Araştırmacı, Yazar

ANASAYFA
BİZE ULAŞIN
BİZİ TAKİP EDİN
AMACIMIZ
KUR'AN DİNLE
KİTAPLARIMIZ
NOT DEFTERİ
Bu durumda, bir şeylerin eksik olduğu anlaşılıyor… O halde, ne yapmalıyız? Ya da acaba neleri ihmâl ediyoruz? Ticârette dikkat edilmesi gereken hususları başlıca şu şekilde sıralayabiliriz:
Bağlantı | kategori: FIKIH | tarih: 09/12/2015 | Yorum(2) | Yorum yaz
İmam Nevevî'nin Sahîh-i Müslim üzerine yaptığı nefis şerhi "El-Minhâc fî Şerhi Sahîh-i Müslim" adlı eserinin Arapça metnini esas aldığımız bu Hadîs dersimizde; metin okuma, okunan metni tercüme etme ve doğru anlama ve o metinde geçen gerek âlet ilimlerine, gerek usûl ilimlerine ve gerekse de fer'î ilimlere taalluk eden mevzulara -zaman zaman- yer vermek sûretiyle, başta ilim talebeleri olmak üzere, Arapça'ya ilgisi olanlara, Hadîsleri doğru anlamak isteyenlere yardımcı olmak istedik. İnşâAllah, -ilmin gerektirdiği usûl ve âdâbın gözetilerek anlatıldığı- bu tür derslerin faydaları ve bereketleri çoktur. Rabbim, konuşanı ve dinleyenleri müstefîd eylesin. Her konuda, ilmin gerektirdiği davranış biçimi ortaya konulmadığı sürece; zan ve kuruntular, hevâ ve hevesler, şahsî ve kişisel yaklaşımlar, yanlış, boş, bâtıl, bozuk, fâsid, çelişkili, tutarsız yorum ve bakış açıları "ilim" zannedilecektir! Oysa, Hadîsler üzerinde kuru kuruya, soyut, şahsî duygu ve düşüncelerle yapılan yorumlar asla "ilim" değildir! Bir insana bir konuda soru sorulsa; o kimse de araştırma yapmadan ve o konuda tam bir itminana ulaşmadan cevap verse, verdiği cevap isabetli bile olsa, o kimsenin davranışı yanlıştır! Hadîslerde de geçtiği gibi, iyice araştırmadan rey ile fetvâ vermek müctehidler için bile câiz değilken, avâm nasıl olur da hakkında tam bilgi sahibi olmadığı her konuda konuşabilir ve kendisine yöneltilen her soruya cevap verme cür'etini gösterebilir? Maalesef ki, câhil cesur olmaktadır. Müctehidlere sorulduğunda, onları terletecek nitelikte olan nice sorulara, günümüzde bir çırpıda cevap verilebilmektedir. Bundan Allah'a sığınırız!
Bağlantı | kategori: DERS VİDEOLARI | tarih: 02/12/2015 | Yorum(2) | Yorum yaz
Sahîh-i Müslim Hadîslerini esas aldığımız ve Hadîslerin şerhlerinde ise İmam Nevevî'nin "el-Minhâc fî Şerhi Sahîh-i Müslim" isimli eserinin metnini takip ettiğimiz sesli derslere başlıyoruz. Bu derste -baştan sona değil de- seçtiğimiz bazı bâb'lar işlenmektedir. Dersin işlenmesinde Arapça metinler esas alınmaktadır. Metodumuz şudur: Hadîslerin ve şerh bölümünün okunması, Hadîslerde geçen bazı teknik terimler hakkında bilgiler verilmesi, Hadîs Usûlüne dair önemli hatırlatmalarda bulunulması, Hadîslerin tercümesi ve Şerh metninin hem okunması hem de ibârelerin tercüme edilmesi ve ihtiyaç oldukça, Hadîs'in daha iyi anlaşılması için gerek Nahiv ve gerekse diğer yönlerden yapılan açıklamalar vb. muhteveyâta yer vermekten ibârettir. Amacımız: Peygamberimizin Hadîslerini doğru anlamak/anlatmak ve Allah'ın dininin doğru anlaşılmasına vesile olmak, Hadîsler konusunda bilmeden, anlamadan -câhilî bir cür'et/cesâret ve hatta hıyânetle- Allah Rasûlünün Hadîslerine saldırılmasının ve onun Sünnetinin teşrî'deki kaynaklığının inkâr edilmesinin önüne geçmek, Hadîs Usûlü bilmeden, o Hadîslerin sahîh te'vîllerini okumadan/okuyamadan, sormadan, araştırmadan sırf şahsî ve nefsî yaklaşımlarla Hadîslerle Âyetler arasında -ilimsizce- zıtlıklar bulma hevesinde olanların tutarsızlıklarını ortaya koymaktır. Ve bilcümle; bir insan hakkında ya da bir mesele hususunda bilmeden konuşmak nasıl büyük bir suç ise; bu suç, Allah ve Rasûlüne karşı işleniyorsa, bu durumda işlenen cürmün ne kadar büyük bir günah ve ne kadar büyük bir iftirâ olacağı herkesin ma'lûmu olsa gerektir. Gerek İmam Buhârî ve gerekse İmam Müslim rahımehumAllah'ın Hadîs kitaplarında yer alan bir tane Hadîs'in bile şerhini doğru okuyamayan nice insanlar maalesef ki, bütün Hadîs külliyatının ve Hadîs âlimlerinin yazdıkları kaynak eserlerin aleyhinde -merdûd'dur- bir çırpıda fetvâsını(!) verebiliyorlar! İşte bu sözlerin söylenmesinin bu kadar kolay olmadığına ya da olmaması gerektiğine, aslında Peygamberimizin Hadîslerinin aleyhinde atıp tutanların -kendi aleyhlerine olmak üzere- amel defterlerine büyük iftirâlar yazılmasının müsebbibi olduklarına dikkat çekmek ve ilimsizce, mücerred bir rey ile gerçekleştirilen bu davranış biçiminden sakındırma amacınını gütmekteyiz. İçerisinde ma'rûf'u emretme ve münker'den sakındırma olmayan bir konuşmada hayır olmadığı şuuruyla, yanlışa yanlış demenin ötesinde, neden yanlışlığının da Naklî ve aklî delillerle ortaya konulması ve böylece yanlış yapan bir insanın hem kalbine, hem rûhuna, hem aklına, hem vicdanına ve hem de fikriyyâtına hitâp edilmesi -uyarıcı kimse samimi olduğu müddetçe- Allah dilerse fayda verir. Allah'ın kullarına düşen; ma'rûf'u işlemek, ma'rûf'la emretmek ve münker'den sakınmak/sakındırmaktır. Allah; kimseyi, yanlış yaptığında onu uyaracak, nasihat edip ma'rûf'u öğretecek kimselerden mahrûm yalnız, kimsesiz ve biçâre duruma düşürmesin. İnsandan beklenen odur ki, sözü dinler ve en güzeline uyar. Dinlemesini bilmeyenin, öğrenmesi de, yanlışlarını görmesi de ve o yanlışlarından kurtulması da mümkün değildir. İyi bir Müslüman olmak; Peygamberimizi iyi tanımaktan ve onun Sünnetine en güzel bir biçimde tâbi olmaktan geçer. Ashâb-ı Kirâm bu i'tikâd ve şuurda olduğu içindir ki, Tevbe Sûresinin 100. Âyetinde Rabbimiz, Muhâcirlerin ve Ensâr'ın ilk öncü şahsiyetlerini söz konusu ederek, onlara ihsân ile/güzellikle uyanlardan râzı olduğunu açıkça bildirmiştir. Dikkat edelim! Onlara güzelce uyanlardan Allah râzı olmuştur. Burada Âyetin üslubundaki nükteye de dikkat edelim. Bunun anlamı; Rabbimiz, kendilerinden zaten râzı olmuştur demektir. Öyle ya, Allah, onlara en güzel biçimde ittibâ edenlerden râzı olduğuna göre, ittibâ edilenlerden önceden râzıdır. Sözün burasında belki şu soru bazılarının meseleyi anlamasının anahtarı olabilir: "Bu Âyet, söz konusu edilen Ashâb-ı Kirâm'a uymayı emretmiyor mu?" Elbette, emrediyor! Bu çok açık! Çünkü Âyetin delâletinde bir kapalılık bulunmamaktadır. Bazı Hadîs inkârcıları, "Selef-i Sâlihîn'e uymak zorunda değiliz" derler. Bunu bana karşı da söyleyen kimseler olmuştu. "Peygambere, Kur'ân dışında vahiy gelmedi; Hadîslerin dinde bağlayıcılığı yoktur" diyen kimselerin, Selef-i Sâlihîn'e ittibâ etmelerini beklemek zaten hayalcilik olurdu! Ama diyeceksiniz ki: "Kur'ân, Ashâb'ın öncülerine uymayı emretmiyor mu?" Evet, emrediyor ama bu soruya soruyla yanıt vermek daha kestirme yoldur. Sanki Kur'ân, Peygambere ittibâ etmeyi ve onu örnek almayı emretmiyor mu? Emretmesine emrediyor da, "Kur'ân, Kur'ân" diyenler ya bunları görmüyorlar ya da anlamıyorlar. Allah, onlara hidâyet versin; "Kur'ân, Sünnet" demeyi nasip etsin. Peki, Rabbimizin, kendilerine uymamızı emrettiği o mübarek Müslümanlar, iman ve İslâm'da bu mertebeyi nasıl kazandılar dersiniz? Güzelce ya da en güzel şekilde yahut da bütün benlikleriyle Rasûlullah'ı hayatlarında örnek alarak değil mi? Başka ne olabilir ki? O gün, o insanları rızâ makamına yükselten amelin -ne yazık ki- bugün bizi bağlamadığını vehmeden insanlar türemiştir! Yazık!.. Rabbim, hepimize gerçeği göstersin ve hak dini olan İslâm üzere sebât versin. Âmîn.
Bağlantı | kategori: HADİS | tarih: 18/11/2015 | Yorum(0) | Yorum yaz
TOPLAM DERS: 21 ... Muhtelif derslerden oluşan "sesli dersler" arşivimizdir. Yeni kayıtlarımızı da bu linkte görebilirsiniz; vakti gelince buraya eklenmektedir. Ma'lûmdur ki, malın zekâtı yüzde iki buçuktur ama ilmin zekâtı yüzde yüzdür. İlmi; makam, mevki, şan, şöhret, itibar, kariyer, dünyalık gibi süflî ve nefsânî arzular için öğrenmek ve öğretmek asla câiz değildir. İnsanın hayatı, ibâdetleri ve ölümü Allah için olduğu gibi; tahsîl ettiği ilim de Allah için olmalıdır. Bu nedenle, tüm çalışmalarımız Allah rızâsı içindir ve Allah yoluna vakfedilmiştir. Çalışma, gayret ve azmimiz, ihlâs ve takvâmız, sâlih amellerimiz ve paylaşımlarımızdan istifade edilmiş/ediliyor olması bizim kârımızdır. Rabbimiz, Bakara Sûresinin 159. Âyetinde: "Gerçekten, indirdiğimiz apaçık delilleri ve hidâyeti, Biz Kitâp’ta insanlara açıkça bildirdikten sonra gizleyenler var ya; işte onlara hem Allah lânet eder hem de bütün lânet ediciler lânet eder" buyurmaktadır. Yahûdî âlimlerinin ve bilginlerinin en büyük suçu, Kitâp'taki gerçekleri sadece kendilerine has kılmalarıdır. Onların, Kitâbın öğretilerini başkalarına öğretip teblîğ etmemeleri bir yana, onları kendi halklarına dahi öğretmemişlerdir. Bunun sonucunda da, halkları câhil kalmış ve kötü işler yapmaya başlamışlar; ama onları düzeltmek için hiçbir çaba göstermemişlerdir. Tam aksine, dünyevî kazançlar elde etmek uğruna dine aykırı her şeyi meşru ilan etmişlerdir. Toplumun ve idarecilerin beğenisini kazanmak maksadıyla nefsânî fetvalar vermekten geri kalmamışlardır. İşte bu Âyette Müslümanlara bu durum hatırlatılarak, kendilerine açıkça bildirilen dînî esasları ve sahip oldukları hidâyeti teblîğ edip yaymaları ve Yahûdî din adamları ve bilginleri gibi olmamaları gerektiği bildirilmektedir. Rabbimiz, dünya menfaatleri uğruna İslâm'ın hakikatlerini gizleyenlerin âkıbetlerinden sakınmamızı nasip buyursun ve âhirette ebedî kazananlardan olmayı hepimize lütfetsin. Âmîn, yâ Rabbe'l-Âlemîn.
Bağlantı | kategori: DERS VİDEOLARI | tarih: 17/11/2015 | Yorum(0) | Yorum yaz
Zamir: İsmin yerini tutan, mütekellim, muhâtab ya da ğâibe delâlet eden kelimelere zamir denir. أنَا، أنْتَ، هُوَ، هُمَا، أنْتُنَّ، إيَّاكَ، إيَّاكُمْ، كَ، كُمَا gibi. Cümlede, isim zikredildikten sonra her seferinde tekrarlanması yerine zamir kullanılması daha uygun ve daha edebî bir üslup şeklidir. Örnek: “Zeyd’i gördüm ve Zeyd’e selâm verdim” cümlesini Arapça’ya çevirelim: رَأيْتُ زَيْدًا وَسَلَّمْتُ عَلَى زَيدٍ Görüleceği gibi, iki cümlede de “Zeyd” ismi tekrar edilmektedir. İkinci cümledeki “Zeyd” kelimesi yerine –tekrar etmektense- zamir kullanmak daha uygundur. رَأيْتُ زَيْدًا وَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ şeklinde… Istılâh’ta zamir, mütekellim, muhâtab veya ğâibi göstermek için vaz’ olunmuş câmid bir isimdir. Zamiri, bir cümle içinde zâhir ismin yerinde kullanalım. هُوَ عَالِمٌ cümlesinde cümlenin ilk öğesi olan هُوَ mübtedadır ve mahallen (yeri itibariyle) merfû’dur. عَالِمٌ ise haberidir.
Bağlantı | kategori: ARAPÇA | tarih: 16/11/2015 | Yorum(0) | Yorum yaz
Allah’a hamd, Rasûlüne salât ve selâm ederek başlıyoruz. Rabbimiz, hepimize hakkı hak bilip hakka ittibâ etmemizi, bâtılı bâtıl bilip bâtıldan da ictinâb etmemizi nasip ve müyesser eylesin. Âmîn. “Müslüman Kadınların Saçlarını Örtmeleri Farz mıdır?” başlıklı yazımızı okuyan bir kardeşimiz aşağıdaki soruyu yöneltmiştir. Aslında ilk bakışta basit bir soru gibi gözükmesine rağmen iyice düşünüldüğünde önemli bir soru olduğu anlaşılacaktır. Şahsen ben de soruyu ilk gördüğümde “câizdir” diye içimden geçirmekle yetinmiştim. Ama daha sonra bu kadarının yeterli olmayacağını düşündüm. Zira bu konunun direkt cevaplandırılması için “câizdir” ya da “câiz değildir” şeklinde doyurucu olmayan bir cevap şekli yetersizdir. Çünkü meselenin farklı yönleri de bulunmaktadır. Bundan dolayı da konuyu özetler mahiyette ana hatlarıyla cevaplandırmanın faydalı olacağını düşünüyorum. Önce soruyu görelim sonra cevaba geçelim: “Selamün aleyküm. Benim sorum; saçı omuzlarından aşağıda olan bir insan, ensesinde toplayamıyorsa kestirmesi câiz midir? Çevremde, ‘âhirette kadınların saçlarının göğüs hizası altında olması gerekiyor’ diyenler var. Bunun doğruluğu var mıdır? Selâmetle, Allah'a emânet kalın…” Ve aleyküm selâm. Saçı omuzlarından aşağıda olan bir kadının saçlarının uçlarından kestirmesi yani saçını kısaltması câizdir. Toplumda, kadınların saçlarının göğüslerinin hizasının altında olması gerektiği söylentisi -maalesef ki- geçmişten bu yana mevcuttur. Bunlar “kocakarı türetmesi” denen sözlerden sayılır. Bu sava göre, kadının saçları göğüslerinin altında olması gerekiyormuş ki, kadın öldüğünde göğüslerinin, saçlarıyla kapatılması gerekmekteymiş. Ya da kadın mahşer yerinde insanlar toplandıklarında göğüslerini saçlarıyla kapatacaklarmış. Bütün insanlar mahşerde analarından doğduğu gibi haşredilecek ya. Bu gerçeğin üzerine mesnetsiz fikirler eklemek de uydurucuların işi olmaktadır.
Bağlantı | kategori: SİZİN SORDUKLARINIZ | tarih: 05/11/2015 | Yorum(0) | Yorum yaz
Muhtelif Konularda KISA KISA… 1 ♦ "Allah'ın yarattığı ilk şey akıldır" sözü hakkında!.. أوَّلُ مَا خَلَقَ اللهُ الْعَقْلُ "Allah'ın yarattığı ilk şey akıldır" Hadîsi, bâtıl ve uydurma bir sözdür." (Mecmûu'l Fetâvâ, C: 1, S: 244) İbn-i Teymiyye, أوَّل kelimesinin, أوَّلَ biçiminde zarfiyyet üzere mensûb olduğunu söylemiştir. Bu durumda anlam; “Allah’ın yarattığı şeylerin evvelinde akıl vardır” ya da "akıl, Allah'ın yarattığı şeylerin evvelindedir" olur. (Aynı yer). 2 ♦ Saîd b. Cübeyr'den rivâyete göre, o şöyle demiştir: "Kim namazı kasıtlı olarak (taammuden) terk ederse kâfir olur. Kim Ramazan'dan bir gün kasden oruç yerse kâfir olur. Kim Haccı kasden terk ederse kâfir olur. Kim de zekât (vermey)i kasden terk ederse kâfir olur." (Şerhu Usûli İ'tikâdi Ehli's Sünne, İmam el-Lalekâî, Tahrîc: M. Abdüsselâm Şahîn, Dâru'l Kütübi'l İlmiyye, Beyrût-1423H, C: 1, S: 471) 3 ♦ Bakara Sûresinin tam ortasında hangi Âyet vardır? Bakara Sûresi 286 Âyettir. Bakara Sûresinin tam ortasında yani 143. Âyetinde Rabbimiz: "İşte böylece Biz sizi vasat (orta) bir ümmet kıldık..." buyurmaktadır. İslâm; vasat yani adaleti esas alan, en hayırlı, dengeli ve denge unsuru, fıtrata uygun, fıtratın değerleriyle çatışmayan, aşırılıktan, şiddet ve sapkınlıktan uzak, şirki ve küfrü reddeden, Tevhîd akîdesine ve Nebevî ahlâka dayanan İlâhî bir dindir. 4 ♦ Allah'a, hem korku hem de ümit halinde dua edilmelidir: "... (Mü'minler) Rabblerine korkarak ve ümit ederek dua ederler..." (Secde: 16) "... O'na korkarak ve umarak dua (ve itaat) edin..." (A'râf: 56) "O'na korkarak ve umarak dua (ve itaat) edin... Böyle yapınız ve hem korku, hem ümit halinde Rabbinize dua ediniz. Korku halinde ümidi, ümit halinde korkuyu bırakmayarak, daima ikisinin denklik noktasını gözeterek dua etmelidir. Çünkü Allah hem celâl sahibi, hem ikram sahibidir. Âlemde Allah'ın emri altında gece ve gündüz nasıl birbirleriyle yarış ederek gidiyorlarsa, korku ve ümit de öyledir. Bu iki ruh hâleti insanın mânevî yolda ilerlemesi (seyr-ü sülûkü)nde iki kanat gibidir. Hangisi atılsa insan yaralı bir kuş gibi uçmaktan mahrum kalır." (Elmalılı M. Hamdi Yazır, A'râf: 56. Âyetin Tefsîri) 5 ♦ Bir meseleyi özetlemek için ilim gerektiği gibi; onu açmak (şerh etmek) için de ilim gerekir. 6 ♦ Konuşulanları dinlemeyen ya da konuşanın fikirlerine önyargılı olan bir kimse, konuşanın gerçek düşüncelerini hiçbir zaman -tam olarak- bilemez! 7 ♦ Kimi, delile göre konuşur; kimi de, önce konuşur sonra konuştuğuna delil getirmeye çalışır. Olması gereken ilkidir. 8 ♦ Sad bin Bilal rahımehullâh şöyle demiştir: Kul günah işlerken dahi Allah ondan 4 nimetini esirgemez. Bunlar şunlardır: 1. Rızkını kesmez. 2. Sağlığını bozmaz. 3. Günahını açığa vurmaz. 4. Onu hemen cezalandırmaz. (Erdem Yolcusuna Uyarılar, İbn Hacer el-Askalani, İlke Yayıncılık, S: 47, 48) 9 ♦ Her davranışınız esnasında, Allah için mi yoksa nefsiniz için mi hareket ettiğinize dikkat edin! Nefsin aldatıcı talepleri karşısında, mü'minin takınacağı tavır; Allah ve Rasûlünün râzı olduğu yoldan başkasına rızâ göstermemektir. Sâlih Müslüman; içinden gelen nefsânî istek ve dürtüler karşısında, Allah'ın rızâsına uygun hareket etmeyi her şeyden daha sevimli görendir. Takvâ sahipleri, nefsin gayrimeşru arzularını ve aldatıcı isteklerini "zehir", Allah ve Rasûlünün râzı olduğu amelleri ise "bal" gibi görür ve sâlih amellerden aldığı hazzı hiçbir şeyden alamaz. Sâlih amel ile sâlih olmayan amel arasında çoğu zaman ancak basiret sahiplerinin fark edebileceği ince nüanslar vardır. Bir Müslümanın, Allah ve Rasûlünün emri olarak yaptığı bir amelin sâlih (iyi, güzel) amel olması için, kalbinin de sâlih olması gerekir. 10 ♦ Beş kişiyle arkadaşlık yapmaktan sakının! 1- Yalancıyla, 2- Arkadaşlık yaptığını küçük düşüren ahmak ve anlayışsız kişiyle, 3- Cimriyle, 4- Kendisine ihtiyacın olduğunda (ihtiyacını karşılamayıp) seni mahcup edecek mürüvvetsiz kimseyle, 5- Seni bir lokmaya satacak (dünya malına düşkün, menfaatçi) huyu bozuk kimseyle.
Bağlantı | kategori: NASİHATLER | tarih: 19/10/2015 | Yorum(0) | Yorum yaz
Derste Anlatılan Konular: 1) Allah'ın Kelâm sıfatı vardır ve ezelîdir. 2) Yüce Allah'ın, Hz. Mûsâ ile konuşması meselesinin izahı. 3) Yüce Allah'ın, Hz. Mûsâ ile konuşması meselesinde bazı fırkaların fâsid yorumlarının reddi. 4) Allah'ın konuşması kullarının konuşması gibi değildir. 5) Peygamberimizin, Bedir savaşından önce müşrik ordusuna doğru attığı bir avuç kuma işâret eden Enfâl Sûresinin 17. Âyetinin açıklaması. 6) A'râf Sûresinin 148. Âyeti çerçevesinde, buzağıya tapanlara yönelik beyan edilen ifadeler arasında o buzağının kendileriyle konuşmadığı ifade edildiğinde, buzağıya tapan o kimseler, Hz. Mûsâ'ya "senin Rabbin de konuşmuyor" diye itiraz etmemişlerdir. Bu da gösteriyor ki, Allah'ın Kelâm sıfatının olmadığına inanan Mu'tezile, bu konuda buzağıya tapanlar kadar bile sözden anlayacak bir kapasite sahip değildir. İşte Allah'ın Kelâm sıfatının var olduğunu ispat sadedinde mezkûr Âyetteki bu nükteye temas etmekteyiz. 7) "Kur'ân mahlûk değildir" cümlesi ile "Allah'ın Kelâmı olan Kur'ân mahlûk değildir" cümlesi arasında fark var mıdır? 8) "Kur'ân" kelimesi lügat ve ıstılâh bakımından ne anlama gelmektedir? Kur'ân meâline "Kur'ân" denilir mi? 9) Kur'ân'da 5 vakit namaza işâret ediliyor mu? 10) Kur'ân, kırâat ve namaz ilişkisi hakkında açıklamalar. 11) Sabah namazının "tanık (şâhid) olunan namaz" olmasının anlamı nedir? 12) Allah'ın Kelâm'ı olan Kur'ân, mushaflara, yazıldıkları yerlere, kalplere, dillere ve kulaklara hulûl edip oraları mekân tutmuş değildir. 13) Allah'ın "Tekvîn" sıfatı hakkında açıklamalar. 14) Fiilî sıfatlar; Allah'ın irâdesine bağlı (irâdî) sıfatlardır. Allah dilediği zaman yapar, dilediği zaman yapmaz. Allah'ın arşa istivâ etmesi gibi. Bazen bir sıfat hem zâtî hem de fiilî olabilir. Kelâm sıfatı gibi. Bu sıfat, aslı itibariyle zâtî bir sıfattır. Çünkü Allah ezelî ve ebedî olarak Kelâm sıfatına sahiptir. Kelâm sıfatı, yansımaları yönüyle de fiilî bir sıfattır. Çünkü Kelâm, Allah'ın irâdesine bağlıdır; dilediği zaman, dilediği şekilde konuşur.
Bağlantı | kategori: DERS VİDEOLARI | tarih: 15/10/2015 | Yorum(0) | Yorum yaz
ALLAH İÇİN İNFÂK EDEMEYENİN KENDİSİNE HAYRI OLMAZ Kİ, BAŞKALARINA FAYDASI DOKUNSUN! Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adı ile… Bizleri yoktan yaratan ve sayılamayacak kadar nimetler ihsân eden Yüce Rabbimize sonsuz hamd-ü senâlar ve şükürler olsun. Gönderdiği tüm peygamberlerine ve o peygamberlere iman edip hakka teslim olan -bidâyetten nihâyete- tüm İslâm ümmetlerine salât-ü selâm olsun. Allah, tüm mü’min kardeşlerimizden râzı olsun. Uzunca bir giriş yapmadan konumuza direkt girmek istiyoruz. Konumuz; “İnfâk Bilincini Kuşanmak” ya da “İnfâk Bilinci”dir. Konunun daha iyi anlaşılması için bazı örnekler ve kişisel söylemler üzerinden gidelim... "Durumum iyi olursa, şu ya da bu imkânlara kavuşursam, Allah yolunda infâk edeceğim ve sâlihlerden olacağım" diyenlerin bu sözü koca bir yalandır. Kendilerini ve başkalarını aldatmaktır! Ama şunu bilmelidir ki, insan kendisini de başkalarını da avutsa veya aldatsa Allah'ı asla aldatamaz! İslâm, "durumum iyi olursa infâk edeceğim" dini değildir. İslâm, yarım hurma ile de olsa cehennemden korunmak için infâk dinidir. Peygamberimiz: "Yarım hurma ile de olsa, cehennem ateşinden korunun. Bunu da bulamayan güzel bir sözle ateşten korunsun" (Buhârî, Edeb, 34) buyurmuştur. Ey elindekilerin farkına varmayanlar! Siz, elinizdeki bir çuval hurmayı az bulup on çuval olmasını beklerken, belki nice din kardeşleriniz bir tek hurmaya bile sahip olmayabilirler. Siz, borç ödemeyi, ondan sonra infâk etmeyi beklerken belki de infâk etmeye ömrünüz yetmeyecektir!
Bağlantı | kategori: NASİHATLER | tarih: 08/10/2015 | Yorum(0) | Yorum yaz
Allah’a hamd, O’nun Rasûlüne, Ehl-i Beytine, Ashâbına, Hz. Âdem ve Hz. Muhammed aleyhimesselâm arasında gelmiş geçmiş tüm peygamberlere salavâtullâhi ve selâmuhu aleyhim ecmeîn, onların ümmetlerine ve kıyâmete kadar gelecek olan Muhammed Ümmetine salât-ü selâm olsun… Sesli düşünce, Allah için tefekkür... İnsanın hası, insanları bizzat kendisi tanıyandır. Özellikle câhiliyye toplumlarında başkalarının lafıyla hareket eden; ağasının paşasının, babasının, amcasının, kendi hizbinin iyi dediğine iyi, kötü dediğine kötü diyen ya da iyi dedikleri zaman iyi, kötü dedikleri zaman kötü bilen bir kimse rüşd sahibi değildir. İlki nefsine mağlup olandır, ikincisi ise başkasının aklıyla hareket edendir. İnsanların kalitesinin tespitinde en önemli kilometre taşlarından birisi şudur: Bir kimseyle aranızda olumsuz bir diyalog geçtiğinde; şayet o kimse size tavır koyuyorsa, onunla birlikte o kimsenin yakınları da tavır koyuyorsa, aranızda tatsızlık geçmediği halde tavır koyan kimsenin nefsî zaafı, ilk tavır koyandan daha büyüktür. Bu kıssada böyle davranan kimselerle, -onlar bu nefsânî davranışlardan tevbe edip, vazgeçmedikleri sürece- dostluk ilişkisine girmemeniz gerektiğine dair ibretler vardır. İnsan bu dünyada imtihan olmaktadır. İnsanların kişilik zaafları ve nefsanî davranışları genelde ikili ilişkilerde ortaya çıkmaktadır. Şu bir gerçektir ki, Müslüman, herkesle meşru dairede güzel geçinir ama önüne gelen herkesle dost olmaz, samimiyet kurmaz. Dostluğun, mânevî bir bedeli vardır; menfaat ilişkileri, kişilik uyumları ve ortak hedeflerin olması dostluğun belirleyici kıstasları değildir. Bunlarda ya dünyevî bir çıkar ya da nefsânî bir zevk vardır. Gerçek dostluk; Allah yolunda hak üzerinde fedakârlık ve ferâgat yönünden önde olabilmektir. İki dost arasında mânevî güzelliklerin ihyası yönünden yarış vardır. İyilik yolunda sessiz kalmak, fedakârlık yapılacağında sesin titremesi, bir garibanın derdiyle dertlenileceğinde yüzün buruşması, söylenen hakikat aleyhine olunca sinirlenip, öfkelenmek, kibirlenip, tepkiselleşmek, arkadan da gıybet ve sû-i zan yapmak asla yoktur. Hakkın sesi en tatlı sestir. Her sesin, her nefesin ve her nefsin üzerinde hakkın sesi vardır. Hakkı yüceltmek, nefsi dizginlemek için olmalıdır. Hakk Teâlâ'nın rızasını gözetmek hakkın tarafında olmayı gerektir. Velev ki, nefsin aleyhine de olsa!.. Velev ki, sevdiklerimizin aleyhine de olsa!.. Rabbim, hepimize bu şuuru kazandırsın. İçten duamıza "Âmîn" diyoruz.
Bağlantı | kategori: NASİHATLER | tarih: 05/10/2015 | Yorum(0) | Yorum yaz

Son Konular • Günlük Dua ve Zikirler
• KASİDE-İ LAMİYYE (Şeyhu'l-İslam İbn-i Teymiyye) – Pdf İndir!
• Peygamberler Tarihi Test Bilgi Yarışması - PDF İndir!
• Muhtelif Konularda Kısa Kısa - 5
• "TEVESSÜL VE KABR-İ NEBİ'Yİ ZİYARET" ADLI KİTABIMIZ ÇIKMIŞTIR!
• MUHTELİF KONULARDA İLMÎ NAKİLLER
• NASİHATLER 13
• Dinin Aslında Cehalet Mazeret midir? (PDF Oku/İndir!)
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 4
• Allah Teâlâ, Neden Kur’ân’da Bazı Yerlerde “Biz” Zamiri ile Hitap Buyurmuştur?
• Vâv ve Yâ Harflerinden Önceki Harfi Meftûh Olan Emsile-i Hamse'ye Nûn-u Sakîle'nin Dâhil Olması:
• NASİHATLER 12
• İftiâl (افْتِعَال) Bâbı ile Alâkalı Sarf Kâideleri
• GENELDE YANLIŞ KULLANILAN KELİMELER VE DOĞRU YAZILIŞLARI:
• Kur'an'da Peygamberimize Nasıl Hitap Edilmiştir?
• Muzari' Fiilin Şimdiki ve Gelecek Zamana Salahiyeti:
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 3
• Şirke ve Sapıklığa Sürüklenen Bir Toplumda Suçlular Kimlerdir?
• 22- Ömer Nesefî Akaidi Tercüme ve Şerhi 6 (Ders Videosu)
• NASİHATLER 11
• Arapça'da 'zuu' ve 'sahib' edatlarının arasındaki fark nedir?
• EY RABBİMİZ!
• ASHAB-I KEHF HAKKINDA:
• NASİHAT BAHÇESİ
• KİTAPLARIMIZ HAKKINDA BİLGİLENDİRME:
• “Kadınlar Havuza Girebilir mi?” Sorusuna Verdiğimiz Kısa ve Özlü Cevap
• Kadın Sesiyle ve Çalgı Aletleriyle İcra Edilen Şarkı, Türkü, Ezgi ve İlahiler Hakkında Bir Soruya Verdiğimiz Cevap
• NASİHATLER 10
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 2
• NASİHATLER 9
• “Ticaret yapıyorum ama maddi ve manevi anlamda bir türlü rahata eremiyorum” mu diyorsunuz?
• 21- Hadis Dersleri -1 (Ders Videosu)
• SESLİ HADİS DERSLERİ - YAKINDA!
Son Yorumlar
İbrahim sarıtaş
Allahrazı olsun
Muhammet ****
Bizim din hocamız başınızı örtmek
Ali Özbek
Hocam Allah razı olsun mükemmel b
fatma
ellerinize yüreğinize sağlık cıdd
Mehmet
Bu site "13.45'de mi 13.45'te mi
iclal
elinize sağlık
misafir
Allah razı olsun .
mutluluk
Çok güzel olmuş ellerinize sağlık
hediye
Esselamün aleyküm Yusuf kardeşim.
Yusuf Semmak
SÜNNETTE BÖYLE BİR PAZARLIK ANLAY
mahmut konur
BİR AYET "Mümin kadınlara da bak
Erkan
Allah razı olsun
ismail
bayildim
Yusuf Semmak
NOT: Bir Hristiyanla tartışan bir
Yusuf Semmak
KİMLER SUÇLU? Bir toplumda ins
Yusuf Semmak
SAHÛR VAKTİNİN SON BULMASI VE SAB
ali
Güzel bir anlatım olmuş ALLAH(C.C
Yusuf Semmak
MUHÂCİRLERLE ENSÂR’IN KARDEŞLİĞİ:
Ece
Harika çok teşekkürler
meryemnazyazğan
Çok güzel anlatmışsınız, şimdi ço
Yusuf Semmak
DİLİN, BEYÂNIN, OKUMANIN, YAZMANI
Yusuf Semmak
Bir meâlde şöyle geçiyor: "Bunun
Yusuf Semmak
“Mütevâzı’, mutevazı” (م
Yusuf Semmak
Esmâül Hüsnâ: Yanlış – el-Esmâul
Yusuf Semmak
Müşkül: Yanlış – Müşkil (kapalı,
Yusuf Semmak
Nasılki: Yanlış – Nasıl ki: Doğru
Yusuf Semmak
“MESS”: Değme, dokunma, temas,
Sibel EKİNCİ
Muhterem Hocamız Feriduddin AYDIN
2017
çok detaya girmişsiniz ama tşr
Melek
Çok güzel
Nagihan
okudum süper çok beğendim
Mehmet ARAZ
Çok güzel olmuş,başarılarınızın d
Yusuf Semmak
KANDİL KUTLAMAK BİD'AT'TIR! Ka
© 2012 YUSUFSEMMAK.COM