Araştırmacı, Yazar

ANASAYFA
BİZE ULAŞIN
AMACIMIZ
KUR'AN DİNLE
KİTAPLARIMIZ
DERS VİDEOLARI ARŞİVİ
NOT DEFTERİ
Noksan sıfatlardan münezzeh ve kemâl sıfatlarıyla muttasıf olan, eşi ve benzeri bulunmayan, yüceler yücesi, ezelî, ebedî, evvel, âhir, göklerde ve yerde izni ve ilmi dışında tek bir yaprak dahi düşmeyen, kullarının her halinden haberdar olan, her şeyi gören, bilen, her şeye gücü yeten, herkesin kendisine muhtaç olduğu, zâtıyla kâim, vâcibu’l vucûd, göklerde ve yerde tek ve yegâne ma’bûd olan Allah Sübhânehu ve Teâlâ’ya hamd-u senâlar olsun. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “…O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, her şeyi işitendir, bilendir.” (Şûrâ: 11) Bu Ayete göre; Allah’ın hem zâtı hem de sıfatları bakımından hiçbir benzeri yoktur. Mahlûkâttan hiçbir şey, Allah’ın zâtına ve O’nun sıfatlarına benzemez. İnsanın aklı ne Allah’ın zâtını kavrayabilir ne de Allah’ın zâtı ile sıfatlarının münasebetini tam olarak algılayabilir. Zaten Allah, kullarını bu konuda sorumlu tutmamıştır. Yüce Allah, kullarına, yalnızca kendisine iman etmelerini emretmiştir. Sıfatlarını bir mahlûkâta vererek kendisine şirk koşmamalarını, isim ve sıfatları istikametinde kendisini hakkıyla takdir etmelerini, isimleri konusunda ilhâd (sapmak)dan sakınmalarını emretmiştir. “En güzel isimler O’nundur. O halde O’na bunlarla dua edin. O’nun isimlerinde eğriliğe sapanları terk edin. Onlar yapmakta olduklarının cezasını göreceklerdir.” (A’râf: 180) Bu Ayette de Rabbimiz, isimleri hususunda yanlış yollara sapılmamasını emretmektedir. Demek ki, bazı insanlar, mü’minlerin yolundan ayrılarak (Nisâ: 115), Allah’ın isim ve sıfatları meselesinde, Allah’ın irâdesine ve Selef’in akidesine aykırı olan eğri yollara sapacaklar, dosdoğru yolu terk edeceklerdir. Bu Ayetten şöyle bir anlam çıkarmak da mümkündür. Allah’ın kullarının önünde iki yol bulunmaktadır: Sırât-ı Müstakîm [dosdoğru yol] (Fâtiha: 5) ve dalâlet (sapıklık) yolu. Bu mukaddimeden sonra meselemize geçebiliriz.

ALLAH’IN ZÂTI İLE SIFATLARININ MÜNÂSEBETİ KONUSU:

Noksan sıfatlardan münezzeh ve kemâl sıfatlarıyla muttasıf olan, eşi ve benzeri bulunmayan, yüceler yücesi, ezelî, ebedî, evvel, âhir, göklerde ve yerde izni ve ilmi dışında tek bir yaprak dahi düşmeyen, kullarının her halinden haberdar olan, her şeyi gören, bilen, her şeye gücü yeten, herkesin kendisine muhtaç olduğu, zâtıyla kâim, vâcibu’l vucûd, göklerde ve yerde tek ve yegâne ma’bûd olan Allah Sübhânehu ve Teâlâ’ya hamd-u senâlar olsun.

Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“…O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, her şeyi işitendir, bilendir.” [1]

Bu Ayete göre; Allah’ın hem zâtı hem de sıfatları bakımından hiçbir benzeri yoktur. Mahlûkâttan hiçbir şey, Allah’ın zâtına ve O’nun sıfatlarına benzemez. İnsanın aklı ne Allah’ın zâtını kavrayabilir ne de Allah’ın zâtı ile sıfatlarının münasebetini tam olarak algılayabilir. Zaten Allah, kullarını bu konuda sorumlu tutmamıştır. Yüce Allah, kullarına, yalnızca kendisine iman etmelerini emretmiştir. Sıfatlarını bir mahlûkâta vererek kendisine şirk koşmamalarını, isim ve sıfatları istikametinde kendisini hakkıyla takdir etmelerini, isimleri konusunda ilhâd (sapmak)dan sakınmalarını emretmiştir.

“En güzel isimler O’nundur. O halde O’na bunlarla dua edin. O’nun isimlerinde eğriliğe sapanları terk edin. Onlar yapmakta olduklarının cezasını göreceklerdir.” [2]  

Bu Ayette de Rabbimiz, isimleri hususunda  yanlış yollara sapılmamasını emretmektedir. Demek ki, bazı insanlar, mü’minlerin yolundan ayrılarak [3], Allah’ın isim ve sıfatları meselesinde, Allah’ın irâdesine ve Selef’in akidesine aykırı olan eğri yollara sapacaklar, dosdoğru yolu terk edeceklerdir. Bu Ayetten şöyle bir anlam çıkarmak da mümkündür. Allah’ın kullarının önünde iki yol bulunmaktadır: Sırât-ı Müstakîm (dosdoğru yol) [4] ve dalâlet (sapıklık) yolu.

Bu mukaddimeden sonra meselemize geçebiliriz.

Kelâm ilminde zât-sıfat ilişkisine ait görüşler temelde ikiye ayrılır. Bunlardan birisi, Allah’ın zâtından bağımsız sıfatları reddeden Mu’tezile’nin anlayışı iken, diğeri de, sıfatların zâttan bağımsız gerçek varlıkları olduğunu ileri süren Ehl-i Sünnet’in görüşüdür. Bu iki görüş birbirlerine tamamen zıddır.

Sıfatlar, mefhum ve kavram itibariyle Allah’ın zâtı değildir, var olma bakımından da O’ndan başka değildir. İslâm alimleri, Allah’ın sıfatlarının ezelî olarak var olduğunu kabul ederlerken, İlâhî sıfatların zâtın ne aynı ne de gayrı olduğunu belirtirler.

Allah’ın sıfatlarının zaman ve mekan ile sınırlı olduğunu iddia etmek, Allah’ın zâtına da noksanlık izâfe etmek demektir. Zira Allah’ın sıfatları, zâtıyla birlikte ezelîdir; sıfatlarını, O’nsuz mülâhaza etmeye imkân yoktur. O’nun zâtı konusunda eşi ve benzeri olmadığı gibi, sıfatları ve fiilleri konusunda da eşi ve benzeri yoktur.

Sapık fırkalardan olan Cehmiyye ve Kerrâmiyye Allah’ın sıfatlarının ezelî olduğunu kabul etmezler. Onlar, “Allah’ın sıfatları vardır ama bunlar hâdis’tir yani sonradan meydana gelmiştir” iddiasında bulunurlar. Hâdis olan şeylerin de, Allah’ın zâtı ile kâim olmasının imkânsız olduğunu söylerler.

Mu’tezile fırkası ve Filozoflar da, Allah’ta ilim, kudret v.s. gibi sıfatların bulunabileceğini reddederler ve “Allah’ın sıfatı, zâtının aynıdır” derler. Mu’tezile; “sıfatların var olduğunu kabul etmek Tevhid’i iptal eder” prensibine sıkı sıkıya bağlanmışlardır. Zira onlara göre; sıfatların varlığını kabul etmek, Allah’ın zâtına aykırı ve O’nun zâtından başka kadîm (ezelî) varlıklar bulunduğunu kabul etmek anlamına gelir. Bu takdirde, Allah’tan başka kadîmlerin var olması ve kadîmlerin birden fazla olması (taaddüdü’l kudemâ) lazım gelir. Meşşâîler (Meşşâiyyûn) olarak anılan ve akılcılığı esas alan filozofların da benimsediği bu görüşü savunanlara, Ehl-i Sünnet alimleri -Allah’ın sıfatlarını inkâr ettikleri için- “Muattıla” adını vermişlerdir.

Bu konuda Sa’duddîn Taftâzânî rahımehullâh şöyle demektedir:

“Sıfatlar konusunun anlaşılmasının zor olması nedeniyle, Mu’tezile ve filozoflar sıfatları kabul etmeme (nefy); Kerâmiyye, sıfatların kadîm (ezelî) olduğunu kabul etmeme; Eş’arîler ise, sıfatların “zâtın aynı olduğunu da, gayrı olduğunu da” kabul etmeme kanaatine varmışlardır.” [5]

Allah'ın sıfatlarının zâtıyla münâsebeti konusu, Rasûlullah'ın sağlığında tartışılmamış bir mesele olmasına rağmen, daha sonraları İslam beldelerine giren Felsefî akımların tesiriyle bu konu tartışılır hale gelmiştir. Başta kader meselesi olmak üzere, Allah'ın sıfatları ve Kur'an'ın yaratılması gibi bazı itikâdî konular, sahabe devrinin sonlarına doğru tartışılmaya başlanmıştır. 

Ömer Nesefî rahımehullâh; bu konuda şöyle demektedir:

وَلَهُ صِفَاتٌ أزَلِيَّةٌ قَائِمَةٌ بِذَاتِهِ وَهِىَ لاَ هُوَ وَلاَ غَيْرُهُ

“Allah Teâlâ’nın ezelî ve zâtıyla kâim olan sıfatları vardır. Sıfatlar, Allah’ın ne aynı ne de gayrıdır.” [6]

Allâme Taftâzânî, sıfatların durumunu açıklarken şöyle demektedir:

“Yani Allah Teâlâ’nın sıfatları, O’nun zâtının aynısı olmadığı gibi, zâtının gayrı (başkası) da değildir. Bu sebeple, (Allah’tan başka ve) gayrı olan varlıkların da ezelî olması ve kadîmlerin birden fazla olmaları (teksîru’l kudemâ) lazım gelmez.” [7]

Allah’ın sıfatları; zâtının aynısı da, gayrısı da değildir. Sıfatları, zâtından başkadır fakat zâtından ayrı, başka şeyler değildir. Allah’ın sıfatları zâtı ile beraber bulunur. Allah’ın zâtı kendi kendine kâim’dir ve kadîm’dir. Sıfatları ise, zâtı ile beraberdir, kâim’dir ve ezelîdirler. Sıfatlar, zâttan ayrı müstakil kendi başlarına bulunmazlar. “Sıfatlar, zâtın aynısı” demek, Mu’tezile mezhebinin i’tikâdıdır, “sıfatlar, zâttan ayrıdır” demek ise, Kerrâmiye mezhebinin i’tikâdıdır.   

Allah'ın tüm sıfatları, zâtı gibi kadîmdir. Allah’ın zâtını kadîm, sıfatlarını muhdes (sonradan meydana gelmiş) kabul etmek ve Allah’ın sıfatlarını inkâr etmek Tevhid’e zıddır. Allah’ın zâtî sıfatlarından olan kıdem; O’nun zât ve sıfatları yönüyle ezelî olduğunu ifade eder. Kur’an’da ise Allah için, “el-Evvel” ismi kullanılmıştır.

Rabbimiz şöyle buyurmuştur:

“O, hem ilk (el-Evvel)dir, hem âhirdir, hem zâhirdir, hem bâtındır. O, her şeyi en iyi bilendir.” [8]

Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

كَانَ اللهُ وَلَمْ يَكُنْ شَىْءٌ غَيْرُهُ

      “(Ezelde) Allah vardı ve Allah’tan başka hiçbir şey yoktu." [9]

Ezelî olması bakımından, Allah’ın zâtı ile sıfatlarını birbirinden ayırmak mümkün değildir. Şöyle ki; “Allah alîm’dir” dediğimizde, O’nun zât ve sıfatı aynı anda düşünülür. “Allah ilim sahibidir” dediğimiz de ise, Allah’ın zâtından ayrı olarak ‘ilim’ diye müstakil bir mana tasavvur edilmiş olur. Allah’ın sıfatı olarak kabul edilecek bu kavramın da, aynen Allah’ın zâtı gibi kadîm olması gerekir. Ayetlere meâl verirken, bu iki cümle yapısını tercih etmek de doğrudur…

Son olarak, birkaç noktaya temas ederek bitirelim. Az önce bahsettiğimiz gibi, Allah’ın sıfatlarını inkâr etmek ve İlâhî sıfatları ezelî kabul etmemek, Tevhid akidesine aykırıdır. Bunun, hoş görülecek bir tarafı olamaz. Fakat, bu meselenin hakikatini, insanların tam olarak kavrayabilmeleri mümkün olmadığı için, Allah’ı noksanlıklardan tenzîh ve en mükemmel sıfatlarla da tavsîf ederek; O’nun sıfatlarını inkâr ve iptal etmeden, sonradan meydana gelmiş (hâdis) görmeden, sıfatlarının da aynen zâtıyla beraber ezelî olduğunu söylemekle beraber, zât ve sıfatların münasebeti konusunda farklı yaklaşımlar ortaya koymak, Tevhid’i iptal etmez.

 Allah’ın zâtı ile sıfatlarının münâsebeti konusunda, büyük ihtilâflar vuku’ bulmuştur. “İsmin, müsemmânın (isimlendirilenin) aynısı olup olmadığı” meselesi üzerinde farklı yaklaşımlar olmuştur. Kimisi; ismin, müsemmânın aynısı olduğunu söylemişler ve “Allah’ın sıfatları, O’nun zâtından ayrı değildir” demişlerdir. Kimisi de; “O’nun sıfatları, zâtının aynı da değil, gayrı da değil” demişlerdir. Dikkat çektiğimiz ihtilâf; Allah’ın sıfatlarını inkâr etme ya da inanç esaslarını kabul etmeme zemininde değildir; bilâkis kasdımız, zât-sıfat ilişkisinin mahiyeti noktasında farklı görüş ve yaklaşımlar ileri sürmekle bağlantılı yorumlardır. Keyfiyetini tam olarak bilmemiz mümkün olmayan bu türden meselelerde İslâm alimlerince ortaya konulmuş bu farklı yaklaşımlar, insanı, İslâm dininin dışına çıkarmaz.

Meselâ; ‘Allah'ın sıfatları zâtının aynı mıdır, yoksa gayrı mıdır? İnsan fiillerinde hür müdür, değil midir? Allah akılla mı, yoksa nakille mi bilinir? Kadınlardan peygamber olur mu, olmaz mı? Allah dünyada görülür mü, görülmez mi?’ vs. konular… Bu tür inanç meselelerinde farklı şeyler söylenmiştir. Bu meselenin hakikati noktasında tahkîkât yapıp en doğru ve sağlam görüşe uymak gerektiğini hatırlatmakla beraber, aksi görüşte olan bir kimseyi de tekfir etmemek gerekir. Maalesef ki, İslâm tarihinde bu tür inanç meseleleri, ifrât içindeki kesimlerce, köklü fikir ayrılıkları kabul edilerek tefrikaya neden olmuştur. Bu mesele aslında, ‘İslâm tasavvuru yani İslâm düşüncesi açısından Tevhid ve tefrika’ başlığı altında incelenmelidir. Zira tarih içerisinde Tevhid’i koruma adına ciddi ifrât ve tefrîtler yaşanabilmiştir. Mu’tezile gibi bazı fırkalar, Ehl-i Sünnetin yolundan ayrıldıkları için “Mu’tezile”, Allah’ın sıfatlarını inkâr ettikleri için “Muattıla” gibi isimlerle anılmış olmalarına rağmen, onlar, bu isimlendirmeleri kabul etmeyip kendilerinin “Ehlu’l Adl ve't Tevhîd” olduklarını iddia etmişlerdir. Dolayısıyla Tevhid’in yanlış anlaşılmasının, tarihin her döneminde ciddi tefrikalara yol açtığı herkesçe bilinen bir gerçekliktir. Onun için, Selef’in İslâm tasavvuru ile akılcılık akımlarının Tevhid anlayışlarının ele alınması, incelenmesi ve değerlendirilmesi, geçmişin tecrübesinden yararlanmak ve geleceğe aydınlatıcı bir miras bırakmak açısından önemlidir.

Tevhid akidesini inanç yönüyle iptal etmeyen yanlış görüşler, ıslâh edilmeli ve düzeltilmelidir. Ancak son olarak şunu hatırlatarak bitirelim ki, Allah’ın sıfatlarını inkâr etmekten ve O’nun sıfatlarını ezelî kabul etmemekten daha büyük ifrât ve dalâlet olmaz. Allah’ın isim ve sıfatlarını ta’tîl eden, yok sayan ve sonradan olmuş kabul eden fırkaların sapık fikirlerinden şiddetle sakınmalıyız. Örneğin; Mu’tezile, Allah’ın sıfatlarını zâtının aynısı görürken, sıfatları inkâr ederek bu cümleyi söylüyor. Kerrâmiyye ise, sıfatları zâttan ayrı kabul ederken, Allah’ın sıfatlarının ezelî olmadığını savunuyor. Bu görüşler çok tehlikeli sapkın görüşlerdir. Bizim az önce ifade etmeye çalıştığımız bazı istisnâların olabileceği durum, bu bid’at fırkalarının fikirleriyle paralellik arz etmemektedir.

Diğer bir nokta da, Rasûlullah’ın ashabı arasında tartışılmamış olan bu türden meseleler üzerinde fazla durmamamız ve İlâhî mesajlara “kulluk ve teslimiyet” eksenli yaklaşmamız gerekmektedir. Selef’in de yaptığı gibi, takvâ yolu işte budur! Bu tarz konuların, İslâm beldelerine dışarıdan giren akılcı cereyanların tesiriyle tartışılmaya başlanıldığını unutmayalım.  

Yusuf Semmak                 

[1] Şûrâ: 11

[2] A’râf: 180

[3] Nisâ: 115

[4] Fâtiha: 5

[5] Şerhu’l Akâidi’n Nesefiyye, el-Mektebetü’l Hanefiyye, S: 104

[6] El-Akîdetü’n Nesefiyye, Ömer Nesefî Akâidi

[7] Şerhu’l Akâidi’n Nesefiyye, el-Mektebetü’l Hanefiyye, S: 102

[8] Hadîd: 3

       [9] 
Buhârî, Kitâbu Bed’i’l Halk, 1

Bağlantı | kategori: AKAİD-TEVHİD | tarih: 25/01/2014 | Yorum(0) | Yorum yaz
YORUM YAZINIZ
İSMİNİZ

E-Posta (Gizli)

Web siteniz

Yorumunuz

Güvenlik kodu
12.08.2022Cuma
Son Konular .: 113- Kur’an Okuma ve Öğretme Karşılığında Ücret Almak, Ölüler için Kur’an Okumak ve Rukye Bahsi - PÇMO – 44
.: NASİHATLER 16
.: 112- Peygamberin Kabrini ve Diğer Kabirleri Ziyaret ve Ölülere Nelerin Fayda Vereceği - PÇMO – 43
.: Muhtelif Konularda Kısa Kısa - 7
.: 111- Kâfir Olarak Ölenlere, Dünyadaki İyi Amelleri Fayda Sağlamaz! | Yusuf Semmak
.: 110- Benim Babam da Senin Baban da Ateştedir! | Yusuf Semmak
.: 109- Hz. Ömer’in Hılâfeti Devrinde Bir Adamın Hz. Nebî'nin Kabrine Gelip Onunla Tevessül Etmesi – 42
.: 108- İman Edip Müslüman Olmak Tertemiz Bir Sayfa Açmaktır! | Yusuf Semmak
.: 107- Peygamberimizin Kabrini Ziyaret Meselesi – Putperest Çağlarda Müslüman Olmak – 41
.: 106- Zamanın Önemi ve Su Gibi Akan Ömür! | Yusuf Semmak
.: 105- Mü’min Sabahlayıp Kafir Akşamlamak veya Mü’min Akşamlayıp Kafir Sabahlamak! | Yusuf Semmak
.: 104- Tarihte Putperestlik Nasıl Başladı? - Putperest Çağlarda Müslüman Olmak – 40
.: 103- Müslümana Sövmenin ve Onunla Savaşmanın Hükmü Nedir? | Yusuf Semmak
.: 102- Türbe ve Kabirleri Ziyaretin, Bid’at Olan Tevessülle İlişkisi – Putperest Çağlarda Müslüman Olmak – 39
.: 101- Münafıkların Özellikleri Nelerdir? | Yusuf Semmak
.: 100- Müslümanı Tekfir Eden Kimsenin Durumu Nedir? | Yusuf Semmak
.: 99- Tevessülün Anlamı, Kısımları ve Bid’at Olan Tevessül – Putperest Çağlarda Müslüman Olmak – 38
.: 98- Ehl-i Kıble Kime Denir? | Yusuf Semmak
.: 97- Hz. Yusuf’un Mısır’daki Konumu (3) – Putperest Çağlarda Müslüman Olmak – 37
.: 96- Bir Mezhebe Uymak Zorunda mıyız? | Yusuf Semmak
.: 95- Hz. Yusuf’un Mısır’daki Konumu (2) – Putperest Çağlarda Müslüman Olmak – 36
.: 94- Hz. Yûsuf’un Mısır’daki Konumu (1) – Putperest Çağlarda Müslüman Olmak – 35
.: 93- Ru'yetullah (Allah'ın Görülmesi) Meselesi | Yusuf Semmak
.: 92- Allah’tan Başka Kanun Koyucu Yoktur! (2) - Putperest Çağlarda Müslüman Olmak – 34
.: 91- Allah’tan Başka Kanun Koyucu Yoktur! (1) – Putperest Çağlarda Müslüman Olmak – 33
.: 90- Hz. İbrahim’in Nemrud’a, Babasına ve Kavmine Tebliği – Putperest Çağlarda Müslüman Olmak – 32
.: 89- Allah ve Mahlukat İlişkisi – Putperest Çağlarda Müslüman Olmak – 31
.: 88- O Büyük Mahkeme'de! (Şiir)
.: 87- İmanın Artıp Eksilmesi Meselesi ve Ehl-i Kıble Kimdir? – Putperest Çağlarda Müslüman Olmak – 30
.: 86- Peygamberimiz İslam’a Davet Metodu – Putperest Çağlarda Müslüman Olmak – 29
.: 85- Peygamberimiz Döneminin Dünya Konjonktürü ve Peygamberimizin Tebliğ Stratejisi – Putperest Çağlarda Müslüman Olmak – 28
.: 84- Umreden Men Ediliş ve Hudeybiye Antlaşması’nın Önemi – Putperest Çağlarda Müslüman Olmak – 27
.: 83- Kadınların Yüzlerini ve Ellerini Örtmeleri Meselesi – Putperest Çağlarda Müslüman Olmak – 26
Son Yorumlar
Şeyma
Bu nadide soru ve cevapları için
Ahmet
Doyurucu bir yorum Teşekkürler
Yusuf Semmak
Son mısralar/dizeler hep "Lâm" ha
Baraa
Bence çoooook güzel bir site
ali
İlmî Arapça Sayfası http://www
ali
Faydalı Bir Maksud Programı http
ali
Faydalı Bir Emsile Programı http
Yusuf Semmak
BU DERSTE İŞLENEN BAŞLICA MEVZULA
Derya Atan
Ağzınıza, yüreğinize sağlık hocam
Firdevs Sevgi
inş güzeldit.
misafir
⭐⭐⭐⭐&
mustafa
Abi çook teşekküür ederim
Medine
Cenetin kapısın geçmek istiyom
Yusuf Semmak
Namazda Salli-Bârik okurken, Peyg
Yusuf
Allah razı olsun hocam çok anlaşı
Yusuf Semmak
Saçınızı erkeğe kestirmediğiniz,
Meryem
Verdiğiniz bu bilgiler için çok t
Yusuf Semmak
+ Ayrıca Hadîs'in açıklamasında d
Yusuf Semmak
Güzel bir yorum. Fakat biraz açık
metin
hadiste gecen Gölge Arsin gölgesi
Rüya
Çok teşekkür ederim
Şule
Çok teşekkürler
sadullah demircioğlu
abdullah bin mesud (r.a.) ‘’sakın
Yusuf Semmak
Bir kardeşimiz, selâmdan sonra; “
Yusuf Semmak
EVET, YİNE SİGARA! Bugün piyas
İbrahim sarıtaş
Allahrazı olsun
Muhammet ****
Bizim din hocamız başınızı örtmek
Ali Özbek
Hocam Allah razı olsun mükemmel b
fatma
ellerinize yüreğinize sağlık cıdd
Mehmet
Bu site "13.45'de mi 13.45'te mi
iclal
elinize sağlık
misafir
Allah razı olsun .
mutluluk
Çok güzel olmuş ellerinize sağlık
© 2012 YUSUFSEMMAK.COM