Araştırmacı, Yazar

ANASAYFA
BİZE ULAŞIN
BİZİ TAKİP EDİN
AMACIMIZ
KUR'AN DİNLE
KİTAPLARIMIZ
Samimiyetin gereklerini yapıp, dost olmak için çaba göstermeden, fedakârlık yapmadan, çok samimiymişiz gibi davranıp umduğu ve beklediği davranışları göremeyince de sanki düşman kesilenler... Yani dostluk konusunda "ekmeden biçmek" ve "kendi hayalince gelin güvey olmak" isteyenler; olmayınca da küsenler, kızanlar, eleştirenler, dedikodu yapanlar, suçlayanlar, sizin dostunuz olabilirler mi? Oysa samimiyet, insana haklar ve sorumluluklar yükler. Dostluk, lafla değil, ispatla elde edilen en büyük kazanımlardan birisidir. Kendi nefsine seni tercih eden, senin için elinden gelen her şeyi yapan, seni yarı yolda bırakmayan, arkandan hayır dışında asla konuşmayan, seni başkalarına karşı savunan, seni hayatta en sevdiği kişi ya da kişilerden biri kabul edip, hiçbir nedenle sana tavır koymayan, küsmeyen, şartlar ne olursa olsun sana zarar vermeyi aklından bile geçirmeyen kaç tane dostunuz var? Senin iyiliğini, en azından kendi iyiliğine eşit göremeyen kimse dostun değildir! Dostluğun zirvesi de, senin hayrını ve menfaatini, kendi menfaatine tercih edip; senin için fedakârlık yapmak, senin için dünyalıklardan geçip feragat etmektir. Bizim iyiliğimizi düşünerek, bizim lehimize fedakârlık ve feragati olmayan dostumuz olamaz. Ama tabii ki, dostluk karşılıklı olduğu için, dostumuz tarafından bana/bize bu güzellikler sunulduğunda biz de, kendi menfaatlerimizden vazgeçip dostumuzun iyiliğini düşünürüz.

 

SİZİN DOSTUNUZ VAR MI?

Samimiyetin gereklerini yapıp, dost olmak için çaba göstermeden, fedakârlık yapmadan, çok samimiymişiz gibi davranıp umduğu ve beklediği davranışları göremeyince de sanki düşman kesilenler... Yani dostluk konusunda "ekmeden biçmek" ve "kendi hayalince gelin güvey olmak" isteyenler; olmayınca da küsenler, kızanlar, eleştirenler, dedikodu yapanlar, suçlayanlar, sizin dostunuz olabilirler mi?

Oysa samimiyet, insana haklar ve sorumluluklar yükler. Dostluk, lafla değil, ispatla elde edilen en büyük kazanımlardan birisidir. Kendi nefsine seni tercih eden, senin için elinden gelen her şeyi yapan, seni yarı yolda bırakmayan, arkandan hayır dışında asla konuşmayan, seni başkalarına karşı savunan, seni hayatta en sevdiği kişi ya da kişilerden biri kabul edip, hiçbir nedenle sana tavır koymayan, küsmeyen, şartlar ne olursa olsun sana zarar vermeyi aklından bile geçirmeyen kaç tane dostunuz var? Senin iyiliğini, en azından kendi iyiliğine eşit göremeyen kimse dostun değildir! Dostluğun zirvesi de, senin hayrını ve menfaatini, kendi menfaatine tercih edip; senin için fedakârlık yapmak, senin için dünyalıklardan geçip feragat etmektir. Bizim iyiliğimizi düşünerek, bizim lehimize fedakârlık ve feragati olmayan, dostumuz olamaz. Ama tabii ki, dostluk karşılıklı olduğu için, dostumuz tarafından bana/bize bu güzellikler sunulduğunda biz de, kendi menfaatlerimizden vazgeçip dostumuzun iyiliğini düşünürüz. 

Aynı Ashâb gibi... Mekke'den Medine'ye Müslümanlar hicret etmişler... Evlerini, bağlarını, bostanlarını, develerini, davarlarını, akrabalarını ve tüm dünyalıklarını geride bırakmışlar. Sadece imanlarıyla, imanları uğruna, Müslümanca bir hayat yaşamak için Medine'ye gelmişler. Onlar dünyalık, maaş, makam, rızık endişesi uğruna Müslümanlıktan feragat etmemişler. "Sigorta da lazım, iş de lazım, kariyer de lazım, şunlar şunlar olmadan olmaz; Allah affeder, biz bunları yapalım ya da bunları şimdilik yapmayalım sonra tevbe ederiz" de dememişler. Aynen şeytanın aldatmasıyla, kardeşleri, Yûsuf'u öldürme kararı alırken, "sonra tevbe ederiz" fitnesine yakalanan Yûsuf'un kardeşleri gibi. Şeytanın en büyük vartası, en büyük tuzağı işte bu düşünce şeklidir! Neyse, muhâcirler Medine'de... Ama hayat devam ediyor... Aş lazım, ekmek lazım, geçinmek ve çoluk çocuğun rızkını ve geçimini temin etmek lazım. Oysa onlar, her şeylerini geride bıraktılar. Allah, "hicret edin" emrini verdiği an; bunun sonrasının hesâbını yapmak için, şirket defterlerinde yapılan karmaşık işlemler gibi, hesap ve matematiği, Allah'ın irâdesine karşı delil olarak sunma bedbahtlığını göstermediler. Mü'minlere karşı çok merhametli ve çok şefkatli olan, onların sıkıntıya düşmesi kendisine çok ağır gelen Allah Rasûlü, ümmetini bu halde biçare bırakır mı hiç? Muhâcir Ashâbı ile Medineli Ashâbını kardeş ilan etti. Herkes özel bir kardeş edindi. Kardeşliğin sadece kan ve nesep bağıyla olmadığının muhteşem bir örneği sergilendi. Tarih böyle bir kardeşlik ve böyle bir dostluk örneği görmedi. Mü'minlerin her konuda yardımlaşmak üzere sözleşmeleri, eşine rastlanması neredeyse imkânsız bir bir inkılâb idi. Bu inkılâb sevgi inkılâbıdır, dostluk inkılâbıdır, iyilik ve takvâ üzerinde yardımlaşma, günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmama inkılâbıdır, fedakârlık ve paylaşım inkılâbıdır, bir şehirde yaşayan tüm mü'minlerin hakiki dost ve kardeş olmalarının bir inkılâbıdır...

Bunlar, Tevhîd dini olan İslâm’ı gerçek anlamda yaşamanın en muhteşem sahneleridir… İslâm’ın, sadece Allah’a kulluk, gerçek sevgi ve saygı, barış, huzur ve kardeşlik, adâlet ve hukuk, takvâ yolunda ve iyilikler istikâmetinde yardımlaşma, zulümleri, kötülükleri, düşmanlıkları ve kullara kulluğu ortadan kaldırma, sahte ma’bûdların iştahlarını kabartan esaret zincirlerini paramparça edip ancak yaratıcıya ibâdetle huzura ve güvene erme ilke ve erdemlerinin hayata yansımasının en güzel tablosudur… Bu tabloyu ressamlar hayal ederek çizemezler! Da Vinci’nin ya da Abidin Dino’nun çıraklarına veya kalfalarına sorun bakalım: Dostluğun, kardeşliğin resmini çizebilirler mi? Onlar gerçek dostluk konusunda faraziyeler üretirken kestirme yoldan mutluluğun resmini çizmenin hayalindedirler. Onu bile başarmaktan uzaktırlar! Oysa mutluluk, gerçek dostluk anlaşılmadan, dostlukların hukuku gözetilmeden ve dostluklar yaşanmadan elde edilemez!   

Evet, Allah yolunda, din için, iman için Mekke'den Medine’ye gerçekleştirilen hicret, mü'minlere dostlar kazandırdı. Mallarını geride bırakıp gelenler için, dünyalıklarından daha değerli dostlar... Medine'de mallarının başında olanlar da, bu malların ne kadar kıymetsiz olduğunu, önemli olanın dostları ve kardeşleri olduğunu anladılar. Onlar da, sahip oldukları mallardan, servetlerden, para ve altınlardan daha değerli bir nimete kavuşuyorlardı. Kardeşleri... Muhâcir kardeşleri... Ekmeklerini, evlerini, işlerini hatta eşlerini bile paylaşmaktan (Bkz: Buhârî, Nikâh, 7, Hadîs No: 5072) bir an bile geri durmayan Ensâr, artık o andan itibaren tarih sayfasında yerini alıyor ve kıyâmete kadar Kur'ân okuyan kimselerin, örnek alıp hayran olacakları bir cemaat ortaya çıkıyordu, bu inkılâb ile... Birden fazla eşleri olan Ensâr erkekleri, muhâcir kardeşlerine: "Bak, iki eşimden hangisi hoşuna giderse, ondan boşanayım. İddeti bitip de sana helâl olunca, onunla evlenirsin.” (Buhârî, 2048, 3780; Nesâî, 3388) diyecek kadar yükseldikçe yükselen, bugün bile bizim hayranlıkla bakışlarımızı çeviremediğimiz, acı tebessümlerimizi sinelerimizde bir dert gibi hissettiğimiz, "neden biz böyleyiz" diyerek bir kez/bin kez ah'layıp, of'ladığımız, insanlık erdemlerinin zirvelerine Tevhîd sancağını dikmiş bir nesil...

Kendilerine nikâhlamaları için eşler, ortağı olmaları için işler teklif edilen Müslümanların tavrı, en az teklif edenler kadar onurlu, yüce, şahsiyetli ve çıkarsız... Dostâne ve kardeşâne bir karşılık... "Allah, hanımlarını da malını da mübârek kılsın. Bana pazarın yolunu gösteriniz"  diyerek nazikçe ve samimice teklifi reddederek, mânen, âdeta uçsuz bucaksız bir fezâ olan birinci kat semâyı ve üstteki semâları aşıyor ve arşa yükseliyordu, o kardeşlerimizin takvâları ve dostluk anlayışları. Dostluğun kitabı yazılıyordu... Dostluk, istemek, almak, beklemek, verilmediğinde gücenmek, umduğunu görmediğinde küsmek, kızmak, yolunu değiştirmek, selamı kesmek; verildiği sürece gülmek ve güzel söz söylemek değildir! Dostluk, vermektir... Fedakârlıktır... Affetmektir... Gerektiğinde maldan da, candan da geçmektir... Tarihin bu gerçeklerini bir de, bu açıdan okuyun ve yorumlayın... Çünkü İslâmî gerçekler materyalist, maddeci, matematikçi, mantıkçı, felsefeci, faydacı ve menfaatçi bakış açılarıyla doğru okunamaz! Ensâr, muhâcir'e eşini (boşayıp iddetini tamamladıktan sonra) alması (böylece dinini tamamlaması) için ciddi bir teklif sunuyor; ama muhâcir, dostluğun ne olduğunun edebiyatını yapmak yerine tarihini yazıyor, yaşayarak gösteriyor gerçekleri… "Kardeşim, hanımların sana mübârek olsun" diyerek, bu teklifi güzelce geri çeviriyordu. Siz olsanız ne yapardınız, Hz. Âişe kadar iffetli, Züleyhâ kadar güzel bir hanım size (nikâhlanmanız için) teklif edilseydi, Ey Müslüman erkekler! Önce riyakârca, bir kem küm edip, sonra istemiyormuş gibi edâlara girip, sonra yarım yamalak, pek de anlaşılmayan bir cümleyle, "gerek yok" tarzında ağzında hayal meyal cümlecikler geveleyip, yan cebime koy kâbilinden, balıklama mı atlardınız yoksa Selefimiz olan ve kendilerine uymamız Tevbe: 100'de emredilen muhâcirler gibi mi yapardınız? Böyle bir fırsat eline geçseydi, ilk anda “aldım, kabul ettim” diyeceklerin haddi hesâbı olmazdı sanırız! İşte insanın kalitesi hayatın bu nazik virajlarında ortaya çıkmaktadır! Kalitenizi ölçmek istiyorsanız, bu hassas durumlardaki amellerinize bakınız!

Sorunun cevabını siz kendi nefislerinizde verin! Ama objektif düşünün, o hanımların çok güzel olduğu gerçeğiyle, kararınızı verin. Yine Ensâr, hicret eden o şanlı mü'minleri tüm işlerine ve servetine ortak etmek istediğinde, "iş aramana ne gerek var; işte bizim tezgâh, dükkân, bağ, bahçe; size de bize de yeter" dediğinde; siz ne derdiniz bilmiyorum ama muhâcir kardeşlerimiz, dostlarına; "kardeşim, sen bana, pazarın yolunu göster" diyordu! Allahu Ekber! Bugün hayatta olmasalar bile, Allah için bu dostlarımızı çok seviyoruz. Allah'ın dostlarından gayri dost da tanımıyoruz. 

Evet, sizin dostlarınız nasıl acaba? Yoksa anlatılanlar konusunda, "onlar kim, biz kimiz? Biz, onlar gibi olamayız!" mı diyorsunuz? Neden, şeytana ipleri teslim mi ettiniz ki, olamayacaksınız? Sen, bir mü'mine dost olmayı başaramıyorsan, başkasından nasıl dostluk beklersin? Dostluk; beklemeden vermektir, karşılıksız sevmektir, bize kırılsa bile alınmamaktır, ilişkiyi koparmamaktır. İnsan, babasına, anasına, çocuğuna, hocasına, kocasına küser mi, kırılır mı, tavır koyar mı, ilişkiyi keser mi, bunlara zarar vermek ister mi? Bu sorunun doğru cevabı: "Hayır, elbette!" şeklindedir. Neden? Çünkü bu kişiler en sevdiğimiz/en saygı duyduğumuz kişilerdir, dostlarımızdır... Unutulmasın ki, dostluk ne parayla satın alınır, ne neseple, ne ırkla, ne milliyetle, ne de başka bir yolla! Dostluk, sevgiyle, saygıyla, fedakârlık ve feragatle, vermekle, bağışlamakla, düşünmekle ve sıla-i rahimle elde edilir. Elde ettikten sonra da asla kaybedilmeyen ebedî bir nimettir. O halde, birbirimize sahte dostlar, riyakâr kardeşler değil; özden, gönülden dostlar olmak için çalışalım. Bir şeyi elde etmeden, sahibi olamayacağımızı bildiğimiz gibi; dostluğu da elde etmenin bir bedeli olduğunu asla aklımızdan çıkarmayalım.

Dostluk konusu çok önemli olduğu için çam sakızı çoban armağanı kısa bir açıklama yaptık. Bazı arkadaşlar, cevabı uzun saymasın; zira kısa tuttuk. Dostluk anlatılabilecek bir konu ve bir kaç satırla tamamlanacak bir değer değildir. Dostluk ancak yaşanır ve yaşandıkça değeri anlaşılır. 

Rabbimizin sözüyle bitirelim: 

"Sizin veliniz (dostunuz) ancak Allah'tır, O'nun Peygamberidir ve namazı dosdoğru kılan ve rükû' hâlinde iken zekâtı veren mü'minlerdir." (Mâide: 55)

Yusuf Semmak

Bağlantı | kategori: NASİHATLER | tarih: 24/11/2012 | Yorum(1) | Yorum yaz
Yusuf SemmakMUHÂCİRLERLE ENSÂR’IN KARDEŞLİĞİ:

✔ Enes b. Mâlik’ten rivâyete göre, o dedi ki: “Abdurrahman b. Avf (Mekke’den Medîne’ye) geldi. Peygamber aleyhisselâm onu Ensâr’dan Sa’d b. Rabî’ ile kardeş yaptı. Ensâr’dan olan (Sa’d)’ın yanında iki hanım vardı. Ona hanımlarını ve malını yarı yarıya bölüşmeyi teklif etti.

Abdurrahman: بَارَكَ اللَّهُ لَكَ فِى أَهْلِكَ وَمَالِكَ دُلُّونِى عَلَى السُّوقِ “Allah, hanımlarını da malını da sana mübârek kılsın. Bana pazarın yolunu gösteriniz” dedi. Pazara gitti. Bir miktar keş (süzme yoğurt kurusu), bir miktar da yağ kâr etti.

Birkaç gün sonra Peygamber aleyhisselâm onu üzerinde evlenenlerin kullandığı sarı bir koku sürünmüş olarak gördü. “Ne oluyor ey Abdurrahman?” diye sordu.

O: “Ensâr’dan bir hanım ile evlendim” dedi.

Peygamber: “Mehir olarak ne verdin?” diye sordu.

O: “Bir hurma çekirdeği ağırlığında altın” dedi.

Allah Rasûlü: “Bir koyunla dahi olsa, düğün yemeği ver” buyurdu. (Buhârî, Nikâh, 7, Hadîs No: 5072)

✔ Abdurrahman b. Avf radıyallâhu anh şöyle demiştir:

Medîne’ye geldiğimizde Rasûlullah aleyhisselâm benimle Sa’d b. Rabî’i kardeş yaptı. Sa’d b. Rabî’ bana: إِنِّى أَكْثَرُ الأَنْصَارِ مَالاً، فَأَقْسِمُ لَكَ نِصْفَ مَالِى، وَانْظُرْ أَىَّ زَوْجَتَىَّ هَوِيتَ نَزَلْتُ لَكَ عَنْهَا، فَإِذَا حَلَّتْ تَزَوَّجْتَهَا “Ben, Ensâr içinde malı en çok olanlardanım. Malımın yarısını sana vereyim. Bak, iki eşimden hangisi hoşuna giderse, ondan boşanayım. İddeti bitip de sana helâl olunca, onunla evlenirsin” dedi.

Ben: لاَ حَاجَةَ لِى فِى ذَلِكَ، هَلْ مِنْ سُوقٍ فِيهِ تِجَارَةٌ “Benim buna ihtiyacım yok. Medîne’de ticâret yapılan bir çarşı var mı?” diye sordum.

Sa’d: “Kaynuka çarşısı var” dedi.

Abdurrahman sabahleyin Kaynuka çarşısına gitti. Akşam gelirken yanında keş ve yağ getirdi. Sonra bu çarşıya gitmeye devam etti. Çok geçmeden Abdurrahman üzerinde sarı bir şeyin izi bulunduğu halde geldi.

Rasûlullah ona: “Yoksa evlendin mi?” buyurdu.

Abdurrahman: “Evet” dedi.

Rasûlullah: “Kiminle?” diye sordu.

Abdurrahman: “Ensâr’dan bir hanımla” dedi.

Rasûlullah: “Ne kadar mehir verdin?” diye sordu.

Abdurahman: “Bir çekirdek ağırlığınca altın” dedi.

Rasûlullah ona: “Bir koyunla da olsa bari bir velîme (düğün yemeği) ver” buyurdu.

(Buhârî, Buyû’, 1, Hadîs No: 2048; Bkz: Buhârî, Menâkıbu’l Ensâr, 3, Hadîs No: 3780; Menâkıbu’l Ensâr, 50, Hadîs No: 3937; Tirmizî, Birr, 22, Hadîs No: 1933; Nesâî, Nikâh, 84, Hadîs No: 3388)
tarih: 15.04.2017
YORUM YAZINIZ
İSMİNİZ

E-Posta (Gizli)

Web siteniz

Yorumunuz

Güvenlik kodu
Son Konular • NASİHATLER 13
• Dinin Aslında Cehalet Mazeret midir? (PDF Oku/İndir!)
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 4
• Allah Teâlâ, Neden Kur’ân’da Bazı Yerlerde “Biz” Zamiri ile Hitap Buyurmuştur?
• Vâv ve Yâ Harflerinden Önceki Harfi Meftûh Olan Emsile-i Hamse'ye Nûn-u Sakîle'nin Dâhil Olması:
• NASİHATLER 12
• İftiâl (افْتِعَال) Bâbı ile Alâkalı Sarf Kâideleri
• GENELDE YANLIŞ KULLANILAN KELİMELER VE DOĞRU YAZILIŞLARI:
• Kur'an'da Peygamberimize Nasıl Hitap Edilmiştir?
• Muzari' Fiilin Şimdiki ve Gelecek Zamana Salahiyeti:
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 3
• Şirke ve Sapıklığa Sürüklenen Bir Toplumda Suçlular Kimlerdir?
• 22- Ömer Nesefî Akaidi Tercüme ve Şerhi 6 (Ders Videosu)
• NASİHATLER 11
• Arapça'da 'zuu' ve 'sahib' edatlarının arasındaki fark nedir?
• EY RABBİMİZ!
• ASHAB-I KEHF HAKKINDA:
• NASİHAT BAHÇESİ
• KİTAPLARIMIZ HAKKINDA BİLGİLENDİRME:
• “Kadınlar Havuza Girebilir mi?” Sorusuna Verdiğimiz Kısa ve Özlü Cevap
• Kadın Sesiyle ve Çalgı Aletleriyle İcra Edilen Şarkı, Türkü, Ezgi ve İlahiler Hakkında Bir Soruya Verdiğimiz Cevap
• NASİHATLER 10
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 2
• NASİHATLER 9
• “Ticaret yapıyorum ama maddi ve manevi anlamda bir türlü rahata eremiyorum” mu diyorsunuz?
• 21- Hadis Dersleri -1 (Ders Videosu)
• SESLİ HADİS DERSLERİ - YAKINDA!
• Sesli Ders Videoları Arşivi (Yusuf Semmak)
• ARAPÇA DERSLERİ (ZAMİRLER) -5-
• Kadınların Saçlarını Kısaltmaları Câiz midir?
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 1
• Ömer Nesefî Akâidi Tercüme ve Şerhi 5 (Ders Videosu)
• İNFÂK BİLİNCİNİ KUŞANMAK!
Son Yorumlar
Yusuf Semmak
SÜNNETTE BÖYLE BİR PAZARLIK ANLAY
mahmut konur
BİR AYET "Mümin kadınlara da bak
Erkan
Allah razı olsun
ismail
bayildim
Yusuf Semmak
NOT: Bir Hristiyanla tartışan bir
Yusuf Semmak
KİMLER SUÇLU? Bir toplumda ins
Yusuf Semmak
SAHÛR VAKTİNİN SON BULMASI VE SAB
ali
Güzel bir anlatım olmuş ALLAH(C.C
Yusuf Semmak
MUHÂCİRLERLE ENSÂR’IN KARDEŞLİĞİ:
Ece
Harika çok teşekkürler
meryemnazyazğan
Çok güzel anlatmışsınız, şimdi ço
Yusuf Semmak
DİLİN, BEYÂNIN, OKUMANIN, YAZMANI
Yusuf Semmak
Bir meâlde şöyle geçiyor: "Bunun
Yusuf Semmak
“Mütevâzı’, mutevazı” (م
Yusuf Semmak
Esmâül Hüsnâ: Yanlış – el-Esmâul
Yusuf Semmak
Müşkül: Yanlış – Müşkil (kapalı,
Yusuf Semmak
Nasılki: Yanlış – Nasıl ki: Doğru
Yusuf Semmak
“MESS”: Değme, dokunma, temas,
Sibel EKİNCİ
Muhterem Hocamız Feriduddin AYDIN
2017
çok detaya girmişsiniz ama tşr
Melek
Çok güzel
Nagihan
okudum süper çok beğendim
Mehmet ARAZ
Çok güzel olmuş,başarılarınızın d
Yusuf Semmak
KANDİL KUTLAMAK BİD'AT'TIR! Ka
Yusuf Semmak
Nesefî Akâidi derslerimizi 6'ya k
Elif
Bu akaid derslerinizden bölüm6 ya
Beyza
Harika
büşra
Çok iyi olmuş
Yusuf Semmak
MODERNİZM, KADINLARIN BAŞÖRTÜLERİ
zeyra
İsime yaradi saol
Şüheda
Helal be sırf kapanmak nefislerin
Ümit
Amin Er-Rahman Er-Rahim Allah
Vedat
Soruyu soran ben değilim ama aydı
© 2012 YUSUFSEMMAK.COM