Araştırmacı, Yazar

ANASAYFA
BİZE ULAŞIN
BİZİ TAKİP EDİN
AMACIMIZ
KUR'AN DİNLE
KİTAPLARIMIZ
Günümüzde bu türden hezeyânlar maalesef ki artmıştır. Her şeyden önce, Kur'ân hakkında böyle bir soruyla fikir jimnastiği olur mu? Biz, üzerimize düşeni yapalım, inkârcı kimselerin, Kur’ân ve İslâm hakkında, genç beyinlerin zihinlerini bulandırmalarına imkân ölçüsünde engel olalım. Mukaddesât hılâfına, söz söylemek ya da amel etmek câiz değilken, fikir yürütmek ve felsefe yapmak hiç câiz olur mu? Akıl ve indî görüşlerle bu mesele üzerinde rastgele fikirler yürütmek, birilerinin, câhilce, inançsızlığa yönelebilme riskini artırır. Her soruda art niyet aramasak da, bu, bir nevi şeytânî propaganda gibidir. Şeytan memnundur yani, bu tarz tartışmalar açılmasından! Çünkü konuşanların ekserisi ilimden anlamayan ve Kur'ân ilimlerine hâkim olmayan yahut da en azından Arapça bile bilmeyen kimselerdir. Ayrıca sormak gerekir; durum böyleyse, Kur'ân'ı nasıl eleştirebilirsiniz! Böyle bir soru soran arkadaşın, Kur'ân'ı indirildiği dil olan Arapça aslından yıllarca araştırıp kafasında ilmî, bilimsel, aklî, tecrübesel, tarihsel, sosyal, psikolojik vb. sayısız soruları olması ve bu soruların kaliteli olduğunu da, yıllarca ilim ve bilim adamlarıyla istişâre etmiş, bunların ma'kûl itirazlar olduğunu da ortaya koymuş ya da en azından öyle kanaat getirmiş olması gerekmez mi? Kur'ân lügatını, ıstılâhını, nahvini, sarfını, belâğatını, usûlünü, sebeb-i nuzüllerini, nuzül yerlerini/zamanlarını, Peygamber aleyhisselâm tarafından yapılmış açıklamalarını, uygulamalı Sünnetini, Peygamberimizden sonra ashâbın Kur'ân üzerindeki tefsîrlerini, her asırda temel İslâmî ilkeler istikâmetinde müctehid âlimlerin Âyetleri yorumlamalarını okumadan, Müslümanların tarihini ve İslâm'ı yaşama tarzlarının müspet ve menfî yönlerini okuyup araştırıp, doğrularıyla yanlışlarını birbirinden ayırmadan Kur'ân üzerinde yorum yapmak doğru mudur?

KUR’ÂN-I KERÎM DEĞİŞTİRİLMİŞ OLABİLİR Mİ, DİYENLERE CEVAP!

Günümüzde bu türden hezeyânlar maalesef ki artmıştır. Her şeyden önce, Kur'ân hakkında böyle bir soruyla fikir jimnastiği olur mu? Biz, üzerimize düşeni yapalım, inkârcı kimselerin, Kur’ân ve İslâm hakkında, genç beyinlerin zihinlerini bulandırmalarına imkân ölçüsünde engel olalım.

Mukaddesât hılâfına, söz söylemek ya da amel etmek câiz değilken, fikir yürütmek ve felsefe yapmak hiç câiz olur mu?

Akıl ve indî görüşlerle bu mesele üzerinde rastgele fikirler yürütmek, birilerinin, câhilce, inançsızlığa yönelebilme riskini artırır. Her soruda art niyet aramasak da, bu, bir nevi şeytânî propaganda gibidir. Şeytan memnundur yani, bu tarz tartışmalar açılmasından! Çünkü konuşanların ekserisi ilimden anlamayan ve Kur'ân ilimlerine hâkim olmayan yahut da en azından Arapça bile bilmeyen kimselerdir. Ayrıca sormak gerekir; durum böyleyse, Kur'ân'ı nasıl eleştirebilirsiniz!

Böyle bir soru soran arkadaşın, Kur'ân'ı indirildiği dil olan Arapça aslından yıllarca araştırıp kafasında ilmî, bilimsel, aklî, tecrübesel, tarihsel, sosyal, psikolojik vb. sayısız soruları olması ve bu soruların kaliteli olduğunu da, yıllarca ilim ve bilim adamlarıyla istişâre etmiş, bunların ma'kûl itirazlar olduğunu da ortaya koymuş ya da en azından öyle kanaat getirmiş olması gerekmez mi? Kur'ân lügatını, ıstılâhını, nahvini, sarfını, belâğatını, usûlünü, sebeb-i nuzüllerini, nuzül yerlerini/zamanlarını, Peygamber aleyhisselâm tarafından yapılmış açıklamalarını, uygulamalı Sünnetini, Peygamberimizden sonra ashâbın Kur'ân üzerindeki tefsîrlerini, her asırda temel İslâmî ilkeler istikâmetinde müctehid âlimlerin Âyetleri yorumlamalarını okumadan, Müslümanların tarihini ve İslâm'ı yaşama tarzlarının müspet ve menfî yönlerini okuyup araştırıp, doğrularıyla yanlışlarını birbirinden ayırmadan Kur'ân üzerinde yorum yapmak doğru mudur?

Böyle şüpheler ortaya atan kimseler Allah'tan korkmuyorlarsa bile, kullardan utanmazlar mı? Karşılıklı olarak, ilim sahibi bir Müslümanla, insanların gözleri önünde tartışırken, eline Kur'ân (Mushaf) verilip, "Kur'ân'ın neresinde bir tutarsızlık gördün; buyur göster" dendiği vakit, bir satırını okuyup anlayamadığı o muhteşem Kitap'tan da mı utanmazlar!

Bu Kitâb’ın İlâhî koruma altında olduğunun delili olan,"Şüphe yok ki o Zikri (Kur'ân'ı) Biz indirdik. Onu koruyacak olan da elbette Biziz" (Hicr: 9) Âyeti tüm mü'minler ve aklı başında herkes için Kur'ân'ın, Allah Kelâmı olduğunun belgesi oluyor da, ne ilginçtir ki, sizin için bir anlam taşımıyor! Size bu Âyet söylendiğinde, "Kur'ân'ı değiştiren kimse, bunu da yazmış olamaz mı?" diyorsunuz! Bu kadar câhilce ve mantıksızca bir söz söylenebilir mi? 1400 yıl önceki el yazması nüshalarda da bu Âyetin olduğunu görecek kadar basîretiniz mi yok? Yoksa araştırmadığınız için, kuru sıkı atma alışkanlığı olan bir arkadaşımız mısınız? Bunu, hep yapar mısınız? İncîl ve Tevrâtlar (dikkat edin çoğul eki kullandım), asırlar içinde 2400 kez (adet, çokluktan kinâyedir) değiştiriliyor da, Kur'ân'ın hâlâ 1400 küsur senedir asla değişmeden günümüze gelmesi hatta kıyâmete kadar da asla değişmeyeceği noktasındaki iddiası karşısında, nasıl aklınız mağlup olup kalbiniz ve vicdanınız yumuşamıyor? 100 yıldan, 100'lerce yıllardan bahsetmiyoruz. Tüm dünya şeytanlarının değiştirip bozmak için yırtınmalarına rağmen, değiştirilmeyen bir Kitap'tan bahsediyoruz. Haçlı seferlerinin temel amaçlarından birisi, işgal edilen Müslüman yurtlarındaki, kütüphanelerindeki başta Kur'ân ve İslâmî eserler olmak üzere İslâm mirasını yakıp yok etmekti. Bilimsel anlamda önemli saydıkları bazı eserleri de çalmaktı. Bugün Batı'nın bilim ve teknik başarısının nedeni İslâmî eserleri çalıp tercüme ederek, onlardan yararlanmalarıdır. Bizim gücümüzün kaynağının da, Kur'ân olduğunu uzun zamanların tecrübesiyle iyi bildikleri için, bizim Kur'ân’la bağlarımızın kopması ve kendilerine benzememiz için ellerinden geleni yaptılar, yapıyorlar.

Allah, inkârcılara, Kur'ân'ı okumalarını, anlamalarını ve selîm bir akılla üzerinde düşünmelerini istemektedir. Böyle yaparlarsa "el-Hakîm" (tutarlı, çelişkisiz, hikmetli) vasfına sahip olan o Kitapta asla bir çelişki olmadığını göreceklerdir. Kur'ân'ın Allah'ın Kitâbı olduğunun başka bir kanıtı da budur! Bırakın, dinsel, dogmatik inanışların Kur'ân'a uygun olup olmadığını, –sizin anlayacağınız şekilde, misâl verelim– siz, Kur'ân geldiği günden bu zamana kadar bilimsel ve teknik bir buluşun, Kur'ân'a aykırı olduğunu hiç gördünüz mü, duydunuz mu? Sizce, bir ateist bilim adamı İslâm'a, Şeriat'a saldırırken, eline küçücük bir fırsat geçse, o en iyi bildiğini sandığı hatta kendini bilim ilâhı ilan ettiği sahalardaki yaptıkları buluşlar, Kur'ân'la örtüşmeseydi, o inkârcı bilimci hiç, bir saniye durur muydu, bu konunun çığırtkanlığını yapmadan? Asırlardır yapılan icatlar ve buluşların hiç mi biri Kur'ân'a aykırı olmaz! Bu gerçeği, bilim insanı olduğunu söyleyen bir takım zevât ne zaman itiraf edecek acaba? Yoksa söylemeseler de, bilim adamlarının çalışma ofislerinde ve laboratuarlarında Kur'ân tefsîrleri var da, siz mi bunu bilmiyorsunuz?! Ya da bunlar sizden saklanıyor?! Bu durum, kevnî kanunların da belirleyicisi olan Allah'ın apaçık bir mu’cizesi ve Kur'ân'ın da en büyük mu’cize olduğunu göstermiyor mu?

"Hâlâ onlar Kur'ân'ı gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah'tan başkasından gelseydi, elbette içinde birbirini tutmayan birçok şeyler bulurlardı." (Nisâ: 82)

Bunu söyleyebilen bir Kitap... İddiaları, meydan okumaları ve içindeki hükümleri, misâlleri ve haberleri aklıselimin doğru bildikleriyle, bulduklarıyla, buluşlarıyla asla çatışmayan bir Kitap... Hakkın ve hakikatin ta kendisi bir Kitap... Münkirlerini âciz bırakan bir Kitap... Kendisinin korunmuşluğuna vurgu yapan, içinde tutarsızlık olmadığını bildiren ve kendisini inkâr edenlerin de kendisine asla bir zarar veremeyeceklerini ısrarla vurgulayan ve bu gerçeğe itirazı olan insanların ve cinlerin bir araya gelerek ve birbirleriyle yardımlaşarak –şayet yapabiliyorlarsa– bunu yapmalarını söyleyen bir Kitap... Evet, etkileyici, âciz bırakıcı ve bir o kadar da güven ve huzur verici değil mi? Yaratılış yönüyle insan olan küfür ehli de, küfürlerinin el verdiği ölçüde bunlardan etkilenmiyor değiller!... Ama geçici olan bu etki, Kur'ân'dan ancak geçici olan dünya menfaatleri (bilim, tarih, psikoloji vs. için) yararlanmalarını sağlıyor... O kadar!... Oysa iman etmiş olsalardı, bu kendileri için daha hayırlı olacaktı. Keşke anlayabilselerdi!

Tarih boyunca Kur'ân'a nazîre yapmak isteyen pek çok edebiyatçı ve cür'etkâr câhiller ortaya çıkmıştır. Her defasında da hezimete uğrayıp, rezil olmuşlardır. Bazıları iman etmişler, bazıları da felsefe yapıp küfürlerine devam etmişlerdir. Kur'ân'da tahaddî Âyetleri vardır. Yani bu Âyetler, "Kur'ân, Allah'ın Kitâbı değildir" diyenlere meydan okuma Âyetleridir. Tabir-i câizse, "bu, iddiayla olmaz; gerçekten doğru söylüyorsunuz buyurun, onun benzeri bir Kitap yazın, (bunu yapamadınız mı, zaten yapamayacaksınız; o halde) ondaki sûrelerin benzeri on sûre yazın, getirin (bunu da mı yapamadınız, kim dedi ki yapabileceğinizi; o halde hadi) en küçük bir sûresi (Kevser) kadar bir sûre yazıp getirin ve bu iddianızı ispat edin" demektir. Kur'ân'ı gönderen yüce irâde, bu işin asla yapılamayacağını o kadar kesinkes biliyor ki, tüm dünyaya meydan okuyor. Bugün yapamasalar da, yarın yaparlar mı acaba, diye de bir endişe de taşımıyor. Hâlâ mı gerçeği görüp tüyleriniz diken diken olmuyor, titreyip sarsılmıyorsunuz... Kafanızda ve kalbinizde 100 şiddetinde depremler olmuyor ey kâfirler! Meydan okuma sadece insanlara da değil. Cinlere de yani şeytanlara da, aynı teklif sunuyor! Bakın, kâfirleri şaşırtıp saptıran şeytanların da bir halttan anladığı yokmuş! Onları gözünde büyütenlere duyurulur! Eğer, bu konuda başarılı olma imkân ve ihtimâlleri olsaydı şu anda dünyada, insanın elinden çıkmış –hâşâ– sayısız çakma kuranlar olmaz mıydı?

Hristiyan âlemi, resmi din üzerinde anlaşmak ve pek çok meseleleri tartışmak için 2048 papazla, M.S 325 yılında İznik'te toplantı yaparak, sayıları hızla artmakta olan çok sayıdaki İncîlleri azaltmak ve Hz. Îsâ'nın tanrı olup olmadığını tartışmak, bazı incîlleri gayri resmi ilan etmek için bir araya gelmişlerdi. Bu konsilde incîllerin sayısı dörde indirildi ve sadece bunlar resmi incîl kabul edildi. Meselâ, Barnabas incîli, Kur'ân'a yakın mesajlar verdiği için gayriresmi ilan edildi. Görüldüğü gibi, tahrîf edilmiş kitapların uydurma sayısız nüshaları bulunmaktadır. Ve muharref kitaplara inananlar bu nüsha çokluğuyla mücâdele etmek zorunda kalmaktadırlar. Kur'ân için böyle bir durum iddia edebilecek kişi var mı? Ayrıca incîllerin sayısı dörde inince, bunlar Allah'ın Kitâbı mı sayılıyor? "Allah, Hz. Îsâ'ya tek kitap verdi. Bu dört kitap da neyin nesi?" demez mi akıllı bir insan? Ayrıca bugünkü incîlleri okuyan kimse görecek ki, "Âyet" diye söylenenlerin belki yüzde sekseni Hz. Îsâ'nın sözü olarak veriliyor. "Bu, Allah'ın Kitâbı mı yoksa Hz. Îsâ'nın Hadîs kitabı mı?" diye sormaz mı insan? İncîl, Allah'ın vahyettiği ta’lîmâtlardan oluşmaktaydı. Nerede bu Âyetler? Hristiyan din adamları Âyetleri tahrîf ederken, hızlarını alamayıp tümden mi sildiler? Yerine de kafalarına göre cümleler mi yazdılar? Allah'ın Kur'ân'da bildirdiği gibi, Hz. Îsâ'ya bir kısmı "Allah'tır" demektedir. Bu insanlar Allahu A'lem, İncîl’i tahrîf edip yeniden yazan Hristiyan din adamlarıysa, Hz. Îsâ'yı "Allah" kabul ettikleri için, sözde Âyetleri de onun ağzından yazmışlardır. Bazı yerlerde Hz. Îsâ'ya "Allah", bazı yerlerde "Allah'ın oğlu" denmektedir. Aynen Kur'ân'ın haber verdiği bu korkunç durumları görebiliyor musunuz? M.S 325'deki konsilin incîlleri azaltmak dışında en önemli gündemleri "Îsâ Allah mı?" sorusu noktasında beyin jimnastiği yapmak idi; bunu biliyor, musunuz? Onlar da bir nevi "Kur'ân değiştirilmiş olabilir mi" şeklinde beyin jimnastiği yapanların yaptığını yapmışlardır. Günümüze kadar da defalarca konsiller toplandı. Katoliklerin kabul ettiği konsili, Ortodokslar kabul etmez; Ortodoksların kabul ettiğini Katolikler kabul etmez! Adamların her toplantısı sorun olan ve sorun olmaya devam eden dinlerine yeni ayarlar çekmektir. Siz, İslâm âlimlerinin İslâm dinine ayar çekmek için gerçekleştirdiği böyle tek bir konsil bilir misiniz? Allah'a hamdolsun, Allah'ın Kitâbı apaçık şekilde ortada ve insanların gözü önündedir; kıyâmete kadar da kimse ona ilişemeyecek. Bunu da, kudreti sonsuz olan Allah tâ baştan söylemiştir. Peygamberimizin Hadîsleri de senedleriyle, kanıtlarıyla meydandadır.

"De ki: "Andolsun bu Kur'ân'ın bir benzerini getirmek için insanlar ve cinler bir araya toplansalar, birbirine yardımcı olsalar dahi, yine benzerini getiremezler." (İsrâ: 88) 

"Eğer kulumuz (Muhammed)’e indirdiğimiz (Kur’ân)’dan şüphe içinde iseniz, siz de onun benzerinden bir sûre getirin. Allah’tan başka şahidlerinizi de (yardımınıza) çağırın; eğer doğru söyleyen kimseler iseniz (bunu yapın). Eğer bunu yapamazsanız –ki asla yapamayacaksınız– o halde yakıtı insanlarla taşlar olan ve kâfirler için hazırlanmış o ateşten sakının." (Bakara: 23, 24)

"Yoksa onlar: "Onu (Kur'ân'ı) kendiliğinden uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Öyle ise, eğer doğru söyleyenler iseniz, siz de onun benzeri bir sûre getirin. Hatta Allah'tan başka kimi çağırabilecekseniz çağırın!" (Yûnus: 38) 

"Yoksa onlar: "Onu kendisi uydurup söylüyor" mu derler? Hayır, onlar iman etmezler. Eğer doğru söyleyenler iseler, haydi onun gibi bir söz getirsinler." (Tûr: 33, 34) 

"Yoksa: "Onu kendisi uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Öyleyse haydi siz de onun gibi uydurma on sûre getirin. Allah'tan başka kime gücünüz yetiyorsa, onları da çağırın. Eğer doğru söyleyenler iseniz." (Hûd: 13) 

Bu kadar açık meydan okumalar karşısında tüm kâfir insanlar ve cinler Kur'ân'ın bir benzerini getirmek şöyle dursun, bir sûresinin dahi benzerini getiremiyorlar ve hatta o Kur'ân'ın metnini tahrîf bile etmeye güçleri yetmiyorsa; bu apaçık mucize karşısında insanlar hâlâ gerçeği görmüyorlar mı? Bir an olsun düşünmüyorlar mı? 

İnsanların en iyi yaptığı şey bozmak ve bozgunculuk değil midir? Hatta vahiysiz toplumların değişmez sıfatı bozgunculuk yapmak, bozmak, yıkmak, tahrip etmek değil midir? Ee, vahyi inkâr eden sadece bir toplum değil, tüm dünya birleşsinler en iyi anladıkları ve yaptıkları tahrîfât ve tahrîbât işini Kur'ân için gerçekleştirsinler bakalım! Bunu yapmalarına imkân bile yoktur! Hani bazı haberler için ekranlarda "Sakın denemeyin!" yazısı geçer ya, biz de diyoruz ki, "Sakın deneme ey ins-ü cinn" çünkü bu amelin Allah'la ve Allah’ın Kelâm sıfatıyla savaşmaya kalkışmak gibi câhilce ve gülünç bir durumdur.

Kelâm ilminde vâcip-mümkin ve muhâl diye bir konu vardır. Meselâ; Allah'ın oğlunun olması muhâl (imkânsız)dır. Aynı bu şekilde insanların ve cinlerin Kur'ân'ı tahrîf etmeleri de muhâl yani imkânsız olan, ihtimâl dâhilinde olmayan şeylerdendir. Bu gerçek de mi küfür ehlini etkilemedi? Gözleriyle apaçık azâbı görmedikçe inanmamak kadar akılsızlık olabilir mi? O zaman geldiğinde, pişmanlık fayda sağlamayacak ve kâfirlerin konuşmalarına bile izin verilmeyecek. Huzur-u İlâhî'de secdeye gitmek isteyecekler de, buna güç yetiremeyecekler! Dünyada gururdan, kibirden secdeye varmayan alınları âhirette de secde edemeyecek ve rükû’a gitmeyen belleri âdeta kilitlenecek de dümdüz olacak; rükû ve secde kaçkınları her ikisinden de mahrûm kalacaklardır. Allah öyle âdildir ki, kâfirlerin suçlarına uygun bir ceza vermektedir. Buna "suça uygun ceza" denir. Nebe Sûresinin 26. Âyetinde: "(Amellerine) uygun bir ceza olmak üzere" buyurulur. Kâfirlerin de dünyada iken nasıl ki, kibir ve forslarından dolayı bir türlü alınları secdeye değmediyse, cezaları da âhirette secdeden mahrûm olmak şeklinde olacaktır!

"Baldırın açılacağı (gerçeklerin ortaya çıkacağı, işlerin güçleşeceği) o günde onlar secde etmeye davet edilecekler de, edemeyeceklerdir. Gözleri önlerine eğilmiş, kendilerini de bir zillet kaplamış olarak. Hâlbuki onlar sapasağlam iken secdeye çağrılıyorlar (ama buna yanaşmıyorlar/namaz kılmıyorlar)dı." (Kalem: 42, 43) 

Demek ki, dünyada iken, kibir ve gururlarıyla caka satan bu insanların içinde bulundukları maddî genişlikler bir imtihânmış ve sandıkları gibi, izzet ya da şeref sebebi değilmiş. Âyette de işâret edildiği gibi, onlar zillet içinde insanlarmış.

Bir Âyetle konumuzu tamamlayalım.

"Âyetlerimizi yalanlayan her ümmetten bir topluluk haşredeceğimiz gün, onlar bir arada (toplanıncaya kadar) durdurulurlar. Nihayet geldiklerinde (Allah) der ki: "Benim Âyetlerimi –onları bir bilgiye dayanarak kavramadığınız halde– yalanladınız ha! Yoksa ne yapıyordunuz? Zulmetmeleri sebebi ile, söz (azâb) aleyhlerine gerçekleşti. Artık konuşamazlar." (Neml: 83–85)

Kur'ân'ı ya da Kur'ân Âyetlerini bir bilgiye dayanmadan ve iyice okuyup kavramadan, bilgisizce, zâlimce inkâr eden kimseler için, büyük bir tehdittir bu! Yukarıda da bahsettiğimiz gibi, Allah'ın azâbı suçun cinsinden yani suça uygun olacağı için; dünyada Âyetleri yalanlayıp inkâr edenlerin, konuşarak İslâm'a ve Allah'a sataştıkları için, Yüce Allah adâleti gereği bu kimselere konuşma izni vermeyecek ve sözlerini dinlemeyecek! Suça uygun cezadır bu!

İnsanlar sanmasınlar ki, yaptıkları kötülükler, zulümler, iftirâlar, inkârlar, küfürler ve şirkler yanlarına kâr kalacak ve –hâşâ– Allah onları unutacak da yarın ortaya çıkarmayacak! Bilâkis, Allah'ın affına ve rahmetine layık olmadıkça herkesin tüm yaptıklarını, onlar önemsemeseler hatta unutsalar bile, Allah unutmayacak ve tek tek onların hesâbını soracak ve karşılığında, celâl, kudret, kahr, intikâm sıfatlarına uygun şekilde onlara şiddetli bir ceza verecektir. Âhirette Allah'ın rahmetine nâil olacaklar ancak şirk koşmadan iman etmiş muvahhid Müslümanlardır.

Rabbim, bizi şirk koşmaktan korusun, şânına lâyık şekilde iman ve ibâdet etmemizi kolay kılsın. Nefis, şeytan, zâlim ve câhillerin kötülüklerinden uzaklaştırıp, mahkeme-i kübrâ’da hesabı kolaylaştırılan ve rahmete mazhar olanlardan eylesin. Henüz iman etmemiş kimselere de çeşitli vasıtalarla iman etmelerini nasip buyursun. Âmîn!


Yusuf Semmak

Bağlantı | kategori: REDDİYELER | tarih: 26/11/2012 | Yorum(1) | Yorum yaz
Yusuf SemmakNOT: Bir Hristiyanla tartışan bir arkadaş, Kur'ân'dan Âyetler söyleyince, Kur'ân'ın değiştirildiğini ama İncîl'in değişmediğini söyleyen bir kişinin sözlerine karşılık olarak, tarafımızdan aşağıdaki yorum yapılmıştır...

KUR'ÂN; İNSANLARA UZATILMIŞ İLÂHÎ BİR İPTİR (HABLULLAH):

Bismillâhirrahmânirrahîm.

"Hablullah" yani "Allah'ın ipi" tabiri, Kur'ân'da bir yerde geçer: Âl-i İmrân: 103.

Sahîh-i Müslim'de geçen bir Hadîste Rasûlullah şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz bu Kur'ân-ı Kerîm, hablullah'tır (Allah'ın ipidir)." (Müslim, Fedâilu's Sahâbe, 37)

Âl-i İmrân: 103. Âyette gecen "Allah'ın ipi" tabiri, İbn-i Mes'ûd'dan gelen bir rivâyette, Kur'ân-ı Kerîm’dir. (Dârimî, Fedâilu'l Kur'ân 1, 3330)

Bu kısa bilgilerden sonra, konumuza dönelim...

Sahâbe; Kur'ân toplumuydu. Kur'ân, onların kafalarında, kalplerinde, dillerinde ve amellerindeydi. O saâdetli asrın Müslümanlarının tek derdi vardı; sadece Kur'ân ve vahiy için yaşamak... Onlar bir bütün olarak Kur'ân'ı öğrenmeye, anlamaya, yaşamaya ve teblîğ etmeye hayatlarını adamışlardı. Birisinin bir anlık hatırlayamayacağı bir şeyi, hatırlatacak binlerce sahâbî anında hazırdı. Onlar, Arap edebiyatında, fesâhatında, hitâbetinde ve hıfzında bütün dönemlerin fevkinde bir konumda idiler. En zor, en edebî, en karmaşık ve uzun şiirleri dahi bir kere duyduklarında hemen ezberleyen insanlar idiler. Allah'ın Âyetlerini öğrenmek için, âdeta Peygamberimizin mübârek ağzına bakan, duydukları anda ezberleyen, anlamını öğrenen ve o saatten itibaren o Âyetle hayatını şekillendiren, gerekirse o Âyet uğruna canı da dâhil her şeyini fedâ etmekten çekinmeyen, -bir kişi değil- binlerce sahâbînin bir Âyeti aynı anda hatırlamadığını iddia etmek, kör bir taassuptan başka bir şey değildir? Herkes bilir ki, bir söz, her asırda azımsanmayacak bir topluluk tarafından sonraki nesillere aktarılırsa buna mütevatir (kesin) haber denir. Peki, Kur'ân'ı, sayılamayacak kadar mahşeri kalabalık şeklindeki bir topluluk nakletmedi mi? O Kur'ân, bir sonraki nesle aktarılırkan, kar üzerinde yuvarlanan bir kartopu gibi sürekli büyüyerek, devasa bir topluluğa dönüşmedi mi? O Kur'ân, ilk asırdan itibaren, kelime kelime, cümle cümle, sûre sûre tüm ümmetin ve insanlığın projektörlerini çevirip, gündemlerinin ilk sırasına koydukları, Müslümanların bir kelimesi uğrunda dahi binlerce canını seve seve fedâ ettikleri, okunan, ezberlenen, öğrenilen, yaşanılan, iman edilen, tefekkür edilen ve teblîğ edilen Allah'ın Kelâmı değil miydi? O Kur'ân, Müslümanları, ilk andan itibaren medenî toplumlar hâline getirirken, tüm dünya Kur'ân'a karşı çıkarken karanlık ve câhilî çağlara mahkûm olmuyor muydu? Hristiyan Batı 15. yüzyıla kadar karanlık ve gerici Orta Çağ vahşetinin başkahramanları değil miydi? O Kur'ân'ın çağrısına icâbet edenler, yepyeni bir hayatla, adâletle, hukukla, huzurla ve gerçek mutlulukla tanışmıyor muydu? Asırlarca -sana demagoji yapan o Hristiyan arkadaşın dindaşları- bir araya gelerek İslâm ülkelerini mağlup etmek, onların Kur'ân’la bağlarını koparmak için, haçlı seferleri yapıp, her seferinde perişan olurken; kaçışları esnasında başta kütüphaneleri, ekinleri, evleri, bağları ve bahçeleri yakıp yıkarak, kaba kuvvetle ve şiddetle, belden aşağı vurarak, Müslümanlar karşısında acziyetlerini belgelemediler mi? On dokuzuncu yüzyıla geldiklerinde, "Müslümanları, Allah'ın Kitâbı dedikleri şu Kur'ân'dan uzaklaştıramazsak, onları mağlup edemeyiz" sonucuna varmadılar mı? Onların, bu söz üzerinde görüş birliğine varmaları, Kur'ân'ın Allah'ın Kitâbı olduğunun üstü örtülü bir ifade şekli değil midir? Düşünebilen insanlar açısından, Kur'ân'ın, Allah Kelâmı olduğunu ispata gerek yoktur! Çünkü Kur'ân, indiği asırdan bugüne kadar hep, insanların gözü önünde olmuştur ve olacaktır. Allah, insanlık için en değerli hazineyi, faydalanmaları irâdesiyle, -Kur'ân'a inanan veya ona düşman olanların- gözlerinin önüne koymuştur; mutlak ve kahredici gücüyle de o hazineye insanlar ya da cinlerin asla zarar vermelerine izin vermeyerek, insanları âcizlik ve çaresizlik psikolojisine iterek, kendisine yönelmelerini istemiştir. Gerçek güç ve mutlak irâde sahibinin ancak kendisi olduğunu göstermiştir... Kur'ân hakkında, farklı bakış açılarıyla söylenecek çok şeyler vardır; ama kaçak konuşan kişilere bir şeyler anlatmak zordur. Onlara sormak lazım; asırlarca, Kur'ân'a iman etmeyen, bir anlamda Kur'ân'a düşman olan, dünyada milyarlarca insan her zaman olmuştur... Peki, neden bu Kitâbı bozamadılar, değiştiremediler, zarar veremediler? Hem de, Tevrât ve İncîl bizzat, "Yahûdîyim" ve "Hristiyanım" diyenlerin eliyle tahrîfâta uğrarken? Bu mübârek Kitâba, bu Kitâba düşman olanlar neden ilişemediler ve kıyâmete kadar da ilişemeyecekler? Bunu Kur'ân söylüyor... 14,5 asırdır Kur'ân'ın bu dediği apaçık bir gerçek olarak ortaya çıkmıştır. Ma’kûl bir insan, hatta dünyadaki tüm inkârcılar, bu gerçek karşısında imana gelmiyorlarsa, yarın Allah'ın huzurunda kendilerini müdâfaa edecekleri tek bir kelimeleri bile olmayacaktır! Kur'ân'ın değişip değişmeyeceği hususundaki şüpheleri için, -Peygamberimiz, elçi olarak gönderildiğinde, son elçiyi kendi ırklarından bekleyen ve herkesten önce iman etmek için sabırsızlanan ama son Peygamber, Araplardan gelince, ırkçılık yapıp iman etmeyen; Peygamberimiz konusunda da kafaları karışık olan ama her defasında "bekleyin, bir savaşını daha görelim. Acele etmeyin!" diyen Yahûdîlerin yaptıklarını yapıp, kıyâmetin kopmasını mı bekleyecekler? Unutmayın, iman konusunda acele etmeyenler yani işi yokuşa sürüp kendi kendilerini bâtıl duygularla tatmin yoluna girenler iman etmediler! Bakınız, o Yahûdîler hâlâ bekliyorlar! Beklemek şöyle dursun, kendi kafalarından din icat ettiler! Bu nedenle, iman etmeye yanaşmamasına rağmen, bir de gönlünü İslâm'a açmış ama tam anlamıyla, Allah'ın istediği ve Peygamberimizin yaşadığı kıvamda ve istikâmette İslâm'a azı dişleriyle yapışırcasına tutunamamış yeni nesillerin kalplerine şüphe tohumları ekmek yerine inkârcılar, kendi hayırlı âkıbetleri için Kur'ân’la tanışsınlar. İslâm'ı ve Müslümanlığı da "Müslümanım" diyenlerin yaşantıları üzerinden yargılama cehâletine düşmesinler! İslâm'ı ve Kur'ân'ı, vahiy hükümleriyle öğrensinler. İnsanların yaptıklarıyla değil! Allah'ın râzı olacağı kimseler; Allah'ın gönderdiği Kur'ân'a ve Peygamberimizin Kur'ân'ı yaşarken ortaya koyduğu pak Sünnetine uyanlar olacaktır. Bunun dışında Allah, iman ettikten sonra, kendi kullarını dilerse azap eder, dilerse bağışlar...

Bir noktanın da altını çizelim. Hristiyanlar başta Kur'ân olmak üzere kesinliği tartışmasız olan Âyetlere ve Peygamber Sünnetlerine itibar etmezlerken, değer vermezlerken, ne ilginçtir ki, sahâbîden âhâd haber olarak gelmiş bir söze, bir açıklamaya yem görmüş balık çevikliğinde atlıyorlar! Oysa âhâd haberlerin doğru açıklamaları Kur'ân Âyetleri ve sahîh-mütevâtir Sünnet esas alınarak anlaşılır. Her cümlenin; söylendiği ortam, muhataplar, niyet, hikmet, o kimsenin durumu, maksadı vb. açılardan mutlaka bir açıklaması vardır. Az önce de dediğimiz gibi, amacı üzüm yemek olmayan kimse, bağdaki güzel üzümleri, lezzetlerini, bağın ihtişamını vb. güzellikleri konuşmak yerine, bağcıyla uğraşır. Bunu yapmamalıyız! Kişilerin sözleri veya yaptıkları üzerinden, vahyi bir kenara bırakıp, İslâm tartışma konusu yapılamaz! O bahsedilen rivâyet birkaç kişi arasında geçmiş bir hâdisedir. İnsanları konuştukları her sözden dolayı yargılamak nasıl ki zulüm ise, o sahâbînin de o esnada Kur'ân yolundaki hizmet aşkıyla bazı duygularını ve çabalarını sesli düşünerek dile getirmesi gayet normaldir. Bu olayı, tüm sahâbînin o esnada, çıkmaza girdiği şeklinde göstermeye çalışmak insafsızlık olur! En azından, sahâbîlerin içinde yer alan sayılamayacak kadar çok Kur'ân hâfızlarının varlığından habersizlik olur! Müslüman olmayanlar için bir anlamı olsun ya da olmasın, kesin bir gerçek vardır ki, o da; Allah, Kur'ân'ı her zaman korumuştur ve koruyacaktır. Bu gerçek, münkirler açısından da vakıî olarak sâbit bir realitedir. İtiraf etmeseler de...

Allah, iman etmeyenlere hidâyet versin ve tüm Müslümanları rahmetiyle affetsin.
tarih: 09.07.2017
YORUM YAZINIZ
İSMİNİZ

E-Posta (Gizli)

Web siteniz

Yorumunuz

Güvenlik kodu
Son Konular • NASİHATLER 13
• Dinin Aslında Cehalet Mazeret midir? (PDF Oku/İndir!)
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 4
• Allah Teâlâ, Neden Kur’ân’da Bazı Yerlerde “Biz” Zamiri ile Hitap Buyurmuştur?
• Vâv ve Yâ Harflerinden Önceki Harfi Meftûh Olan Emsile-i Hamse'ye Nûn-u Sakîle'nin Dâhil Olması:
• NASİHATLER 12
• İftiâl (افْتِعَال) Bâbı ile Alâkalı Sarf Kâideleri
• GENELDE YANLIŞ KULLANILAN KELİMELER VE DOĞRU YAZILIŞLARI:
• Kur'an'da Peygamberimize Nasıl Hitap Edilmiştir?
• Muzari' Fiilin Şimdiki ve Gelecek Zamana Salahiyeti:
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 3
• Şirke ve Sapıklığa Sürüklenen Bir Toplumda Suçlular Kimlerdir?
• 22- Ömer Nesefî Akaidi Tercüme ve Şerhi 6 (Ders Videosu)
• NASİHATLER 11
• Arapça'da 'zuu' ve 'sahib' edatlarının arasındaki fark nedir?
• EY RABBİMİZ!
• ASHAB-I KEHF HAKKINDA:
• NASİHAT BAHÇESİ
• KİTAPLARIMIZ HAKKINDA BİLGİLENDİRME:
• “Kadınlar Havuza Girebilir mi?” Sorusuna Verdiğimiz Kısa ve Özlü Cevap
• Kadın Sesiyle ve Çalgı Aletleriyle İcra Edilen Şarkı, Türkü, Ezgi ve İlahiler Hakkında Bir Soruya Verdiğimiz Cevap
• NASİHATLER 10
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 2
• NASİHATLER 9
• “Ticaret yapıyorum ama maddi ve manevi anlamda bir türlü rahata eremiyorum” mu diyorsunuz?
• 21- Hadis Dersleri -1 (Ders Videosu)
• SESLİ HADİS DERSLERİ - YAKINDA!
• Sesli Ders Videoları Arşivi (Yusuf Semmak)
• ARAPÇA DERSLERİ (ZAMİRLER) -5-
• Kadınların Saçlarını Kısaltmaları Câiz midir?
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 1
• Ömer Nesefî Akâidi Tercüme ve Şerhi 5 (Ders Videosu)
• İNFÂK BİLİNCİNİ KUŞANMAK!
Son Yorumlar
Yusuf Semmak
SÜNNETTE BÖYLE BİR PAZARLIK ANLAY
mahmut konur
BİR AYET "Mümin kadınlara da bak
Erkan
Allah razı olsun
ismail
bayildim
Yusuf Semmak
NOT: Bir Hristiyanla tartışan bir
Yusuf Semmak
KİMLER SUÇLU? Bir toplumda ins
Yusuf Semmak
SAHÛR VAKTİNİN SON BULMASI VE SAB
ali
Güzel bir anlatım olmuş ALLAH(C.C
Yusuf Semmak
MUHÂCİRLERLE ENSÂR’IN KARDEŞLİĞİ:
Ece
Harika çok teşekkürler
meryemnazyazğan
Çok güzel anlatmışsınız, şimdi ço
Yusuf Semmak
DİLİN, BEYÂNIN, OKUMANIN, YAZMANI
Yusuf Semmak
Bir meâlde şöyle geçiyor: "Bunun
Yusuf Semmak
“Mütevâzı’, mutevazı” (م
Yusuf Semmak
Esmâül Hüsnâ: Yanlış – el-Esmâul
Yusuf Semmak
Müşkül: Yanlış – Müşkil (kapalı,
Yusuf Semmak
Nasılki: Yanlış – Nasıl ki: Doğru
Yusuf Semmak
“MESS”: Değme, dokunma, temas,
Sibel EKİNCİ
Muhterem Hocamız Feriduddin AYDIN
2017
çok detaya girmişsiniz ama tşr
Melek
Çok güzel
Nagihan
okudum süper çok beğendim
Mehmet ARAZ
Çok güzel olmuş,başarılarınızın d
Yusuf Semmak
KANDİL KUTLAMAK BİD'AT'TIR! Ka
Yusuf Semmak
Nesefî Akâidi derslerimizi 6'ya k
Elif
Bu akaid derslerinizden bölüm6 ya
Beyza
Harika
büşra
Çok iyi olmuş
Yusuf Semmak
MODERNİZM, KADINLARIN BAŞÖRTÜLERİ
zeyra
İsime yaradi saol
Şüheda
Helal be sırf kapanmak nefislerin
Ümit
Amin Er-Rahman Er-Rahim Allah
Vedat
Soruyu soran ben değilim ama aydı
© 2012 YUSUFSEMMAK.COM