Araştırmacı, Yazar

ANASAYFA
BİZE ULAŞIN
BİZİ TAKİP EDİN
AMACIMIZ
KUR'AN DİNLE
KİTAPLARIMIZ
“İmam Gazalî daha sonra, musikîyi haram kılan şeyin kendisi değil, sonradan ârız olan bazı sebepler olduğunu ifade eder, bunu da şöyle tasnif eder: ‘Şarkı söyleyen kadın olur, dinleyen de kadın sesinin şehvetini tahrik edeceğinden korkarsa dinlemek haramdır. Burada haram hükmü müzikten değil, kadının sesinden gelmektedir.’ ‘Şarkı ve türkünün güftesi bozuk, İslâm inancına ve ahlâkına aykırı ise, bunu müzikli veya müziksiz söylemek ve dinlemek haramdır.’" (İhyâ, İmam Gazâlî, II/279-281) Sayın Yusuf Semmak, Forum da dolaşırken bu konu dikkatimi çekti konuyu siz açmışsınız ve güzel bir dille anlatmışsınız. Benim burada size sormak istediğim İmam Gazâlî’nin fetvâsındaki ‘kadın sesinin şehvetini tahrik edeceğinden korkarsa' bölümünde, kadını görmediği halde dinleyen ve artı olarak görmediği kadının sesinden etkilenmeyen ve şehveti de tetiklenmeyen bir kimse müzik dinleyebilir mi ve üstelik içinde haram veya fahşa barındırmayan mubah bir konuya ait olsa da dinleyemez mi? Bir diğer sorum ise ‘Şarkı ve türkünün güftesi bozuk, İslâm inancına ve ahlâkına aykırı ise, bunu müzikli veya müziksiz söylemek ve dinlemek haramdır.’ Şarkı veya türkünün güftesi sağlam, İslâm ve ahlâkına uygun ve üstelik cihâdî özellikler taşıyorsa bunu müzikli dinlemek yine de câiz olmaz mı? Tabi burada her hal ve şartta müzik dinlemenin zaman öldürmekteki haramlığını kabul ederek kısa bir seyahat esnasında veya bunun gibi arada geçen zamanlarda câiz olmaz mı? Bu konuda cevap yazarsanız mutlu olurum…” demiştir.
Bağlantı | kategori: SİZİN SORDUKLARINIZ | tarih: 24/05/2016 | Yorum(0) | Yorum yaz
"Nasihatler" serimizin onuncusu olan “NASİHATLER 10” isimli çalışmamızda; bugünün Müslümanlarının ilim ehli yetiştirme hususundaki tavırları, taassup, rasûl ya da nebî her peygamberin Allah’tan vahiy aldığı meselesi, ticâret yapanların, mallarıyla cihâd konusunda titizlik göstermeleri hususu, ehliyetsizliklik, liyâkatsizlik, beceriksizlik, menfaatçilik mevzuları, Hz. Ömer’in fazileti ve mescidlerde yasak olan şeyler, insanlara, “şâhlar şâhı, sultanlar sultanı, melikler meliki, mülklerin mâliki, yaratıcı…” gibi isimlerin verilemeyeceği, “bana ne!” ve “sana ne!” tavrı hakkında, dernek ve vakıflara zekât verilip verilemeyeceği konusu, kadın, “Kur’ân’dan sorguya çekileceksek, bazı Hadîslerde geçen şu ya da bu meseleler Kur’ân’da yok” diyenlere icmâlî cevap, dünya bir ağaç gölgesidir; insan da bir yolcu!, kadınlar günü(!), selîm akıl vahye ittibâ eder, Peygamberimizin hizmetkârı olan Hz. Enes’in sözünü doğru anlamak, türbeleri dilek kutusuna çevirmeyin!, yanlışa yanlışla karşılık verilmez!, ilim ile amelin arasını açmak!, Cehennem: “Daha var mı?” diyecek, dost acı söyler, Ebû Hanîfe’yi eleştiren gençler türemiş, can sıkıntısından yapacak bir şey bulamayanlar, özgürlüğün bile bir sınırı vardır!, ilmî liyâkatsızlık, okur-yaşar olmak, Allah’tan başkasına kullukta cehâlet mazeret değildir, istiğfâr konusunda bir soruya cevap ve edep, ahlâk ve zühd konusunda tavsiye kitaplar, kandil geceleri ve bid’at-i hasene konusu ve duadan sonra “el-Fâtiha” demek, “elim temiz” diyerek yemekten önce ve sonra el yıkama Sünnetini büsbütün terk etmek, Kapitalizm’in amacı nedir?, ikili tartışmalarda, haklı kimsenin hikmetle müdafaa edilmesi, muhtemel fitneyi önleyen bir sâlih ameldir!, başlıkları olmak üzere 31 tane konuyu ele almaktayız. Rabbimiz, bu mütevazı çalışmamızı rızâsı için kılsın ve mizanımıza koysun. Hayırlara vesile olması dilek ve duası ile.
Bağlantı | kategori: NASİHATLER | tarih: 26/04/2016 | Yorum(0) | Yorum yaz
1 ♦ "Doğru Söyleyeni Dokuz Köyden Kovarlar" Diyerek, Doğruluğu ve Doğru İnsanları Sevmeyenlerin Köyünde Yalancılığı Benimseyerek Yaşayanların Gidecekleri Yer Cehennemdir! "Doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovarlar" diye, doğruluğu terk edip yalan söyleyenler bilsinler ki, yalancılık kötülüklere kötülükler de insanı cehenneme götürür. Dünyada yalancıların köyünden kovulma korkusuyla yalancıların safında yer alanların gideceği yer cehennemdir. Yüce Allah'ın melekleri onların canlarını alırken kendilerine: "Allah'ın arzı (yeryüzü) geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!" diyeceklerdir. Ve onların durakları cehennem olacaktır. (Okuyun: Nisâ: 97) Abdullah b. Mes'ûd radıyallâhu anh'dan rivâyete göre Nebî (ﷺ) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz doğruluk iyiliğe götürür, iyilik de cennete götürür. Kişi, doğru söyleye söyleye Allah katında "dosdoğru insan" (sıddîk) olarak yazılır. Hiç şüphesiz yalan da kötülüğe götürür, kötülük de cehenneme götürür. İnsan, yalan söyleye söyleye nihayet Allah katında "çok yalancı" (kezzâb) olarak yazılır." (Buhârî, Edeb, 69; Müslim, Birr, 103) 2 ♦ Bazı insanlar, başkalarına fırsat vermeyecek şekilde boş ve gereksiz konuşmaya gelince varlar. İnsanları arkalarından çekiştirmeye, gıybet etmeye gelince varlar. Ama kardeşleri için dua etmeye gelince yoklar! Kardeşlerinin iyilikleri, affedilmeleri ve mağfiret olunmaları için dua ettiklerinde herhalde dilleri aşınır! İnsanların yüzüne boş konuşurken, arkalarından gıybet ederken aşınmayan dilleri hayır dua ettiklerinde aşınır herhalde!.. 3 ♦ Dua ederken, kardeşlerinizi de duanıza katmayacak kadar cimri olmayın! Böyle yapanlar, arabasıyla seyir halindeyken, yolda karşılaştığı bir kardeşini arabasına almadan yoluna devam eden kimse gibidir! 4 ♦ Karşılaşıldığında "İşler Nasıl?" Nakaratına, Hakikatleri Kurban Etmeyin! Zira Rasûlullah (as) ya Hayır Söylememizi ya da Susmamızı Emir Buyurmuştur. Kişinin, Boş, Faydasız İşleri Terk Etmesinin de Müslümanlığının Güzelliğinden Olduğunu Haber Vermiştir. "Allah'ın dinine yardım" anlamında Allah yolunda çalışmaktan gâfil olan tüccâr ve esnâf kimseler, kendileriyle karşılaştığımızda "işler nasıl?" dememizi bekliyorlar. Oysa insanın "işler neden böyle?" diyesi geliyor. Öyle ya, Allah yolunda hiçbir çabası ve çalışması olmayan bir tâcirin ya da esnâfın, ekonomik anlamdaki diğer işleri "asıl olanın ya da evlâ olanın yanında" teferruat mesabesinden öte bir anlam ifade etmez. O teferruat da insanı, isrâfa ve isyâna sevk ediyorsa, teferruatta da bir hayır yoktur! 5 ♦ Bir Kimse Hidâyete Erdiğinde Hangi Dua Okunur? الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِى أنْقَذَهُ مِنَ النَّارِ “Onu cehennem ateşinden kurtaran Allah’a hamd olsun!” (Bkz: Buhârî, Cenâiz, 80; Merdâ, 11) Bu duâ, hidâyet bulan kimseye hitâben: الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِى أنْقَذَكَ مِنَ النَّارِ “Seni cehennem ateşinden kurtaran Allah’a hamd olsun” şeklinde de söylenebilir. Rabbimiz, bu duâyı çokça okumayı nasip etsin.
Bağlantı | kategori: NASİHATLER | tarih: 20/04/2016 | Yorum(0) | Yorum yaz
"Nasihatler" serimizin dokuzuncusu olan “NASİHATLER 9” isimli çalışmamızda; okunmasını tavsiye ettiğimiz 10 kitap, Kur’ân ve Sünneti anlama yolunda ilk adım, meyvesiz ağaçlar, bâtıl düşüncelere hak elbisesi giydirmeyiniz, abdest ne zaman farz kılındı?, sormak ile sorgulamak farklı şeylerdir, farîza ve faraziye, takvâya uygun olan amel, İbn-i Teymiyye’nin önünü açmamak gerekir” diyen bir ilim adamı(!) hakkında, âşûrâ günü oruç tutmak Sünnettir, Allah’ı zâlimlerin yaptıklarından habersiz sanma!, Yaratıcıya ibâdet et!, başlıksız!, bu, onun söylediği boş bir sözdür!, Katru'n Nedâ alt(!) seviye bir kitaptır, Hz. Ebû Bekir es-Sıddîk'ın soy (neseb) bilgisi, ey nefsim, toprak kardeşin olan insanlara karşı merhametli ve anlayışlı olmayı öğren!, tüccâr arkadaş, biraz bakar mısın?, sol el ile yiyip içmek!, "elem duymazsan (acı çekmezsen) asla ilim öğrenemezsin!", bahaneler olmasaydı, başkalarını eleştirmek yerine kendimize dönebilsek!, paganistlere cenaze namazı kılmak!, “En âlim kişi Rasûlün Sünnetini en iyi bilendir. En müttakî kişi ise, onun Sünnetine bi-hakkın/hakkıyla ittibâ edendir. Nebî aleyhisselâm’ın Sünnetine sırt dönen kimse, ne âlimdir ne de takvâ sahibidir!”, “ilim tâlibleri” ve “velî” bahislerine dair birkaç söz, ne müslimler varmış; mâşâallah diyoruz, başlıkları olmak üzere 26 tane konuyu ele almaktayız. Rabbim, bu mütevazı açıklamalarımızı, insanların okuyup, amel etmelerine, tefekkür edip âhiret azığına dönüştürmelerine, hidâyetlere ve imanların artmasına vesile kılsın. Sebep olduğu hayırlardan müsebbibini/müellifini de müstefîd eylesin. Âmîn.
Bağlantı | kategori: NASİHATLER | tarih: 07/02/2016 | Yorum(0) | Yorum yaz
Bu durumda, bir şeylerin eksik olduğu anlaşılıyor… O halde, ne yapmalıyız? Ya da acaba neleri ihmâl ediyoruz? Ticârette dikkat edilmesi gereken hususları başlıca şu şekilde sıralayabiliriz:
Bağlantı | kategori: FIKIH | tarih: 09/12/2015 | Yorum(2) | Yorum yaz
İmam Nevevî'nin Sahîh-i Müslim üzerine yaptığı nefis şerhi "El-Minhâc fî Şerhi Sahîh-i Müslim" adlı eserinin Arapça metnini esas aldığımız bu Hadîs dersimizde; metin okuma, okunan metni tercüme etme ve doğru anlama ve o metinde geçen gerek âlet ilimlerine, gerek usûl ilimlerine ve gerekse de fer'î ilimlere taalluk eden mevzulara -zaman zaman- yer vermek sûretiyle, başta ilim talebeleri olmak üzere, Arapça'ya ilgisi olanlara, Hadîsleri doğru anlamak isteyenlere yardımcı olmak istedik. İnşâAllah, -ilmin gerektirdiği usûl ve âdâbın gözetilerek anlatıldığı- bu tür derslerin faydaları ve bereketleri çoktur. Rabbim, konuşanı ve dinleyenleri müstefîd eylesin. Her konuda, ilmin gerektirdiği davranış biçimi ortaya konulmadığı sürece; zan ve kuruntular, hevâ ve hevesler, şahsî ve kişisel yaklaşımlar, yanlış, boş, bâtıl, bozuk, fâsid, çelişkili, tutarsız yorum ve bakış açıları "ilim" zannedilecektir! Oysa, Hadîsler üzerinde kuru kuruya, soyut, şahsî duygu ve düşüncelerle yapılan yorumlar asla "ilim" değildir! Bir insana bir konuda soru sorulsa; o kimse de araştırma yapmadan ve o konuda tam bir itminana ulaşmadan cevap verse, verdiği cevap isabetli bile olsa, o kimsenin davranışı yanlıştır! Hadîslerde de geçtiği gibi, iyice araştırmadan rey ile fetvâ vermek müctehidler için bile câiz değilken, avâm nasıl olur da hakkında tam bilgi sahibi olmadığı her konuda konuşabilir ve kendisine yöneltilen her soruya cevap verme cür'etini gösterebilir? Maalesef ki, câhil cesur olmaktadır. Müctehidlere sorulduğunda, onları terletecek nitelikte olan nice sorulara, günümüzde bir çırpıda cevap verilebilmektedir. Bundan Allah'a sığınırız!
Bağlantı | kategori: DERS VİDEOLARI | tarih: 02/12/2015 | Yorum(2) | Yorum yaz
Sahîh-i Müslim Hadîslerini esas aldığımız ve Hadîslerin şerhlerinde ise İmam Nevevî'nin "el-Minhâc fî Şerhi Sahîh-i Müslim" isimli eserinin metnini takip ettiğimiz sesli derslere başlıyoruz. Bu derste -baştan sona değil de- seçtiğimiz bazı bâb'lar işlenmektedir. Dersin işlenmesinde Arapça metinler esas alınmaktadır. Metodumuz şudur: Hadîslerin ve şerh bölümünün okunması, Hadîslerde geçen bazı teknik terimler hakkında bilgiler verilmesi, Hadîs Usûlüne dair önemli hatırlatmalarda bulunulması, Hadîslerin tercümesi ve Şerh metninin hem okunması hem de ibârelerin tercüme edilmesi ve ihtiyaç oldukça, Hadîs'in daha iyi anlaşılması için gerek Nahiv ve gerekse diğer yönlerden yapılan açıklamalar vb. muhteveyâta yer vermekten ibârettir. Amacımız: Peygamberimizin Hadîslerini doğru anlamak/anlatmak ve Allah'ın dininin doğru anlaşılmasına vesile olmak, Hadîsler konusunda bilmeden, anlamadan -câhilî bir cür'et/cesâret ve hatta hıyânetle- Allah Rasûlünün Hadîslerine saldırılmasının ve onun Sünnetinin teşrî'deki kaynaklığının inkâr edilmesinin önüne geçmek, Hadîs Usûlü bilmeden, o Hadîslerin sahîh te'vîllerini okumadan/okuyamadan, sormadan, araştırmadan sırf şahsî ve nefsî yaklaşımlarla Hadîslerle Âyetler arasında -ilimsizce- zıtlıklar bulma hevesinde olanların tutarsızlıklarını ortaya koymaktır. Ve bilcümle; bir insan hakkında ya da bir mesele hususunda bilmeden konuşmak nasıl büyük bir suç ise; bu suç, Allah ve Rasûlüne karşı işleniyorsa, bu durumda işlenen cürmün ne kadar büyük bir günah ve ne kadar büyük bir iftirâ olacağı herkesin ma'lûmu olsa gerektir. Gerek İmam Buhârî ve gerekse İmam Müslim rahımehumAllah'ın Hadîs kitaplarında yer alan bir tane Hadîs'in bile şerhini doğru okuyamayan nice insanlar maalesef ki, bütün Hadîs külliyatının ve Hadîs âlimlerinin yazdıkları kaynak eserlerin aleyhinde -merdûd'dur- bir çırpıda fetvâsını(!) verebiliyorlar! İşte bu sözlerin söylenmesinin bu kadar kolay olmadığına ya da olmaması gerektiğine, aslında Peygamberimizin Hadîslerinin aleyhinde atıp tutanların -kendi aleyhlerine olmak üzere- amel defterlerine büyük iftirâlar yazılmasının müsebbibi olduklarına dikkat çekmek ve ilimsizce, mücerred bir rey ile gerçekleştirilen bu davranış biçiminden sakındırma amacınını gütmekteyiz. İçerisinde ma'rûf'u emretme ve münker'den sakındırma olmayan bir konuşmada hayır olmadığı şuuruyla, yanlışa yanlış demenin ötesinde, neden yanlışlığının da Naklî ve aklî delillerle ortaya konulması ve böylece yanlış yapan bir insanın hem kalbine, hem rûhuna, hem aklına, hem vicdanına ve hem de fikriyyâtına hitâp edilmesi -uyarıcı kimse samimi olduğu müddetçe- Allah dilerse fayda verir. Allah'ın kullarına düşen; ma'rûf'u işlemek, ma'rûf'la emretmek ve münker'den sakınmak/sakındırmaktır. Allah; kimseyi, yanlış yaptığında onu uyaracak, nasihat edip ma'rûf'u öğretecek kimselerden mahrûm yalnız, kimsesiz ve biçâre duruma düşürmesin. İnsandan beklenen odur ki, sözü dinler ve en güzeline uyar. Dinlemesini bilmeyenin, öğrenmesi de, yanlışlarını görmesi de ve o yanlışlarından kurtulması da mümkün değildir. İyi bir Müslüman olmak; Peygamberimizi iyi tanımaktan ve onun Sünnetine en güzel bir biçimde tâbi olmaktan geçer. Ashâb-ı Kirâm bu i'tikâd ve şuurda olduğu içindir ki, Tevbe Sûresinin 100. Âyetinde Rabbimiz, Muhâcirlerin ve Ensâr'ın ilk öncü şahsiyetlerini söz konusu ederek, onlara ihsân ile/güzellikle uyanlardan râzı olduğunu açıkça bildirmiştir. Dikkat edelim! Onlara güzelce uyanlardan Allah râzı olmuştur. Burada Âyetin üslubundaki nükteye de dikkat edelim. Bunun anlamı; Rabbimiz, kendilerinden zaten râzı olmuştur demektir. Öyle ya, Allah, onlara en güzel biçimde ittibâ edenlerden râzı olduğuna göre, ittibâ edilenlerden önceden râzıdır. Sözün burasında belki şu soru bazılarının meseleyi anlamasının anahtarı olabilir: "Bu Âyet, söz konusu edilen Ashâb-ı Kirâm'a uymayı emretmiyor mu?" Elbette, emrediyor! Bu çok açık! Çünkü Âyetin delâletinde bir kapalılık bulunmamaktadır. Bazı Hadîs inkârcıları, "Selef-i Sâlihîn'e uymak zorunda değiliz" derler. Bunu bana karşı da söyleyen kimseler olmuştu. "Peygambere, Kur'ân dışında vahiy gelmedi; Hadîslerin dinde bağlayıcılığı yoktur" diyen kimselerin, Selef-i Sâlihîn'e ittibâ etmelerini beklemek zaten hayalcilik olurdu! Ama diyeceksiniz ki: "Kur'ân, Ashâb'ın öncülerine uymayı emretmiyor mu?" Evet, emrediyor ama bu soruya soruyla yanıt vermek daha kestirme yoldur. Sanki Kur'ân, Peygambere ittibâ etmeyi ve onu örnek almayı emretmiyor mu? Emretmesine emrediyor da, "Kur'ân, Kur'ân" diyenler ya bunları görmüyorlar ya da anlamıyorlar. Allah, onlara hidâyet versin; "Kur'ân, Sünnet" demeyi nasip etsin. Peki, Rabbimizin, kendilerine uymamızı emrettiği o mübarek Müslümanlar, iman ve İslâm'da bu mertebeyi nasıl kazandılar dersiniz? Güzelce ya da en güzel şekilde yahut da bütün benlikleriyle Rasûlullah'ı hayatlarında örnek alarak değil mi? Başka ne olabilir ki? O gün, o insanları rızâ makamına yükselten amelin -ne yazık ki- bugün bizi bağlamadığını vehmeden insanlar türemiştir! Yazık!.. Rabbim, hepimize gerçeği göstersin ve hak dini olan İslâm üzere sebât versin. Âmîn.
Bağlantı | kategori: HADİS | tarih: 18/11/2015 | Yorum(0) | Yorum yaz
TOPLAM DERS: 21 ... Muhtelif derslerden oluşan "sesli dersler" arşivimizdir. Yeni kayıtlarımızı da bu linkte görebilirsiniz; vakti gelince buraya eklenmektedir. Ma'lûmdur ki, malın zekâtı yüzde iki buçuktur ama ilmin zekâtı yüzde yüzdür. İlmi; makam, mevki, şan, şöhret, itibar, kariyer, dünyalık gibi süflî ve nefsânî arzular için öğrenmek ve öğretmek asla câiz değildir. İnsanın hayatı, ibâdetleri ve ölümü Allah için olduğu gibi; tahsîl ettiği ilim de Allah için olmalıdır. Bu nedenle, tüm çalışmalarımız Allah rızâsı içindir ve Allah yoluna vakfedilmiştir. Çalışma, gayret ve azmimiz, ihlâs ve takvâmız, sâlih amellerimiz ve paylaşımlarımızdan istifade edilmiş/ediliyor olması bizim kârımızdır. Rabbimiz, Bakara Sûresinin 159. Âyetinde: "Gerçekten, indirdiğimiz apaçık delilleri ve hidâyeti, Biz Kitâp’ta insanlara açıkça bildirdikten sonra gizleyenler var ya; işte onlara hem Allah lânet eder hem de bütün lânet ediciler lânet eder" buyurmaktadır. Yahûdî âlimlerinin ve bilginlerinin en büyük suçu, Kitâp'taki gerçekleri sadece kendilerine has kılmalarıdır. Onların, Kitâbın öğretilerini başkalarına öğretip teblîğ etmemeleri bir yana, onları kendi halklarına dahi öğretmemişlerdir. Bunun sonucunda da, halkları câhil kalmış ve kötü işler yapmaya başlamışlar; ama onları düzeltmek için hiçbir çaba göstermemişlerdir. Tam aksine, dünyevî kazançlar elde etmek uğruna dine aykırı her şeyi meşru ilan etmişlerdir. Toplumun ve idarecilerin beğenisini kazanmak maksadıyla nefsânî fetvalar vermekten geri kalmamışlardır. İşte bu Âyette Müslümanlara bu durum hatırlatılarak, kendilerine açıkça bildirilen dînî esasları ve sahip oldukları hidâyeti teblîğ edip yaymaları ve Yahûdî din adamları ve bilginleri gibi olmamaları gerektiği bildirilmektedir. Rabbimiz, dünya menfaatleri uğruna İslâm'ın hakikatlerini gizleyenlerin âkıbetlerinden sakınmamızı nasip buyursun ve âhirette ebedî kazananlardan olmayı hepimize lütfetsin. Âmîn, yâ Rabbe'l-Âlemîn.
Bağlantı | kategori: DERS VİDEOLARI | tarih: 17/11/2015 | Yorum(0) | Yorum yaz
Zamir: İsmin yerini tutan, mütekellim, muhâtab ya da ğâibe delâlet eden kelimelere zamir denir. أنَا، أنْتَ، هُوَ، هُمَا، أنْتُنَّ، إيَّاكَ، إيَّاكُمْ، كَ، كُمَا gibi. Cümlede, isim zikredildikten sonra her seferinde tekrarlanması yerine zamir kullanılması daha uygun ve daha edebî bir üslup şeklidir. Örnek: “Zeyd’i gördüm ve Zeyd’e selâm verdim” cümlesini Arapça’ya çevirelim: رَأيْتُ زَيْدًا وَسَلَّمْتُ عَلَى زَيدٍ Görüleceği gibi, iki cümlede de “Zeyd” ismi tekrar edilmektedir. İkinci cümledeki “Zeyd” kelimesi yerine –tekrar etmektense- zamir kullanmak daha uygundur. رَأيْتُ زَيْدًا وَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ şeklinde… Istılâh’ta zamir, mütekellim, muhâtab veya ğâibi göstermek için vaz’ olunmuş câmid bir isimdir. Zamiri, bir cümle içinde zâhir ismin yerinde kullanalım. هُوَ عَالِمٌ cümlesinde cümlenin ilk öğesi olan هُوَ mübtedadır ve mahallen (yeri itibariyle) merfû’dur. عَالِمٌ ise haberidir.
Bağlantı | kategori: ARAPÇA | tarih: 16/11/2015 | Yorum(0) | Yorum yaz
Allah’a hamd, Rasûlüne salât ve selâm ederek başlıyoruz. Rabbimiz, hepimize hakkı hak bilip hakka ittibâ etmemizi, bâtılı bâtıl bilip bâtıldan da ictinâb etmemizi nasip ve müyesser eylesin. Âmîn. “Müslüman Kadınların Saçlarını Örtmeleri Farz mıdır?” başlıklı yazımızı okuyan bir kardeşimiz aşağıdaki soruyu yöneltmiştir. Aslında ilk bakışta basit bir soru gibi gözükmesine rağmen iyice düşünüldüğünde önemli bir soru olduğu anlaşılacaktır. Şahsen ben de soruyu ilk gördüğümde “câizdir” diye içimden geçirmekle yetinmiştim. Ama daha sonra bu kadarının yeterli olmayacağını düşündüm. Zira bu konunun direkt cevaplandırılması için “câizdir” ya da “câiz değildir” şeklinde doyurucu olmayan bir cevap şekli yetersizdir. Çünkü meselenin farklı yönleri de bulunmaktadır. Bundan dolayı da konuyu özetler mahiyette ana hatlarıyla cevaplandırmanın faydalı olacağını düşünüyorum. Önce soruyu görelim sonra cevaba geçelim: “Selamün aleyküm. Benim sorum; saçı omuzlarından aşağıda olan bir insan, ensesinde toplayamıyorsa kestirmesi câiz midir? Çevremde, ‘âhirette kadınların saçlarının göğüs hizası altında olması gerekiyor’ diyenler var. Bunun doğruluğu var mıdır? Selâmetle, Allah'a emânet kalın…” Ve aleyküm selâm. Saçı omuzlarından aşağıda olan bir kadının saçlarının uçlarından kestirmesi yani saçını kısaltması câizdir. Toplumda, kadınların saçlarının göğüslerinin hizasının altında olması gerektiği söylentisi -maalesef ki- geçmişten bu yana mevcuttur. Bunlar “kocakarı türetmesi” denen sözlerden sayılır. Bu sava göre, kadının saçları göğüslerinin altında olması gerekiyormuş ki, kadın öldüğünde göğüslerinin, saçlarıyla kapatılması gerekmekteymiş. Ya da kadın mahşer yerinde insanlar toplandıklarında göğüslerini saçlarıyla kapatacaklarmış. Bütün insanlar mahşerde analarından doğduğu gibi haşredilecek ya. Bu gerçeğin üzerine mesnetsiz fikirler eklemek de uydurucuların işi olmaktadır.
Bağlantı | kategori: SİZİN SORDUKLARINIZ | tarih: 05/11/2015 | Yorum(0) | Yorum yaz

Son Konular • NASİHATLER 13
• Dinin Aslında Cehalet Mazeret midir? (PDF Oku/İndir!)
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 4
• Allah Teâlâ, Neden Kur’ân’da Bazı Yerlerde “Biz” Zamiri ile Hitap Buyurmuştur?
• Vâv ve Yâ Harflerinden Önceki Harfi Meftûh Olan Emsile-i Hamse'ye Nûn-u Sakîle'nin Dâhil Olması:
• NASİHATLER 12
• İftiâl (افْتِعَال) Bâbı ile Alâkalı Sarf Kâideleri
• GENELDE YANLIŞ KULLANILAN KELİMELER VE DOĞRU YAZILIŞLARI:
• Kur'an'da Peygamberimize Nasıl Hitap Edilmiştir?
• Muzari' Fiilin Şimdiki ve Gelecek Zamana Salahiyeti:
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 3
• Şirke ve Sapıklığa Sürüklenen Bir Toplumda Suçlular Kimlerdir?
• 22- Ömer Nesefî Akaidi Tercüme ve Şerhi 6 (Ders Videosu)
• NASİHATLER 11
• Arapça'da 'zuu' ve 'sahib' edatlarının arasındaki fark nedir?
• EY RABBİMİZ!
• ASHAB-I KEHF HAKKINDA:
• NASİHAT BAHÇESİ
• KİTAPLARIMIZ HAKKINDA BİLGİLENDİRME:
• “Kadınlar Havuza Girebilir mi?” Sorusuna Verdiğimiz Kısa ve Özlü Cevap
• Kadın Sesiyle ve Çalgı Aletleriyle İcra Edilen Şarkı, Türkü, Ezgi ve İlahiler Hakkında Bir Soruya Verdiğimiz Cevap
• NASİHATLER 10
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 2
• NASİHATLER 9
• “Ticaret yapıyorum ama maddi ve manevi anlamda bir türlü rahata eremiyorum” mu diyorsunuz?
• 21- Hadis Dersleri -1 (Ders Videosu)
• SESLİ HADİS DERSLERİ - YAKINDA!
• Sesli Ders Videoları Arşivi (Yusuf Semmak)
• ARAPÇA DERSLERİ (ZAMİRLER) -5-
• Kadınların Saçlarını Kısaltmaları Câiz midir?
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 1
• Ömer Nesefî Akâidi Tercüme ve Şerhi 5 (Ders Videosu)
• İNFÂK BİLİNCİNİ KUŞANMAK!
Son Yorumlar
Yusuf Semmak
SÜNNETTE BÖYLE BİR PAZARLIK ANLAY
mahmut konur
BİR AYET "Mümin kadınlara da bak
Erkan
Allah razı olsun
ismail
bayildim
Yusuf Semmak
NOT: Bir Hristiyanla tartışan bir
Yusuf Semmak
KİMLER SUÇLU? Bir toplumda ins
Yusuf Semmak
SAHÛR VAKTİNİN SON BULMASI VE SAB
ali
Güzel bir anlatım olmuş ALLAH(C.C
Yusuf Semmak
MUHÂCİRLERLE ENSÂR’IN KARDEŞLİĞİ:
Ece
Harika çok teşekkürler
meryemnazyazğan
Çok güzel anlatmışsınız, şimdi ço
Yusuf Semmak
DİLİN, BEYÂNIN, OKUMANIN, YAZMANI
Yusuf Semmak
Bir meâlde şöyle geçiyor: "Bunun
Yusuf Semmak
“Mütevâzı’, mutevazı” (م
Yusuf Semmak
Esmâül Hüsnâ: Yanlış – el-Esmâul
Yusuf Semmak
Müşkül: Yanlış – Müşkil (kapalı,
Yusuf Semmak
Nasılki: Yanlış – Nasıl ki: Doğru
Yusuf Semmak
“MESS”: Değme, dokunma, temas,
Sibel EKİNCİ
Muhterem Hocamız Feriduddin AYDIN
2017
çok detaya girmişsiniz ama tşr
Melek
Çok güzel
Nagihan
okudum süper çok beğendim
Mehmet ARAZ
Çok güzel olmuş,başarılarınızın d
Yusuf Semmak
KANDİL KUTLAMAK BİD'AT'TIR! Ka
Yusuf Semmak
Nesefî Akâidi derslerimizi 6'ya k
Elif
Bu akaid derslerinizden bölüm6 ya
Beyza
Harika
büşra
Çok iyi olmuş
Yusuf Semmak
MODERNİZM, KADINLARIN BAŞÖRTÜLERİ
zeyra
İsime yaradi saol
Şüheda
Helal be sırf kapanmak nefislerin
Ümit
Amin Er-Rahman Er-Rahim Allah
Vedat
Soruyu soran ben değilim ama aydı
© 2012 YUSUFSEMMAK.COM