Araştırmacı, Yazar

ANASAYFA
BİZE ULAŞIN
BİZİ TAKİP EDİN
AMACIMIZ
KUR'AN DİNLE
KİTAPLARIMIZ
NOT DEFTERİ
Orijinal kavramlarımızı terk etmemeliyiz. Genel olarak, ifade ve anlatımda kendi öz kavramlarımıza dönmeliyiz. Yeni kelimeleri gerektikçe kullanmalıyız ya da bazı yerlerde parantez içerisinde vermeliyiz. Ama ne tuhaftır ki, dilimize sonradan giren kelimeler asıl metinde geçerken, asırlardır kullanılan Eski Türkçe, Arapça ve Farsça karşılıkları parantez içerisinde verilmektedir. İşte ne zaman bu dediğimiz tersine dönerse daha doğrusu aslî şekline avdet ederse, dil konusunda belirli bir merhale kat edildiğinden söz edilebilir. Maalesef ki, son yıllarda hızlanan teknolojiyle beraber, yazılı ve sesli iletişim şeklimiz de, zamandan kazanmak ya da kelimelerin aslını araştır(a)mamak gibi nedenlerle dejenere olmaktadır. Günümüzdeki toplumsal yapı içerisinde okuma alışkanlığı yitirilmiştir. Bu nedenle de çocuklar ve gençler, ana dillerini olumsuz toplumsal etkileşim sebebiyle yüzeysel olarak öğrenmektedirler ve dillerinin gramatik yapısından habersiz bulunmaktadırlar. Oysa gramer kuralları öğrenilmeyen bir dilin bilindiği iddia edilemez. Günlük hayatta, hayatı idâme ettirecek kadar kelimeyle konuşuyor olmak, o dilin bilindiğini göstermez. Zira “anlaşma” sadece kelimelerle olmaz; işâret ve vücut diliyle de anlaşma imkânı bulunmaktadır. Oysa “dil bilmek” çok daha farklı bir mefhumdur. Dilin bütünlüğüne hâkim olmadan birkaç yüz kelime ile birbirinin tekrarı sayılabilecek bazı cümleleri kuruyor olmak, sağlıklı iletişim için kifayet etmez. Hele de Türkçe dilinin dînî, tarihî, kültürel, toplumsal, siyasi ve psikolojik alt yapı zenginliklerine muttali olmamak, Türkçe’nin değil, bu dili bilmeyenlerin noksanlığıdır. Özellikle Türkçe’nin içerisinde bulunan Arapça, Farsça ağırlıklı tarihî kökleri olan kelimeleri öğrenmek zaruridir. Türk-İslâm medeniyetlerinin birbirleriyle etkileşimlerinin meyveleri olan kelimelere, deyimlere ve vecizelere sahip çıkmamak ve onları dışlamak dile ve kültüre karşı ciddi bir taassuptur. Bu davranış asla makul kabul edilemez. Dilin aslına sahip çıkarak yani zenginliğini budamadan, bugün itibariyle Batı orijinli kelime ve kalıplar da alınabilir. Bunda bir sakınca yoktur. Yeter ki gelenin hatırına “var olan” dışlanmasın. Her Müslüman'ın, ana dili dışında Kur’ân dili olan Arapça’nın yanı sıra mutlaka yaygın olan bir dünya dilini daha öğrenmesi gerekir. Bir üniversitenin yaptığı araştırmaya göre, herhangi bir Türk insanının günlük konuştuğu ortalama kelime sayısı, 400 kelimeyi geçmemektedir. Bazı yörelerde bu ortalama oldukça düşüktür. Oysa İngiltere’de bu ortalama iki bin kelimeyi bulmaktadır. Bir insan, kendi ana diline bu kadar fakirse, artık onu başka bir fakirlik yıkamaz sanırız. Buna bir "dur" demek; özellikle yeni neslin görevidir. Yoksa bir nesil sonrakiler, öncekileri anlayamaz halde olacaklardır. Dil; geçmişten günümüze ve günümüzden geleceğe köprü rolü üstlenmektedir. Aynı asırda bile kuşaklar arası çatışma ve anlaşmazlıklarda dilin önemi inkâr edilemez! Bu nedenle dile karşı gösterilmesi gereken hassasiyet adına, Türkçe’nin bazı kâidelerini hatırlatmak istedik. Biz, pratik bilgilerle okuyucuya yardımcı olmak amacıyla teferruatlara girmedik. Çünkü bazen ihtiyaçtan fazla bilgi, öğrenme ve okuma iştiyâkını azaltmaktadır. Bu bakımdan, çalışmamızın daha detaylı çalışma yapmak isteyenlere de vesile olmasını temenni ederiz.

TÜRKÇE DİLBİLGİSİ VE YAZIM KURALLARI:

TÜRKÇE’Yİ DÜZGÜN KULLANMAYA DİKKAT EDELİM!

Orijinal kavramlarımızı terk etmemeliyiz. Genel olarak, ifade ve anlatımda kendi öz kavramlarımıza dönmeliyiz. Yeni kelimeleri gerektikçe kullanmalıyız ya da bazı yerlerde parantez içerisinde vermeliyiz. Ama ne tuhaftır ki, dilimize sonradan giren kelimeler asıl metinde geçerken, asırlardır kullanılan Eski Türkçe, Arapça ve Farsça karşılıkları parantez içerisinde verilmektedir. İşte ne zaman bu dediğimiz tersine dönerse daha doğrusu aslî şekline avdet ederse, dil konusunda belirli bir merhale kat edildiğinden söz edilebilir.

Maalesef ki, son yıllarda hızlanan teknolojiyle beraber, yazılı ve sesli iletişim şeklimiz de, zamandan kazanmak ya da kelimelerin aslını araştır(a)mamak gibi nedenlerle dejenere olmaktadır. Günümüzdeki toplumsal yapı içerisinde okuma alışkanlığı yitirilmiştir. Bu nedenle de çocuklar ve gençler, ana dillerini olumsuz toplumsal etkileşim sebebiyle yüzeysel olarak öğrenmektedirler ve dillerinin gramatik yapısından habersiz bulunmaktadırlar. Oysa gramer kuralları öğrenilmeyen bir dilin bilindiği iddia edilemez.

Günlük hayatta, hayatı idâme ettirecek kadar kelimeyle konuşuyor olmak, o dilin bilindiğini göstermez. Zira “anlaşma” sadece kelimelerle olmaz; işâret ve vücut diliyle de anlaşma imkânı bulunmaktadır. Oysa “dil bilmek” çok daha farklı bir mefhumdur. Dilin bütünlüğüne hâkim olmadan birkaç yüz kelime ile birbirinin tekrarı sayılabilecek bazı cümleleri kuruyor olmak, sağlıklı iletişim için kifayet etmez. Hele de Türkçe dilinin dînî, tarihî, kültürel, toplumsal, siyasi ve psikolojik alt yapı zenginliklerine muttali olmamak, Türkçe’nin değil, bu dili bilmeyenlerin noksanlığıdır.

Özellikle Türkçe’nin içerisinde bulunan Arapça, Farsça ağırlıklı tarihî kökleri olan kelimeleri öğrenmek zaruridir. Türk-İslâm medeniyetlerinin birbirleriyle etkileşimlerinin meyveleri olan kelimelere, deyimlere ve vecizelere sahip çıkmamak ve onları dışlamak dile ve kültüre karşı ciddi bir taassuptur. Bu davranış asla makul kabul edilemez.

Dilin aslına sahip çıkarak yani zenginliğini budamadan, bugün itibariyle Batı orijinli kelime ve kalıplar da alınabilir. Bunda bir sakınca yoktur. Yeter ki gelenin hatırına “var olan” dışlanmasın. Her Müslüman’ın, ana dili dışında Kur’ân dili olan Arapça’nın yanı sıra  mutlaka yaygın olan bir dünya dilini daha öğrenmesi gerekir.     

Bir üniversitenin yaptığı araştırmaya göre, herhangi bir Türk insanının günlük konuştuğu ortalama kelime sayısı, 400 kelimeyi geçmemektedir. Gündelik hayatta konuşulan bu kelimelerin içerisinde birçok imlâ yanlışı olduğu gerçeği bir yana, bazı yörelerde bu ortalama oldukça düşüktür. Oysa İngiltere’de bu ortalama iki bin kelimeyi bulmaktadır. Bir insan, kendi ana diline bu kadar fakirse, artık onu başka bir fakirlik yıkamaz sanırız. Buna bir "dur" demek; özellikle yeni neslin görevidir. Yoksa bir nesil sonrakiler, öncekileri anlayamaz halde olacaklardır. Dil; geçmişten günümüze ve günümüzden geleceğe köprü rolü üstlenmektedir. Aynı asırda bile kuşaklar arası çatışma ve anlaşmazlıklarda dilin önemi inkâr edilemez!

Bu nedenle dile karşı gösterilmesi gereken hassasiyet adına, Türkçe’nin bazı kaidelerini hatırlatmak istedik. Biz, pratik bilgilerle okuyucuya yardımcı olmak amacıyla teferruatlara girmedik. Çünkü bazen ihtiyaçtan fazla bilgi, öğrenme ve okuma iştikakını azaltmaktadır. Bu bakımdan, çalışmamızın daha detaylı çalışma yapmak isteyenlere de vesile olmasını temenni ederiz.

Türkçe’de Bilinmesi Gereken Önemli Kurallar:

1)   Cümle büyük harfle başlar, nokta ile biter.

2) Özel isimler büyük harfle yazılır. “allah, muhammed, islâm, ahmet” denmez. “Allah, Muhammed, İslâm, Ahmet” denir. İllerin, ülkelerin ilk harfleri de büyük harfle yazılır.

3)  Özel adların yerine kullanılan zamirlerin büyük harfle mi yoksa küçük harfle mi yazılması gerektiği hususunda farklı yaklaşımlar olmuştur. Kimisi, bu durumda sadece “o” zamirinin büyük harfle kullanılabileceğini söylese de, “o” zamiri ile diğer zamirler arasında fark olmadığı malumdur.

Bazıları da “o” zamiri özel adlar yerine kullanılsa bile, büyük harfle yazılamayacağını ve kendisinden sonra gelen ekin de kesme işâretiyle ayrılmayacağını söylerler. Bu ifade, genel kural olarak söylenirse yanlıştır. Bu durumda, “Allah” kelimesi yerine kullanılan zamirler de mi küçük harf ile yazılacak? Bu son açıklama, “bazı özel durumlarda istisnâları da mevcuttur” şeklinde ifade edildiğinde itiraz edilmez. Bu istisnâ, özellikle “Allah” kelimesinin zamirle ifade edildiği durumlar için geçerlidir. Ayrıca Allah'a râci olan (dönen) "ben, sen, biz" gibi diğer zamirler de büyük harf ile yazılmalıdır. Diğer özel isimler, zamir ile ifade edildiklerinde büyük harf ile yazılmazlar.

4)  Tarihler yazılırken gün, ay ve yılı gösteren sayıların arasına nokta konur ve boşluk bırakılmaz. 29.05.1453, 29.X.1453.

Tarihlerde ay adları yazıyla yazılabilir. Bu durumda ay adlarından önce ve sonra nokta konulmaz. 29 Mayıs 1453, 22 Ocak 2014.

5) Alıntılarda başta, ortada veya sonda alınmayan cümleler yerine (…) konulur. “… Netice itibariyle şunları da ifade etmek isterim.”

6) Cümlelerde nokta, virgül gibi noktalama işâretlerinden sonra boşluk bırakılır. Tırnak " " ve parantez ( ), [ ], { } işâretlerinden sonra boşluk bırakılmaz.

Türkçe'de parantez işâretleri yay, köşeli ve çengelli olmak üzere üç çeşittir. Bazen "yatık V" denen < > şeklindeki paranteze rastlamak da mümkündür.

7) Alay, kinaye ve küçümseme anlamı içeren sözden sonra parantez içerisinde ünlem işâreti kullanılır. “Günümüzde nice âlimler (!) Kur’ân ilimlerini bir yana atmışlar, Felsefe ile meşgul olmaktadırlar.”

8)  Ünlem ve seslenmelerde anlamı pekiştirmek için ünlem işâretinden sonra üç nokta (…) konulabilir. Ünlemden sonra üç nokta yerine iki nokta konulması da yeterlidir. “Hey gidi günler hey!...” ya da “hey gidi günler hey!..” denebilir.

9)  Cümle içerisinde özel olarak belirtilmek istenen sözler ya tırnak içine alınır ya koyu olarak yazılır ya da eğik yazı (italik) ile belirtilebilir.

10)   Tırnak içine alınmayan alıntı cümlelerin sonuna virgül konulur. “İstanbul’a yarın gideceğim, dedi” gibi.

11)  Ara sözleri ve ara cümleleri ayırmak için kısa çizgi kullanılır. “Onun ailesi –abisi dışında- bize gelmişti.”

İki çizgi arasındaki açıklama cümleleri büyük harfle başlamaz.

Bu duruma en güzel örneklerden bir tanesi Yüce Rabbimizin şu buyruğudur: “Eğer bunu yapamazsanız –ki yapamayacaksınız- o halde yakıtı insanlarla taşlar olan ve kâfirler için hazırlanmış o ateşten sakının.” (Bakara: 24)

12) Hitap cümlelerinden sonra virgül konur. “Sevgili Kardeşim, her nerede olursan ol, Allah’tan kork!”

Hitap, seslenme ve uyarı sözlerinden sonra ünlem işâreti de konabilir. “Ey iman edenler!”, “Ey insanlar!”, “Dur, yolcu!” gibi.

Ünlem işâretinden sonra büyük harfle başlanılır:

Eyvah! Arkadaşımla buluşacaktım.

Ünlem işâreti cümlenin sonuna da konulabilir:

Eyvah, arkadaşımla buluşacaktım!

13) Metin içinde “ve, veya, yahut, ya … ya” bağlaçlarından önce de sonra da virgül kullanılmaz.

Tekrarlı bağlaçlardan önce ve sonra virgül konmaz. “Hem giderim hem ağlarım”, “ister inanın ister inanmayın”, “bu kurallar bugün de yarın da geçerli olacaktır” gibi.

14) Özel isimlerden sonra kesme işâreti (apostrof) kullanmak gerekir. “Rasûlullah’ın”, “Mekke’den”, “Medine’ye”, “Ali’nin”, “Kur’ân’da” gibi.

Çağ, dönem ve akım adlarından sonra gelen ekler kesme işâretiyle ayrılmaz! “Yeni Çağın”, “Gerileme Döneminin”, “Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatının” şeklinde yazılır.

15) Unvanlardan sonra gelen ekler kesme işâretiyle ayrılmaz. “Cumhurbaşkanınca”. “Başbakanca”, “Fakültenin Arap Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı  Başkanına göre” gibi.

16)  A, u, ı” harflerinin üzerine konan, inceltme ve uzatma işlevi gören düzeltme işâretini gerektikçe kullanmak gerekir. Yoksa yazılışları aynı fakat anlamları farklı olan kelimeler birbirlerine karışır. “Âdem” (insan), “adem” (yokluk), “âdet” (gelenek), “adet” (sayı), “âlem” (dünya, evren), “alem” (bayrak), “kâr” (kazanç), “kar” (bir yağış türü) gibi kelimelerde görüldüğü gibi, düzeltme işâreti kullanmak mutlaka gerekmektedir.

17) Uzun metinleri okumak ve konu bütünlüğünü takip etmek zordur. Hatta sonu gelmeyen uzun metinlerde göz bir süre sonra yorulur. Bu nedenle, yazı alanlarını bölerek paragraf yapılmalıdır.

18) Âmmiyye (âmmice, halk dili) ifadelerden hem yazarken hem konuşurken uzak durmak gerekir. “Gelcem, gitcem, gidiyom, yapcam, deil” denmez, “geleceğim, gideceğim, gidiyorum, yapacağım, değil” denir. İlk zikrettiğimiz uydurma kelimeler ancak sakındırma ve ders verme amacıyla söylenebilir. Bir dil için en büyük tehdit, halk ağzının fasih dilin yerine geçmesidir.

19)      “Gene” değil, “yine” yazılır.

20)      Herkez” denmez, “herkes” denir.

21) “Yaaaa” çok laubali bir sözdür. Ya! yerine yha kullanılmaz.

22) "Nasılsın?, ne yapıyorsun?" yerine "naber?" ya da kısaca "nbr?“ kullanılmaz.

23) "bU şEkiLDe” yazmak sadece okuyanı yorar. (Böyle yazan, yorulmayı meziyet sayıyorsa okuyucuya saygı lütfen...)

24)      “Yanlız” değil, “yalnız” denir.

25)      “Ğ” harfi “g” şeklinde yazılamaz.

26) “Ğ” yerine “y” harfi yazılamaz. “Beğenmek” yerine “beyenmek”, “eğlenmek” yerine “eylenmek”, “değnek” yerine “deynek” kullanmak gibi!

27) “Dahi” anlamındaki “de” ile, ismin “de” halini birbirine karıştırmamak gerekir. “Dahi, bile” anlamındaki “de” ayrı yazılır. Yani “bende, sende” denmez, “ben de, sen de” denir. İsmin “de” hali bitişik yazılır. “Evde, okulda, çarşıda” gibi.

28) Soru takıları ayrı yazılır. “Geldimi?” yazılmaz, “geldi mi?” yazılır. “Ok mi?” değil, “tamam mı?” denir.

Soru ekinden sonra gelen ekler, bu eke bitişik yazılır. "Güler misin, ağlar mısın?" şeklinde. 

29) “Her” kelimesi, her zaman ayrı yazılır. "Herhangi" bitişik yazılır.

30) Bağlaç olan “ki” ile iyelik (sahiplik) eki olan “ki” genelde yanlış yazılmaktadır. “ki” eki, bağlaç olarak kullanılıyorsa ayrı, iyelik eki olarak kullanılıyorsa birleşik yazılır. Ayşe’ninki, evdeki, sabahki, dünkü, bir de baktım ki... gibi.

31) V” yerine “w” yazılmaz. “Evet” yerine “ewet” denmez!

32) "K" yerine "q" kullanılmaz. “Oq” gibi. Yine "k" yerine "c" de kullanılmaz.

33) İnternette nick seçimlerinde, Batı kökenli kelimeler yerine, Türkçe'ye ağırlık vermek internetin yaygınlaşıp kültür elçisi rolü üstlendiği global dünya üzerinde Türkçe açısından iyi bir tanıtım görevi üstlenecektir. Ana dili İngilizce olmayanların bile, İngilizce kelimeleri tercih etmeleri nasıl ki o dile hizmet ise, Türkçe’ye de gereken hassasiyet verilirse; dünyada Türkçe konuşan en az 250 milyon kişinin sayısı her geçen gün artacaktır... Bu da, iletişimde Türkçe’nin rolünü artıracaktır.

34) Yabancı uyruklu kelimelerin imlasında, halk ağzındaki ifade tarzını değil, o kelimelerin aslını esas almak gerekir. “Erozyon” yerine “erezyon“, “şarj” yerine “şarz”, “demagoji” yerine “demogoji”, “egzoz” yerine “egzos” ya da “egsos”, “jant” yerine “cant” demekten sakınmalıdır!

35) Vurgulamak istenen kelimeler kalın punto ile yazılabilir. Bu, okuyanın önemli kelimeleri daha çabuk bulmasını sağlar.

36) Bitişik yazılması gereken kelimeleri ayrı, ayrı yazılması gereken kelimeleri de bitişik yazmamaya dikkat etmelidir.

Bitişik yazılması gerekene örnek verelim: "Bir kaç" yerine "birkaç", "bir çok" yerine "birçok" yazılmalıdır. 

Ayrı yazılması gerekene de örnek verelim: “Hoşça kalın” ve “hoş geldiniz” denmesi gerekirken, genelde bu kelimeler “hoşçakalın, hoşgeldiniz” şeklinde bitişik yazılmaktadır. "İlkönce" kelimesi de "ilk önce" biçiminde ayrı yazılmalıdır.

37) Bazen Arapça kökenli kelimeler ses benzerliği sebebiyle maalesef ki, birbirlerinin yerine kullanılmaktadırlar! “Hiyânet” kelimesi yerine “ihânet” kullanmak gibi. Oysa bu kelimelerin anlamları farklıdır. Hiyânet, hâinlik etmek anlamında olduğu halde; ihânet, horlamak, değer vermemek demektir.

38) Bazen Arapça kökenli kelimeler yanlış telaffuz edilirler! “Muhatap” yerine “muhattap”, “cür’et” yerine “cürret”, “estağfirullah” yerine “estağfurullah”, “vefât etmek” yerine “mefât etmek”, “bilumum” yerine “bilimum” demek gibi.

39) Bazen Farsça kelimeler yanlış telaffuz edilirler! “Murdar” yerine “mundar”, “birâder” yerine “bilâder” demek gibi.

40) İnsan isimlerini anlamsızca kısaltmak (terhîm yapmak)tan sakınmak gerekir. “Muhammed” yerine “Mami”, “Abdullah” yerine “Apo”, “İbrahim” yerine “İbo, “İsmail” yerine “İso”, “Mahmut” yerine “Maho”, “Mehmet” yerine “Memo”, “Süleyman” yerine “Sülo”, “Mustafa” yerine “Musti”, “Muzaffer” yerine “Muzo”, “Feyyaz” yerine “Feyzo”, “Fatma” yerine “Fato”, “Zeynep” yerine “Zeyno” kullanmak gibi!

41) “Ya da” ayrı “veya, yahut, veyahut” birleşik yazılır. "Ya" sözüyle birlikte kullanılan "da" eki mutlaka ayrı yazılır. "Ya da" şeklinde. 

42) Konu başlıkları, kitap, dergi ve gazete isimleri yazılırken "ile, ve, veya, de, ya da, ki" bağlaçlarıyla soru ekinin küçük yazılması gerekir. “Arap Dili ve Edebiyatı”, “Hz. Mûsa ile Hz. Hızır’ın Kıssası”, “Ben de Bir Makale Yazdım…”

Konu başlıkları, kitap, gazete ve dergi isimleri, dikkat çekmek için tamamen büyük harfle yazılabilir. Bu durumda bağlaçlar da büyük harfle yazılır. Fakat başlıkların sadece baş harfleri büyük yazılmışsa, bağlaçların küçük harf ile yazılacağına dikkat edelim!

43) Birden fazla kelimeden oluşan sayılar ayrı yazılır. “Altı yüz otuz iki”, “bin dokuz yüz doksan sekiz” gibi.

Ancak para ile ilgili işlem ve belgelerde sayılar bitişik yazılır. “Altıyüzotuziki”, “bindokuzyüzdoksansekiz” şeklinde…

44) Ayrı yazılan “de”, “da” hiçbir zaman “te”, “ta” şeklinde yazılmaz.

45) Bağlaç olan, … ne … ne’nin kullanıldığı cümlelerde fiil olumlu olmak zorundadır. Çünkü “… ne … ne” olumsuzluk takılarıdır. Eğer fiil de olumsuz olursa, nefy üzerine nefy yani olumsuz üzerine gelen olumsuzluk sonuçta olumlu anlam verir. Ayrıca bu iki bağlaç arasında virgül kullanılmaz! “Ne ona geliyor ne de buna geliyor”, “O, ne yazdı ne okudu” gibi.

46) Vazgeçmek“ fiili bitişik yazılır. Fakat bu kelime soru ekiyle yazıldığı zaman ayrı yazılabilir. Yani “vazgeçtin mi?” demek yerine “vaz mı geçtin?” denebilir. Bu durum, ayrı yazılan  fiiller için de geçerlidir. “Terk etmek” fiili, “terk ettin mi?” şeklinde dendiği gibi “terk mi ettin?” biçiminde de yazılabilir.

47) “Hane” kelimesiyle Farsça kurala göre oluşturulmuş birleşik kelimelerin bitişik yazılması gerekir. “Dershane, eczahane, hastahane, yatakhane, postahane, pastahane” gibi.

“Hane” ile oluşturulan bu tür birleşik kelimeler böyle yazılması gerekirken, günümüzde kullanım yaygınlığı açısından, “hane” kelimesindeki “h” harfi yazılmadan "hastane" şeklinde yazılmaktadır.

Bu durum, ”galat-ı meşhur, lügat-ı fushâ’dan evlâdır” sözüyle ifade edilir. Galat-ı meşhur; “yaygın yanlış” demektir. Kelime veya deyimlerin yaygın olarak yanlış biçimde kullanılması sonucu, doğrusunun yerini alması halidir. Kısaca “herkesin bildiği yanlış” denilebilir. Maalesef ki, günümüzde “eczahane, hastahane” denmesi gerekirken, yanlış bir kullanım ile  “eczane, hastane” şeklinde söylenmekte ve yazılmaktadır.

48) “De, da” bağlacını kendisinden önceki kelimeden kesme işâreti ile ayırmak yanlıştır. “Ali’de” gibi. Doğrusu; “Ali de” olmalıdır.

İsmin bulunma hali eki olan “de, da, te, ta” eklerinin, “de, da” bağlacı ile ilgisi yoktur. Bulunma hali eki, kelimeye bitişik yazılır. “Okulda, evde” gibi.

49) “Ki” bağlacı kelimeden ayrı yazılır. “Ben ki, demek ki, kaldı ki, bilmem ki, yeter ki” gibi.

“Ki” bağlacı bazı kelimelerde kalıplaşmış olduğu için bitişik yazılır. “Çünkü, belki, sanki, oysaki, meğerki, mademki, halbuki” gibi.

Şüphe ve pekiştirme bildiren “ki” eki ayrı yazılır. “Eve geldi mi ki?”, “Onu öyle göreceğim geldi ki” gibi.

50) Aitlik bildiren “ki” eki bitişik yazılır. “Okuldaki, radyodaki” gibi.

Bu “ki” eki, özel ismin sonuna getirilirse, durum bildiren “de, da” ekleri kesme işâreti ile ayrılır ve “ki” eki buna bitiştirilir. “İstanbul’daki tarihi eserler yok olmaya yüz tutmuş durumdadır” gibi.

51) Soru cümlesinden sonra büyük harfle mi yoksa küçük harfle mi başlamak gerekir?

Soru işâreti cümlenin bittiğini gösterir. Bu nedenle doğal olarak büyük harfle başlamak gerekir. Tabii ki soru işâreti parantez içinde değilse ve soru cümlesinden sonra virgül yoksa…

Soru işâretli cümlelerin yazımı birkaç şekilde olur:

Örnek: Nereye gidiyorsunuz? Dedi.

Cümleler bu şekilde olursa, soru işâretinden sonra büyük harfle başlamak gerekir.

Soru işâretinden sonra şu durumlarda küçük harfle başlanılır:

“Nereye gidiyorsunuz?” dedi.

Nereye gidiyorsunuz, dedi.

Görüldüğü gibi, soru cümlesi tırnak (parantez vb.) içinde olursa ya da virgül ile ayrılırsa, sonrasında küçük harf ile başlanılmaktadır.

Uyarı: “Nereye gidiyorsunuz? dedi” şeklinde yazmak yanlıştır!

52) Cümle içinde tırnak veya yay ayraç içine alınan cümleler büyük harfle başlar.

Rasûlullah “Ya hayır söyle ya da sus” buyurmuştur.

Tarihi yerlerin gezilmesi (Bugün geziler farklı amaçlarla olsa da) ibret almak için olmalıdır.

Yusuf Semmak   

Bağlantı | kategori: TÜRKÇE | tarih: 21/01/2014 | Yorum(2) | Yorum yaz
kütahyagerçekten çok işime yaradı bu insanlardan allah razı olsun
tarih: 01.05.2016
Yusuf SemmakBazı arkadaşlar, -TDK'yı dikkate alarak- bizim özel isimlerin yazımıyla alâkalı bazı tasarruflarımız hakkında soru soruyorlar ya da şöyle olması gerekmiyor mu diyorlar. Biz, TDK’nın "Özel adlardan sonra gelen yapım ekleri, çokluk eki ve bunlardan sonra gelen eklerin kesme işâretiyle ayrılmayacağı" noktasındaki tavsiye ve tercihinden haberdarız. Bu tür durumlarda zaman zaman tasarruflarda bulunuyoruz. Mesela; “Türkçenin” demek yerine “Türkçe'nin” kullanmak gibi. Bilindiği gibi, TDK, "özel adlara getirilen iyelik, durum ve bildirme eklerinin kesme işâretiyle ayrılacağını" söylüyor. Biz, -kendi tercihimizle- özel isimlere bitişen iyelik, durum, bildirme eklerinin yanında, yer yer yapım eklerini de kesme işâretiyle ayırmaktayız. TDK’ya uyma ısrarında bulunmadığımız başka yerler de vardır. Mesela; gerekli gördüğümüz yerlerde uzatma işâreti kullanmak, “tevhit, resul, ayet, hadis” gibi kelimeleri özel isim kabul ederek “Tevhîd, Rasûl, Âyet, Hadîs” biçiminde yazmak, “içtihat, âbit, mescit” kelimelerinin Arapça aslını muhafaza ederek “ictihâd, âbid, mescid” biçiminde yazmak, bitişik ya da ayrı yazılacak kelimeler vb. birçok durumlarda tercihler yapmaktayız. Bu konuda açıklamalarımıza “Putperest Çağlarda Müslüman Olmak” adlı kitabımızın “Yöntem Hakkında” ana başlığı altında “Dil Bilgisi, Düzeltme İşâreti, …” gibi alt başlıklarda kısmen yer vermiş bulunmaktayız.
tarih: 21.04.2016
YORUM YAZINIZ
İSMİNİZ

E-Posta (Gizli)

Web siteniz

Yorumunuz

Güvenlik kodu
Son Konular • Günlük Dua ve Zikirler
• KASİDE-İ LAMİYYE (Şeyhu'l-İslam İbn-i Teymiyye) – Pdf İndir!
• Peygamberler Tarihi Test Bilgi Yarışması - PDF İndir!
• Muhtelif Konularda Kısa Kısa - 5
• "TEVESSÜL VE KABR-İ NEBİ'Yİ ZİYARET" ADLI KİTABIMIZ ÇIKMIŞTIR!
• MUHTELİF KONULARDA İLMÎ NAKİLLER
• NASİHATLER 13
• Dinin Aslında Cehalet Mazeret midir? (PDF Oku/İndir!)
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 4
• Allah Teâlâ, Neden Kur’ân’da Bazı Yerlerde “Biz” Zamiri ile Hitap Buyurmuştur?
• Vâv ve Yâ Harflerinden Önceki Harfi Meftûh Olan Emsile-i Hamse'ye Nûn-u Sakîle'nin Dâhil Olması:
• NASİHATLER 12
• İftiâl (افْتِعَال) Bâbı ile Alâkalı Sarf Kâideleri
• GENELDE YANLIŞ KULLANILAN KELİMELER VE DOĞRU YAZILIŞLARI:
• Kur'an'da Peygamberimize Nasıl Hitap Edilmiştir?
• Muzari' Fiilin Şimdiki ve Gelecek Zamana Salahiyeti:
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 3
• Şirke ve Sapıklığa Sürüklenen Bir Toplumda Suçlular Kimlerdir?
• 22- Ömer Nesefî Akaidi Tercüme ve Şerhi 6 (Ders Videosu)
• NASİHATLER 11
• Arapça'da 'zuu' ve 'sahib' edatlarının arasındaki fark nedir?
• EY RABBİMİZ!
• ASHAB-I KEHF HAKKINDA:
• NASİHAT BAHÇESİ
• KİTAPLARIMIZ HAKKINDA BİLGİLENDİRME:
• “Kadınlar Havuza Girebilir mi?” Sorusuna Verdiğimiz Kısa ve Özlü Cevap
• Kadın Sesiyle ve Çalgı Aletleriyle İcra Edilen Şarkı, Türkü, Ezgi ve İlahiler Hakkında Bir Soruya Verdiğimiz Cevap
• NASİHATLER 10
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 2
• NASİHATLER 9
• “Ticaret yapıyorum ama maddi ve manevi anlamda bir türlü rahata eremiyorum” mu diyorsunuz?
• 21- Hadis Dersleri -1 (Ders Videosu)
• SESLİ HADİS DERSLERİ - YAKINDA!
Son Yorumlar
İbrahim sarıtaş
Allahrazı olsun
Muhammet ****
Bizim din hocamız başınızı örtmek
Ali Özbek
Hocam Allah razı olsun mükemmel b
fatma
ellerinize yüreğinize sağlık cıdd
Mehmet
Bu site "13.45'de mi 13.45'te mi
iclal
elinize sağlık
misafir
Allah razı olsun .
mutluluk
Çok güzel olmuş ellerinize sağlık
hediye
Esselamün aleyküm Yusuf kardeşim.
Yusuf Semmak
SÜNNETTE BÖYLE BİR PAZARLIK ANLAY
mahmut konur
BİR AYET "Mümin kadınlara da bak
Erkan
Allah razı olsun
ismail
bayildim
Yusuf Semmak
NOT: Bir Hristiyanla tartışan bir
Yusuf Semmak
KİMLER SUÇLU? Bir toplumda ins
Yusuf Semmak
SAHÛR VAKTİNİN SON BULMASI VE SAB
ali
Güzel bir anlatım olmuş ALLAH(C.C
Yusuf Semmak
MUHÂCİRLERLE ENSÂR’IN KARDEŞLİĞİ:
Ece
Harika çok teşekkürler
meryemnazyazğan
Çok güzel anlatmışsınız, şimdi ço
Yusuf Semmak
DİLİN, BEYÂNIN, OKUMANIN, YAZMANI
Yusuf Semmak
Bir meâlde şöyle geçiyor: "Bunun
Yusuf Semmak
“Mütevâzı’, mutevazı” (م
Yusuf Semmak
Esmâül Hüsnâ: Yanlış – el-Esmâul
Yusuf Semmak
Müşkül: Yanlış – Müşkil (kapalı,
Yusuf Semmak
Nasılki: Yanlış – Nasıl ki: Doğru
Yusuf Semmak
“MESS”: Değme, dokunma, temas,
Sibel EKİNCİ
Muhterem Hocamız Feriduddin AYDIN
2017
çok detaya girmişsiniz ama tşr
Melek
Çok güzel
Nagihan
okudum süper çok beğendim
Mehmet ARAZ
Çok güzel olmuş,başarılarınızın d
Yusuf Semmak
KANDİL KUTLAMAK BİD'AT'TIR! Ka
© 2012 YUSUFSEMMAK.COM