Araştırmacı, Yazar

ANASAYFA
BİZE ULAŞIN
BİZİ TAKİP EDİN
AMACIMIZ
KUR'AN DİNLE
KİTAPLARIMIZ
SORU: Öğrendiğime göre; bir kişi açtığı işyerine "Ganioğlu Ticârethanesi" adını verecekmiş. Ve "Gani" kelimesinin Allah'ın isimlerinden birisi olduğunu söyleyerek, farklı ve güzel bir isimlendirme olduğunu söylüyor. Bu şekilde isim verme İslâm'a uygun mudur?

 

 

"GANİOĞLU" İSMİNİ KULLANMAK DOĞRU MUDUR?

SORU:

Öğrendiğime göre; bir kişi açtığı işyerine "Ganioğlu Ticârethanesi" adını verecekmiş. Ve "Gani" kelimesinin Allah'ın isimlerinden birisi olduğunu söyleyerek, farklı ve güzel bir isimlendirme olduğunu söylüyor. Bu şekilde isim verme İslâm'a uygun mudur? 

 CEVAP:

 Konuya Giriş:

Ganioğlu kelimesinin, Arapça telaffuzu, “Ğanioğlu” şeklindedir ama biz, açıklamalarımızda Türkçe ifade biçimi olan Ganioğlu terkibini kullanacağız.

"Ganioğlu" şeklinde isim verme doğru mudur, inceleyelim. Tabii ki, işin başında "Gani" kelimesi ile Allah'ın sıfatı olan el-Ğanî kastediliyorsa, bu anlamda bu kelimeyi bir kimse ya da bir şey için kullanmak asla doğru olmaz. Çünkü bu durumda, bu kelimenin anlamı; el-Ğanî'nin oğlu yani Allah'ın oğlu demek olur ki, bu ifade Tevhîd akîdesine aykırıdır.

 Tekrar edelim. Sorudan anlaşıldığı kadarıyla, eğer bu isimlendirmede Allah'ın ismi olan el-Ğanî kullanılmış ve kastedilmiş ise bu isim İslâm'a aykırı bir muhteva taşımaktadır. Şimdi, konuyu izah ederek açıklığa kavuşturalım.

"Ganî" Kelimesinin Anlamı:

Bu soruya biraz daha detaylı cevap vererek, konunun daha iyi anlaşılmasını sağlayalım. Öncelikle bu kelime, ne anlama geliyor, ona bakalım. "Ganioğlu" kelimesi, lügat anlamı itibariyle "zenginin oğlu" demektir. Bu konunun detaylarına girmeden önce; zengin, ihtiyaçsız, muhtaç olmayan anlamındaki "gani" kelimesini tanımamız gerekmektedir.

Türkçe'mizde "ganî" (غَنِىّ) diye söylenen bu kelime, zengin olmak ve başkasına muhtaç olmamak anlamına gelen "gınâ" masdarından gelir. Harf-i ta’rîf ile kullanılışında, Allah'ın el-Esmâu'l Hüsnâ'sından (güzel isimlerinden) birisi olur. Harf-i ta’rîfli ve harf-i ta’rîfsiz olarak “el-Ğanî ve Ğânî” isimleri, Kur'ân'da on sekiz kez Rabbimiz için kullanılmıştır. Bu kelime; el takısı dediğimiz, harf-i ta’rîfle geldiğinde Allah'ın esmâsından birisi olur. Allah'ın Ganî olması; zât ve sıfatları itibariyle başkalarından müstağni olması ve hiçbir şeye muhtaç olmaması anlamındadır. Gerek zât, gerek sıfatlarında ve gerekse fiillerinde hiçbir şekilde hiçbir şeye muhtaç olmayan ve herkesin kendisine muhtaç olduğu tek zengin ancak O'dur. Allah'ın, insanların ve cinlerin kendisine ibadet etmelerine de ihtiyacı yoktur. İnsanların kendisine iman edip, ibadet etmeleri ve her hususta emirlerine uymaları O'na bir yarar sağlamadığı gibi; inanmamaları ve kendisine itaat etmemeleri de, O'na hiçbir şekilde zarar vermez. Bu nedenle kul, Rabbine ibadet ederken O'na muhtaç olduğunu asla hatırından çıkarmamalı, her hususta yardımı ancak O'ndan beklemeli ve tüm ihtiyaçlarında O'na yönelmelidir.

 En'âm: 133'de Yüce Rabbimiz kendisi hakkında şöyle buyurmaktadır: "Rabbin, hiçbir şeye muhtaç olmayan (el-Ğanî)'dir, rahmet sahibidir."

İnsanlar Fakirdir, Allah Zengindir:

Rabbimiz yine şöyle buyurur:

يَا أَيُّهَا النَّاسُ أَنتُمُ الْفُقَرَاءُ إِلَى اللَّهِ وَاللَّهُ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ

"Ey insanlar, Allah'a muhtaç olan sizlersiniz. Allah ise; O, kimseye muhtaç olmayandır, her hamde layık olandır." (Fâtır: 15)

Yüce Yaratıcımız bu Âyette, kullarının fakirliğinin ve kendisine muhtaçlığının onların ayrılmaz bir parçası ve onların zâtî sıfatları olduğunu; kendi zâtının ise el-Ğânî ve el-Hamîd olduğunu belirtmektedir. Allah'ın, el-Ğânî yani müstağni ve zengin olması ile her türlü hamde layık oluşu sonradan ya da bir sebepten dolayı var olan ve kazanılan sıfatlar değil; bizzat O'nun zâtında var olan sıfatlarıdır. Kulların ve diğer varlıkların muhtaç olması da, kendi varlıklarının bir gereğidir. İnsanlar için, fakirlik ve muhtaçlık hali, zâtî bir durumdur. Bu nedenle kul, kendi zâtının ve yaratılış özelliğinin bir gereği olarak, kendisini yaratan Rabbine muhtaçtır.

Yukarıdaki Âyetten de anlıyoruz ki; insan bu dünyada ne kadar mal ve para biriktirirse biriktirsin yine de fakirdir. Onun zenginliği dünyalıktır, sonradandır, geçicidir ve Allah'ın imtihan gerekçesiyle kendisine verdiği değişken bir durumdur. Bazı insanlar, mal sahibi olunca kendilerinin kimseye muhtaç olmadıklarını sanırlar ve kibre kapılıp azgınlaşırlar.

 Rabbimiz bu durumu şöyle açıklar:

"(Okumamaktan) Sakın! Çünkü insan gerçekten kendisini ihtiyaçtan kurtulmuş görünce azar. Şüphesiz dönüş ancak Rabbinedir." (Alâk: 6-8)

 Rabbimizin buyruklarını okumayan, cahil kalan ve ilim ehline, âlimlere sorup danışmayan bir kimse mutlaka nefsinin yoluna girecektir. Ve gerek nefsi, gerekse şeytanlar ne derse onları yapacaktır. Rabbimiz, az önce hatırlattığımız Âyetler demetine "Kellâ" yani vahye göre hareket etmemekten, Rabbden gelenleri okumamaktan sakın, diye başlayarak; insanların servetle ve zenginlikle denenirlerken neden haddi aştıklarını ve azgınlaştıklarını da bizlere açıklamış olmaktadır. İman eden ve Kur'ân okuyan bir kimse bilir ki; zenginlik gururlanılacak, kibirlenilecek bir hal değildir. Şükretmeyen, cimrilik eden, kibirlenen ve kendini müstağni gören bir zenginden; sabreden bir fakir daha hayırlıdır. Yine Kur'ân okuyan bilir ki; hayır, mal sahibi olmak değil, elinde emanet olan mallarla Allah'ın rızasını arama yarışına girmektir. Allah'a şükreden zengin; çevresinde, muhitinde yani kendisini tanıyan kimselerce de cömert bilinir. Çevresindeki insanlarca cimri bilinen bir kimse, gerçekte de cimridir. Çünkü herkes öncelikle kendi çevresine karşı mesuldür. Eğer bir kimse cömert zengin ise, zaten etrafındakiler onun cömertliğine şahittir ve onu cömert bilirler. Aslında samimi olan zenginler, çevresindekilerin kendisi hakkında ne düşündüklerini bir şekilde öğrenip, ona göre kendisini düzeltmeye çaba sarf etmelidir. Ama ne yazık ki, pek çok insan mal belasının başlarını döndürmesinden dolayı, nasihat dinlemez ve gerçekleri akletmez hale gelmektedirler. Bu durumun sebebi, Âyette de zikredildiği gibi; zengin olması, kendini yeterli görüp, kimseye muhtaç olmadığını düşünmesidir. Ama Allah, böyle bir hayat yaşayıp, kendini müstağni gören kimselerin zenginlikle denendikleri imtihanı kaybettiklerini "insan gerçekten azar" ifadesiyle belirtir. Sonraki Âyette de "hiç şüphesiz dönüş ancak Allah'adır" buyurarak bu tür insanları tehdit eder. O halde hayat devam ederken, bu gerçekleri görelim ve kendimize gelelim, halimizi düzeltelim.

 İşte bu azgınlıktan kurtulmanın İlâhî reçetesi:

"Artık kim (infâk edip) verir ve sakınırsa ve el-Hüsnâ'yı (Kelime-i Tevhîd'i) tasdik ederse; Biz de ona kolay olanı kolaylaştırırız." (Leyl: 5-7)

 Âyetler çok açık. İman edip, infâk etmek ve Allah'tan sakınmak. Devam eden Âyetler konuyu bütünlüyor. Az önce, Alâk: 6 ila 8. Âyetleri ve tefsiri üzerinde söylediklerimizden sonra, yine vecîz ve etkili bir İlâhî anlatımla bu açıklamayı sonlandıralım.

"Amma kim cimrilik eder ve kendisini müstağni görür ve o el-Hüsnâ'yı da yalanlarsa; Biz de ona en zor olanı (isyanı) kolaylaştırırız." (Leyl: 8-10)

Türkçe'de "Ganioğlu" Diye Yazılan Bu Tabirin Tahlili:

Ganioğlu kelimesi, "Gani'nin oğlu" demektir. Peki, bu kelime ne ifade ediyor? Ganî kelimesini yukarıda açıkladık. Bu kelime, Kur'ân'da on sekiz yerde Rabbimizin ismi olarak kullanılmıştır. Dolayısıyla şunu net olarak söyleyebiliriz. Bu kelime, harfi tarifle (ألْغَنِىّ) "el-Ğanî" şeklinde kullanıldığında “Allah” kastedilir. Bu terkibin Arapça söylenilişine bakalım. ابْنُ الْغَنِىِّ yani ibnu'l-Ğanî, anlamı ise "el-Ğanî'nin oğlu" demektir. el-Ğanî'de Allah'ın bir ismi olduğuna göre; bu kelime yerine Rabbimizin tüm isim ve sıfatlarının anlamlarını câmi (toplayan) "Allah" ismini koyduğumuzda anlamı; -Hâşâ- Allah'ın oğlu (İbnu'llah) olmaktadır.

Allah’a Çocuk İsnâdı:

Bu isimlendirme de, Kur'ân'ın bize haber verdiğine göre, Hristiyan ve Yahûdîlerin bir isimlendirme şeklidir.

"Yahûdîler: Uzeyr Allah'ın oğludur (ibnullâh), dediler. Hristiyanlar da: Mesîh Allah'ın oğludur, dediler. Bu, onların ağızlarında dolaşan sözleridir ki, daha önce kâfirlerin söyledikleri sözlerine benzetiyorlar. Allah kahretsin onları! Nasıl da (hak'tan bâtıla) döndürülüyorlar!" (Tevbe: 30)

 “Allah’ın çocuk edinmesi olacak bir şey değildir. O bundan münezzehtir. Bir işe hükmettiğinde ona yalnızca ‘Ol’ der. O da oluverir.” (Meryem: 35)

“‘Rahmân çocuk edindi dediler.’ (Onlara de ki: ) “Andolsun ki siz pek çirkin bir şey söylediniz.” Bundan dolayı neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar parçalanıp dağılarak yıkılacak; Rahmân’a evlat isnad ettiler diye. Hâlbuki Rahmân’a evlat edinmek yaraşmaz. Göklerde ve yerde kim varsa, hepsi Rahmân’ın huzuruna ancak kul olarak gelecektir.” (Meryem: 88-93)

 Rahmân’a çocuk isnadı karşısında neredeyse gökler çatlayacak, yerler yarılacak ve dağlar paramparça olup tuz buz olacaktır. Cansız ve akılsız varlıkların durumu bu iken; akıl ve irade taşıyan insanlar bu gerçekten nasıl olur da, câhil ve gâfil olabilirler? Allah’a çocuk isnadının mahiyeti ne olursa olsun; bu eylemden ve söylemden sakınmalıdır insanlık. Hristiyanlar ya da Yahûdîler Allah’a çocuk isnâd ederlerken, “Allah –hâşâ- çocuk doğurdu” demek istemiyorlar, onlar da biliyor ki, Allah doğmamıştır ve doğurmaz! Doğurganlık, yaratılmışlığın bir gereğidir. Aslında evlat edinme iddiasıyla Allah’a iftira edenler “Allah çocuk edindi” demektedirler. Yani hâşâ, “Allah evlatlık edindi” demek isterler ve evlatlık olan bir kimseyi de babasının varisçisi kabul ederek, o çocuğa da kudsiyet atfederler ve böylece ona da kulluk ederler! Oysa Allah, kendisini bu fiilden tenzih ediyor ve buna muhtaç olmadığını belirtiyor. Allah ne çocuğa ve ne de başka bir şeye muhtaçtır. Muhtaç olmak, mahlûkatın yaratılıştan gelen zâtî bir sıfatıdır. Allah yaratılmış değil, yaratandır ve hiçbir şeye muhtaç değildir. Rabbimiz, gönderdiği Kitabında insanların bile evlat edinmelerini yasaklamıştır. “Muhammed sizin adamlarınızdan kimsenin babası değildir. Fakat o Allah’ın Rasûlü ve peygamberlerin sonuncusudur” (Ahzâb: 40) buyurarak, Peygamberimizin, Zeyd b. Hârise’nin babası olmadığını belirtmiş ve câhiliyye düzenlerinde var olan “evlat edinme” âdetini ortadan kaldırmıştır. Her kim, hangi babadan olmuşsa o, o adamın evladıdır; başkasının değil! Allah, kulları arasında bile evlat edinme âdetini yasaklarken; kendisi, nasıl evlat edinebilir?

Bu açıklamalardan, Allah’a evlat isnadının korkunçluğu ortaya çıkmaktadır. Bu isnâddan sakınılması gerektiği gibi; bu anlamı çağrıştıran her türlü söylemden de şiddetle sakınmak icap eder. Konumuzla alâkalı olarak zikri geçen “Ganioğlu” ifadesi de açık şekilde bu anlamla doğrudan ilişkilidir. Allah’ın kulları, yaratıcılarına karşı sonsuz saygı ve huşû içerisinde olmalıdırlar ki, O’nun rahmetini ümit edebilsinler.

Demek ki, bu terkip şeklindeki isimlendirmeyi, kişi ya da kuruma vermek akîdeye zıddır. 

Şimdi, sorudaki isim verme şeklinin neden câiz olmadığını bir kaç cümleyle özetleyerek açıklamalarımızı bitirelim.

Konunun Özeti:

Meselenin câiz olmayan iki boyutu vardır:

1) Ganioğlu şeklindeki isim, "Allah'ın oğlu" anlamına geldiği için; Müslüman bir kişi böyle bir ismi, ne isim ve ne de sıfat olarak kullanmak ister. Böylesi bir isim verme şeklinden şiddetle sakınılmalıdır!

2) Ganioğlu ifadesinin mecâzen kullanıldığını farz etsek, yine câiz olmaz. Çünkü bu durumda da bu ifade, kibrin ve riyâkârlığın bir ifadesi olur. Yani bu durumda "Zenginin oğlu" anlamında kullanmış olurlar. Bu isimlendirme şeklinde, atalarla, babalarla, servetle ve zenginlikle gururlanma vardır. "Benim babam zengin, ben de zenginin oğlu olarak; onun varisiyim yani zenginim" mesajı vardır bu mezmûm ifadede…

Zenginlik ve zengin olmak Allah'a yaraşır. Kullar fakirdirler.

Yukarıda açıkladığımız gibi; el-Ğanî, Allah'ın hiçbir şeye ihtiyacının olmaması, mutlak zengin olması ve her şeyin kendisine muhtaç olması anlamındaki zâtî sıfatlarından birisidir. Allah'ın zâtına ait olan bir sıfatı kullar taşıyamaz, o sıfata ortaklık iddia edemez. Allah'ın ihtiyaçsızlığını ikrar etmek, Allah'a karşı bir hamd ve bir ibadettir. Tüm mülkün sahibi O'dur. Her şeyi O yaratmıştır ve her şeyin mirası, işin başında da sonunda da sürekli O'nundur. Bu nedenle övülmeyi hak edendir. Kullar, Rabbimizin bu azameti karşısında acizliğini anlar ve tüm ihtiyaçlarını O'na sunar, O'ndan ister. İmtihan için kendisine ne verilirse ve ne kadar verilirse verilsin; verilen şeylerle şımarmaz, böbürlenmez, kibirlenmez. Aksine her nimet, muttaki kulların Allah'a bağlılığını ve şükrünü artırır. O nimetlerden hesaba çekileceği korkusu ve şuuru içerisinde tevazuları artar. Daha çok tefekkür ederler, daha çok ağlarlar, daha çok merhamet ederler, daha çok infâk ederler, daha az gülerler… Onlar asla Allah'ın kulları karşısında kendilerini büyük görmezler. Bilâkis onlar bilirler ki, üstünlük ancak takvâ iledir, mal ile değil. Allah'ın kullarına karşı kardeşlik vazifelerini tam olarak yerine getirmeye çalışırlar ama yine de kendilerini hayırlar bakımından yeterli görmezler. Ne kadar zengin olurlarsa olsunlar, kendilerini Müslüman kardeşlerinden küçük görerek manen yücelmeye çalışırlar ve böylece mütevazı, cömert Müslümanlardan olurlar.

Bu anlatılanlardan sonra konu anlaşılmıştır inşâallah.

Sünnete Uygun İsim Verme Şekli:

Ancak Sünnet'e uygun isim verme şeklinin ne olduğunu söylemeden bitirmeyelim. Allah'ın isimlerinin direkt olarak, çocuklara isim olarak verilmesi uygun değildir. En uygun şekli; Allah'ın isimlerinden önce "abd" yani "kul" anlamına gelen kelime kullanılmalıdır. Yani Abdullah, Abdurrahman, Abdulhamîd, Abdulazîz gibi. Bu isimler; Allah'ın kulu, Rahmân'ın kulu, el-Hamîd'in kulu, el-Azîz'in kulu anlamlarına gelir. Peygamberimiz daha çok Abdullah ve Abdurrahman isimlerini tavsiye ederdi.

Abdullah b. Ömer'den rivâyet edildiğine göre, Peygamberimiz şöyle buyurdu: "Allah'a en sevimli olan isimler Abdullah ve Abdurrahman'dır." (Müslim, Âdâb, 2; Tirmizî, Edeb, 64, H. No: 2833, 2834; Ebû Dâvud, Edeb, 69)

En güzel isimlerin "Allah'ın kulu" anlamına gelecek şekilde; "abd" ön ekiyle kullanılan isimler olduğunda şüphe yoktur. O halde bizler de, bu şekildeki isimlere ağırlık vermeliyiz. İsimler, moda veya demode kabul edilmelerine göre değil, Allah'ın rızası gözetilerek konulmalıdır. Kamuoyunun rızası ve sempatisi için isim konulmaz! Farklı, değişik olsun, kimsede olmasın ya da herkeste olan olmasın diye isim konulmaz. İnsanlar âhirette isimleriyle çağırılacaklardır; bu bakımdan isim koyma çok önemlidir. Şirk ve isyan içeren isimlerden kaçınmak gerekir. Peygamberimiz, pek çok sahabînin isimlerini, Müslüman oldukları zaman, anlamları kötü olduğu için, değiştirmiştir. Çirkin anlamı olan isimlerin, Peygamberimizin Sünnetine uyularak mutlaka değiştirilmesi gerekir.

Unutulmamalı ki, kâfir ve müşrikler kendi inançlarına uygun isimler taşırlar. Müslüman da kendi inancına göre isim almalı ve isim vermelidir.

Dolayısıyla, Hristiyan ve Yahûdîlerin dedikleri tarzda; "Ğanî'nin oğlu" diye isim belirlemek ya  da bir ticarethaneye bu ismi vermek yerine, İslâm'a uygun isim bulmak gerekir. Bu konuda bilgisi yetersiz olanlar ilmi olanlara sormalı ya da istişare etmelidirler. Matlup olan, Ğanî'nin oğlu ifadesi değil; Ğanî'nin kulu (عَبْدُ الْغَنِىِّ) ifadesidir. Bizler Allah'ın oğlu değil, kullarıyız zira…

Not: Bilmediğiniz isimleri, çocuklara koymadan ve müesseselere vermeden önce araştırınız ve bilenlere sorunuz! 

Yusuf Semmak

Bağlantı | kategori: SİZİN SORDUKLARINIZ | tarih: 13/12/2012 | Yorum(0) | Yorum yaz
YORUM YAZINIZ
İSMİNİZ

E-Posta (Gizli)

Web siteniz

Yorumunuz

Güvenlik kodu
Son Konular • NASİHATLER 13
• Dinin Aslında Cehalet Mazeret midir? (PDF Oku/İndir!)
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 4
• Allah Teâlâ, Neden Kur’ân’da Bazı Yerlerde “Biz” Zamiri ile Hitap Buyurmuştur?
• Vâv ve Yâ Harflerinden Önceki Harfi Meftûh Olan Emsile-i Hamse'ye Nûn-u Sakîle'nin Dâhil Olması:
• NASİHATLER 12
• İftiâl (افْتِعَال) Bâbı ile Alâkalı Sarf Kâideleri
• GENELDE YANLIŞ KULLANILAN KELİMELER VE DOĞRU YAZILIŞLARI:
• Kur'an'da Peygamberimize Nasıl Hitap Edilmiştir?
• Muzari' Fiilin Şimdiki ve Gelecek Zamana Salahiyeti:
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 3
• Şirke ve Sapıklığa Sürüklenen Bir Toplumda Suçlular Kimlerdir?
• 22- Ömer Nesefî Akaidi Tercüme ve Şerhi 6 (Ders Videosu)
• NASİHATLER 11
• Arapça'da 'zuu' ve 'sahib' edatlarının arasındaki fark nedir?
• EY RABBİMİZ!
• ASHAB-I KEHF HAKKINDA:
• NASİHAT BAHÇESİ
• KİTAPLARIMIZ HAKKINDA BİLGİLENDİRME:
• “Kadınlar Havuza Girebilir mi?” Sorusuna Verdiğimiz Kısa ve Özlü Cevap
• Kadın Sesiyle ve Çalgı Aletleriyle İcra Edilen Şarkı, Türkü, Ezgi ve İlahiler Hakkında Bir Soruya Verdiğimiz Cevap
• NASİHATLER 10
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 2
• NASİHATLER 9
• “Ticaret yapıyorum ama maddi ve manevi anlamda bir türlü rahata eremiyorum” mu diyorsunuz?
• 21- Hadis Dersleri -1 (Ders Videosu)
• SESLİ HADİS DERSLERİ - YAKINDA!
• Sesli Ders Videoları Arşivi (Yusuf Semmak)
• ARAPÇA DERSLERİ (ZAMİRLER) -5-
• Kadınların Saçlarını Kısaltmaları Câiz midir?
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 1
• Ömer Nesefî Akâidi Tercüme ve Şerhi 5 (Ders Videosu)
• İNFÂK BİLİNCİNİ KUŞANMAK!
Son Yorumlar
hediye
Esselamün aleyküm Yusuf kardeşim.
Yusuf Semmak
SÜNNETTE BÖYLE BİR PAZARLIK ANLAY
mahmut konur
BİR AYET "Mümin kadınlara da bak
Erkan
Allah razı olsun
ismail
bayildim
Yusuf Semmak
NOT: Bir Hristiyanla tartışan bir
Yusuf Semmak
KİMLER SUÇLU? Bir toplumda ins
Yusuf Semmak
SAHÛR VAKTİNİN SON BULMASI VE SAB
ali
Güzel bir anlatım olmuş ALLAH(C.C
Yusuf Semmak
MUHÂCİRLERLE ENSÂR’IN KARDEŞLİĞİ:
Ece
Harika çok teşekkürler
meryemnazyazğan
Çok güzel anlatmışsınız, şimdi ço
Yusuf Semmak
DİLİN, BEYÂNIN, OKUMANIN, YAZMANI
Yusuf Semmak
Bir meâlde şöyle geçiyor: "Bunun
Yusuf Semmak
“Mütevâzı’, mutevazı” (م
Yusuf Semmak
Esmâül Hüsnâ: Yanlış – el-Esmâul
Yusuf Semmak
Müşkül: Yanlış – Müşkil (kapalı,
Yusuf Semmak
Nasılki: Yanlış – Nasıl ki: Doğru
Yusuf Semmak
“MESS”: Değme, dokunma, temas,
Sibel EKİNCİ
Muhterem Hocamız Feriduddin AYDIN
2017
çok detaya girmişsiniz ama tşr
Melek
Çok güzel
Nagihan
okudum süper çok beğendim
Mehmet ARAZ
Çok güzel olmuş,başarılarınızın d
Yusuf Semmak
KANDİL KUTLAMAK BİD'AT'TIR! Ka
Yusuf Semmak
Nesefî Akâidi derslerimizi 6'ya k
Elif
Bu akaid derslerinizden bölüm6 ya
Beyza
Harika
büşra
Çok iyi olmuş
Yusuf Semmak
MODERNİZM, KADINLARIN BAŞÖRTÜLERİ
zeyra
İsime yaradi saol
Şüheda
Helal be sırf kapanmak nefislerin
Ümit
Amin Er-Rahman Er-Rahim Allah
© 2012 YUSUFSEMMAK.COM