Araştırmacı, Yazar

ANASAYFA
BİZE ULAŞIN
BİZİ TAKİP EDİN
AMACIMIZ
KUR'AN DİNLE
KİTAPLARIMIZ
SORU: Esselâmu aleyküm, ben gerçek bir Müslüman olmak istiyorum, Allah’tan korkan bir Müslüman, cehennemden değil… Allah’ı isteyen bir Müslüman, cenneti değil… Ama ben Allah korkusunun nasıl olacağını bilemiyorum? Tabii ki de bir canavardan veya bir hırsızdan korkar gibi bir korku değil. Ama ben yapamıyorum “neden korkuyorsun” deseler, ne derim bilmem. Allah emrettiği için, derim. Ama sadece lafta olur, ben esasta da "Allah’tan nasıl korkmak gerekiyorsa öyle korkmak" istiyorum? [1]


TAKVÂ VE ALLAH KORKUSU NE ANLAMA GELİR?

İYİ BİR MÜSLÜMAN OLMAK İÇİN NASIL BİR PROGRAM İZLEMELİYİM?

SORU:

Esselâmu aleyküm, ben gerçek bir Müslüman olmak istiyorum, Allah’tan korkan bir Müslüman, cehennemden değil… Allah’ı isteyen bir Müslüman, cenneti değil…

Ama ben Allah korkusunun nasıl olacağını bilemiyorum? Tabii ki de bir canavardan veya bir hırsızdan korkar gibi bir korku değil. Ama ben yapamıyorum “neden korkuyorsun” deseler, ne derim bilmem. Allah emrettiği için, derim. Ama sadece lafta olur, ben esasta da "Allah’tan nasıl korkmak gerekiyorsa öyle korkmak" istiyorum? [1]

CEVAP:

Ve aleyküm selâm, çok güzel bir soru. Bu nedenle teşekkür ediyorum. Allah'ın istediği şekilde iman etmeyi istemek başlı başına bir samimiyettir zaten. Allah böyle düşünen kuluna yardım eder inşâAllah.

Sorunuz başlıca iki temel konuyu içermektedir. Birisi, takvâ ve Allah korkusu; diğeri ise, iyi bir Müslüman olmak için yapılması gerekenler…

Diğer bir ifadeyle İslâm’ı doğru şekilde anlamak için yapılması gereken çalışma ve program nasıl olmalıdır? Bu iki temel mesele hakkında ana hatlarıyla cevap vereceğiz.

Bir Düzeltme:

Bu iki temel mevzuumuza geçmeden önce soru içerinde var olan iki yanlış anlayışı düzeltmek istiyoruz. Bu yanlış anlayış, pek çok kimsede bulunmaktadır.

Bunlar; cehennemden değil, Allah’tan korkmak gerektiği anlayışı ile Allah’ı ve Allah’ın rızâsını isteyip, cenneti istememek anlayışı. Yani cennet için değil, Allah’ın rızâsı için çalışma düşüncesi…

Bu düşünce yapısı her ne kadar samimi bir yaklaşım gibi görünüyorsa da, Kur’ân’ın hükümlerine aykırıdır! Zira Allah’tan korkmak, cehennemden de sakınmayı gerektirir. 

Allah’ın rızâsını isteyen ve arayan kimse, cenneti kazanır veya cenneti kazanmak isteyen Allah’ın rızâsını elde etmeye çalışır. Allah’ın rızâsını kazanan da sonuçta cenneti kazanmış olur.

Bu istek ve sakınmalar da bir çelişki yoktur!

Rabbimiz Kur’ân’da, cehennemden sakınmamızı emrederken; cenneti övmüş, onu kazanmaya teşvik etmiştir. Cehennemden kurtulmanın da, şirk koşmaksızın iman etmek ve salih amel işlemek olduğunu bildirmiştir. 

Râzı olduğu kullarını cennetine koyacağını belirterek, mü’min kullarını cennete davet etmiştir.

Allah, Cehennemden Sakındırıyor:

“O halde yakıtı insanlarla taşlar olan ve kâfirler için hazırlanmış ateşten sakının.” (Bakara: 24)

Allah, Cenneti Kazanmaya Davet Ediyor:

“Rabbinizden bir mağfirete ve takvâ sahipleri için hazırlanmış, genişliği göklerle yer kadar olan cennete koşuşun.” (Âl-i İmrân: 133)

Bu iki konuda çok sayıda Âyetler vardır. Bu meselede sonuç olarak şunu söyleriz. Müslüman cehennemden korkmalıdır ve sakınmalıdır. Müslüman cenneti istemeli ve onu kazanmak için çalışmalıdır.

Müttakî mü’min bilir ki; bu iki isteği taşıması, Allah’tan korkmasına ve Allah’ı sevip, her konuda O’nu dikkate almasına münâfî değildir.

 Müslüman, Allah’tan saygı ve sevgiyle karışık korktuğu için; cehennemden sakınır.

Allah’ı çok sevdiği, rızâsını istediği, O’nu görmeye iştiyak duyduğu için cenneti kazanmak için çalışır ve cenneti de ister. Çünkü Allah, ancak cennette görülecektir.

Birinci Mesele:

Asıl konularımıza geçiyoruz.

Başlangıçta da söylediğimiz gibi, konularımızdan birisi, Allah’tan korkmak yani takvâ; diğeri ise Allah’ın istediği gibi Müslüman olmak için izlenecek yol ve programın nasıl olması gerektiği konusudur.

Önce takvâ nedir, onu öğrenelim.

Takvâ:

Kur’ân gelmeden önce, Araplar kendi dillerinde takvâ kelimesini insan ve hayvan gibi canlıların kendilerini dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı koruması, anlamında kullanmaktaydılar.

Biz, bu kelimeyi kök ve anlam olarak inceleyelim.

“Takv┠kelimesinin aslı, ‘vek⒠fiilidir. Bu fiilin masdarı “vikâye” kelimesidir. Lügatta bir şeyi korumak, muhafaza etmek, bir şeyi başka şeyle, bir tehlikeye karşı koruma altına almak demektir. “Vek┠kökünden “iftiâl” babının masdarı olan “ittik┠kelimesi de, vikâye’ye girmek, sakınmak ve kendini tehlikelere karşı koruma altına almak demektir. Kur’ân’da da çokça karşılaştığımız “müttakî” kelimesi de, “ittek┠fiilinin ism-i fâilidir yani ittikâ eden, takvâlı davranan, takvâ sahibi anlamlarına gelir.

“Takvâ lügatta “ittik┠yani sakınma ve korunma anlamındadır. Hakikat ehline göre, takvâ; Allah’a itaatla, O’nun azabından sakınmaktır. Nefsi, yapmak veya terk etmekle azaba müstahak olacağı şeylerden korumaktır. Taat (ibâdet, itaat)da takvâ ile, ihlâs kastedilir. Ma’siyet (isyan, itaatsizlik)de takvâ ile de, terk ve sakınma kastedilir. Denildi ki: Takvâ; kulun, Allah Teâlâ’nın dışındaki şeylerden sakınmasıdır.” [2]

Takvâ’nın tanımı hususunda çok farklı üsluplarla, sayısız tanımlar yapılmıştır. Kısaca hatırlatmak gerekirse, takvâ; şeriatın âdâbını korumaktır, seni Allah’tan uzaklaştıran her şeyden sakınmandır, nefsin hazlarını, isteklerini terk etmek ve yasaklardan kaçınmadır, nefsinde Allah’tan başka bir şey görmemendir, kendini hiçbir kimseden daha hayırlı görmemendir, Allah’tan başka şeyleri terk etmektir, -Hak ehline göre- kendisine uyulan kimse, hevâya uymaktan sakınmış kişidir. Ve yine denildiğine göre, takvâ; Hz. Peygambere, kavlen ve fiilen uymaktır. [3]

Toparlayacak olursak, takvâ; sakınmak, korkmak, ihlâs, sevgi, saygı, huşû’, haşyet gibi anlamlara gelen derin manalar içeren bir kavramdır.

Takvâ; dikenli bir yolda yürürken ayağına diken batmaması için sakınarak ve dikkat ederek yol almaktır. Yani Allah’ın yasaklarına düşmemeye özen göstermektir.

Takvâ; Allah’ın hududunu çiğnemekten, İlâhi sınırları ihlâl edip harama girmekten sakınmaktır ki, bu durum, Allah sevgisinden ve O’nun sevgisini kaybetme korkusundan ileri gelir. Bu huşû’ ve haşyet hali, Allah’a olan saygıdan kaynaklanır.

 Dolayısıyla şunları diyebiliriz:

Takvâ; sakınmaktır…

Takvâ; korkmaktır…

Takvâ; sevmektir…

Takvâ; ihlâs’tır…

Takvâ; ihsân’dır…

Takvâ; Allah ve Rasûlüne itaattir…

Takvâ; nefsin isteklerinden geçmektir…

Takvâ; tevâzuu’dur…

Takvâ; Tevhîd’dir…

Takvâ’nın bir manasının da Allah’tan korkmak olduğunu söyledik. Bu konuyu Âyetler ışığında açıklayalım.

Rabbimiz şöyle buyurmuştur:

“Ey iman edenler, Allah’tan nasıl korkmak gerekirse öyle korkun ve siz ancak Müslümanlar olarak ölünüz.” (Âl-i İmrân: 102)

Allah’tan gereği gibi korkmanın anlamı; Allah’ın bütün emirlerine itaat edip hiçbir şekilde O’na karşı gelmemek, şükredip nankörlük etmemek, zikredip unutmamak demektir. Yani Allah’tan nasıl korkmak ve sakınmak gerekiyorsa, nasıl itaat ve ibâdet etmek gerekiyorsa bu konuda gaflet göstermemek, kusur işlememek demektir. Allah’ın şânına yaraşır şekilde O’na ibâdet etmektir ki; insan, günahsız, hatasız, kusursuz olamayacağı için buna güç yetiremez. Hiç isyan ve nankörlük etmemek, daima zikir ve şükür üzere bulunmak, kimse için mümkün değildir. Hatta buna ma’sûm (günahsız) bir fıtrat üzerinde yaratılan Peygamberler bile güç yetiremez. Peygamberler bile olsa, yaptıkları ibâdet Allah’ın şânı yanında eksiksiz sayılmaz. Allah’ın lütfettiği sayısız nimetler karşılığı tam şükretmek mümkün değildir.

Bu Âyet nâzil olunca sahabeler ayakları şişinceye kadar, alınlarının derisi yüzülünceye kadar ibâdet etmeye, geceleri “kâim”, gündüzleri “sâim” bir hayat yaşamaya başladılar. Ashâb-ı Kirâm’ın tek derdi, Kur’ân’ı yaşamak olduğu için, bu Âyet inince çok sıkıntıya düştüler, hakkıyla Allah’a ibâdet etme konusunda aciz kaldılar. Bunun üzerine: “O halde gücünüzün yettiği kadar Allah’tan korkun” (Teğâbun: 16) emrinin indiği rivâyet olunmuştur.

Said b. Cübeyr, Katâde ve Süddî gibi bazı âlimlere göre; Âl-i İmrân: 102. Âyet, bu Âyet ile nesh edilmiştir.

Ali b. Talha’nın İbn Abbâs’tan rivâyetine göre; “Allah’tan, O’na yaraşır şekilde korkun” Âyeti neshedilmemiştir.

Bu Âyetin anlamı; Allah yolunda gücünün yettiği kadar cihâd etmek ve Allah yolunda hiç kimsenin kınamasından korkmamak, hatta kendileri, babaları ve oğulları aleyhine de olsa, Allah için adalet ve hakkâniyetten ayrılmamaktır.

Allah’tan hakkıyla korkup sakınmak ve Müslüman olarak ölebilmek için, Âl-i İmrân: 103’de bildirildiği gibi; Tevhîd akidesi üzerinde toplanarak, Allah’ın ipine toptan yapışmak, tefrikadan uzak durmak gerekir.

Âyette de belirtildiği gibi; önce ülfet ve sevgi ile kalplerin birleşmesi, ikinci olarak da fiillerin birliği gerekmektedir. Müslümanlar birbirlerini sevmedikçe, fiilî birliktelikten söz etmek mümkün değildir.

Tefrika ve ayrılıktan geri durup, topluca Allah’ın vahyine yapışmadıkça da, Müslüman olarak ölme ihtimali zayıflar.

“Ben kendi başıma dinimi, imanımı koruyabilirim” demek çok tehlikelidir. Kendi başına bir yol tutarak, tek başına kalmak isteyen kimsenin iman ve İslâm üzere güzel bir sonla huzur-u İlâhîye varması şüphelidir. Bu kimsenin akibetinden korkulur. Tek başına kalan bir kimse, zorlama ve baskı altında zayıf kalır ve her şeyini kaybedebilir. Ama “Allah’ın eli cemaatle beraberdir” (Tirmizî, Fiten, 7) Hadîsinde de ifade edildiği gibi; Allah cemaate yardım edecektir. Nitekim Allah’ın Rasûlü Hz. Îsâ bile, “Allah yolunda yardımcılarım kimdir?” (Âl-i İmrân: 52) demişti. 
Bunun üzerine Havârîler: “Allah’ın yardımcıları biziz. Allah’a iman ettik. Sen de bizim şüphesiz Müslümanlar olduğumuza şâhid ol” dediler. Dolayısıyla mü’minler, Tevhîd akidesi üzerinde fiillerini birleştirmedikçe, Allah’tan hakkıyla korkup sakınamazlar.

 Âyetlerden de anlaşıldığı gibi, Allah’tan gereği gibi korkmak ferdî bir mesele değildir. İbâdetlerde ferdiyetçilik değil, birlik ve beraberlik esastır.

Kur’ân’a göre; takvâ’nın üç mertebesi vardır:

İlk mertebe, şirkten sakınıp iman etmektir; bu takvâ, kişinin kendisi ile vicdanı arasındadır. Bu kimseler ebedi cehennem azabı görmeyecekler.

Bu açıdan bakıldığında, tüm iman edenlerin takvâ sahibi olduğunu söyleyebiliriz. Bu konuda Kur’ân şöyle der: “(Allah) onlara takvâ sözü üzerinde sebat vermişti.” (Fetih: 26) Yüce Allah sonsuz ilmiyle onların buna layık olduklarını bildiği için, onların Tevhîd’e tutunmalarını sağladı.

İkinci mertebe, büyük günahlardan sakınmak, küçük günah işlemede ısrar etmemek ve farzları edâ etmektir. Bu takvâ, kişinin diğer insanlarla arasındaki hususlarla ilgilidir. Bu takvâ seviyesindeki bir mü'min, şüpheli şeylerden sakınır. (Bkz. Buhâri, Îmân, 39)

Üçüncü mertebe, kişinin bütün benliğiyle Allah’a yönelmesi, kendisini Allah’tan alıkoyan her şeyden uzak durması halidir. Allah, mü’minlerden bu takvâ’ya sahip olmalarını istemektedir.

Takvâ’nın bu üçüncü derecesi, ihsan olarak zikredilmiştir. Bu mertebe, Allah ile kul arasındadır. Mü’min, Allah’ı görüyormuşçasına ibâdet eder. Her adımında Allah’ın kendisini gördüğü bilincine ve şuuruna ulaşmış ve ibâdetlerini bu huşû’ ile yapmaktadır. Allah’ın yasaklarından da Allah korkusuyla sakınıp uzak durmaktadır.

Takvâ kelimesinin anlam derinliğinde “korku” unsurunun da olduğunu söylemiştik. Ancak bu kelimeyi yalnızca “korku, korkmak” diye anlayıp, başka dillere bu şekilde çevirmek yetersizdir.

Yukarıda açıkladığımız gibi, başka anlamları da bulunmaktadır. Korku’nun zıddı sevgi, sevginin gereği saygı, ihlâs (samimiyet), ihsan (Allah’ı görürcesine ibâdet etmek), haşyet (Allah’ın azameti karşısında ürpermek), Allah ve Rasûlüne ittibâ etmek, Allah’ın yasaklarından sakınmak, O’nun azabından korkmak, şüpheli şeyleri terk etmek, kalpte Allah’ın sevgisi dışındaki her şeyden kurtulmak gibi anlamları vardır.

Kur’ân’da korkunun değişik boyutları zikredilmiştir. Onlar; 'havf', 'hazer', 'haşyet', 'rehbet', 'vecel' gibi kelimelerdir. Bunların her biri, bir korku olayını farklı boyutlarıyla ele almıştır. Takvâ kelimesi de tek başına korku anlamında olmadığı gibi, korku unsurundan da uzak değildir.

Bu nedenle yerine göre, takvâ kelimesi; havf ve haşyet anlamlarında da kullanılmıştır.

Kur’ân, Ehl-i Kitab’ı “takv┠kelimesine çağırır:

“De ki: ‘Ey Kitap Ehli! Bizimle sizin aranızda âdil olan bir kelimeye (Tevhîd’e) geliniz.’” (Âl-i İmrân: 64)

Âl-i İmrân: 64’deki, Ehli Kitap ile aramızdaki “ortak, eşit, adil kelime”  İmam Mücâhid’e göre; takvâ kelimesi olan Lâ İlâhe İllallâh’tır. (Buhâri, Eymân, 19)

Rabbimiz bu konuda şöyle buyuruyor: 

“(Allah) onlara takvâ sözü üzerinde sebat vermişti.” (Fetih: 26) Burada takvâ kelimesi ile kastedilen; Kelime-i Tevhîd'dir. 

Kelime-i Tevhîd’in, kendilerine Kitap verilenlerle aramızda ortak kelime olmasının anlamı, Allah’ın gönderdiği tüm Kitaplarında insanları Tevhîd’e davet etmiş olmasındandır.

Tüm İlâhi Kitaplar da, “Lâ İlâhe İllallâh” değişmeyen, tek, temel bir ilkedir. Bu nedenle Kitaplılar, İslâm’a davet edilirken, Kitaplarının aslındaki takvâ kelimesi olan Tevhîd’e çağrılmışlardır.

Rabbimiz, takvâ sahiplerini müjdelemektedir:

“Kim Allah’a ve Rasûlüne itaat ederse, Allah’tan korkar ve O’ndan sakınırsa işte onlar kurtulan kimselerdir.” (Nûr: 52)

“Kim Allah’tan korkarsa ona bir çıkış yolu ihsan eder. Ve ona ummadığı bir yerden rızık verir.” (Talâk: 2, 3)

“Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” (Haşr: 9)

İkinci Mesele:

Takvâ ve Allah korkusu konusu hakkında bu kısa cevabımızdan sonra; Allah’ın istediği gibi bir Müslüman olmak için ne yapılması ve nasıl bir program takip edilmesi gerektiği konusuna temas edelim.

Bu konuda da şu aşağıdaki aşamalarda çalışma yaparsak, Allah'ın istediği gibi imanı da öğreniriz, Kur’ân'a uygun Müslüman da oluruz, Peygamberimizin Sünnetini de çok güzel öğreniriz.

Ama iyi bir Müslüman olmak için bazı merhaleler var. Hiçbir şey kendiliğinden olmuyor ve çalışmadan, yatarak bir şey kazanılmıyor!

Tecrübelerime dayanarak, bu çalışma periyodunun merhalelerini kısaca yazayım.

Fakat öncelikle bir hatırlatma yapalım. Bu programda, Arapça bilmeyip, Kur'ân'ı sadece metninden okuyabilenler, önce Âyetlerin metnini okuyup, sonra meâline geçerlerse, çalışma daha bereketli olur. Arapça bilenler ise, Kur'ân'ın Arapça metinlerini anlayarak yol almaya çalışmalıdırlar. Herkesin Arapça bilgisi aynı seviyede olmadığı için, bu çalışmayı meâl destekli götürmelidirler. Ya önce meâlini okuyup, sonra Âyetlerin lafızlarına kelime kelime mana vermeliler yahut da önce Âyetlere kelime meâli verip, daha sonra meâlini okumalılar.

Kur'ân'ı anlamak için nasıl okumalıyız?

1) Kur’ân'ı Türkçe meâlinden baştan sona okuyup, anlamadıklarımızı kendi anlayacağımız şekilde bir yere not etmek gerekir.

Kur’ân'ın bütününe göre; %25 oranında anlamadığımız meseleler çıkacak ilk okuyuşta. Ama okumaya devam edeceğiz.

2) Kur’ân'ı ikinci kez meâlinden okuyup bitirmeliyiz. Yine %25 oranında bilmediğimiz, kafamıza takılan meseleler çıkacak ve yine onları bir deftere yazalım.

Bu okuyuşta, daha önce anlayamadığımızı düşündüğümüz pek çok mesele de anlaşılacak ve önceden kaydettiğimiz soruların çoğu cevabını bulacak.

3) Kur’ân'ı üçüncü defa okuyacağız ve bilmediklerimizi soru ya da konu olarak kaydedeceğiz.

Bu okuyuşta da önceden "bilmiyorum" diye not ettiğimiz pek çok mesele cevabını bulacak.

Ama yine bilmediklerimiz, anlamadıklarımız, kafamıza takılan meseleler var.

Bunlar da % 25 oranında. Şimdi 3 kez Kur’ân'ı meâlinden okuyup 3 kez hatmettik. Başlangıçta bir şey bilmiyorduk belki, ama şimdi pek çok şeyler biliyoruz. Her okuyuşta aşağı yukarı Kur’ân'ın çeyreği kadar meseleyi anlarken, bir o kadar da anlamadığımızı düşündüğümüz konularla karşılaştık. Ama yılmadan, pes etmeden okuma programımıza devam ettikçe, o bilmediklerimizin çoğu bu üç merhalede çözüldü. Şimdi not defterimize bakıyoruz; her okuma merhalesinde "anlamadığım meseleler" diye kaydettiklerimizin çoğu anlaşılmış ve üzerleri çizilmiştir.

Hâlâ, geri kalan anlayamadığımız meseleler bulunuyor; onlar da ortalama %25. Bu meseleler müteşâbih konulardır; yani ya âlimlerin bildiği ilmi konular ya da araştırma ve bilgi desteğiyle anlaşılacak konular ya da gaybi meselelerdir ki, bunlara iman eder, geçeriz, üzerinde durmayız.

Kur’ân, muhkem ve müteşâbih Âyetlerden oluşur. Bir kısmı yani azı müteşâbih iken; ekserisi muhkemdir. Onlar da “Ümmü’l Kitap” yani “Kitabın anası, esası” olarak nitelenmiştir. (Âl-i İmrân: 7)

 Kur’ân, herkes tarafından anlaşılsın diye, çoğunluğu muhkem yani okunduğunda anlaşılan Âyetlerden meydana gelmiştir.

“Muhakkak Biz onu (Kur’ân’ı) anlayıp düşünesiniz diye, Arapça bir Kur’ân olarak indirdik.” (Yûsuf: 2)

 Âyette de görüldüğü gibi, Kur’ân’ın gönderiliş amacı okuyup, anlamak, tefekkür edip Kur’ân’ın iman davetine icâbet etmek ve böylece içindeki haramlarından sakınmak, farzlarını yerine getirmektir. Bunun olması da Kur’ân’ı okumakla mümkündür.

Bu çalışmada kaliteli bir Kur’ân meâli seçmeye dikkat etmek lazım.

4) Bu çalışma programımızda; Kur’ân'ı her okuyuştan sonra bir cilt Hadîs Kitabı okuyup bitiriyoruz.

Bu Hadîs okuma programımızda ise, anlamadıklarımızı değil, anladığımız konuları kısa notlarla özetliyoruz. Tüm dünyada meşhûr olan Riyâzü's Sâlihin tercih edilebilir mesela. Ama Hadîs Kitaplarından hangisi seçilirse olur.

Bu ilk üç merhalenin kaliteli bir Kur’ân meâlinin üç kez ve Hadîs Kitaplarından düzenli olarak üç cild okuma şeklinin iç içe olduğuna dikkat edelim. Yani Âyet ve Hadîsleri birlikte okuyoruz. Aynen Sahabelerin, Peygamberimizden dini öğrenme şekilleri gibi. Peygamberimize vahiy geldikçe o, ashâbına Âyetleri tebliğ ediyor ve insanların anlamadıklarını da Hadîsleriyle açıklıyordu. Yani ashâb, Kur’ân ve Hadîsleri iç içe öğreniyordu; böylece bu iki vahiy türü birbirini tamamlamaktaydı.

Bu şekilde Kur’ân okumamız esnasında, açıklamaları, Kur’ân'ın Kur’ân’dan sonra, birinci derecede tefsiri olan Peygamberimizin Hadîsleri ışığında Kur’ân daha net anlaşılacaktır.

5) Bu merhalede ise âlimlerin yazdığı Tevhîd'i açıklayan ve İslâm akidesini öğreten kitapların okunması gerekir. Ama bu konuda farklı grupları temsil eden, âlim olmayan kimselerin grupçuluk hedefleriyle yazdıkları fikir kitaplarını okumamak gerekir. Fikre dayanan kitaplar, zann mahsulüdür ve kişiye saf İslâm’ı ve Tevhîd’i veremez.

Fikir kitapları ya da birbirine etki, tepki, aksiyon, reaksiyon, tez ve anti-tez olsun diye yazılan çalışmalar ve araştırmalar daha sonra incelenebilir. Yani İslâm'ı delilleriyle öğrendikten sonra. Bu incelemenin amacı da onların yanlışlarını reddetmek ve İslâm gerçeğini ortaya koymak içindir.

6) Bu aşamada, seviyemize uygun olan bir Siyer Kitabını okumalıyız. Böylece Peygamberimizin Sünnetini, yaşantısını, mücadelesini öğrenmiş olacağız.

7) Bu derslerden sonra; Kur’ân'ın hidâyet, irşâd ve rehberlik fonksiyonlarını ön plana çıkartan, ilmî ve mezhebî konulara girmeyen, teferruatsız, özlü bir tefsir okumak gerekir.

Böylece Âyetleri âlimlerin açıklamaları ışığında da tanımış olacağız.

İlk üç merhalede, Kur’ân Ve Hadîslerle tanıştık, dördüncü merhalede, tüm Peygamberlerin gönderiliş nedeni olan Tevhîd Akidesini Âyet ve Hadîslerle delillendirilmiş olarak öğrendik, beşinci aşamada, hayatımızın her anında uygulamak amacıyla, Peygamberimizin siyretini, hayatını okuduk. Altıncı merhalede, tefsirle de tanıştık.

Ayrıca bu çalışmalardan sonra, müstakil, kendimize uygun pek çok çalışmalar yapabiliriz.

Herkesin yapması gereken bu türden genel çalışmaların yanında, kendi seviyemize ve ihtiyacımıza uygun özel çalışmalara da yer verebiliriz.

Bu sözümüzü örnek vererek açalım; genel çalışma olarak Kur’ân'daki Allah'ın isim ve sıfatlarını ezberleyip, öğrenip, notlar tutmak ve iman etmek, Hadîslerdeki Allah'ın 99 isminin manalarıyla ezberlenilerek iman edilmesi. Kırk Hadîs ezberlemek, Kur’ân'ı Tecvîd ile okuyamıyorsak bu konuda ders ve destek almak…

Özel çalışma olarak; Kur’ân'dan ve Hadîslerden öğrendiğimiz farz ve haramlara dair bir Âyet ve bir Hadîs ezberlemek gibi.

Âyet ve Hadîs ezberleme işini herkes kapasitesine göre artırabilir. İmkânı olan hâfız bile olabilir. Ama bizim asıl amacımız Kur’ân'ı ve Din'i anlamak olduğu için, hayatımızın bir döneminde Kur’ân'ı anlayacak kadar Arapça öğrenmeye çaba sarf etmek; yapacağımız en hayırlı ibâdetlerimizden biri olacaktır.

Kur’ân’ı anlamadan ezberlemek yerine, Kur’ân’dan bir sûreyi öğrenip hayatımıza aktarmak daha hayırlıdır. Çünkü Kur’ân anlaşılsın diye gönderilmiştir.

İleri seviyedeki programları çoğaltmak mümkündür.

Zaten bundan sonraki çalışmalar kişinin yetenek, zeka, çalışma, istek, sebat ve azmine göre şekillenir.

Bu merhaleye gelmeden önce söylenecek şeyler, uçağın icat edilmediği zamanlarda uçaktan bahsetmeye benzer.

İnşâAllah, ciddi, samimi, programlı ve sabırlı bir şekilde çalışırsak, bundan sonra biz de -Allah'ın izniyle- ilim, iman, amel, ahlâk, ihlâs ve takvâ açısından, Allah’ın övdüğü ve cennet ile müjdelediği kullarından oluruz.

Rabbim hepimizin yardımcısı olsun. 

[1] Sizden gelen sorunun orijinal şekline müdahale edilmemiştir. 

[2] Kitâbu’t Ta’rifât, Seyyid Şerîf Cürcânî, Beyrût, S: 90 

[3] A.g.e 

Yusuf Semmak

Bağlantı | kategori: SİZİN SORDUKLARINIZ | tarih: 13/12/2012 | Yorum(1) | Yorum yaz
VedatSoruyu soran ben değilim ama aydınlattınız. Allah razı olsun
tarih: 28.07.2016
YORUM YAZINIZ
İSMİNİZ

E-Posta (Gizli)

Web siteniz

Yorumunuz

Güvenlik kodu
Son Konular • NASİHATLER 13
• Dinin Aslında Cehalet Mazeret midir? (PDF Oku/İndir!)
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 4
• Allah Teâlâ, Neden Kur’ân’da Bazı Yerlerde “Biz” Zamiri ile Hitap Buyurmuştur?
• Vâv ve Yâ Harflerinden Önceki Harfi Meftûh Olan Emsile-i Hamse'ye Nûn-u Sakîle'nin Dâhil Olması:
• NASİHATLER 12
• İftiâl (افْتِعَال) Bâbı ile Alâkalı Sarf Kâideleri
• GENELDE YANLIŞ KULLANILAN KELİMELER VE DOĞRU YAZILIŞLARI:
• Kur'an'da Peygamberimize Nasıl Hitap Edilmiştir?
• Muzari' Fiilin Şimdiki ve Gelecek Zamana Salahiyeti:
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 3
• Şirke ve Sapıklığa Sürüklenen Bir Toplumda Suçlular Kimlerdir?
• 22- Ömer Nesefî Akaidi Tercüme ve Şerhi 6 (Ders Videosu)
• NASİHATLER 11
• Arapça'da 'zuu' ve 'sahib' edatlarının arasındaki fark nedir?
• EY RABBİMİZ!
• ASHAB-I KEHF HAKKINDA:
• NASİHAT BAHÇESİ
• KİTAPLARIMIZ HAKKINDA BİLGİLENDİRME:
• “Kadınlar Havuza Girebilir mi?” Sorusuna Verdiğimiz Kısa ve Özlü Cevap
• Kadın Sesiyle ve Çalgı Aletleriyle İcra Edilen Şarkı, Türkü, Ezgi ve İlahiler Hakkında Bir Soruya Verdiğimiz Cevap
• NASİHATLER 10
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 2
• NASİHATLER 9
• “Ticaret yapıyorum ama maddi ve manevi anlamda bir türlü rahata eremiyorum” mu diyorsunuz?
• 21- Hadis Dersleri -1 (Ders Videosu)
• SESLİ HADİS DERSLERİ - YAKINDA!
• Sesli Ders Videoları Arşivi (Yusuf Semmak)
• ARAPÇA DERSLERİ (ZAMİRLER) -5-
• Kadınların Saçlarını Kısaltmaları Câiz midir?
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 1
• Ömer Nesefî Akâidi Tercüme ve Şerhi 5 (Ders Videosu)
• İNFÂK BİLİNCİNİ KUŞANMAK!
Son Yorumlar
mutluluk
Çok güzel olmuş ellerinize sağlık
hediye
Esselamün aleyküm Yusuf kardeşim.
Yusuf Semmak
SÜNNETTE BÖYLE BİR PAZARLIK ANLAY
mahmut konur
BİR AYET "Mümin kadınlara da bak
Erkan
Allah razı olsun
ismail
bayildim
Yusuf Semmak
NOT: Bir Hristiyanla tartışan bir
Yusuf Semmak
KİMLER SUÇLU? Bir toplumda ins
Yusuf Semmak
SAHÛR VAKTİNİN SON BULMASI VE SAB
ali
Güzel bir anlatım olmuş ALLAH(C.C
Yusuf Semmak
MUHÂCİRLERLE ENSÂR’IN KARDEŞLİĞİ:
Ece
Harika çok teşekkürler
meryemnazyazğan
Çok güzel anlatmışsınız, şimdi ço
Yusuf Semmak
DİLİN, BEYÂNIN, OKUMANIN, YAZMANI
Yusuf Semmak
Bir meâlde şöyle geçiyor: "Bunun
Yusuf Semmak
“Mütevâzı’, mutevazı” (م
Yusuf Semmak
Esmâül Hüsnâ: Yanlış – el-Esmâul
Yusuf Semmak
Müşkül: Yanlış – Müşkil (kapalı,
Yusuf Semmak
Nasılki: Yanlış – Nasıl ki: Doğru
Yusuf Semmak
“MESS”: Değme, dokunma, temas,
Sibel EKİNCİ
Muhterem Hocamız Feriduddin AYDIN
2017
çok detaya girmişsiniz ama tşr
Melek
Çok güzel
Nagihan
okudum süper çok beğendim
Mehmet ARAZ
Çok güzel olmuş,başarılarınızın d
Yusuf Semmak
KANDİL KUTLAMAK BİD'AT'TIR! Ka
Yusuf Semmak
Nesefî Akâidi derslerimizi 6'ya k
Elif
Bu akaid derslerinizden bölüm6 ya
Beyza
Harika
büşra
Çok iyi olmuş
Yusuf Semmak
MODERNİZM, KADINLARIN BAŞÖRTÜLERİ
zeyra
İsime yaradi saol
Şüheda
Helal be sırf kapanmak nefislerin
© 2012 YUSUFSEMMAK.COM