya başladılar. Şimdi burada soru şudur: Suçlu ya da suçlular kimlerdir? Saptıran mı, saptırılanlar mı? Yoksa her ikisi de mi? Yoksa aralarında bulunan ilim sahipleri/hocalar mı? Hepsi suçlu ise, hesap ve suç sırası ne şekildedir? Bu soruların cevaplarını öğrenmek için, Hz. Mûsâ’nın Tûr’dan dönüp de bu manzarayı gördüğünde nasıl hareket ettiğine bakmamız gerekmektedir? Yani Hz. Mûsâ ilk önce kimi hesaba çekti? Daha sonra kimleri? Sırasıyla söyleyelim ki, mesele tam anlaşılsın:
Bağlantı | kategori: TEFSİR | tarih: 20/10/2016 | Yorum(0) | Yorum yaz
‡ Ru'yetullâh (Allah'ın görülmesi) meselesi... ‡ Allah'ın, mutlak anlamda görülebilmesinin mümkün olup olmadığının tahlîli. Yani "Allah'ı görmek" diye bir mevzudan ve bir i'tikâddan söz etmek mümkün müdür? ‡ Allah, bu dünyada ya da rüyada görülebilir mi? ‡ Peygamberimiz, mi'râc'da Allah'ı görmüş müdür? ‡İnsanlar âhirette ve cennette Allah'a görebilecekler mi? ‡ Allah sadece bu dünyada mı görülemez yoksa hem dünyada hem de âhirette mi görülemez? ‡ Ru'yetullâh konusunda Ehl-i Sünnet'ten ayrılan başta Mu'tezile ve Cehmiyye olmak üzere bazı fırkaların görüşlerinin delilleri, o delillerin çürüklüğünün ve ilmî olmaktan uzak olduğunun beyânı ve hakkın ihkâkı, gerçeğin ispatı... Bu konularda aklî ve Naklî deliller... ‡ Âhirette ve cennette Allah’ın görülmesi (ru’yetullâh) konusunda Kur’ân ve Sünnet’te hangi deliller vârid olmuştur? ‡ Yûnus: 26’da “ziyâde” ve Kâf: 35’te “mezîd” ne anlama gelmektedir? Ve bu iki Âyette geçen bu kelimeler hakkında Rasâlullah aleyhisselâm’dan rivâyet edilen Hadîslerde nasıl bir açıklama geçmektedir? ‡ İmam el-Lâlekâî, Kâf: 35. Âyeti açıklarken, âhirette Allah’ın görüleceği hususunda rivâyette bulunan sahâbeden, tâbiînden ve fukahâdan kimlerin isimlerini sıralamaktadır? (Şerhu Usûli İ’tikâdi Ehli’s Sünneti ve’l Cemaat, Dâru’l Kutubi’l İlmiyye, Beyrût, C: 1, S: 253, 254)
Bağlantı | kategori: DERS VİDEOLARI | tarih: 29/09/2016 | Yorum(0) | Yorum yaz

Son Konular • Allah Teâlâ, Neden Kur’ân’da Bazı Yerlerde “Biz” Zamiri ile Hitap Buyurmuştur?
• Vâv ve Yâ Harflerinden Önceki Harfi Meftûh Olan Emsile-i Hamse'ye Nûn-u Sakîle'nin Dâhil Olması:
• NASİHATLER 12
• İftiâl (افْتِعَال) Bâbı ile Alâkalı Sarf Kâideleri
• GENELDE YANLIŞ KULLANILAN KELİMELER VE DOĞRU YAZILIŞLARI:
• Kur'an'da Peygamberimize Nasıl Hitap Edilmiştir?
• Muzari' Fiilin Şimdiki ve Gelecek Zamana Salahiyeti:
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 3
• Şirke ve Sapıklığa Sürüklenen Bir Toplumda Suçlular Kimlerdir?
• 22- Ömer Nesefî Akaidi Tercüme ve Şerhi 6 (Ders Videosu)
• NASİHATLER 11
• Arapça'da 'zuu' ve 'sahib' edatlarının arasındaki fark nedir?
• EY RABBİMİZ!
• ASHAB-I KEHF HAKKINDA:
• NASİHAT BAHÇESİ
• KİTAPLARIMIZ HAKKINDA BİLGİLENDİRME:
• “Kadınlar Havuza Girebilir mi?” Sorusuna Verdiğimiz Kısa ve Özlü Cevap
• Kadın Sesiyle ve Çalgı Aletleriyle İcra Edilen Şarkı, Türkü, Ezgi ve İlahiler Hakkında Bir Soruya Verdiğimiz Cevap
• NASİHATLER 10
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 2
• NASİHATLER 9
• “Ticaret yapıyorum ama maddi ve manevi anlamda bir türlü rahata eremiyorum” mu diyorsunuz?
• 21- Hadis Dersleri -1 (Ders Videosu)
• SESLİ HADİS DERSLERİ - YAKINDA!
• Sesli Ders Videoları Arşivi (Yusuf Semmak)
• ARAPÇA DERSLERİ (ZAMİRLER) -5-
• Kadınların Saçlarını Kısaltmaları Câiz midir?
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 1
• Ömer Nesefî Akâidi Tercüme ve Şerhi 5 (Ders Videosu)
• İNFÂK BİLİNCİNİ KUŞANMAK!
• NASİHATLER 8
• HADİS İNKARCILIĞI FİTNESİ!
• Arapça'da “İmmea” Edatının Anlamı Nedir?
Son Yorumlar
Yusuf Semmak
MUHÂCİRLERLE ENSÂR’IN KARDEŞLİĞİ:
Ece
Harika çok teşekkürler
meryemnazyazğan
Çok güzel anlatmışsınız, şimdi ço
Yusuf Semmak
DİLİN, BEYÂNIN, OKUMANIN, YAZMANI
Yusuf Semmak
Bir meâlde şöyle geçiyor: "Bunun
Yusuf Semmak
“Mütevâzı’, mutevazı” (م
Yusuf Semmak
Esmâül Hüsnâ: Yanlış – el-Esmâul
Yusuf Semmak
Müşkül: Yanlış – Müşkil (kapalı,
Yusuf Semmak
Nasılki: Yanlış – Nasıl ki: Doğru
Yusuf Semmak
“MESS”: Değme, dokunma, temas,
Sibel EKİNCİ
Muhterem Hocamız Feriduddin AYDIN
2017
çok detaya girmişsiniz ama tşr
Melek
Çok güzel
Nagihan
okudum süper çok beğendim
Mehmet ARAZ
Çok güzel olmuş,başarılarınızın d
Yusuf Semmak
KANDİL KUTLAMAK BİD'AT'TIR! Ka
Yusuf Semmak
Nesefî Akâidi derslerimizi 6'ya k
Elif
Bu akaid derslerinizden bölüm6 ya
Beyza
Harika
büşra
Çok iyi olmuş
Yusuf Semmak
MODERNİZM, KADINLARIN BAŞÖRTÜLERİ
zeyra
İsime yaradi saol
Şüheda
Helal be sırf kapanmak nefislerin
Ümit
Amin Er-Rahman Er-Rahim Allah
Vedat
Soruyu soran ben değilim ama aydı
Yusuf Semmak
Ve aleyküm selâm, inşâAllah karde
Mehmet
Selamunaleykum hocam devamı yokmu
Yusuf Semmak
“VADE FARKI” KONUSUNDA, BİR KARDE
Alihan
bence bu site çok güzel ve bu sit
Yusuf Semmak
Alenen günah işleyen kimseler, te
Hüseyin
Allah günahı alelen işleyenlerin
Yusuf Semmak
Kadınların Yüzlerini ve Ellerini
nimet
kadının yüzü açık dışarı çıkması
© 2012 YUSUFSEMMAK.COM