Araştırmacı, Yazar

ANASAYFA
BİZE ULAŞIN
BİZİ TAKİP EDİN
AMACIMIZ
KUR'AN DİNLE
KİTAPLARIMIZ
NOT DEFTERİ
Allah'ın Kitâbı ve Rasûlünün Sünneti olmadan İslâm dininin esasları nasıl öğrenilebilir? Yüce Allah'ın Kitâbı, Allah Rasûlünün ve kendi dilleriyle Kur’ân'ın nâzil olduğu Ashâb-ı Kirâm'ın tefsîr ettiği şekilden başka türlü bir tefsîr şekli nasıl mümkün olabilir? Sahâbîler, Kur’ân'ı, günümüzde çocukların öğrendiği şekilde öğrenmiyorlardı. Onlar Kur’ân'ı ihtivâ ettiği anlamlarıyla birlikte öğreniyorlar, anlayamadıkları şeyleri Allah'ın Rasûlüne soruyorlar ve anlayıp öğrendikleri şeylerle hemen amel ediyorlardı. Sahâbe, Kur’ân ve Hadîslerde anlayamadıkları yerlerde "bana göre" diyerek kendi mücerred görüşlerine ve hevâlarından kaynaklanan vehimlerine dayanarak Allah ve Rasûlüne iftira etmiyorlardı. Nasslar üzerinde bilgisizce dillerini, fiillerini ya da kalemlerini oynatmak asla onların vasıfları değildi. Onlar, zanna, vehme, hevâ ve heveslerine uymaktan tüm varlıklarıyla sakınmaktaydılar. Onlar bizlere sadece Kur’ân'ın nazmını nakletmekle yetinmediler. Kur’ân'ın nazmının yanında manasını da bize naklettiler. Sahabîler, akıl ve mantık oyunlarıyla oynayarak ve oyalanarak ömür tüketmediler. Onların döneminde felsefe ile kendileri başka vadilerde idiler. Onlar, Kur’ân ve Sünnet vadisinin saâdetli cemaati idi. Onlar, İslâm adına öncelikle şunları kalplerine nakşettiler: İşittik ve itaat ettik, Allah ve Rasûlü en iyi bilir... Rasûlullah'tan işittikleri karşısında "biraz düşünelim" demediler, itiraz etmediler, akıllarını öne alıp nakilleri tartışmadılar, hevâlarına uymayanları fâsid te'vîller ile iptal edip inkâr yoluna sapmadılar; Bazen akıllarının kavrayamadığı şeyler de oldu ama bunun nedeninin kendi akıllarındaki, kavrayışlarındaki ve ilimlerindeki bir zaaftan kaynaklandığını anlayacak bir olgunluğa sahip idiler. Çünkü onlar biliyorlardı ki, gayb konularını da akıl ihata edemiyor, müteşâbih konular da böyle hatta kul, Allah'ı biliyor ama bilgisiyle O'nu kuşatamıyor... İşte bütün bunlardan dolayı onlar, her durumda: "Allah ve Rasûlüne itaat ettik" dediler. Çünkü Allah ve Rasûlünün her hususta en iyi bilen olduğunu, i'tikâd olarak önceden kalplerine yerleştirmişlerdi. Bu nedenle ayrıca kalplerini mesken tutacak olan şek ve şüphelerle mücadele etmek durumunda kalmıyorlardı. Daha doğrusu kendi öz benlikleriyle çatışmadan huzur, esenlik, selâmet, birlik ve dirlik içinde Allah'a kulluk ediyorlardı. Onlar makam, mevki, şan, şöhret, itibar, kariyer, diploma, mezuniyet, doktora, at, araba, yazlık, kışlık, as, eş, iş için değil sadece Allah'a kulluk için yaşıyorlardı. Onları anlatmaktan dil de kalem de âciz kalır. Zira onlar ibâdet boyutunda insanlar idiler. İsyan boyutundaki insanların dünyalık beklentileri ile, onların dünyadan beklentileri ya da gelecek hesapları arasında dağlar kadar uzaklık ve mesafeler bulunmaktadır. Onlar tüm güzellikleri, manevî ve ahlâkî erdemleri kuşandılar, gıpta edilen bir nesil inşâ ettiler. Hem de tarihte bir benzerine rastlamak mümkün olmayan bir çağın mümessilleri olarak... Çağın adı: Mutluluk (saâdet) çağı. Bu çağ, felsefî ideolojilerle ya da ideologların fikrî tartışmaları ve yönlendirmeleri ile, çok seslilik ile inşâ edilmedi. O çağın inşâsında, temel de, duvarlar da, çatı da hatta o binanın iç ve dış dizaynının her teferruatı da vahyin yönlendirmeleri ile vücuda gelmişti. O çağın insanlarının mutluluk anlayışları, nefislerinin isteklerini tatmin etmek değildi. İlkel toplumlarda en yüce gaye kabul edilen bu davranışı onlar "ilkellik" olarak görmekteydiler. Ve onlar Allah ve Rasûlüne itaat ederek huzur ve mutluluğu elde etmişlerdi. Onların huzurlarını günah işlemek kaçırır idi. Zaman zaman günah işledikleri durumlar olursa, o günahlarının affedilmesi için bütün mesailerine tevbe ve istiğfâra teksîf edecek şekilde ihlâs timsâli kimselerdiler. O mübârek insanlar, günahlardan sakınıp kaçmayı huzursuzluktan kaçmakla bir görürlerdi. Onlar, huzuru, Allah'a teslimiyyette görmekteydiler. İşte bu erdemleri nedeniyle o güzel insanlar, Ümmet-i Muhammed için, örnek oldular. Âdeta gökteki yıldızlar gibi, kendilerini örnek alanlara ışık saçtılar. Kıymet ve faziletlerinden dolayı yüksek makamlara çıkmak istercesine yıldızların arasına karıştılar... Şu an birçok kimsenin çok uzağında kimseler hâline geldiler!
Bağlantı | kategori: NASİHATLER | tarih: 29/05/2014 | Yorum(0) | Yorum yaz
"Seyyid Kutub âlim midir?" diye sorana deriz ki: "Seyyid Kutub bulunduğu câhiliyye ortamında nasıl hareket edileceğini bilerek, bütün mücâdelesini Tevhîd akîdesinin anlaşılmasına, yaşanmasına, teblîğine adamıştır. Gerçek İslâm'ın ne olduğu üzerinde titizlikle dururken, İslâm adına ortaya çıkmış olan şirk yönelişlerinin ‘İslâm’ olmadığını ortaya koymuştur. Sonra da İslâm ile câhiliyyenin asla sentez edilerek bir inanç yapısının benimsenemeyeceğini ısrarla vurgulamıştır. Fikrî ve felsefî beşer mahsûlü tüm akımların câhiliyyenin değer yargıları olduğunu belirtmiş ve o sapkın yönelişlerden sakındırmıştır. Yani felâket anında insanları musibetlerden kurtarmanın mücadelesini vermiştir. Deprem, yangın, sel baskını, heyelan, tsunami gibi âfetler insanları tehdit ederken bir köşeye çekilerek rahatını ve istifini bozmadan, insanlara sadece konuşarak sözüm ona yardım etme, yapay çözümler üretme iddiasında olmamıştır; bizzat taşın altına elini hatta gövdesini koymuştur. Hak davası uğrunda ihlâs ile büyük fedakârlıklar yapmıştır. Yargılanma sürecinde dahi, yazdıklarından ve yaptıklarından dolayı asla geri adım atmamış ve tâğûtlardan özür dilemeyerek, zulmün ve zâlimlerin önünde eğilmemiş, onlardan merhamet dilenmemiştir. Neticede de: “Kalem sahibi kimseler birçok büyük işler yapabilirler. Ancak; fikirlerinin yaşaması pahasına kendilerini fedâ etmeleri şartıyla... Fikirlerinin, kan ve canları karşılığında manalanması şartıyla... ‘Hak’ bildikleri şeyin ‘Hak’ olduğunu fütur etmeden söyleyip, gerekirse bu uğurda başlarını vermeleri şartıyla...” anlamındaki sözlerini, fiiliyle de teyit etmiş ve onurlu şekilde şehâdete yürümüştür. Şehâdetinden önce bulunduğu son mahkemede son teblîğini yaparak, derdinin ölmek ya da yaşamak olmağını gösterircesine; yine insanları İslâm'a davet etmiş ve bu yolun reyhanlarla, karanfillerle, güllerle bezeli olmadığını, bu yolun sıkıntılarla ve fedakârlıklarla iç içe olduğunu söyleyerek, âdeta kendi mübârek yaşam tecrübesinin de böyle olduğunu tüm insanlara haykırmıştır, tüm dünyanın dikkatlerini bir kez daha Tevhîd davasına çekmiştir.”
Bağlantı | kategori: NASİHATLER | tarih: 28/05/2014 | Yorum(0) | Yorum yaz
Geçmişten ibret almazsa kişi, geleceğe ibret olmaktır işi!... İnsan yaşadıklarından ibret alıp hisseler çıkarmazsa, onun yaşadıklarından ibret alacak kimseler mutlaka çıkacaktır. İbret alınacak hikâyelerde isimlerin hiçbir önemi yoktur. Kişilere ve olayların teferruatlarına takılanlar, o hikâyelerden alınması gereken mesajı alamazlar. Bu nedenle nostaljilerde isim verilmesini münasip görmüyorum.
Bağlantı | kategori: NASİHATLER | tarih: 26/05/2014 | Yorum(0) | Yorum yaz
Yüce Rabbimizin bize verdiği sayılamayacak kadar çok nimetleri karşılığında, O’na binlerce kez şükrederek söze başlıyoruz. Gözünüzü kapatın, hayal başlıyor... Hayalimiz, herkesi ilgilendiren ve herkes için etkili olacağını düşündüğümüz bir durumla alâkalıdır. Kuracağımız hayalin objektif konusu; insanın yemekle imtihanıdır!
Bağlantı | kategori: NASİHATLER | tarih: 13/05/2014 | Yorum(0) | Yorum yaz
Allah'a hamd, Rasûlüne salât ve selâm olsun... Sahâbîlerin, Allah ve Rasûlüne itaati nasıl idi, bizim nasıl? Onların, vahye teslimiyetleri ile bizim vahye teslimiyetimiz arasında farklar var mıdır? Onlar, yaşamın asıl amacını ne olarak görürlerdi? Onların, düşünce yapıları, psikolojileri, meselelere yaklaşımları, olayları değerlendirme biçimleri nasıldı? İman ettikleri ile yaptıkları, söyledikleri ile yaşam biçimleri, rızık temini uğrundaki koşuşturmaları ve toplumdaki sosyal statüleri ile vahye teslimiyetleri arasında çelişkiler yaşarlar mıydı? Onlar da nefislerine uyarak fâsid te'vîllere sığınırlar mıydı? Dünyevî hedefler için tavizkâr bir davranış biçimini benimseyerek, eylemleri ile söylemleri, kalpleri ile kafaları, dilleri ile fiilleri birbirine zıt, âdeta beden ülkelerinde çelişkiler ve çatışmalar yaşayarak, kendi iç barışlarını ve esenliklerini sağlamadan, başka insanları selâmete ve Dâru's Selâm (cennet)e davet ederek, âdeta farklı kişilikleri aynı bedende taşıyarak İslâm'ın anlaşılmasının önünde kötü örneklik teşkil ederler miydi? İŞTE KISACA BU VE BENZERİ SORULARIN CEVABINI ÖĞRENMEK ADINA, O MUAZZEZ İNSANLARIN VAHİY KARŞISINDAKİ DURUŞLARINI VE İMANDAN NE ANLADIKLARINI ANA HATLARIYLA KISACA AÇIKLAYACAĞIZ. HAKKI, HAKİKATİ İLE KAVRAMAMIZ VE ANCAK ALLAH'A KUL OLMAMIZ DUASIYLA...
Bağlantı | kategori: NASİHATLER | tarih: 10/04/2014 | Yorum(0) | Yorum yaz
AKİDE’DE CEHÂLET MAZERET DEĞİLDİR: Tevhid'in anlam ve şartlarını bilme ve Tevhid'in gerektirdiği bir hayatı yaşama konusunda cehâlet mazeret değil, suçtur! Cahillik mazeret olsaydı, ilmin ve alimin fazileti kalmazdı ve kimse de nasihat dinlemez ve bilgisiz kalarak kurtuluş hayalleri kurardı. Peygamberimizin gelişinden ve Kur'an'dan sonra, insanların, Allah'a karşı, Tevhid'e bi-hakkın (hakkıyla/tam manasıyla) teslim olmama hususunda hiçbir mazeretleri kalmamıştır. "Müjdeleyici ve sakındırıcı olarak Peygamberler gönderdik ki insanların peygamberlerden sonra Allah'a karşı bir bahaneleri olmasın! Allah izzet ve hikmet sahibidir." (Nisâ: 165) “Eğer onları daha evvel azaba uğratarak yok etseydik; Rabbimiz, bize bir Peygamber gönderseydin de alçak ve rezil olmazdan önce Ayetlerine uysaydık olmaz mıydı? diyeceklerdi." (Tâ-Hâ: 134) "Biz, bir Rasûl göndermedikçe azab ediciler değiliz." (İsrâ: 15) "Müşriklerden biri eman dilerse ona eman ver. Tâ ki Allah'ın Kelâm'ını dinlesin. Sonra onu emin olacağı yere kadar ulaştır. Bu, onların bilmeyen bir kavim olduklarından dolayı böyledir." (Tevbe: 6) "Şu Kur'an bana onunla sizi ve her kime ulaşırsa (her kim ona ulaşırsa) onları korkutup uyarmam için vahyolundu." (En'âm: 19) İlim öğrenmek kıyamete kadar farz-ı ayn'dır. Hiçbir gerekçe bu farzı iptal edemez. Câhil kalmak ve öğrenme konusunda tembellik etmek affedilmeye sebep bir delil kabul edilemez! İslam'ın ilk farzının "OKU" olması dahi, Tevhîdî meselelerde tembellik ederek, bile bile câhilliği seçmenin ve Dinden, imandan, Tevhid'den, Kur'andan, Peygamberden, Sünnetten habersiz yaşamanın masum tarafının olmadığının açık bir kanıtıdır!
Bağlantı | kategori: NASİHATLER | tarih: 05/02/2014 | Yorum(0) | Yorum yaz
Geçmişteki Dedelerimiz ve Bizim Şu Anki Halimiz: Geçmişte, bizi biz yapan yardımlaşma, paylaşma, fedakârlık, ikram, infâk, sadaka, iyilik, birlik ve beraberlik gibi hassalarımızı neredeyse kaybetmek üzereyiz… Eski çağlarda dedelerimiz, "ağaçların dallarını kırmadıktan sonra, bahçemizden kim ne yerse helaldir; sadakamız olsun" derlerdi. Ahireti düşünen bir nesil böyle olur. Ama ahiret inancı zayıflayınca "parayı veren düdüğü çalar" nesli türedi. "Alman usulü" hareket eden, çıkarcı birliktelikler hortladı! Bizim çocukluğumuzda, bahçelerin kapısının önünde destinin içinde soğuk su, yanında da maşrapa bulunurdu. Yoldan geçen susamış yolcular su içerler ve bahçe sahibine dua ederlerdi. Dağlarda davarların, vahşi hayvanların ve kuşların su içmeleri için su yalakları yapılırdı. Issız dağlarda bu su yalaklarıyla devamlı akan çeşmelerle karşılaşan, sıcaktan ter içinde kalmış ve yorgunluktan bitap düşmüş bir çobanın, avcının ya da dağa gezintiye çıkmış bir kimsenin memnuniyetini ve oradan su içince canı gönülden yapacağı duayı hiç düşündünüz mü? Sizin için, böylesine içten ve samimiyetle kaç insan dua etti dersiniz? Yoksa bu fırsatları tepiyor muyuz acaba? Ayrıca hatırladığım şeylerden birisi de, dağların ıssız yerlerine yani medeniyetten oldukça uzak noktalarına meyve ağaçları dikilirdi ve oralardan geçen her kim varsa; o meyvelerden yer ve o ağacı dikene dua ederdi. İşte ecdâdımızın sadaka-i câriye konusundaki hassasiyetleri...
Bağlantı | kategori: NASİHATLER | tarih: 20/01/2014 | Yorum(0) | Yorum yaz
Allah’a hamd, Rasûlüne salât ve selâm ile; tüm mü’min kardeşlerimize de selâm ve dua ederek söze başlıyoruz. Rabbimiz, sözü dinleyip en güzeline uyan ve nasihatten istifade eden kullarından kılsın. Allah'ım, her türlü fitneden, zâlimlerin ve câhillerin galebesinden, kabir azabından, cimrilikten, savurganlıktan, cehennem azabından, hayat ve ölümün fitnelerinden, deccal fitnesinden, günahın açığından ve gizlisinden, borç altında kalmaktan, kul hakkına girmekten, korkaklıktan ve tembellikten, doymayan nefisten, fakirliğin ve zenginliğin fitnesinden, ihtiyarlığın bunaklığa döndürülmesinden, fitneci kadınların şerrinden, ölüm anının sıkıntılarından, mahşerin, hesabın ve sıratın musibet ve felâketlerinden sana sığınıyoruz. Bizleri yalnızca Sana kul ve Peygamberine ümmet olarak yaşat ve mü'min olarak canımızı al; ahirette mekanımızı cennet eyle. Âmin!  Kur'an'a göre; dinler ikiye ayrılır: Allah'ın dini ve atalar dini. Atalar dini; geçmişten günümüze ve günümüzden geleceğe vahye yani tamamı itibariyle Allah'ın iradesine dayanmayan tüm şirk ve küfür dinlerini içine alır. Dinleri, Hâlık'ın dini ve halkın dini ya da hakiki melik olan Allah'ın dini ve zalim kralların dini diye de ikiye taksim edebiliriz.  Her meselede ana fikre odaklanın, kişilere veya hikâyemsi detaylara değil! Çünkü; büyük beyinler fikirleri, orta beyinler olayları, küçük beyinler ise kişileri konuşur! Söylenen bir hakikati, kişiselleştirmeden, gereksiz şekilde sağa sola çekmeden mesaja odaklanmak aklıselim kişilerin amelidir.  Gereksiz, yersiz, zamansız, hikmetsiz ve usulsüz konuşulan her söz, yapılması gereken bir sâlih ameli engeller. Bu nedenle patavatsızlığın yani yersiz ve boş konuşmanın İslam'da yeri yoktur!
Bağlantı | kategori: NASİHATLER | tarih: 08/01/2014 | Yorum(0) | Yorum yaz
Allah'a hamd, Rasûlüne salât ve selâm olsun. "İnsanlar uykudadırlar, öldükleri vakit uyanırlar." Bu sözün Arapçası şöyledir: النَّاسُ نِيَامٌ فَإذَا مَاتُوا انْتَبَهُوا İmam Gazâlî, bu sözü, İhyâ, el-Munkızu Min'ed Dalâl gibi bazı kitaplarında senedsiz olarak Peygamberimizin sözü olarak nakletmiştir. el-Bânî, bu sözün Hadis olarak aslı olmadığını belirtmiştir. Irâkî, bu sözün Hz. Ali'ye nispet edildiğini söylemiştir. İbn-i Asâkir ise, bu sözü mevkûf olarak Hz. Ali'den rivâyet etmiştir. Meşhur olan görüşe göre bu söz, Hz. Ali b. Ebî Tâlib radıyallâhu anhu'ya nispet edilmektedir.
Bağlantı | kategori: NASİHATLER | tarih: 06/01/2014 | Yorum(0) | Yorum yaz
Konumuza özetle başlayalım. İsmiyle müsemma güzel kullardan olunuz. İsimleri vasıflarına, sözleri özlerine, eylemleri söylemlerine uymayan kişilikte hareket tarzından sakınınız! Amelî ve itikâdî bakımdan nifâk içinde olmaktan şiddetle uzak durunuz! Yaptıklarınızı çok ve önemli sanıp kendinizi dev aynasında görmeyiniz! Az verip çok sanmayınız veya az verip çok söylemeyiniz ve başa kakmayınız. Bâtıl yolda olduğunuz halde kendinizi tezkiye edip/temize çıkarıp nefislerinizi aklamayınız. Kötü işlere devam ettiğiniz halde, iyi işler yaptığınız vehmine kapılmayınız! Geçmişte kınanmış olan zâlimlerin amellerini taklit etmeyiniz. Atalarınızın dinine değil, Allah'ın dinine tâbi olunuz. Halkın beğenisine değil, Hâlık'ın rızasına tâlip olunuz. Sahte sevgi ve aşklarla kendinizi avutmayınız. Gerçek sevginin ve son Şeriat'in baş muallimi olan Hz. Muhammed'in Sünnetini öğrenerek, en çok Allah'ı seven ve Allah'ın da kendilerini sevdiği gerçek aşıklardan olmaya gayret ediniz! Fâni sevdalarda yok olmak yerine, Bâkî olan Allah'a kulluk ile hayat bulunuz. Güzel konuşan, güzel yazan ve insanların dikkatini çeken kimseler olmaya değil, güzel amel işleyen Müslümanlar olmaya önem veriniz. Velev ki, insanlar sizin değerinizden gâfil bile olsa, siz Allah'ın sizi sevmesini önemseyiniz. Nefsinizden ya da neslinizden ilim ehli mübarek insanlar yetişmesi için çalışınız. Faydalanılan ilim, hayırlı zürriyet ve kalıcı hayırlar yapma uğrunda birbiriniz ile yarışınız. Mal biriktirme ve makam elde etme uğrunda değil, hayır yolunda koşuşturun. Velev ki, o yolda kimse olmasa dahi, siz o yolun müdâvimleri olunuz. İlim, hayatınızın ekseninde olsun. İlmi, sosyal aktivite, piknik zamanı veya çay sohbeti gibi gereksiz, 'olsa da olur, olmasa da olur' türünden bir uğraş olarak görmeyiniz! İlim öğrenip, hem nefsinizi, hem neslinizi, hem de çevrenizdeki insanları ateşten kurtarmak için çalışınız, Allah'ın Ayetlerini insanlara tebliğ ediniz. İslam'ı anlatmayı gereksiz bir iş olarak kabul etmeyiniz. İnsanlara hitap ederken hikmet, güzel öğüt, güzel söz ve güler yüz ile yaklaşım gösteriniz. İnsanların patavatsızlıklarına tepkiniz, sizi âdil hareket etmekten uzaklaştırmasın. Devamlı sabırla, teennî ile, merhamet ve anlayış ile hareket ediniz. İmtihanın temel gayesinin yalnızca Allah'a iman etmek olduğunu asla aklınızdan çıkarmayınız. Bu ulvî gayeden uzaklaşmış olan insanların cehenneme gitmelerine engel olmak adına, onlarla güzel ilişkiler kurunuz. Asla nefsî bir tutum içine girmeyiniz. Câhiller sizi üzseler de, kırsalar da, haksızlık etseler de, yanlış konuşsalar da, siz doğru olunuz, doğruları konuşunuz. Tevhid'siz bir hayatınız olmasın. Tevhid'den habersiz insanların olduğu bir dünyada rahat uyku ve gamsız bir hayat yaşamak ancak gâfillerin işidir. Câhil olmaktan sakındığınız gibi, gâfil ve şuursuz olmaktan da sakınınız! Her konuda Allah'ın irâdesine boyun eğin ve ancak Müslümanlar olarak ölün! 
Bağlantı | kategori: NASİHATLER | tarih: 05/01/2014 | Yorum(0) | Yorum yaz

Son Konular • Günlük Dua ve Zikirler
• KASİDE-İ LAMİYYE (Şeyhu'l-İslam İbn-i Teymiyye) – Pdf İndir!
• Peygamberler Tarihi Test Bilgi Yarışması - PDF İndir!
• Muhtelif Konularda Kısa Kısa - 5
• "TEVESSÜL VE KABR-İ NEBİ'Yİ ZİYARET" ADLI KİTABIMIZ ÇIKMIŞTIR!
• MUHTELİF KONULARDA İLMÎ NAKİLLER
• NASİHATLER 13
• Dinin Aslında Cehalet Mazeret midir? (PDF Oku/İndir!)
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 4
• Allah Teâlâ, Neden Kur’ân’da Bazı Yerlerde “Biz” Zamiri ile Hitap Buyurmuştur?
• Vâv ve Yâ Harflerinden Önceki Harfi Meftûh Olan Emsile-i Hamse'ye Nûn-u Sakîle'nin Dâhil Olması:
• NASİHATLER 12
• İftiâl (افْتِعَال) Bâbı ile Alâkalı Sarf Kâideleri
• GENELDE YANLIŞ KULLANILAN KELİMELER VE DOĞRU YAZILIŞLARI:
• Kur'an'da Peygamberimize Nasıl Hitap Edilmiştir?
• Muzari' Fiilin Şimdiki ve Gelecek Zamana Salahiyeti:
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 3
• Şirke ve Sapıklığa Sürüklenen Bir Toplumda Suçlular Kimlerdir?
• 22- Ömer Nesefî Akaidi Tercüme ve Şerhi 6 (Ders Videosu)
• NASİHATLER 11
• Arapça'da 'zuu' ve 'sahib' edatlarının arasındaki fark nedir?
• EY RABBİMİZ!
• ASHAB-I KEHF HAKKINDA:
• NASİHAT BAHÇESİ
• KİTAPLARIMIZ HAKKINDA BİLGİLENDİRME:
• “Kadınlar Havuza Girebilir mi?” Sorusuna Verdiğimiz Kısa ve Özlü Cevap
• Kadın Sesiyle ve Çalgı Aletleriyle İcra Edilen Şarkı, Türkü, Ezgi ve İlahiler Hakkında Bir Soruya Verdiğimiz Cevap
• NASİHATLER 10
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 2
• NASİHATLER 9
• “Ticaret yapıyorum ama maddi ve manevi anlamda bir türlü rahata eremiyorum” mu diyorsunuz?
• 21- Hadis Dersleri -1 (Ders Videosu)
• SESLİ HADİS DERSLERİ - YAKINDA!
Son Yorumlar
İbrahim sarıtaş
Allahrazı olsun
Muhammet ****
Bizim din hocamız başınızı örtmek
Ali Özbek
Hocam Allah razı olsun mükemmel b
fatma
ellerinize yüreğinize sağlık cıdd
Mehmet
Bu site "13.45'de mi 13.45'te mi
iclal
elinize sağlık
misafir
Allah razı olsun .
mutluluk
Çok güzel olmuş ellerinize sağlık
hediye
Esselamün aleyküm Yusuf kardeşim.
Yusuf Semmak
SÜNNETTE BÖYLE BİR PAZARLIK ANLAY
mahmut konur
BİR AYET "Mümin kadınlara da bak
Erkan
Allah razı olsun
ismail
bayildim
Yusuf Semmak
NOT: Bir Hristiyanla tartışan bir
Yusuf Semmak
KİMLER SUÇLU? Bir toplumda ins
Yusuf Semmak
SAHÛR VAKTİNİN SON BULMASI VE SAB
ali
Güzel bir anlatım olmuş ALLAH(C.C
Yusuf Semmak
MUHÂCİRLERLE ENSÂR’IN KARDEŞLİĞİ:
Ece
Harika çok teşekkürler
meryemnazyazğan
Çok güzel anlatmışsınız, şimdi ço
Yusuf Semmak
DİLİN, BEYÂNIN, OKUMANIN, YAZMANI
Yusuf Semmak
Bir meâlde şöyle geçiyor: "Bunun
Yusuf Semmak
“Mütevâzı’, mutevazı” (م
Yusuf Semmak
Esmâül Hüsnâ: Yanlış – el-Esmâul
Yusuf Semmak
Müşkül: Yanlış – Müşkil (kapalı,
Yusuf Semmak
Nasılki: Yanlış – Nasıl ki: Doğru
Yusuf Semmak
“MESS”: Değme, dokunma, temas,
Sibel EKİNCİ
Muhterem Hocamız Feriduddin AYDIN
2017
çok detaya girmişsiniz ama tşr
Melek
Çok güzel
Nagihan
okudum süper çok beğendim
Mehmet ARAZ
Çok güzel olmuş,başarılarınızın d
Yusuf Semmak
KANDİL KUTLAMAK BİD'AT'TIR! Ka
© 2012 YUSUFSEMMAK.COM