Araştırmacı, Yazar

ANASAYFA
BİZE ULAŞIN
BİZİ TAKİP EDİN
AMACIMIZ
KUR'AN DİNLE
KİTAPLARIMIZ
NOT DEFTERİ
100 farklı konuda ilmî nakil.




MUHTELİF KONULARDA İLMÎ NAKİLLER:

1 √ KÜFR-Ü İ’RÂDÎ:

مَا خَلَقْنَا السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا إِلَّا بِالْحَقِّ وَأَجَلٍ مُّسَمًّى وَالَّذِينَ كَفَرُوا عَمَّا أُنذِرُوا مُعْرِضُون

“Biz, göklerle yeri ve ikisinin arasında olanları ancak hak ile ve belirlenmiş bir süre için yarattık. İnkâr edenler ise, uyarılıp korkutuldukları şeyden yüz çevirmektedirler.” (46/Ahkâf: 3)

2 √ UYDURMA HADÎS: "DARA DÜŞTÜĞÜNÜZDE, KABİRDEKİLERDEN YARDIM İSTEYİN!"

إِذَا أَعْيَتْكُمُ الْأُمُورُ فَعَلَيْكُمْ بِأَهْلِ الْقُبُورِ ، أَوْ فَاسْتَعِينُوا بِأَهْلِ الْقُبُورِ

“İşler sarpa sarıp darda kaldığınızda, kabirdekilerden yardım isteyin.”

“İşlerinizde ne yapacağınızı şaşırdığınızda, kabirlerdeki ölülerden yardım isteyiniz”

 (Keşfu’l Hafâ, C: 1, S: 85, H. No: 213; Rûhu’l-Furkân Tefsîri, Mahmud Ustaosmanoğlu başkanlığında bir heyet, İstanbul-1992, C: 2, S: 82)

İbn-i Teymiyye bu söz hakkında şöyle demiştir: “Bu söz, Peygamberimizin Hadîslerini iyi bilen ulemânın ittifâkıyla yalandır, Peygambere atılmış bir iftirâdır. Hadîs âlimlerinden hiçbiri bunu ‘Hadîs’ diye rivâyet etmemiştir. Güvenilir Hadîs kitaplarının hiçbirinde bulunmamaktadır.” (Mecmûu’l Fetâvâ, C: 1, S: 356)

إِذَا أَعْيَتْكُمُ الْأُمُورُ فَعَلَيْكُمْ بِأَصْحَابِ الْقُبُورِ

 “Bu söz, şirk kapısını açan biri tarafından yapılmış bir uydurmadır.” (Mecmûu’l Fetâvâ, C: 11, S: 293)

Hadîs diye uydurulmuş olan bu sözün Arapçasında اسْتَعِينُوا “istiânede bulunun, yardım isteyin” emri geçmektedir. Hâlbuki biz, her gün kıldığımız beş vakit namazda en az kırk defa Rabbimize: “Yalnız Sen’den yardım dileriz” (Fâtiha: 5) diyerek niyâz etmekteyiz ve O’ndan yardım istemekteyiz. Bu Âyet, açıkça yardımın ancak Allah’tan isteneceğini bildirip, bize de bunu emretmektedir. Oysa yukarıdaki zikrettiğimiz uydurma sözde “işlerinizde dara düşüp şaşırdığınız, bocaladığınız, bunaldığınızda kabir ehlinden yardım isteyiniz” denilmektedir. Bu söz, Fâtiha Sûresindeki yalnız Allah’a ibâdet etme ve ancak O’ndan yardım dileme ilkesiyle çatışmaktadır.

Rabbimiz buyurdu: “De ki: Allah’ı bırakıp da (O’nun ortağı olduklarını) kupkuru iddia ettiklerinize (istediğiniz kadar) dua edin, onların ne göklerde ne yerde (hayır ve şerden) bir zerre miktarına bile güçleri yetmez. Onların bu ikisinde hiçbir ortaklığı olmadığı gibi, O’nun (Allah’ın) da bunlardan bir yardımcısı yoktur.” (Sebe’: 22)

3 √ ARACILIK ŞİRKİ:

"Dalâlet ehlinden çoğu: 'Bu kişi Allah'a benden daha yakındır. Ben ise Allah'tan uzağım. Ben ancak bu kimse vâsıtasıyla Allah'a dua edebilirim' der. Ve bunun gibi müşriklere ait sözler söyler. Şüphesiz ki Yüce Allah şöyle buyurur: 'Kullarım sana Beni sorarlarsa, muhakkak ki Ben (onlara) çok yakınım. Bana dua ettiğinde dua edenin duasına karşılık veririm. O halde onlar da Benim davetime uysunlar ve Bana iman etsinler ki, doğru yolu bulmuş olsunlar.' (Bakara: 186)" (Ziyâretu'l Kubûr ve'l İstincâdu bi'l Makbûr, İbn-i Teymiyye, Dâru'l İmâm Ahmed, Kâhire-2002, S: 13)

4 √ ŞEYH'E DUA ETMEK!

فإذا قال قائل: أنا أدعو الشيخ ليكون شفيعا لى فهو من جنس دعاء النصارى لمريم والأحبار والرهبان

"Bir kimse, ben Şeyh'(im)e, bana şefâatçi olsun diye dua ediyorum derse; bu, Hristiyanların Meryem'e (ve oğlu Îsâ'ya), âlimlerine ve rahiplerine ibâdet etmeleri türünden bir duadır." (Ziyâretu'l Kubûr ve'l İstincâdu bi'l Makbûr, İbn-i Teymiyye, Dâru'l İmâm Ahmed, Kâhire-2002, S: 26)

5 √ ALLAH İÇİN İLİM TALEP ETMEK BİR İBÂDETTİR:

Muâz b. Cebel radıyallâhu anh şöyle demiştir:

قال معاذ بن جبل رضى الله عنه : عليكم بالعلم ، فإن طلبه لله عبادة ، ومعرفته خشية ، والبحث عنه جهاد ، وتعليمه لمن لايعلمه صدقة ، ومذاكرته تسبيح ، به يعرف الله ويعبد ، وبه يمجد الله ويوحد ، يرفع الله بالعلم أقواما يجعلهم للناس قادة وائمة يهتدون بهم ، وينتهون الى رأيهم

“İlim öğreniniz. Hiç şüphesiz Allah için ilim tahsil etmek ibâdettir. Onu öğrenmek haşyettir, onu aramak cihâddır, onu bilmeyene öğretmek sadakadır ve onu müzâkere etmek tesbîhtir. Allah ancak ilimle bilinir ve Allah'a ancak ilimle ibâdet edilir. Allah ancak onunla medh-ü senâ ve Tevhîd edilir. Allah, kavimleri ilimle yüceltir ve onları, insanlar için -kendileriyle doğru yolu buldukları ve görüşlerine başvurdukları- yöneticiler ve imamlar yapar.” (Mecmûu’l Fetâvâ, 10/39)

6 √ DUADA ‘İNŞÂALLAH’ DEMEK:

Enes radıyallâhu anh’dan rivâyete göre, Rasûlullah aleyhisselâm buyurdu: “Biriniz dua ettiği zaman duasında kesin bir ifade ile istesin ve ‘Allah’ım, dilersen bana ver’ demesin. Çünkü şüphesiz Yüce Allah’ı zorlayabilecek bir kimse yoktur.” (Müslim, Zikr, 7; Buhârî, Deavât, 21, H. No: 6338)

Ebû Hüreyre radıyallâhu anh’dan rivâyete göre, Rasûlullah aleyhisselâm buyurdu: “Biriniz dua ettiği zaman ‘Allah’ım, dilersen bana mağfiret buyur’ demesin. Ama kesin ve kararlı bir şekilde istesin. Rağbeti büyültsün. Çünkü muhakkak Allah’a, verdiği hiçbir şey büyük gelmez.” (Müslim, Zikr, 8)

Ebû Hüreyre radıyallâhu anh’dan rivâyete göre, Nebî aleyhisselâm buyurdu: “Biriniz: ‘Allah’ım, dilersen bana mağfiret buyur; Allah’ım, dilersen bana merhamet buyur’ demesin. Kesin bir dil ile dua etsin. Şüphesiz Allah dilediğini yapar ve onu zorlayabilecek yoktur.” (Müslim, Zikr, 9)

İmam Nevevî rahımehullâh şöyle demiştir:

ومعنى الحديث استحباب الجزم فى الطلب وكراهة التعليق على المشيئة

“Hadîsin anlamı: Dua ve istekte bulunurken kesin ve kararlı olmak müstehab, bunu Allah’ın meşîetine (dilemesine) bağlı olarak istemek mekrûhtur.” (El-Minhâc fî Şerhi Sahîh-i Müslim, İmam Nevevî, Mektebetü’l Ğazâlî/Dimeşk & Müessesetü Menâhili’l İrfân/Beyrût, C: 17, S: 7)

7 √ ”SEN HAK YOLUNU TUT!”

Selef’ten bazısı şöyle demiştir:

قَالَ بَعْضُ السَّلَفِ : عَلَيْكَ بِطَرِيقِ الْحَقِّ وَلَا تَسْتَوْحِشْ لِقِلَّةِ السَّالِكِينَ وَإِيَّاكَ وَطَرِيقَ الْبَاطِلِ وَلَا تَغْتَرَّ بِكَثْرَةِ الْهَالِكِينَ

”Sen hak yolunu tut ve bu yolu tutanların azlığı sebebiyle üzülme! Bâtılın yolunu tutmaktan sakın! Helâk olanların çokluğundan dolayı da aldanma!" (Medâricu’s Sâlikîn, C: 1, S: 22)

8 √ DUADA, KUSURU BİLMEK VE İTİRAF ETMEK:

İbn-i Uyeyne rahımehullâh şöyle demiştir: 

“Hiçbir kimse nefsindeki kusurlarını bildiği müddetçe, dua etmekten menolunmamıştır. Zira Allah Teâlâ, yarattığı kullarının en şerlisi olan İblîs’in bile duasına icâbet etmiştir. İblîs’in kabul edilen duası şudur: ‘Rabbim, öyleyse bana (insanların) tekrar diriltilecekleri güne kadar mühlet ver, dedi.’ (Hicr: 36)” (Fethu’l Bârî bî-Şerhi Sahîhi’l Buhârî, İbn-i Hacer el-Askalânî, Mektebetü Mısr, C: 11, S: 195) İblîs’in bu isteğine karşılık Rabbimiz: “Sen, (Allah katında) bilinen vaktin gününe kadar mühlet verilenlerdensin, buyurdu.” (Hicr: 37, 38)

9 √ ”RASÛLULLAH BENDEN BÜYÜKTÜR; BEN İSE ONDAN DAHA YAŞLIYIM...”

Kays b. Mahreme radıyallâhu anh’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Ben ve Rasûlullah aleyhisselâm, Fîl hâdisesi olduğu yıl dünyaya gelmişiz. Osman b. Affân radıyallâhu anh bir gün Ya’mer b. Leys Oğullarının adamı Kubâs b. Eşyem’e: ‘Sen mi büyüksün yoksa Rasûlullah mı?’ diye sordu. Kubâs şu karşılığı verdi: رَسُولُ اللَّهِ أَكْبَرُ مِنِّى وَأَنَا أَقْدَمُ مِنْهُ فِى الْمِيلَاد ‘Rasûlullah benden büyüktür, ben ise doğumda ondan eskiyim (ben ondan daha yaşlıyım). Rasûlullah Fîl senesinde doğdu. Annem beni Fîl olayının olduğu yere götürmüştü de fillerin (veya kuşların) terslerini/gübrelerini bozulmuş ve yeşillenmiş olarak görmüştüm.’” (Tirmizî, Menâkıb, 2, H. No: 3619)

10 √ RASÛLULLAH ASLA NEFSİ İÇİN İNTİKAM ALMAMIŞTIR:

Âişe radıyallâhu anhâ'dan rivâyet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Rasûlullah aleyhisselâm iki şey arasında muhayyer bırakıldı mı, günah olmadığı sürece mutlaka en kolay olanlarını seçerdi. Eğer günah ise, insanlar arasında ondan en uzak duran kişi o olurdu. Rasûlullah aleyhisselâm asla kendi nefsi adına intikam almamıştır. Allah'ın haram kıldığı bir şeyin çiğnenmesi hâli müstesnâ. O vakit onun karşılığında Allah için intikam alırdı (ceza verirdi)." (Buhârî, Menâkıb, 23, H. No: 3560; Edeb, 80, H. No: 6126; Hudûd, 10, H. No: 6786; Hudûd, 42, H. No: 6853)

11 √ MUHÂCİRLERLE ENSÂR ARASINDAKİ KARDEŞLİK:

a) Enes b. Mâlik’ten rivâyete göre, o dedi ki: “Abdurrahman b. Avf (Mekke’den Medîne’ye) geldi. Peygamber aleyhisselâm onu Ensâr’dan Sa’d b. Rabî’ ile kardeş yaptı. Ensâr’dan olan (Sa’d)’ın yanında iki hanım vardı. Ona hanımlarını ve malını yarı yarıya bölüşmeyi teklif etti.

Abdurrahman: بَارَكَ اللَّهُ لَكَ فِى أَهْلِكَ وَمَالِكَ دُلُّونِى عَلَى السُّوقِ “Allah, hanımlarını da malını da sana mübârek kılsın. Bana pazarın yolunu gösteriniz” dedi. Pazara gitti. Bir miktar keş (süzme yoğurt kurusu), bir miktar da yağ kâr etti.

Birkaç gün sonra Peygamber aleyhisselâm onu üzerinde evlenenlerin kullandığı sarı bir koku sürünmüş olarak gördü. “Ne oluyor ey Abdurrahman?” diye sordu.

O: “Ensâr’dan bir hanım ile evlendim” dedi.

Peygamber: "Mehir olarak ne verdin?” diye sordu.

O: “Bir hurma çekirdeği ağırlığında altın” dedi.

Allah Rasûlü: “Bir koyunla dahi olsa, düğün yemeği ver” buyurdu. (Buhârî, Nikâh, 7, H. No: 5072)

b) Abdurrahman b. Avf radıyallâhu anh şöyle demiştir:

Medîne’ye geldiğimizde Rasûlullah aleyhisselâm benimle Sa’d b. Rabî’i kardeş yaptı. Sa’d b. Rabî’ bana: إِنِّى أَكْثَرُ الأَنْصَارِ مَالاً، فَأَقْسِمُ لَكَ نِصْفَ مَالِى، وَانْظُرْ أَىَّ زَوْجَتَىَّ هَوِيتَ نَزَلْتُ لَكَ عَنْهَا، فَإِذَا حَلَّتْ تَزَوَّجْتَهَا “Ben, Ensâr içinde malı en çok olanlardanım. Malımın yarısını sana vereyim. Bak, iki eşimden hangisi hoşuna giderse, ondan boşanayım. İddeti bitip de sana helâl olunca, onunla evlenirsin” dedi.

Ben: لاَ حَاجَةَ لِى فِى ذَلِكَ، هَلْ مِنْ سُوقٍ فِيهِ تِجَارَةٌ “Benim buna ihtiyacım yok. Medîne’de ticâret yapılan bir çarşı var mı?” diye sordum.

Sa’d: “Kaynuka çarşısı var” dedi.

Abdurrahman sabahleyin Kaynuka çarşısına gitti. Akşam gelirken yanında keş ve yağ getirdi. Sonra bu çarşıya gitmeye devam etti. Çok geçmeden Abdurrahman üzerinde sarı bir şeyin izi bulunduğu halde geldi.

Rasûlullah ona: “Yoksa evlendin mi?” buyurdu.

Abdurrahman: “Evet” dedi.

Rasûlullah: “Kiminle?” diye sordu.

Abdurrahman: “Ensâr’dan bir hanımla” dedi.

Rasûlullah: “Ne kadar mehir verdin?” diye sordu.

Abdurahman: “Bir çekirdek ağırlığınca altın” dedi.

Rasûlullah ona: “Bir koyunla da olsa bari bir velîme (düğün yemeği) ver” buyurdu. (Buhârî, Buyû’, 1, H. No: 2048; Bkz: Buhârî, Menâkıbu’l Ensâr, 3, H. No: 3780; Menâkıbu’l Ensâr, 50, H. No: 3937; Tirmizî, Birr, 22, H. No: 1933; Nesâî, Nikâh, 84, H. No: 3388)

12 √ “İNSANLARIN EN HAYIRLISI BENİM ASRIMDIR...”

”İnsanların en hayırlısı benim asrım(da yaşayanlar)dır. Daha sonra onlardan sonrakiler, daha sonra da onlardan sonrakiler gelir.” (Buhâri, Şehâdât, 9, H. No: 2651, 2652; Fedâilu Ashâbi’n Nebî, 1, H. No: 3650; Rikâk, 7, H. No: 6428, 6429; Eymân, 27, H. No: 6695; Müslim, Fedâilu’s Sahâbe, 210-216, H. No: 2533-2536; Tirmizî, Fiten, 45, H. No: 2221; Şehâdât, 4, H. No: 2302; Menâkıb, 57, H. No: 3859; Nesâî, Eymân, 29, H. No: 3809; İbn-i Mâce, Ahkâm, 27, H. No: 2362)

13 √ RİYÂ VE GÖSTERİŞ KÜÇÜK ŞİRKTİR:

Şeddâd b. Evs radıyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah aleyhisselâm şöyle buyurmuştur:

إِنَّ أَخْوَفَ مَا أَتَخَوَّفُ عَلَى أُمَّتِي الإِشْرَاكُ بِاللَّهِ أَمَا إِنِّي لَسْتُ أَقُولُ يَعْبُدُونَ شَمْسًا وَلاَ قَمَرًا وَلاَ وَثَنًا وَلَكِنْ أَعْمَالاً لِغَيْرِ اللَّهِ وَشَهْوَةً خَفِيَّةً ‏

“Ümmetim hakkında en çok korktuğum şey, Allah’a şirk koşmaktır. Şüphesiz onlar güneşe, aya ve puta tapacaklar diyecek değilim (demiyorum). Lâkin bir takım amelleri Allah’tan başkası(nın rızâsı) için işleyecekler ve gizli bir şehvet arzulayacaklar.” (İbn-i Mâce, Zühd, 21, H. No: 4205)

NOT: Zevâid’de şöyle denilmiştir: Bu Hadîs’in senedinde Âmir b. Abdullah vardır. Ben onun hakkında konuşan kimseyi görmedim. Senedin kalan râvîleri güvenilir zatlardır.

Bu Hadîs, Âmir b. Abdullah sebebiyle -seneden- zayıf’tır.

Bu Hadîs’i İmam İbn-i Mâce rahımehullâh, Sünen’inin Zühd kitâbında بَابُ الرِّيَاءِ وَالسُّمْعَةِ “Riya ve Sum’a (ibâdet ve hayır gibi işleri insanlar görsünler, duysunlar ve takdîr etsinler diye açık yapmanın günah olduğu) bâbı" başlığı altında zikretmiştir. Konu; riyâ yani küçük şirk ile alâkalıdır. İnternette yer alan bazı Hadîs sitelerinde İbn-i Mâce’deki bazı bölümlerin bâb başlıkları hazfedilmiştir. Bu da konu bütünlüğünü kavramayı önlüyor. Program hâline getirilmiş bir İbn-i Mâce çalışmasında da, bab başlığı yanlışlıkla “sunta” olarak yazılmıştır. Suntanın ne olduğunu marangozlar ve doğramacılar daha iyi bilir. Doğrusu; “sum’a” olacak...

14 √ MܒMİN İLE FÂCİRİN ÖLÜMÜ!..

“Mü’min olan kul (öldüğünde), dünyanın yorgunluklarından ve ezâlarından Allah’ın rahmetine gidip istirahat eder. Fâcir olan kula gelince, ondan da diğer kullar, şehirler, ağaçlar ve hayvanlar kurtulup istirahat ederler!” (Buhârî, Rikâk, 42, H. No: 6512; Nesâî, Cenâiz, 48, H. No: 1930; Ayrıca Bkz: Buhârî, Rikâk, 42, H. No: 6513; Müslim, Cenâiz, 21, H. No: 950; Nesâî, Cenâiz, 49, H. No: 1931)

15 √ KABİRDEKİLERE SELÂM VE DUA:

Kabirleri ziyâret edince, o kabristanda yatan Müslüman ölülere şu şekilde selâm verip dua edilir:

السَّلاَمُ عَلَيْكُمْ أَهْلَ الدِّيَارِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُسْلِمِينَ وَإِنَّا إِنْ شَاءَ اللَّهُ بِكُمْ لاَحِقُونَ [وَيَرْحَمُ اللَّهُ الْمُسْتَقْدِمِينَ مِنَّا وَالْمُسْتَأْخِرِينَ] أَسْأَلُ اللَّهَ لَنَا وَلَكُمُ الْعَافِيَةَ

“Ey mü’min ve Müslümanların bulunduğu bu diyarın sâkinleri, selâm sizlere! Muhakkak biz de -inşâAllah- size kavuşacağız. [Allah, bizden önce gidenlere de sonra geleceklere de rahmet buyursun]. Allah’tan, kendimiz için ve sizin için âfiyet dilerim.” (Müslim, Cenâiz, 104, H. No: 975; İbn-i Mâce, Cenâiz, H. No: 1547; Nesâî, Cenâiz, H. No: 2040, Bureyde radıyallâhu anh’dan; Parantez [ ] arası, Müslim, Cenâiz, 103, H. No: 974, Hz. Âişe radıyallâhu anhâ’dan.)

İbn-i Abbâs radıyallâhu anh'tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah aleyhisselâm, Medîne mezarlarına uğradı ve yüzünü kabirdekilere çevirerek şöyle buyurdu:

السَّلاَمُ عَلَيْكُمْ يَا أَهْلَ الْقُبُورِ يَغْفِرُ اللَّهُ لَنَا وَلَكُمْ أَنْتُمْ سَلَفُنَا وَنَحْنُ بِالأَثَرِ

"Ey bu kabirlerde yatanlar! Allah'ın selâmı sizlerin üzerine olsun. Allah bizi de sizi de mağfiret buyursun. Siz, bizim önden gidenlerimizsiniz biz de sizin izinizden geleceğiz." (Tirmizî, Cenâze, 59, H. No: 1053)

16 √ ALLAH'IN SIFATLARINDAN BİRİNİ MAHLÛKÂTA BENZETMEK YA DA O SIFATI İNKÂR ETMEK KÜFÜRDÜR:

قال نعيم بن حماد الخزاعى‏:‏ من شبه اللّه بخلقه فقد كفر، ومن جحد ما وصف اللّه به نفسه فقد كفر، وليس فيما وصف اللّه به نفسه ولا رسوله تشبيهًا، واللّه أعلم‏.‏

"Nuaym b. Hammâd el-Huzâî şöyle demiştir: Her kim, Allah'ı mahlûkâtına benzetirse kâfir olur. Kim, Allah'ın zâtını (kendisini) nitelediği şeyleri inkâr ederse kâfir olur. Çünkü Allah Teâlâ'nın ve O'nun Rasûlünün, Allah'ın zâtını niteledikleri şeylerde teşbîh (yaratılmışlara benzetme) yoktur. Allah en iyi bilendir." (Mecmûu'l Fetâvâ, Şeyhu’l-İslâm İbn-i Teymiyye, C: 5, S: 263)

17 √ EN ÇABUK KABUL EDİLEN DUA:

Abdullah b. Amr b. Âs radıyallâhu anhümâ’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah aleyhisselâm şöyle buyurdu:

 إِنَّ أَسْرَعَ الدُّعَاءِ إِجَابَةً دَعْوَةُ غَائِبٍ لِغَائِبٍ

“Şüphesiz en çabuk kabul edilen dua, gâibin gâip için (birinin diğerinin arkasından haberi yokken) yaptığı duadır.” (Ebû Dâvûd, Vitr, 29, H. No: 1535; Bkz: Tirmizî, Birr, 50, H. No: 1980)

Müslüman, din kardeşinden dua isteyebilir:

Rasûlullah aleyhisselâm, umre için kendisinden izin isteyen Hz. Ömer radıyallâhu anh’a: لاَ تَنْسَنَا يَا أُخَيَّ مِنْ دُعَائِكَ “Kardeşçiğim, dua ederken bizi de unutma!” (Ebû Dâvûd, 1498; Bkz: Tirmizî, 3562) buyurmuştur.

18 √ SABAH-AKŞAM ÜÇER DEFA OKUMAK SÜNNET OLAN DUA:

اللَّهُمَّ عَافِنِى فِى بَدَنِى اللَّهُمَّ عَافِنِى فِى سَمْعِى اللَّهُمَّ عَافِنِى فِى بَصَرِى لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ

“Allah’ım, bedenimde âfiyet ver, kulağıma âfiyet ver, gözüme âfiyet ver. Sen’den başka hiçbir ilâh yoktur.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 110, H. No: 5090; Ayrıca Bkz: Tirmizî, Deavât, 67, H. No: 3480)

19 √ SABAH NAMAZINI KILAN, ALLAH’IN ZİMMETİNDEDİR:

“Kim sabah namazını kılarsa o, Allah’ın zimmetinde (himayesinde) demektir. Bu sebeple Allah sizden kendi zimmetine ait bir şeyi (bir hakkı) istemesin; çünkü Allah kimden kendi zimmetine ait bir şeyi (hakkı) isteyecek olursa, ona yetişir (yakalar) sonra onu yüzüstü (tepetaklak) cehennem ateşine atar.” (Müslim, Mesâcid, 262; Bkz: Müslim, Mesâcid, 261; Tirmizî, Salât, 51, H. No: 222; Fiten, 6, H. No: 2164; İbn-i Mâce, Fiten, 6, H. No: 3945, 3946)

20 √ ALLAH’A, BAZI MܒMİNLER BAZI MELEKLERDEN DAHA ÜSTÜNDÜR:

  الْمُؤْمِنُ أَكْرَمُ عَلَى اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ مِنْ بَعْضِ مَلاَئِكَتِهِ

“Mü’min, Allah Azze ve Celle’ye bazı meleklerden daha üstündür.” (İbn-i Mâce, Fiten, 6, H. No: 3947; Yezîd b. Süfyân zayıf olduğu için Hadîs’in senedi zayıftır. Hadîs’teki “mü’min” [الْمُؤْمِنُ] kelimesi, “bazı mü’minler” [بَعْضُ الْمُؤْمِنِينَ] anlamındadır.)

21 √ EVDEN ÇIKARKEN OKUNACAK DUA:

 اللَّهُمَّ إِنِّى أَعُوذُ بِكَ أَنْ أَضِلَّ أَوْ أُضَلَّ أَوْ أَزِلَّ أَوْ أُزَلَّ أَوْ أَظْلِمَ أَوْ أُظْلَمَ أَوْ أَجْهَلَ أَوْ يُجْهَلَ عَلَىَّ

”Allah’ım! Sapmaktan, saptırılmaktan, ayağımın kaymasından, kaydırılmasından, zulmetmekten, zulme uğramaktan, câhillik etmekten ve bana câhillik yapılmasından Sana sığınırım.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 112, H. No: 5094; Bkz: Tirmizî, Deavât, 35, H. No: 3427; İbn-i Mâce, Duâ, 18, H. No: 3884; Nesâî, İstiâze, 30, H. No: 5486; İstiâze, 65, H. No: 5539)

22 √ “RABBİM, GERÇEKTEN BEN, KAVMİMİ GECE VE GÜNDÜZ (İSLÂM’A) DAVET ETTİM.”

“Gerçekten Biz, Nûh’u kavmine: ‘Kendilerine çok acıklı bir azap gelmezden önce kavmini korkut’ diye gönderdik. O da dedi ki: ‘Ey kavmim, şüphesiz ben, sizi apaçık bir korkutan ve uyaranım. Şöyle ki: Allah’a ibâdet edin, O’ndan korkun ve bana itaat edin. Tâ ki (Allah) günahlarınızdan bir kısmını mağfiret buyursun ve sizi belli bir süreye kadar geciktirsin. Şüphesiz ki Allah’ın takdir ettiği vakit geldi mi, geri bırakılmaz. Keşke bilseydiniz.’ (Nûh) dedi ki: ‘Rabbim, gerçekten ben, kavmimi gece ve gündüz (İslâm’a) davet ettim. Fakat benim davetim, (imandan) kaçıştan başka bir şeylerini artırmadı onların. Gerçekten ben onları, (imana gelmeleri ve böylece) kendilerini mağfiret etmen için ne zaman davet ettiysem; parmaklarını kulaklarına tıkadılar, (beni görmemek ve bana görünmemek için) elbiselerine büründüler, (küfürlerinde) ısrâr ettiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. Sonra ben gerçekten onları yüksek ses(im)le davet ettim. Sonra muhakkak ben onlara hem açık açık ilan ettim hem de kendilerine gizli gizli söyledim. Arkasından Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O, çok mağfiret edicidir, dedim. Böylece O, üzerinize semâyı (yağmuru) bol bol salıverir. Mallarla, oğullarla size yardım eder, size bağlar, bahçeler verir ve sizin için nehirler akıtır. Size ne oluyor ki, Allah’ın azametinden hiç korkmuyorsunuz? ...’” (Nûh: 1-13)

23 √ FİRÂSET:

Ebû Saîd el-Hudrî radıyallâhu anh’dan rivâyete göre Rasûlullah aleyhisselâm şöyle buyurdu:  اتَّقُوا فِرَاسَةَ الْمُؤْمِنِ فَإِنَّهُ يَنْظُرُ بِنُورِ اللَّهِ “Mü’minin firâsetinden (anlayış ve keskin zekâsından) sakının. Çünkü o, Allah’ın nûruyla bakar (ve gerçekleri görür).” Sonra da Hicr Sûresinin 75. Âyetini okudu:  إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَاتٍ لِلْمُتَوَسِّمِينَ “Elbette bunda basîret sahibi (fikr-u firâseti) olanlar için ibretler vardır.” (Tirmizî, Tefsîru’l Kur’ân, 16, H. No: 3127)

24 √ ALLAH’TAN FAYDALI İLİM TALEBİ:

Ebû Hureyre radıyallâhu anh’dan rivâyete göre, Rasûlullah aleyhisselâm şöyle buyurdu:

اللَّهُمَّ انْفَعْنِى بِمَا عَلَّمْتَنِى وَعَلِّمْنِى مَا يَنْفَعُنِى وَزِدْنِى عِلْمًا الْحَمْدُ لِلَّهِ عَلَى كُلِّ حَالٍ وَأَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْ حَالِ أَهْلِ النَّارِ

“Allah’ım, bana öğrettiğin ilimle beni faydalandır. Fayda verecek ilmi bana öğret ve ilmimi artır. Her hâl (ilmimi artırmadan önceki ve artırdıktan sonraki haller) üzerinde Allah’a hamd olsun. Ateş ehlinin (cehennemliklerin) hâlinden Allah’a sığınırım.” (Tirmizî, Deavât, 129, H. No: 3599; İbn-i Mâce, Mukaddime, 23, H. No: 251; Duâ, 2, H. No: 3833)

25 √ SAHÛR YAPMAK SÜNNETTİR:

Rasûlullah aleyhisselâm buyurdu:

تَسَحَّرُوا فَإِنَّ فِى السَّحُورِ بَرَكَةً

“Sahûr yapınız. Çünkü sahûrda bereket vardır.” (Buhârî, 1923; Müslim, 1095; Tirmizî, 708; Nesâî, 2144, 2146, 2147, 2148, 2149, 2150, 2151; İbn-i Mâce, 1692)

26 √ YEDİ SINIF İNSAN VARDIR Kİ...

Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, Peygamber aleyhisselâm şöyle buyurdu:

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : سَبْعَةٌ يُظِلُّهُمُ اللَّهُ فِى ظِلِّهِ يَوْمَ لاَ ظِلَّ إِلاَّ ظِلُّهُ : الإِمَامُ الْعَادِلُ، وَشَابٌّ نَشَأَ فِى عِبَادَةِ رَبِّهِ، وَرَجُلٌ قَلْبُهُ مُعَلَّقٌ فِى الْمَسَاجِدِ، وَرَجُلاَنِ تَحَابَّا فِى اللَّهِ اجْتَمَعَا عَلَيْهِ وَتَفَرَّقَا عَلَيْهِ، وَرَجُلٌ طَلَبَتْهُ امْرَأَةٌ ذَاتُ مَنْصِبٍ وَجَمَالٍ فَقَالَ إِنِّى أَخَافُ اللَّهَ‏.‏ وَرَجُلٌ تَصَدَّقَ أَخْفَى حَتَّى لاَ تَعْلَمَ شِمَالُهُ مَا تُنْفِقُ يَمِينُهُ، وَرَجُلٌ ذَكَرَ اللَّهَ خَالِيًا فَفَاضَتْ عَيْنَاه . مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ .

"Şu yedi kişiyi Allah Teâlâ, kendi gölgesinden başka bir gölgenin olmadığı bir günde gölgelendirecektir:

- Âdil yönetici,

- Rabbine ibâdet ederek yetişen genç,

- Kalbi mescidlere bağlı adam,

- Birbirlerini Allah için sevip; buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki adam,

- Makam ve güzellik sahibi bir kadının kendisini zinâya davet etmesi durumunda "Ben Allah'tan korkarım" diye cevap veren kimse,

-Sağ elinin infâk ettiğini, sol eli bilmeyecek kadar gizli sadaka veren (hayır ve hasenâtta bulunan) kimse,

- Yalnız başına iken, Allah’ı andığı zaman gözleri dolan kimse." (Buhârî, Ezân, 36, H. No: 660; Zekât, 16, H. No: 1423; Hudûd, 19, H. No: 6806; Müslim, Zekât, 91, H. No: 1031; Tirmizî, Zühd, 53, H. No: 2391; Nesâî, Âdâbu'l Kudât, 2, H. No: 5380; Ayrıca Bkz: Buhârî, Zekât, 13; Rikâk, 24, H. No: 6479; Muvatta’, Şa’r, 14)

27 √ EN FAZİLETLİ CİHÂD:

Peygamberimiz buyurdu:

أَفْضَلُ الْجِهَادِ كَلِمَةُ عَدْلٍ عِنْدَ سُلْطَانٍ جَائِرٍ 

"En efdal cihâd; zâlim bir sultanın yanında adâleti (hakkı, gerçeği) söylemektir." (Ebû Dâvûd, Melâhim, 17, H. No: 4344; İbni Mâce, Fiten, 20, H. No: 4011; Bkz: Tirmizî, Fiten, 13, H. No: 2147; İbn-i Mâce, Fiten, 20, H. No: 4012; Nesâî, Bey’at, 37, H. No: 4209)

28 √ SADAKA VERİNİZ!

Hârise b. Vehb’in nakline göre, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

تَصَدَّقُوا، فَسَيَأْتِى عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يَمْشِى الرَّجُلُ بِصَدَقَتِهِ، فَلاَ يَجِدُ مَنْ يَقْبَلُهَا

“Sadaka veriniz. Zira insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, kişi sadakasıyla dolaşacak da onu kabul edecek bir kimse bulamayacaktır.” (Buhârî, Fiten, 25, H. No: 7120)

29 √  KOMŞU HAKKI:

Peygamber aleyhisselâm şöyle buyurdu: “Cibrîl bana komşuyu o kadar tavsiye edip durdu ki, sonunda onu mirasçı kılacak sandım.” (Buhârî, Edeb, 28, H. No: 6014, 6015; Müslim, Birr, 140, 141; Tirmizî, Birr, 28, H. No: 1942; Ebû Dâvûd, Edeb, 133, H. No: 5151; İbn-i Mâce, 4, H. No: 3673, 3674; Tuhfetu’l Eşrâf, 17947)

30 √ “ŞÜPHESİZ RAHMETİM GAZABIMI GEÇMİŞTİR!”

Ebû Hüreyre radıyallâhu anh’ın nakline göre, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

 إِنَّ اللَّهَ كَتَبَ كِتَابًا قَبْلَ أَنْ يَخْلُقَ الْخَلْقَ إِنَّ رَحْمَتِي سَبَقَتْ غَضَبِى ‏فَهْوَ مَكْتُوبٌ عِنْدَهُ فَوْقَ الْعَرْشِ

“Muhakkak ki Allah, mahlûkâtı yaratmadan önce ‘Şüphesiz rahmetim gazabımı geçmiştir!’ diye bir kitap/yazı yazmıştır. O kitap, Yüce Allah’ın yanında arşın üstünde yazılı durumdadır.” (Buhârî, Tevhîd, 55, H. No: 7554; Müslim, Tevbe, 14-16; Bkz: Buhârî, Bed’u’l Halk, 1, H. No: 3194; Tevhîd, 55, H. No: 7553; Tirmizî, Deavât, 100, H. No: 3543; İbn-i Mâce, Mukaddime, 13, H. No: 189; Zühd, 35, H. No: 4295; Ahmed b. Hanbel, 1/381)

31 √ RAMAZAN AYINI İHYÂ ETMEK:

Ebû Hüreyre'den rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah şöyle buyurdu:

مَنْ قَامَ رَمَضَانَ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ

"Kim inanarak ve sevabını umarak Ramazan'ı ihyâ ederse, geçmiş günahları bağışlanır." (Buhârî, Îmân, 27, H. No: 37; Savm, 6, H. No: 1901; Salâtu't Terâvîh, 1, H. No: 2009; Fadlu Leyleti’l Kadr, 1, H. No: 2014; Cihâd, 2, H. No: 2787; Müslim, Salâtu'l Musâfirîn, 173, 174; Tirmizî, Savm, 83, H. No: 808; Ebû Dâvûd, Şehru Ramadân, 1, H. No: 1371; Nesâî, Sıyâm, 40, H. No: 2206; Îmân, 22, H. No: 5027; Kıyâmu’l Leyl, 3, H. No: 1602, 1603; Sıyâm, 39, H. No: 2191, 2192, 2195, 2197, 2198, 2199, 2200, 2201, 2206, 2291)

32 √ ”ASHÂBIMA SÖVMEYİN!..”

“Ashâbıma sövmeyiniz. Sizden herhangi bir kimse, Uhud dağı kadar altın infâk edecek olsa dahi onlardan herhangi birinin iki avuç (hurma) sadakasına veya bunun yarısı kadar (infâk)ına erişemez.” (Buhârî, 3673; Müslim, 2540, 2541; Tirmizî, 3861; Ebû Dâvûd, 4658; İbn-i Mâce, 161; Nesâî, es-Sünenü’l Kübrâ, 8250; Tuhfetu'l Eşrâf, 4001)

33 √ NAMAZ, ÖNCELERİ İKİŞER REK’AT OLARAK FARZ KILINMIŞTI:

Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in zevcesi Âişe radıyallâhu anhâ’nın nakline göre o şöyle demiştir: “Namaz (önceleri) ikâmet hâlinde de sefer hâlinde de ikişer rek’at, ikişer rek’at olarak farz kılındı. (Hicretten) sonra sefer namazı olduğu gibi bırakıldı, (sabah namazı hâriç) ikâmet hâlinde kılınan namaz(lar)a ilâve yapıldı.” (Müslim, Salâtu’l Musâfirîn, 1; Ebû Dâvûd, Salâtu’l Musâfir, 1, H. No: 1198; Bkz: Buhârî, Salât, 1, H. No: 350; Taksîru’s Salât, 5, H. No: 1090; Menâkıbu’l Ensâr, 48, H. No: 3935; Müslim, Salâtu’l Musâfirîn, 2, 3; Nesâî, Salât, 3, H. No: 454)

34 √ UYKU İÇİNDE VEYA HÂRİCİNDE KORKAN, KORKARAK UYANAN VE UYKUSUZLUK ÇEKEN KİMSENİN OKUYACAĞI DUA:

Rasûlullah, uykusu içinde ve uyku hâricinde korkan, uykudan korkarak uyanan, uykusuzluk çeken kimselere şu şuayı okumalarını öğretmiştir:

أَعُوذُ بِكَلِمَاتِ اللَّهِ التَّامَّةِ مِنْ غَضَبِهِ وَعِقَابِهِ وَشَرِّ عِبَادِهِ وَمِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ وَأَنْ يَحْضُرُونِ

“Allah’ın gazabından ve azâbından, kullarının şerrinden, şeytanların vesveselerinden ve bana yaklaşmalarından Allah’ın tam kelimelerine sığınırım.” (Tirmizî, 3528; Ebû Dâvûd, 3893)

35 √ ŞEYTANLARDAN, ZEHİRLİ HAŞERELERDEN VE KEM GÖZLERDEN KORUNMAK İÇİN OKUNACAK DUA:

Atamız İbrâhîm aleyhisselâm’ın, oğulları İsmâîl ve İshâk aleyhimesselâm’a okuduğu gibi, Nebî aleyhisselâm da torunları Hasan ve Hüseyin radıyallâhu anhumâ’yı şu duayı okuyarak tedavi ederdi:

أَعُوذُ بِكَلِمَاتِ اللَّهِ التَّامَّةِ مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ وَهَامَّةٍ، وَمِنْ كُلِّ عَيْنٍ لاَمَّةٍ

“Her bir şeytandan ve her bir zehirli haşereden, insana zarar ve musibet veren her bir gözden Allah’ın tam kelimelerine sığınırım.” (Buhârî, 3371; İbn-i Mâce, 3525; Bkz: Tirmizî, 2060; Ebû Dâvûd, 4737)

36 √ MÜSLÜMAN HER GÜN BİR SADAKA VERMELİDİR:

HER ÇEŞİT MA’RÛF İÇİN SADAKA KELİMESİ KULLANILABİLİR:

Rasûlullah aleyhisselâm buyurdu: “Her ma’rûf (iyilik) bir sadakadır.” (Buhârî, Edeb, 33, H. No: 6021; Müslim, Zekât, 52; Tirmizî, Birr, 45, H. No: 1970; Ebû Dâvûd, 68, H. No: 4947)

Rasûlullah aleyhisselâm, her bir insanın 360 tane eklem ile yaratıldığını haber vermiştir: “Gerçek şu ki, Âdemoğullarından her bir insan 360 eklemli olarak yaratılmıştır...” (Müslim, Zekât, 54; Bkz: Ebû Dâvûd, Edeb, 173, H. No: 5242)

Ebû Zerr radıyallâhu anh’ın nakline göre Nebî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: “Her sabah sizden her birinizin her bir eklemi için bir sadaka gerekir. Bu sebeple her bir ‘SübhânAllah’ demek bir sadakadır. Her bir ‘Elhamdulillâh’ bir sadakadır. Her bir ‘Lâ İlâhe İllallâh’ bir sadakadır. Her bir ‘Allahu Ekber’ demek bir sadakadır. İyiliği emretmek bir sadakadır. Kötülükten alıkoymak bir sadakadır. Kuşluk vakti kılınan iki rek’at namaz bunların yerini tutar.” (Salâtu’l Musâfirîn, 84; Ebû Dâvûd, Tatavvu’, 12, H. No: 1285, 1286; Edeb, 173, H. No: 5243, 5244)

Ebû Hureyre radıyallâhu anh’ın rivâyetine göre, Rasûlullah aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: “Güneşin doğduğu her günde insanların bütün eklemleri üzerine bir sadaka düşer.” (Devamla) buyurdu ki: “İki kişi arasında âdil davranırsan bir sadakadır. Bineği hususunda bir adama yardım edip de onun üzerine binmesini sağlaman yahut da onun üzerine onun yükünü kaldırman bir sadakadır.” (Yine) buyurdu ki: “Güzel söz bir sadakadır. Namaza gitmek için yürürken attığın her bir adım bir sadakadır. Yolda rahatsızlık veren şeyleri kaldırman bir sadakadır.” (Müslim, Zekât, 56; Bkz: Buhârî, Sulh, 11, H. No: 2707; Cihâd, 72, H. No: 2891; Cihâd, 128, H. No: 2989; Müslim, Zekât, 55)

وَدَلُّ الطَّرِيقِ صَدَقَةٌ

“...Yol göstermek bir sadakadır.” (Buhârî, 2891)

37 √ ÇOCUKLARA YEDİ YAŞINDA NAMAZI ÖĞRETİN!

عَلِّمُوا الصَّبِيَّ الصَّلاَةَ ابْنَ سَبْعِ سِنِينَ وَاضْرِبُوهُ عَلَيْهَا ابْنَ عَشْرٍ

"Yedi yaşına geldiğinde çocuğa namazı öğretin. On yaşına geldiğinde (kılmazsa, hafifçe) dövün" buyurdu. (Tirmizî, Salât; 182, H No: 407)

Ebû Dâvud'un rivâyetinde Hadîs şöyledir:

 مُرُوا الصَّبِيَّ بِالصَّلاَةِ إِذَا بَلَغَ سَبْعَ سِنِينَ وَإِذَا بَلَغَ عَشْرَ سِنِينَ فَاضْرِبُوهُ عَلَيْهَا

"Yedi yaşına ulaştığı zaman çocuğa namazı emredin. On yaşına geldiğinde (kılmazsa, hafifçe) dövün." (Ebû Dâvûd, Salât, 26, H. No: 494)

38 √ KALEMİ KULAĞIN ÜSTÜNE KOYMAK:

Zeyd b. Sâbit radıyallâhu anh’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanına girdim, yanında bir kâtip vardı. Ona şöyle söylediğini işittim:

 ضَعِ الْقَلَمَ عَلَى أُذُنِكَ فَإِنَّهُ أَذْكَرُ لِلْمُمْلِى

“Kalemi kulağının üzerine koy; çünkü bu, yazan kimseye daha iyi hatırlatır.” (Tirmizî, İsti’zân, 21, H. No: 2714)

NOT: Hadîs’in isnâdı zayıftır. Çünkü Hadîs’in râvîlerinden olan Anbese b. Abdurrahmân (عَنْبَسَةُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ) ile Muhammed b. Zâzân (مُحَمَّدُ بْنُ زَاذَانَ) tad’îf/taz’îf edilmişler yani kendilerine zaaf nispet edilmiş, zayıf oldukları söylenmiştir.

39 √ İLİM TALEB ETMEK, GEÇMİŞ GÜNAHLARA BİR KEFFÂRETTİR:

Peygamber aleyhisselâm buyurdu:

مَنْ طَلَبَ الْعِلْمَ كَانَ كَفَّارَةً لِمَا مَضَى

“Kim ilim taleb ederse, bu ameli, geçmiş günahları için bir keffâret olur.” (Tirmizî, İlm, 2, H. No: 2648)

40 √ GÖK GÜRLEYİNCE VE ŞİMŞEK ÇAKINCA OKUNACAK DUA:

Abdullah b. Zübeyr'in oğlu Âmir, gök gürültüsünü duydu­ğu zaman konuşmayı bırakır ve şöyle derdi:

سُبْحَانَ الَّذِى يُسَبّحُ الرَّعْدُ بِحَمْدِهِ وَالْمَلاَئِكَةُ مِنْ خِيفَتِهِ

“Gök gürültüsünün hamd ile, meleklerin de korkarak kendisini tesbîh ettikleri (Allah) noksan sıfatlardan münezzehtir ve Yüce’dir.” (Âyet için Bkz: Ra’d: 13)

Bundan sonra da: 

إنَّ هَذَا لَوَعِيدٌ لِأَهْلِ الْأَرْضِ شَدِيدٌ

“Şüphesiz bu, arz ehli (yeryüzündekiler) için şiddetli bir tehdîddir” derdi. (Muvatta’, Kelâm, 26)

Ömer b. Hattâb’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah aleyhisselâm, gök gürültüsü ve şimşek parıltısı gördüğünde şöyle dua ederdi:

اللَّهُمَّ لاَ تَقْتُلْنَا بِغَضَبِكَ وَلاَ تُهْلِكْنَا بِعَذَابِكَ وَعَافِنَا قَبْلَ ذَلِكَ

“Allah’ım, bizi gazabınla öldürme ve azâbınla bizi helâk etme; bize bundan (gazabından ve azâbından) önce âfiyet ver (yani bize her zaman âfiyet ver, bizi âfetle değil, tabiî ölümle öldür).” (Tirmizî, Deavât, 50, H. No: 3450)

41 √ BİD’AT EHLİNE REDDİYE VERMEK CİHÂDDIR:

Ebû'l Abbâs Takıyyuddîn Ahmed b. Abdulhalîm b. Mecduddîn b. Abdusselâm b. Teymiyye şöyle demiştir:

فالرّاد على أهل البدع مجاهد حتى كان ‏‏يحيى بن يحيى ‏يقول‏ :‏ ‏‏الذّب عن السّنة أفضل من الجهاد‏‏

“Bid’at ehline reddiye veren mücâhiddir. Nitekim (Selef âlimlerinden) Yahyâ b. Yahyâ şöyle diyordu: Sünnet’i müdâfaa etmek en büyük cihâddır.” (Mecmûu’l Fetâvâ, 4/13)

42 √ DÜNYALIK ELDE ETMEK İÇİN İLİM ÖĞRENMEK:

İbn-i Ömer radıyallâhu anh’tan rivâyete göre, Rasûlullah aleyhisselâm şöyle buyurmuştur:

 مَنْ تَعَلَّمَ عِلْمًا لِغَيْرِ اللَّهِ أَوْ أَرَادَ بِهِ غَيْرَ اللَّهِ فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ

"İlmi; Allah rızâsından başka gayelerle öğrenen veya ilimle Allah rızâsından başka şeyleri isteyen kişi cehennemdeki yerine hemen hazırlansın." (Tirmizî, İlm, 6, H. No: 2655)

43 √ MÜSLÜMAN MÜSLÜMANIN KARDEŞİDİR...

Abdullah b. Ömer radıyallâhu anh’dan nakledilmiştir. Rasûlullah aleyhisselâm şöyle buyurmuştur:

الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ، لاَ يَظْلِمُهُ وَلاَ يُسْلِمُهُ، وَمَنْ كَانَ فِي حَاجَةِ أَخِيهِ كَانَ اللَّهُ فِي حَاجَتِهِ، وَمَنْ فَرَّجَ عَنْ مُسْلِمٍ كُرْبَةً فَرَّجَ اللَّهُ عَنْهُ كُرْبَةً مِنْ كُرُبَاتِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ، وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِمًا سَتَرَهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ

“Müslüman Müslümanın kardeşidir; ona zulmetmez ve onu (sıkıntı içinde yardımsız) terk etmez. Her kim kardeşinin bir ihtiyacını görürse, Allah da onun ihtiyacını görür. Her kim bir Müslümanın bir sıkıntısını giderirse, Allah da kıyâmet gününde onun sıkıntılarından bir sıkıntısını giderir. Her kim bir Müslümanın ayıbını örterse, Allah da kıyâmet gününde onun ayıbını örter.” (Buhârî, 2442, 6951 -muhtasar olarak-; Müslim, 2580; Tirmizî, 1426; Ebû Dâvûd, 4893)

44 √ TEVHÎD İMANIN ASLIDIR:

Şeyhu'l İslâm İbn-i Teymiyye (رَحِمَهُ اللَّهُ) şöyle demiştir:

فإن التوحيد أصل الإيمان، وهو الكلام الفارق بين أهل الجنة وأهل النار، وهو ثمن الجنة، ولا يصح إسلام أحد إلا به‏.‏ ومن كان آخر كلامه لا إله إلا الله، دخل الجنة

"Şüphesiz ki, Tevhîd imanın aslıdır. O, cennet ehli ile cehennem ehlinin arasını ayıran sözdür. O, cennetin bedelidir. Bir kimsenin İslâm’ı/Müslümanlığı ancak onunla sahîh olur. Kimin son sözü Lâ İlâhe İllallâh olursa, cennete girer." (Mecmûu’l Fetâvâ: 24/235)

45 √ ÖYLE BİR ZAMAN GELECEK Kİ, MÜSLÜMAN OLMAK AVUÇ İÇİNDE ATEŞ TUTMAK GİBİ OLACAKTIR:

Enes b. Mâlik'ten rivâyete göre, Rasûlullah aleyhisselâm şöyle buyurmuştur:

يَأتِى عَلى النَاسِ زَمَانٌ الصَّابِرُ فِيهِمْ عَلَى دِينِهِ كَالْقَابِضِ عَلَى الْجَمْرِ

"İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o insanlar arasında dini hususunda sabreden (direnç gösteren, Müslümanca yaşayan) kimse, kor haline gelmiş ateş avuçlayan kişi gibi olacaktır." (Tirmizî, Fiten, 73, H. No: 2260)

46 √ RÎB VE RİYBE’DEN UZAK DURUN!

Ömer b. Hattâb’dan rivâyete göre, şöyle demiştir:

إِنَّ آخِرَ مَا نَزَلَتْ آيَةُ الرِّبَا وَإِنَّ رَسُولَ اللَّهِ قُبِضَ وَلَمْ يُفَسِّرْهَا لَنَا فَدَعُوا الرِّبَا وَالرِّيبَةَ

“Son inen Âyet, fâiz Âyetidir. Rasûlullah aleyhisselâm bu Âyeti bize (teferruatlı şekilde) tefsîr etmeden vefât etmiştir. Artık siz, fâizi de fâiz şüphesi bulunan muameleyi (riybe’yi) de terk ediniz.” (İbn-i Mâce, H. No: 2276)

47 √ KADR GECESİNDE OKUNACAK DUA:

Âişe radıyallâhu anhâ’dan rivâyete göre, o şöyle demiştir: Ey Allah’ın Rasûlü! Kadr gecesinin hangi gece olduğunu bilirsem, o gecede hangi duayı okumamı tavsiye edersin?

Rasûlullah aleyhisselâm:

اللَّهُمَّ إِنَّكَ عَفُوٌّ كَرِيمٌ تُحِبُّ الْعَفْوَ فَاعْفُ عَنِّى

“Allah’ım, şüphesiz Sen affedicisin, kerem ve ikrâm sahibisin, affetmeyi seversin, beni de affet” de, buyurdu. (Tirmizî, Deavât, 85, H. No: 3513; İbn-i Mâce, Duâ, 5, H. No: 3850; Ahmed, 6/171; Hâkim, 1/530)

48 √ HAYIRLARI İŞLEMEK, MÜNKERLERİ TERK ETMEK VE YOKSULLARI SEVMEK:

Peygamberimiz şöyle dua ederdi:

 اللَّهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ فِعْلَ الْخَيْرَاتِ وَتَرْكَ الْمُنْكَرَاتِ وَحُبَّ الْمَسَاكِينِ

“Allah’ım! Sen’den, hayırlı işler yapmayı, kötülükleri terk etmeyi ve yoksulları sevmeyi dilerim.” (Tirmizî, Kitâbu Tefsîri’l Kur’ân, 39, H. No: 3233; Muvatta’, Kitâbu’l Kur’ân, 40)

49 √ CENNETİN “REYYÂN” KAPISINDAN ANCAK ORUÇ TUTANLAR GİRECEKTİR:

"Cennette 'Reyyân' adında bir kapı vardır. Kıyâmet gününde bu kapıdan sadece oruç tutanlar girecektir; onlardan başka hiç kimse bu kapıdan geçemeyecektir. O gün: 'Oruç tutanlar nerede?' diye sorulacak. Oruçlular da ayağa kalkacak ve bu kapıdan geçip cennete girecek. Onlar girdikten sonra bu kapı kapanacak ve hiçkimse bir daha bu kapıdan giremeyecek." (Buhârî, Savm, 4, H. No: 1897; Bkz: Buhârî, Bed'u'l Halk, H. No: 3357; Müslim, Sıyâm, H. No: 1152; İbn-i Mâce, Sıyâm, H. No: 1640; Nesâî, Sıyâm, H. No: 2237)

50 √ SABAHA VE AKŞAMA ÇIKINCA OKUNACAK DUA:

Ebû Hüreyre radıyallâhu anh'dan rivâyet edildiğine göre, Nebî aleyhisselâm sa­baha çıktığında şöyle dua ederdi:

اللَّهُمَّ بِكَ أَصْبَحْنَا وَبِكَ أَمْسَيْنَا وَبِكَ نَحْيَا وَبِكَ نَمُوتُ وَإِلَيْكَ النُّشُورُ

“Allah’ım, Senin izin ve yardımınla sabahladık. Akşama da Senin izin ve yardımınla çıktık. Senin izin ve yardımınla yaşarız ve yine Senin izin ve yardımınla ölürüz. Dönüşümüz de Sanadır."

Akşama çıkınca da:

اللَّهُمَّ بِكَ أَمْسَيْنَا وَبِكَ نَحْيَا وَبِكَ نَمُوتُ وَإِلَيْكَ النُّشُورُ 

“Allah’ım, Senin izin ve yardımınla akşama çıktık. Senin izin ve yardımınla yaşarız ve Senin izin ve yardımınla ölürüz. Dönüşümüz de Sanadır.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 110, H. No: 5068; Bkz: Tirmizî, Deavât, 13, H. No: 3391; İbn-i Mâce, Duâ, 14, H. No: 3868)

51 √ SECDEDE OKUNACAK DUA:

Ebû Hüreyre radıyallâhu anh’dan rivâyete göre, Rasûlullah aleyhisselâm secde ederken şöyle dua ederdi:

اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِى ذَنْبِى كُلَّهُ دِقَّهُ وَجِلَّهُ وَأَوَّلَهُ وَآخِرَهُ وَعَلاَنِيَتَهُ وَسِرَّه

“Allah’ım, küçüğüyle büyüğüyle, ilkiyle sonuncusuyla, âşikâr olanıyla gizlisiyle, günahımın tamamını bana bağışla.” (Müslim, Salât, 216, H. No: 482; Ebû Dâvûd, Salât, 154, H. No: 878; Tuhfetu’l Eşrâf, 12566)

52 √ DÜNYAYA RAĞBET ETMEMEK VE AZ KONUŞMAK:

Ebû Hallâd radıyallâhu anh’tan rivâyete göre, Rasûlullah aleyhisselâm şöyle buyurmuştur:

إِذَا رَأَيْتُمُ الرَّجُلَ قَدْ أُعْطِيَ زُهْدًا فِى الدُّنْيَا وَقِلَّةَ مَنْطِقٍ فَاقْتَرِبُوا مِنْهُ فَإِنَّهُ يُلَقَّى الْحِكْمَةَ

“Kendisine dünyaya rağbet göstermeme ve az konuşma hasleti verilmiş bir kimseyi gördüğünüz zaman, ona yaklaşın (sözlerini dikkatle dinleyin); çünkü ona hikmet verilmiştir.” (İbn-i Mâce, Zühd, 1, H. No: 4101)

53 √ “BİR KADIN KOCASINA EZİYET EDERSE, HÛRÎLER NE DERLER”

Muâz b. Cebel radıyallâhu anh’tan rivâyete göre, Nebî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur:

 لاَ تُؤْذِى امْرَأَةٌ زَوْجَهَا فِى الدُّنْيَا إِلاَّ قَالَتْ زَوْجَتُهُ مِنَ الْحُورِ الْعِينِ لاَ تُؤْذِيهِ قَاتَلَكِ اللَّهُ فَإِنَّمَا هُوَ عِنْدَكِ دَخِيلٌ يُوشِكُ أَنْ يُفَارِقَكِ إِلَيْنَا

“Herhangi bir kadın dünyada (mü’min olan) kocasına eziyet ettiğinde, adamın (cennetteki) hûru’l ıyn’den olan zevcesi (bu kadına) der ki: Allah senin canını alsın/cezanı versin, ona eziyet etme! Çünkü o senin yanında misafirdir, senden ayrılıp bize gelmesi yakındır.” (Tirmizî, Radâ’, 19, H. No: 1174; İbn-i Mâce, Nikâh, 62, H. No: 2014; Müsned-i Ahmed, H. No: 22101)

NOT: Kadınlar bu söylenenlere alınmamalı, kırılmamalı ve ümitsizliğe düşmemelidirler! Aslında hûrîlerin bu azarına muhâtap olmak istemeyen ve bundan hoşlanmayan kadınların yapması gereken, kocalarına eziyet etmeyi bırakmalarıdır. Ehl-i Sünnet inancına göre, cehennem de cennet de yaratılmıştır ve şu anda her ikisi de vardır. Ayrıca bu Sahîh Hadîs'ten anlaşılıyor ki, hûrîler şu anda cennette mevcûttur ve eşleri olacak erkekleri de bilmektedirler.

54 √ DUL KADIN, KENDİSİNİN EVLİLİĞİ HAKKINDA VELÎSİNDEN DAHA HAK SAHİBİDİR:

İbn-i Abbâs’tan rivâyete göre, Nebî aleyhisselâm şöyle buyurdu:

الأَيِّمُ أَحَقُّ بِنَفْسِهَا مِنْ وَلِيِّهَا وَالْبِكْرُ تُسْتَأْذَنُ فِي نَفْسِهَا وَإِذْنُهَا صُمَاتُهَا

“Dul kadının kendisi(ni evlendirmesi) hakkında, velîsinden daha çok hak sahibidir. Bakireden de kendisi hakkında izin istenir. Onun izin vermesi ise susmasıdır.” (Müslim, Nikâh, 9, H. No: 1421; Ebû Dâvûd, H. No: 2098, 2099, 2100; Tirmizî, H. No: 1108; İbn-i Mâce, H. No: 1870; Nesâî, H. No: 3260, 3261, 3262, 3263, 3264)

55 √ ZİNÂ, İPEK, İÇKİ VE ÇALGI ÂLETLERİ:

Nebî aleyhisselâm buyurdu:

 لَيَكُونَنَّ مِنْ أُمَّتِى أَقْوَامٌ يَسْتَحِلُّونَ الْحِرَ وَالْحَرِيرَ وَالْخَمْرَ وَالْمَعَازِفَ

“Ümmetimden kimi topluluklar çıkacak ve bunlar zinâyı, ipeği, içkiyi ve çalgı âletlerini helâl kabul edecekler.” (Buhârî, Eşribe, 6, H. No: 5590)

56 √ DİNİ KORUMAK KALBİN SALÂHI İLEDİR:

İnsanların iyisi de kötüsü de dilinden ve fiilinden anlaşılır. Kalbi bozuk olanın dili de fiili de bozuk olur. Kalbi düzgün olanın ise, bütün bedeni düzgün olur. 

Rasûlullah aleyhisselâm buyurdu:

وَإِنَّ فِى الْجَسَدِ مُضْغَةً إِذَا صَلَحَتْ صَلَحَ الْجَسَدُ كُلُّهُ وَإِذَا فَسَدَتْ فَسَدَ الْجَسَدُ كُلُّهُ أَلاَ وَهِيَ الْقَلْبُ

“Dikkat edin! Vücutta öyle bir et parçası vardır ki, o düzgün olursa bütün vücut düzgün olur; o bozuk olursa bütün vücut bozuk olur. Dikkat edin! Bu et parçası kalptir.” (Buhârî, Îmân, 39, H. No: 52; Müslim, Musâkât, 107, H. No: 1599; İbn-i Mâce, Fiten, 14, H. No: 3984)

57 √ AYNI KEFENLE KEFENLENİP AYNI MEZARA GÖMÜLÜRKEN DAHİ FAZİLET SAHİBİ OLAN ÖNE KONULUR:

Câbir b. Abdullah radıyallâhu anh anlatır:

Peygamber aleyhisselâm, Uhud şehîdlerinden ikişer kişiyi (aynı kabre koymak için) bir elbise ile kefenliyor sonra:

“Bunların hangisi Kur’ân’ı daha çok öğrenmiştir?” diye soruyordu.

Kendisine, bunlardan biri Kur’ân’ı daha çok bilirdi diye gösterildiğinde, onu lahde (arkadaşından) öne yerleştirirdi. Nebî daha sonra şöyle buyurdu: ‘Ben kıyâmet gününde bu şehîdlere şâhidim’ der, onları yıkattırmadığı halde, onların kendi kanlarıyla gömülmelerini emrederdi (Buhârî, Cenâiz, 72, H. No: 1343; Cenâiz, 75, H. No: 1347, 1348; Cenâiz, 78, H. No: 1353; Meğâzî, 26, H. No: 4079; Tirmizî, Cenâiz, 46, H. No: 1036; Ebû Dâvûd, Cenâiz, 31, H. No: 3138; İbn-i Mâce, Cenâiz, 28, H. No: 1514)

Hadîs’ten çıkan hükümler:

a) Zarûret sebebiyle iki erkek bir kefenle kefenlenebilir.

b) İki kişiyi bir lahde defnetmek câizdir.

c) Lahde koyarken, iki kişiden daha faziletli olanın önce konulması müstehabdır.

58 √ "SİZİN TÜMÜNÜZÜN ŞİRKE DÜŞECEĞİNİZDEN DEĞİL, DÜNYA HUSUSUNDA BİRBİRİNİZLE YARIŞACAĞINIZDAN KORKUYORUM!"

Ukbe b. Âmîr radıyallâhu anh’ın rivâyetine göre, Nebî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur:

 وَإِنِّى وَاللَّهِ مَا أَخَافُ عَلَيْكُمْ أَنْ تُشْرِكُوا بَعْدِى، وَلَكِنْ أَخَافُ عَلَيْكُمْ أَنْ تَنَافَسُوا فِيهَا

“Şüphesiz ki ben vallâhi sizin benden sonra şirke düşeceğinizden korkmuyorum, fakat ben onda (dünya hususunda) birbirinizle yarışacağınızdan korkuyorum.” (Buhârî, Cenâiz, 72, H. No: 1343; Menâkıb, 25, H. No: 3596; Meğâzî, 27, H. No: 4085, Rikâk, 53, H. No: 6590; Müslim, Fedâil, 30, 31, H. No: 2296)

59 √ SÜNNETTE BÖYLE BİR PAZARLIK ANLAYIŞI YOKTUR!

عَنْ قَيْلَةَ أُمِّ بَنِي أَنْمَارٍ قَالَتْ أَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ عَلَيْهِ السَّلاَمُ فِى بَعْضِ عُمَرِهِ عِنْدَ الْمَرْوَةِ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّى امْرَأَةٌ أَبِيعُ وَأَشْتَرِي فَإِذَا أَرَدْتُ أَنْ أَبْتَاعَ الشَّىْءَ سُمْتُ بِهِ أَقَلَّ مِمَّا أُرِيدُ ثُمَّ زِدْتُ ثُمَّ زِدْتُ حَتَّى أَبْلُغَ الَّذِى أُرِيدُ وَإِذَا أَرَدْتُ أَنْ أَبِيعَ الشَّىْءَ سُمْتُ بِهِ أَكْثَرَ مِنَ الَّذِى أُرِيدُ ثُمَّ وَضَعْتُ حَتَّى أَبْلُغَ الَّذِي أُرِيدُ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ عَلَيْهِ السَّلاَمُ : لاَ تَفْعَلِى يَا قَيْلَةُ إِذَا أَرَدْتِ أَنْ تَبْتَاعِى شَيْئًا فَاسْتَامِى بِهِ الَّذِى تُرِيدِينَ أُعْطِيتِ أَوْ مُنِعْتِ ‏‏.‏ وَقَالَ :‏ إِذَا أَرَدْتِ أَنْ تَبِيعِى شَيْئًا فَاسْتَامِى بِهِ الَّذِى تُرِيدِينَ أَعْطَيْتِ أَوْ مَنَعْتِ

Enmâr oğullanın anası (Ümmü Benî Enmâr) Kayle radıyallâhu anhâ’dan rivâyete göre, o şöy­le demiştir: Rasûlullah aleyhisselâm’ın umrelerinden biri­sinde Merve'nin yanında O'nun huzuruna çıktım ve: Yâ RasûlAllah! Ben alım satım yapan bir kadınım. Bir şey satın almak istediğim zaman, arzuladığım fiyattan düşük bir fiyat teklif ederim. Sonra arzuladığım fiyata varıncaya kadar azar azar artırı­rım. Bir malı satmak istediğim zaman da, arzuladığım fiyattan faz­la bir fiyat teklif ederim. Sonra arzuladığım fiyata varıncaya kadar (tedrîcen) fiyatını indiririm, dedim. Bunun üzerine Rasûlullah aleyhisselâm: “(Öyle) yapma yâ Kayle! Sen bir şeyi satın almak istediğin za­man, (düşük fiyat değil) arzuladığın fiyatı teklif et. Sana verilsin veya verilmesin” buyurdu. Sonra şöyle buyurdu: “Bir malı satmak istediğin zaman versen de vermesen de (yük­sek fiyat değil) satmak istediğin fiyatı söyle.” (İbn-i Mâce, Ticârât, 29, H. No: 2204)

NOT: Bazı yörelerde çok yaygın olan bu çirkin davranış biçiminin ticârette Sünnet olan pazarlıkla hiçbir alâkası bulunmamaktadır. Bu davranış; satıcının müşteriyi, müşterinin de satıcıyı aldatmasıdır!

60 √ EBÛ HÜREYRE’Yİ SEVEN BİR KİMSEYİ GÖRÜRSEN...

İmam el-Lâlekâî, Ebû Hüreyre hakkında şu kaydı yapmıştır:

وإذا رأيت الرجل يحب أبا هريرة ويدعو له ويترحم عليه فارج خيره واعلم أنه برئ من البدع

“Ebû Hüreyre’yi seven, onun için dua eden ve ona rahmet okuyan bir kimseyi görürsen (duyarsan), anla ki o, hayırlı bir insandır. Ve bil ki o kimse, bid’atlerden de berîdir.” (Şerhu Usûli İ’tikâdi Ehli’s Sünneti ve’l Cemâa, el-Lâlekâî, Dâru’l Kütübi’l İlmiyye, C: 1, S: 101)

61 √ KARDEŞİNLE TARTIŞMA!

İbn-i Ebî Leylâ rahımehullâh şöyle demiştir:

لاَ تُمَارِ أَخَاكَ فَإِنَّهُ لاَ يَأْتِى بِخَيْرٍ وَقَالَ لاَ أُمَارِى أَخِى إِمَّا أَنْ أُغْضِبَهُ وَإِمَّا أُكَذِّبَهُ

“Kardeşinle tartışma! Çünkü tartışma hayır getirmez. Ben kardeşimle tartışmam. Çünkü tartışırsam ya onu öfkelendiririm ya da onu yalanlarım.” (Kitâbu’z Zühd, Hennâd b. Es-Serî, No: 1157)

62 √ TANIŞMA USÛLÜ:

‏ إِذَا آخَى الرَّجُلُ الرَّجُلَ فَلْيَسْأَلْهُ عَنِ اسْمِهِ وَاسْمِ أَبِيهِ وَمِمَّنْ هُوَ فَإِنَّهُ أَوْصَلُ لِلْمَوَدَّةِ

“Bir kimse, bir kimseyle kardeşleştiğinde (arkadaşlık kurduğunda), o kimsenin ismini, babasının ismini ve kimlerden olduğunu sorsun. Çünkü böyle yapmak, sevginin ve yakınlığın artmasına sebep olur.” (Tirmizî, Zühd, 53, Hadîs zayıftır.)

63 √ YARATIKLARA İYİLİK ETMEK VE AKRABA İLİŞKİLERİNİ KESMEMEK:

Mü’minlerin annesi Âişe radıyallâhu anhâ’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah aleyhisselâm şöyle buyurdu demiştir:

أَسْرَعُ الْخَيْرِ ثَوَابًا الْبِرُّ وَصِلَةُ الرَّحِمِ وَأَسْرَعُ الشَّرِّ عُقُوبَةً الْبَغْىُ وَقَطِيعَةُ الرَّحِمِ

“Sevabı en çabuk olan hayır; (yaratıklara) iyilik etmek ve akraba ile iyi geçinmektir. Cezası en çabuk olan şerr ise, (yaratıklara) zulmetmek ve akraba ile ilişkiyi kesmektir.” (İbn-i Mâce, Kitâbu’z Zühd, Bâbu’l Bağy, 23, H. No: 4212)

NOT: Hadîs’in senedinde Sâlih b. Mûsâ vardır. Bu râvî zayıftır.

64 √ DEVE İDRARI HAKKINDAKİ HADÎSLERİN KAYNAKLARI:

Öğrenmek ve araştırmak isteyenler için tek tek bakıp tespit ettik.

(Buhârî, Vudû’, 66, H. No: 233, Zekât, 68, H. No: 1501; Cihâd, 152, H. No: 3018; Meğâzî, 36, H. No: 4192; Tefsîr, 5. Sûre, 5. Bâb, H. No: 4610; Tıbb, 5, H. No: 5685; Tıbb, 6, H. No: 5686; Tıbb, 29, H. No: 5727; Tıbb, 57, H. No: 5781; Hudûd, 15, H. No: 6802; Hudûd, 17, H. No: 6804; Hudûd, 18, H. No: 6805; Diyât, 22, H. No: 6899; Müslim, Kasâme, 9-11; Tirmizî, Tahâret, 55, H. No: 72; Et’ıme, 38, H. No: 1845; Tıbb, 6, H. No: 2042; Ebû Dâvûd, Tahâret, 126, H. No: 333; Hudûd, 3, H. No: 4364; İbn-i Mâce, Hudûd, 20, H. No: 2578; Tıbb, 30, H. No: 3503; Nesâî, Tahâret, H. No: 306, 307; Tahrîmu’d Dem, 7, H. No: 4024-4027; Tahrîmu’d Dem, 8, H. No: 4028-4034; Tahrîmu’d Dem, 9, H. No: 4035)

NOT: Bu konudaki Hadîsler; Kütüb-ü Sitte (Altı Temel Hadîs Kitâbı)’nin tamamında bulunmaktadır ve sahîhtir. Ahmed b. Hanbel’in Müsned’i vesâire kaynaklarda da olduğunu belirtelim. Sadece Kütüb-ü Sitte’de kırk civârında Hadîs olduğunu hatırlatalım. Deve idrarı içmek mutlaka yapılması gereken bir farz değil, bazı durumlarda ve şartlar altında -alternatif bir tedâvî olarak- câizdir (yani bu konuda müsaade edilmiştir); bu, câiz olmasına câizdir ama din adına hikmetsiz ve faydasız polemikler asla câiz değildir. Meselelere geniş bir açı ile bakamayanlar ve İslâm’ın -bütün çağlara ve zamanlara hitap edici- cihânşümûl yapısını bilmeyenler kendi dar düşünceleriyle Nassları yorumlamaktadırlar. Bu meselenin teferruatlı açıklamaları vardır. Dileyen araştırabilir. Araştırmayan da, delilsizce -bilip bilmeden-, Peygamberimizin sözlerini yargılamamalıdır. Daha kötüsü de, Nassların metinlerini ya da mânâlarını reddetmemelidir! Sanki bütün muhaddisler, müctehidler ve de Ümmet-i Muhammed bu konuda yanılmış ve yanlışı doğru sanmış gibi!.. El-İnsâf, diyoruz. Rabbimiz, devenin yaratılış özellikleri ve faydaları üzerinde bizleri düşünmeye sevk etmektedir. “Onlar bakmazlar mı devenin nasıl yaratıldığına?” (Ğâşiye: 17)

65 √ İHSÂN (İYİLİK) NEDİR?

Allah Azze ve Celle buyurdu:

وَإِنَّ اللَّهَ لَمَعَ الْمُحْسِنِينَ “Muhakkak ki Allah ihsân edenlerle beraberdir.” (Ankebût: 69)

İbn-i Ebî Hâtim dedi ki: Bize babam tahdîs etti, bize Rey kâdîsı Îsâ b. Ca’fer tahdîs etti, bize Ebû Ca’fer er-Râzî, el-Muğîre’den tahdîs etti. O, Şa’bî’den şöyle dediğini nakletti: Meryem oğlu Îsâ aleyhisselâm dedi ki:

إِنَّمَا الْإِحْسَانُ أَنْ تُحْسِنَ إِلَى مَنْ أَسَاءَ إِلَيْكَ

لَيْسَ الْإِحْسَانُ أَنْ تُحْسِنَ إِلَى مَنْ أَحْسَنَ إِلَيْكَ

“İhsân sana kötülük yapana iyilik yapmandır.

Yoksa ihsân sana iyilik yapana senin de iyilik yapman değildir.”

(Tefsîru’l Kur’âni’l Azîm, Hâfız İbn-i Kesîr, Dâru Usâme-Ammân, 3/1587)

66 √ “İSRÂÎLOĞULLARI OLMASAYDI ET KOKMAZDI...”

Ebû Hüreyre radıyallâhu anh’tan rivâyete göre, Nebî aleyhisselâm şöytle buyurmuştur:

لَوْلاَ بَنُو إِسْرَائِيلَ لَمْ يَخْنَزِ اللَّحْمُ، وَلَوْلاَ حَوَّاءُ لَمْ تَخُنْ أُنْثَى زَوْجَهَا

“Eğer İsrâîloğulları olmasaydı et kokmazdı. Havvâ da olmasaydı hiçbir kadın kocasına hâinlik etmezdi.” (Buhârî, Ehâdîsu’l Enbiyâ, 1, H. No: 3330; Ehâdîsu’l Enbiyâ, 25, H. No: 3399; Müslim, Radâ’, 63, H. No: 1470)

Şerh: “Peygamberimizin, ‘İsrâîloğulları olmasaydı et kokmazdı’ buyruğunun anlamı hakkında âlimler şöyle demiştir: Allah, İsrâîloğullarına men (kudret helvâsı) ve selvâ’yı (bıldırcını) indirdiği zaman, bunları biriktirmeleri de yasaklanmıştı. Ama onlar biriktirdiler. Bundan dolayı bozuldu ve kokuştu. İşte bu hâl o zamandan itibaren devam etti.” (Minhâc: 10/59)

“Rasûlullah buyurdu: ‘Şayet İsrâîloğulları olmasaydı et kokmazdı.’ Denildiğine göre, bunun asıl sebebi şudur: İsrâîloğulları selvâ (bıldırcın) etlerini sakladılar (stokladılar). Hâlbuki bu daha önce kendilerinden yasaklanmıştı. Bundan dolayı bu şekilde cezâlandırıldılar. Kurtubî bunu nakletmiş, başkaları da bunu, Katâde’den (عَنْ قَتَادَةَ) diye rivâyet etmiştir. Kimi âlimlerin dediğine göre bunun anlamı şudur: Eğer İsrâîloğulları, kokuncaya kadar eti saklama işini başlatmamış olsalardı, et saklama işine gidilmez, dolayısıyla da kokmazdı. Ebû Nuaym el-Hılye adlı eserinde Vehb b. Münebbih’den, (Ehl-i Kitâb’ın bazı Kitâblarında Allah Teâlâ’nın -meâlen- şöyle buyurduğunu) söylediğini rivâyet etmiştir: لَوْ لاَ أَنِى كَتَبْتُ الْفَسَادَ عَلَى الطَّعَامَ لَخَزَنَهُ الْأَغْنِيَاءُ عَنِ الْفُقَرَاءِ Yemeğe/ete bozulmayı yazmasaydım (takdîr etmeseydim), zenginler onu fakirlerden saklardı.” (Fethu’l Bârî: 6/514)

67 √ “RAHMÂN’IN BİR ÇOCUĞU OLSAYDI, İBÂDET EDENLERİN İLKİ BEN OLURDUM.”

Rabbimiz buyurdu:

قُلْ إِنْ كَانَ لِلرَّحْمَنِ وَلَدٌ فَأَنَا أَوَّلُ الْعَابِدِينَ

“De ki: ‘Rahmân’ın bir çocuğu olsaydı, ibâdet edenlerin ilki ben olurdum.’” (Zuhruf: 81)

Bu söz, Hadîs olsaydı, Hadîs inkârcıları böyle bir Hadîsi kabul ederler miydi acaba?

Bu Âyet, Yahûdîlere, Hristiyanlara, Mekke müşriklerine ve bilumûm Allah’a çocuk isnâd eden herkese bir rfeddiyedir. Bu Âyet, farz-ı muhâl (imkânsız bir faraziye) niteliğinde örnekler verilerek hakkın ihkâk edilmesinin cevâzını ifâde eder. Peygamberimize böyle demesi emredilerek, Allah’ın bir çocuğunun olmadığı, Allah’a çocuk isnâd edilmesinin bâtıllığı ve yalnızca Allah’a ibâdet edilmesinin zarûreti ve gereği vurgulanmıştır.

Burada akıl, mantık, fikir, yorum ve i’tikâd açısından bir sıkıntı var mı?

Asla yoktur; Rabbimizin, bu buyruğu haktır ve mânâsında da hiçbir çarpıklık ve çelişki yoktur. EyvAllah... Âmennâ ve saddaknâ...

Şimdi aşağıdaki Hadîs’i okuyalım:

Peygamberimiz buyurdu:

لَوْ كُنْتُ آمِرًا أَحَدًا أَنْ يَسْجُدَ لأَحَدٍ لأَمَرْتُ الْمَرْأَةَ أَنْ تَسْجُدَ لِزَوْجِهَا

“Bir kimsenin bir kimseye secde etmesini emredecek olsaydım, kadının kocasına secde etmesini emrederdim.” (Tirmizî, Radâ’, 10, H. No: 1159; Ebû Dâvûd, Nikâh, 41, H. No: 2140; İbn-i, Nikâh, 4, H. No: 1852, 1853)

Hadîs münkirleri bu Hadîsi neden bir çırpıda reddediverdiler?!

Yukarıdaki Âyete meşrû’ ve ma’kûl anlamlar verip, ona “yanlış” diyemezken, buna hangi mantıkla uydurma deyiverdiler?!

Zuhruf: 81. Âyet ya Hadîs olsaydı?!

Zikrettiğimiz bu Hadîs’in âkıbetine uğramaz mıydı?!

68 √ KIYÂMET GÜNÜNDE MAKTÛL, KÂTİLİN KAFASINDAN TUTUP: “EY RABBİM, BUNA SOR, BENİ NİÇİN ÖLDÜRDÜ?” DİYECEKTİR!

Sâlim b. Ebî’l Ca’d radıyallâhu anh’tan rivâyete göre şöyle demiştir:

عَن عَنْ سَالِمِ بْنِ أَبِي الْجَعْدِ، قَالَ سُئِلَ ابْنُ عَبَّاسٍ عَمَّنْ قَتَلَ مُؤْمِنًا مُتَعَمِّدًا ثُمَّ تَابَ وَآمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا ثُمَّ اهْتَدَى ‏.‏ قَالَ وَيْحَهُ وَأَنَّى لَهُ الْهُدَى سَمِعْتُ نَبِيَّكُمْ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ : "يَجِئُ الْقَاتِلُ وَالْمَقْتُولُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مُتَعَلِّقٌ بِرَأْسِ صَاحِبِهِ يَقُولُ رَبِّ سَلْ هَذَا لِمَ قَتَلَنِى"‏ ‏ وَاللَّهِ لَقَدْ أَنْزَلَهَا اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ عَلَى نَبِيِّكُمْ ثُمَّ مَا نَسَخَهَا بَعْدَ مَا أَنْزَلَهَا

Bir mü’mini kasden (bile bile) öldürüp, sonra tevbe ederek iman eden, sâlih amel işleyen, sonra hidâyet yolunda olan kimsenin hükmü İbn-i Abbâs’a sorulmuştur. İbn-i Abbâs (buna cevâben): ‘Ona yazıklar olsun, nerede onun için hidâyet! Ben, Peygamberiniz aleyhisselâm’dan: ‘Kıyâmet günü kâtil (öldüren), maktûl (öldürülen) onu yakalayıp kafasından tuttuğu halde (Allah’ın huzuruna) gelir ve maktûl: ‘Ey Rabbim, buna sor, beni niçin öldürdü, diyecektir’ Hadîsini işittim. Allah’a yemin ederim ki, Allah Azze ve Celle, Peygamberinize (kâtilin ebedî cehennemde olduğuna dair) Âyeti indirdi ve bu Âyeti indirdikten sonra (hükmünü) neshetmedi, demiştir.” (İbn-i Mâce, Diyât, 2, H. No: 2621, Hadîs sahîhtir. Ayrıca Okuyunuz: İbn-i Mâce, Diyât, 1, H. No: 2615-2620)

69 √ İSNÂD DİNDENDİR:

a) Muğîre’den rivâyete göre o, Nebî aleyhisselâm’ı şöyle buyururken işittim demiştir:

 إِنَّ كَذِبًا عَلَىَّ لَيْسَ كَكَذِبٍ عَلَى أَحَدٍ، مَنْ كَذَبَ عَلَىَّ مُتَعَمِّدًا فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ

“Benim adıma yalan söylemek herhangi biri adına yalan söylemek gibi değildir. Benim adıma kasıtlı olarak yalan söyleyen kimse, ateşteki (cehennemdeki) yerine hazırlansın.” (Buhârî, Cenâiz, 33, H. No: 1291; Müslim, Mukaddime, Bâb: 5)

b) Rivâyet ancak sika (güvenilir) kimselerden yapılır. Ancak râvîlerin cerh edilip; "güvenilir" olmalarına rağmen, rivâyete ehil olmamaları durumunda kendilerinden Hadîs alınmaz. (Bkz: Müslim, Mukaddime, Bâb: 5)

c) Muhammed b. Sîrîn’in şöyle dediği nakledilmiştir:

إِنَّ هَذَا الْعِلْمَ دِينٌ، فَانْظُرُوا عَمَّنْ تَأْخُذُونَ دِينَكُمْ

“Şüphesiz ki bu ilim (isnâd) dindir. O halde dininizi kimden öğreneceğinize dikkat edin.” (Müslim, Mukaddime, 5. Bâb)

d) Abdullah b. Mübârek’in şöyle dediği nakledilmiştir:

الْإِسْنَادُ مِنَ الدِّينِ، وَلَوْلَا الْإِسْنَادُ لَقَالَ مَنْ شَاءَ مَا شَاءَ

“İsnâd (ilmi) dindendir. Şayet isnâd olmasaydı, dileyen dilediğini söylerdi.” (Müslim, Mukaddime, 5. Bâb)

NOT: Selef'imiz "isnâd dindir/dindendir" diyor ama maalesef ki âhir zamanda bazı ulemâ(!), ukalâ(!) ve cühelâ zevât bu görüş ve akîdeyi benimse(ye)miyor!

70 √ YIKANMAK, UYUMAK VE BUNLARA BENZER İŞLER İÇİN ELBİSESİNİ ÇIKARAN KİMSENİN OKUYACAĞI DUA:

Enes radıyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre demiştir ki: Rasûlullah aleyhisselâm şöyle buyurdu:

سَتْرُ مَا بَيْنَ أَعْيُنِ الْجِنِّ وَعَوْرَاتِ بَنِي آدَمَ أَنْ يَقُولَ الرَّجُلُ المُسْلِمُ إذَا أَرَاد أَنْ يَطْرَحَ ثِيَابَهُ

“Müslüman kişinin elbisesini çıkarmak istediği zaman, cinlerin gözleri ile Âdemoğullarının avretleri (mahrem yerleri) arasında engel olan perde, şöyle demesidir:

بِاسْمِ اللَّهِ الَّذى لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ

Bismillâhillezî lâ ilâhe illâ hû.

Kendisinden başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh olmayan Allah’ın adı ile (elbisemi çıkarmaya başlarım).” (Amelu’l Yevm ve’l Leyle, İbn-i Sünnî, No: 274; El-Ezkâr, İmam Nevevî, بابُ مَا يَقُولُ إذا خَلَعَ ثَوْبَهُ لِغُسْلٍ أَوْ نَوْمٍ أَوْ نَحْوِهِمَا , “Yıkanmak, Uyumak Ve Bunlara Benzer İşler İçin Elbisesini Çıkaran Kimsenin Okuyacağı Şeyler Bâbı”)

NOT: Müslüman, herhangi bir sebeple elbiselerini kısmen ya da tamamen çıkardığında veya banyoya girmesi esnasında bu duayı okumalıdır. Bu dua, cinlerin gözleri ile insanların mahrem yerleri arasında bir perdedir.

71 √ NİSÂ: 25. ÂYETTEKİ “MUHSANÂT” KELİMELERİ; “BEKÂR HÜR KADINLAR” ANLAMINDADIR:

وَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ مِنكُمْ طَوْلاً أَن يَنكِحَ الْمُحْصَنَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ فَمِنْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ مِنْ فَتَيَاتِكُمُ الْمُؤْمِنَاتِ وَاللّهُ أَعْلَمُ بِإِيمَانِكُمْ بَعْضُكُمْ مِنْ بَعْضٍ فَانكِحُوهُنَّ بِإِذْنِ أَهْلِهِنَّ وَآتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ مُحْصَنَاتٍ غَيْرَ مُسَافِحَاتٍ وَلاَ مُتَّخِذَاتِ أَخْدَانٍ فَإِذَا أُحْصِنَّ فَإِنْ أَتَيْنَ بِفَاحِشَةٍ فَعَلَيْهِنَّ نِصْفُ مَا عَلَى الْمُحْصَنَاتِ مِنَ الْعَذَابِ ذَلِكَ لِمَنْ خَشِيَ الْعَنَتَ مِنْكُمْ وَأَنْ تَصْبِرُوا خَيْرٌ لَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ

“İçinizden hür olan mü’min kadınları (muhsanât’ı) nikâhlayacak bir bolluğa güç yetiremeyenler, sahip olduğunuz mü’min câriyelerden alsın. Allah imanınızı çok iyi bilendir. Siz birbirinizdensiniz. Zinâdan kaçınan, gizli dost edinmeyen, namuslu kadınlar (muhsanât) olmaları hâlinde onları velilerinin izniyle nikâhlayın, mehirlerini de güzellikle kendilerine verin. Şayet evlendikten sonra fuhuş işlerlerse onlara hür kadınlara verilen cezanın yarısı verilir. Bu (izin), içinizden günaha girmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah çok mağfiret edendir, merhamet edendir.” (Nisâ: 25)

وَاللاَّتِى يَأْتِينَ الْفَاحِشَةَ مِنْ نِسَآئِكُمْ فَاسْتَشْهِدُوا عَلَيْهِنَّ أَرْبَعةً مِّنكُمْ فَإِن شَهِدُوا فَأَمْسِكُوهُنَّ فِى الْبُيُوتِ حَتَّىَ يَتَوَفَّاهُنَّ الْمَوْتُ أَوْ يَجْعَلَ اللّهُ لَهُنَّ سَبِيلاً

“Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı içinizden dört şâhit getirin. Şayet şehâdet ederlerse, ölüm onları alıp götürünceye yahut Allah onlara bir çıkar yol gösterinceye kadar onları evlerinde alıkoyun.” (Nisâ: 15)

Allâme Mevdûdî rahımehullâh şöyle demektedir:

“(Nisâ Sûresi) Âyet: 15, ortaya koyduğu hükme göre hapsedilmiş "zâniye" kadınlar için Allah'ın bir yol açacağı ümidini getiriyordu. İşte, bu sûrenin (Nûr) 2'nci Âyeti, Nisâ: 15'de verilen sözü yerine getirmiş oldu. Sonra, Nisâ: 25'te zinâ eden evli câriye hakkındaki hüküm açıklandı. MUHSANÂT KELİMESİ, AYNI AYETTE AYNI BAĞLAMDA İKİ KEZ KULLANILMAKTA VE HER İKİ YERDE DE AYRI ANLAMI İFADE ETTİĞİ BELLİ OLMAKTADIR. ŞİMDİ, CÜMLEYE YENİDEN BAKALIM. "İÇİNİZDEN KİMİN MUHSANÂT'I NİKÂHLAMAYA GÜCÜ YETMEZSE..." AÇIKTIR Kİ, BURADA MUHSANÂT'TAN KASIT EVLİ KADIN DEĞİLDİR, ASIL (HÜR) OLAN BEKÂR KADINDAN SÖZ EDİLMEKTEDİR BURADA.

SONRA ÂYETİN SONUNDA, BİR CÂRİYE EVLENDİKTEN SONRA ZİN EDECEK OLURSA, HÜR BEKÂR KADINA VERİLEN CEZANIN YARISIYLA CEZALANDIRILMASI EMREDİLMEKTEDİR. BU CÜMLEDE KULLANILAN MUHSANÂT’IN İLK CÜMLEDE KULLANILANLA AYNI ANLAMA GELDİĞİ, YANİ HÜR BİR AİLENİN KORUYUCULUĞU ALTINDAKİ BEKÂR KADINI İFADE ETTİĞİ AÇIKTIR. Böylece, Nisâ Sûresi'ndeki bu iki Âyetten, Nûr Sûresi 2'nci Âyetindeki hükmün Nisâ: 15'te verilen sözü yerine getirdiği ve bunun da bekâr erkek ve bekâr kadın arasındaki cinsel ilişkinin cezasını ortaya koyduğu sonucu çıkmaktadır. (Ayrıca Bkz. Nisâ: an: 46).” (Tefhîmu’l Kur’ân, C: 3, S: 458)

72 √ CÖMERT CÂHİL, CİMRİ ÂBİDDEN ALLAH’A DAHA ÇOK SEVİMLİDİR.

Ebû Hureyre’den rivâyete göre, Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

السَّخِيُّ قَرِيبٌ مِنَ اللَّهِ، قَرِيبٌ مِنَ الْجَنَّةِ، قَرِيبٌ مِنَ النَّاسِ، بَعِيدٌ مِنَ النَّارِ، وَالْبَخِيلُ بَعِيدٌ مِنَ اللَّهِ، بَعِيدٌ مِنَ الْجَنَّةِ، بَعِيدٌ مِنَ النَّاسِ، قَرِيبٌ مِنَ النَّارِ، وَلَجَاهِلٌ سَخِيٌّ أَحَبُّ إِلَى اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ مِنْ عَابِدٍ بَخِيلٍ

“Cömert kimse; Allah’a yakın, cennete yakın, insanlara yakın, ateşten uzaktır. Cimri kimse ise; Allah’tan uzak, cennetten uzak, insanlardan uzak, ateşe yakındır. Cömert câhil, cimri âbidden Allah’a daha sevimlidir.” (Tirmizî, Birr, 40, H. No: 1961, Hadîs zayıftır.)

73 √ Mİ’RÂC GECESİ VE HACAMAT (KAN ALDIRMAK)

İbn-i Mes’ûd radıyallâhu anh’tan rivâyete göre, şöyle demiştir:

عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ قَالَ حَدَّثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ لَيْلَةِ أُسْرِيَ بِهِ أَنَّهُ لَمْ يَمُرَّ عَلَى مَلَإٍ مِنَ الْمَلاَئِكَةِ إِلاَّ أَمَرُوهُ أَنْ مُرْ أُمَّتَكَ بِالْحِجَامَةِ

Rasûlullah aleyhisselâm İsrâ ve Mi’râc gecesini anlattı. Meleklerden hangi gruba uğradıysa kendisine: “Ümmetine kan aldırmayı (hacamatı) emret” dediklerini bize aktardı. (Tirmizî, Tıbb, 12, H. No: 2052; Bkz: İbn-i Mâce, Tıbb, 20, H. No: 3477, 3479)

74 √ ALLAH’IN KORUMASINI İSTEYEN...

İbn-i Abbâs’tan rivâyet edildiğine göre, şöyle demiştir: Bir gün Rasûlullah’ın binitinin arkasında idim. Buyurdu ki:

 يَا غُلاَمُ إِنِّى أُعَلِّمُكَ كَلِمَاتٍ احْفَظِ اللَّهَ يَحْفَظْكَ احْفَظِ اللَّهَ تَجِدْهُ تُجَاهَكَ إِذَا سَأَلْتَ فَاسْأَلِ اللَّهَ وَإِذَا اسْتَعَنْتَ فَاسْتَعِنْ بِاللَّهِ وَاعْلَمْ أَنَّ الأُمَّةَ لَوِ اجْتَمَعَتْ عَلَى أَنْ يَنْفَعُوكَ بِشَيْءٍ لَمْ يَنْفَعُوكَ إِلاَّ بِشَيْءٍ قَدْ كَتَبَهُ اللَّهُ لَكَ وَلَوِ اجْتَمَعُوا عَلَى أَنْ يَضُرُّوكَ بِشَيْءٍ لَمْ يَضُرُّوكَ إِلاَّ بِشَيْءٍ قَدْ كَتَبَهُ اللَّهُ عَلَيْكَ رُفِعَتِ الأَقْلاَمُ وَجَفَّتِ الصُّحُفُ

“Ey delikanlı! Sana birkaç kelime öğreteceğim: Allah’ı(n emirlerini, yasaklarını ve hadlerini) koru (gözet) ki, Allah da seni(n imanını, dinini, canını, malını, aileni ve sana lütfettiği şeyleri) korusun. Allah’ı koru (hiç hatırından çıkarma) ki, O’nu(n yardım ve inâyetini) karşında bulasın. İstediğin zaman, Allah’tan iste. Yardım isteyeceğin zaman, Allah’tan yardım iste. Bil ki, eğer bütün ümmet (insanlar) sana fayda vermek için toplansa, Allah’ın senin için yazdığından (takdîr ettiğinden) başka sana fayda veremezler. Ve eğer bütün ümmet sana zarar vermek için toplansa, Allah’ın senin için yazdığından başka sana zarar veremezler. Kalemler kaldırıldı, sayfalar kurudu.” (Tirmizî, Sıfatu’l Kıyâmet, 59, H. No: 2516; Müsned, 1/293, 303, 307; Bulûğu’l Merâm an Edilleti’l Ahkâm, İbn-i Hacer el-Askalânî, No: 1472; Ayrıca Peygamberimizin öğrettiği ilk cümle için Bkz: Şerhu’l Kasîdeti’n Nûniyye, İbn-i Kayyım el-Cevziyye, Şerh: M. Halîl Herrâs, S: 90)

75 √ İSTİĞFÂR İLE BİRLİKTE BÜYÜK GÜNAH, ISRÂR İLE BİRLİKTE KÜÇÜK GÜNAH KALMAZ!

İmam Nevevî rahımehullâh bu hususta şunları kaydetmiştir:

قَالَ الْعُلَمَاءُ رَحِمَهُمُ اللَّهُ : وَالْإِصْرَارُ عَلَى الصَّغِيرَةِ يَجْعَلهَا كَبِيرَةً ، وَرُوِيَ عَنْ عُمَرَ وَابْنِ عَبَّاسٍ وَغَيْرهِمَا رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ : لاَ كَبِيرَةَ مَعَ اِسْتِغْفَارٍ وَلاَ صَغِيرَةَ مَعَ إِصْرَارٍ ، مَعْنَاهُ أَنَّ الْكَبِيرَةَ تُمْحَى بِالِاسْتِغْفَارِ وَالصَّغِيرَةَ تَصِيرُ كَبِيرَةً بِالْإِصْرَارِ

“Âlimler rahımehumullâh şöyle demişlerdir: Küçük günah üzerinde ısrar etmek onu büyük günah hâline sokar. Ömer, İbn-i Abbâs ve diğerlerinden radıyallâhu anhum rivâyet edilmiştir: İstiğfâr (Allah’tan mağfiret dilemek) ile birlikte büyük günah, ısrâr ile birlikte küçük günah söz konusu değildir. Yani bunun anlamı, büyük günah istiğfâr ile silinir, küçük günah da ısrâr ile büyük günah olur.” (El-Minhâc fî Şerhi Sahîh-i Müslim, İmam Nevevî, İmam Nevevî, Mektebetü’l Ğazâlî/Dimeşk & Müessesetü Menâhili’l İrfân/Beyrût, C: 2, S: 86, 87)

76 √ BÂRİKA-İ HAKİKAT, MUSÂDEME-İ EFKÂR’DAN DOĞAR!

بارقة الحقيقة تظهر من مصادمة الأفكار

“Bârika-i hakikat, musâdeme-i efkâr’dan doğar” ya da “Musâdeme-i efkâr’dan bârika-i hakikat doğar.”

Anlamı: “Hakikat şimşeği (güneşi), fikirlerin çarpışmasından doğar” ya da “Fikirlerin çarpışmasından hakikat güneşi doğar.”

77 √ YERKEN, İÇERKEN, YÜRÜRKEN VE KONUŞURKEN ÖNCELİĞİ BÜYÜĞE VERMEK:

Abdullah b. Ömer’den rivâyete göre, Rasûlullah aleyhisselâm şöyle buyurmuştur:

أَرَانِى فِى الْمَنَامِ أَتَسَوَّكُ بِسِوَاكٍ فَجَذَبَنِى رَجُلاَنِ أَحَدُهُمَا أَكْبَرُ مِنَ الآخَرِ فَنَاوَلْتُ السِّوَاكَ الأَصْغَرَ مِنْهُمَا فَقِيلَ لِى كَبِّرْ ‏.‏ فَدَفَعْتُهُ إِلَى الأَكْبَرِ

“Rüyamda kendimi bir misvâk ile misvâklanırken gördüm. Biri diğerinden daha büyük iki adam beni çekti. Ben de misvâkı onlardan küçük olanının eline verdim. Bana: ‘Büyük olana ver’ denilmesi üzerine, onu büyük olana verdim.” (Buhârî, Vudû’, 74, H. No: 246; Müslim, Rü’yâ, 19, H. No: 2271; Zühd, 70, H. No: 3003)

Peygamberimize: “Büyük olana ver” diyen kimse Cebrâîl aleyhissselâm’dır.

“İbn-i Battâl şöyle demiştir: ‘Bu Hadîs’e göre, yaşı büyük olana misvâk vermede öncelik verilir. Yemek, içmek, yürümek ve konuşmak da böyledir (yani bu hükme dâhildir).’ Mühelleb şöyle demiştir: ‘Bu, topluluk rütbelerine göre oturmadığında söz konusudur. Rütbelerine göre oturduklarında, o zaman Sünnet olan, sağdan başlamaktır.’  Bu görüş sahîhtir.” (Fethu’l Bârî bi-Şerhi Sahîhi’l Buhârî, C: 1, S: 518)

78 √ MܒMİN SEVER VE SEVİLİR…

Rasûlullah aleyhisselâm şöyle buyurmuştur:

الْمُؤْمِنُ يَأْلَفُ وَيُؤْلَفُ، وَلاَ خَيْرَ فِيمَنْ لاَ يَأْلَفُ وَلاَ يُأْلَفُ، وَخَيْرُ النَّاسِ أَنْفَعُهُمْ لِلنَّاسِ

“Mü’min sever ve sevilir; sevmeyen ve sevilmeyen (hoş geçinmeyen ve kendisiyle geçinilmeyen) kimsede hayır yoktur. İnsanların en hayırlısı, insanlara en faydalı olanıdır.” (Bezzâr, 3591; Mecmeu’z Zevâid, Heysemî, -Son cümle olmaksızın- 10/271, 274; Müsned-i Ahmed; Dârekutnî; Silsiletu’l Ehâdîsi’s Sahîha, El-Bânî, No: 425, 426; Sahîhu’l Câmi’, El-Bânî, No: 6661, 6662)

NOT: Hadîste medhedilen "sevme" nefis ve hevâ ehlinin sevmesi olmadığı gibi, zemmedilen "sevilmeme" de nefis ve hevâ ehlinin sevmemesi değildir. Çünkü hevâ ehlinin sevmesi ya da sevmemesi nefsinin arzularıyla alâkalıdır. Aslolan; iman ve fazilet ehlinin sevmesidir. İşte bu kimseler hem fazilet sahiplerini severler, hem de sevilirler. Geçimsiz kimseler de, amelleri yönüyle sevilmezler. Böyleleri, devamlı sûrette insanlarda kusur aramaya şartlanmışçasına sevgisiz bakarlar, sevgisiz konuşurlar ve sevgisiz yorumlar yaparlar. Bu itici davranışlardan da sakınılmalıdır.

79 √ ÇOK GÜLMEK KALBİ ÖLDÜRÜR!

Ebû Hureyre’den rivâyete göre, Rasûlullah aleyhisselâm şöyle buyurdu:

لاَ تُكْثِرُوا الضَّحِكَ، فَإِنَّ كَثْرَةَ الضَّحِكِ تُمِيتُ الْقَلْبَ

“Çok gülmeyin! Çünkü çok gülmek kalbi öldürür (yani katılaştırır).” (İbn-i Mâce, Zühd, H. No: 4193)

Ebû Hureyre’den rivâyete göre, Rasûlullah aleyhisselâm şöyle buyurmuştur:

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ‏ "‏ يَا أَبَا هُرَيْرَةَ كُنْ وَرِعًا تَكُنْ أَعْبَدَ النَّاسِ وَكُنْ قَنِعًا تَكُنْ أَشْكَرَ النَّاسِ وَأَحِبَّ لِلنَّاسِ مَا تُحِبُّ لِنَفْسِكَ تَكُنْ مُؤْمِنًا وَأَحَسِنْ جِوَارَ مَنْ جَاوَرَكَ تَكُنْ مُسْلِمًا وَأَقِلَّ الضَّحِكَ فَإِنَّ كَثْرَةَ الضَّحِكِ تُمِيتُ الْقَلْبَ

“Ey Ebû Hureyre! Vera’ sahibi ol (yani helâl mi haram mı diye şüphe ettiğin şeylerden sakın), insanların (Allah’a) en çok ibâdet edeni olursun. Kanaatkâr ol, insanların (Allah’a) en çok şükredeni olursun. Kendi nefsin için sevdiğin (iyi ve güzel şeyler)i insanlar için de sev (ve iste), (kâmil) mü’min olursun. Sana komşu olanlara iyi komşuluk et, (kâmil) Müslüman olursun. Ve az gül; çünkü çok gülmek kalbi öldürür (karartıp katılaştırır).” (İbn-i Mâce, Zühd, H. No: 4217; Bkz: Tirmizî, Zühd, H. No: 2305)

80 √ KELİME-İ TEVHÎD’İN ŞARTLARI:

Tetebbu’ ve istikr⒠(okuyup araştırarak, tümevarım yöntemiyle gerçekleştirilen tedkîk ve araştırma)ya göre, Kelime-i Tevhîd ve Kelime-i Şehâdet’in şartları başlıca yedi tanedir. Bazı âlimler, bunlara الْكُفْرُ بِالطَّاغُوتِ وَالْآلِهَةِ الَّتِى تُعْبَدُ مِنْ دُونِ اللَّهِ “Allah’ın berisinde kendilerine ibâdet edilen tâğûtları ve sahte ilâhları red ve inkâr” şartını da dâhil etmektedirler. Fakat bu sekizinci ziyâde; tevdîh (açıklama) ve te’kîd (pekiştirme) kâbilindedir, yeni bir şey ilave etme anlamında değildir. Çünkü bu şart, yedi şartın içindeki “ihlâs” maddesinin muhtevâsında zaten vardır. Nasslarda zikri geçen “hâlis din” ve “dini Allah’a hâlis kılmak” tabirlerinde, Allah’ın berisinde ibâdet edilen tâğûtları ve ilâhlaştırılıp da kendilerine tapınılan kimseleri red ve inkâr etme şartı bulunmaktadır. Bu olmadan, dinde ve imanda ihlâs gerçekleşmemiş olacağından, insan şirke düşer!

وَبِشُرُوطٍ سَبْعَةٍ قَدْ قُيِّدَتْ *** وَفي نُصُوصِ الوَحْيِ حَقاً وَرَدَتْ

فَإنَّهُ لَمْ يَنتَفِعْ قَائِلُهَا *** بِالنُّطْقِ إلاَّ حَيْثُ يَسْتَكْمِلُهَا

“Yedi şarta bağlanmıştır ve vahyin Nasslarında gerçekten yer almıştır.

Onu (Kelime-i Şehâdet’i) söyleyen kimse, bunları tamamlamadıkça fayda görmez.”

الْعِلْمُ وَالْيَقِينُ وَالقَبُولُ *** وَالانْقِيَادُ فَادْرِ مَا أقُولُ

وَالصِّدْقُ وَالإِخْلاَصُ وَالْمَحَبَّة *** وَفَّقَكَ اللَّهُ لِمَا أحَبَّهُ

“İlim (Kelime-i Tevhîd’in anlamını bilmek), yakîn (Kelime-i Tevhîd’in anlamına şeksiz, şüphesiz, kesin olarak inanmak), kabûl (Kelime-i Tevhîd’in gerektirdiklerini kabul etmek), inkıyâd (Kelime-i Tevhîd’in gerektirdiklerine rızâ ile boyun eğmek, teslim olmak); dediğimi iyi anla!

Sıdk (Kelime-i Tevhîd’in gerektirdiklerinde yalan ve aldatma olmadan, doğru olmak), ihlâs (Kelime-i Tevhîd’in gerektirdiği anlamlarda samimi olmak), muhabbet (Kelime-i Tevhîd’in gerektirdiği anlamları ve Tevhîd ehlini sevmek). Allah seni sevdiği (ve râzı olduğu) şeylere muvaffak kılsın.”

(قد نظمها الشيخ حافظ بن أحمد الحكمى رحمه الله فى منظومة سلم الوصول)

(Bunları, Şeyh Hâfız b. Ahmed el-Hakemî “Süllemü’l Vusûl” adlı eserinde nazımlı olarak yazmıştır.)

81 YAPTIKLARIMIN VE YAPMADIKLARIMIN ŞERRİNDEN ALLAH’A SIĞINIRIM!

Hz. Âişe radıyallâhu anhâ’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah aleyhisselâm Allah’a şöyle dua ederdi:

اللَّهُمَّ إِنِّى أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ مَا عَمِلْتُ وَشَرِّ مَا لَمْ أَعْمَلْ

“Allah’ım, yaptıklarımın şerrinden ve yapmadıklarımın (noksanlıklarımın) şerrinden sana sığınırım.” (Müslim, Zikr, 66, 67, H. No: 2716; Ebû Dâvûd, Vitr, 32, H. No: 1550; İbn-i Mâce, Duâ, 3, H. No: 3839; Nesâî, Sehv, 63, H. No: 1307; İstiâze, 58, H. No: 5523, 5524, 5525, 5526; İstiâze, 59, H. No: 5527, 5528)

82 √ SABAH NAMAZINDAN SONRA OKUNACAK DUA:

Ümmü Seleme annemizden rivâyete göre; o şöyle demiştir:

"Rasûlullah, Sabah Namazını kılıp selâm verdiği zaman şöyle derdi:

اللَّهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ عِلْمًا نَافِعًا وَرِزْقًا طَيِّبًا وَعَمَلاً مُتَقَبَّلاً

"Allah'ım! Senden faydalı ilim, helâl rızık ve makbûl (kabul olunan) amel isterim." (İbn Mâce, İkâmetu’s Salât, 32, H. No: 925)

83 √ KİBİR NEDİR?

Rasûlullah aleyhisselâm şöyle buyurdu:

الْكِبْرُ بَطَرُ الْحَقِّ وَغَمْطُ النَّاسِ 

“Kibir, hakkı kabul etmemek ve insanları küçümsemektir.” (Müslim, Îmân, 147; Bkz: Ebû Dâvûd, Libâs, 28, H. No: 4092; Tirmizî, Birr, 61, H. No: 1999; El-Edebu’l Müfred, Kibr, 251, H. No: 556)

84 √ YAKIN KOMŞU VE UZAK KOMŞUYA HEDİYE YA DA SADAKA VERMEK, İYİLİK ETMEK...

"Allah'a ibâdet edin, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa, ellerinizin altında bulunan (köle, câriye, işçi, hizmetçi)lere iyilik edin. Allah büyüklenip böbürlenenleri elbette sevmez." (Nisâ: 36)

Hz. Âişe (r.anhâ) şöyle demiştir: Ben:

يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ لِى جَارَيْنِ فَإِلَى أَيِّهِمَا أُهْدِى

"Ey Allah'ın Rasûlü! Benim iki komşum var. Bunlardan hangisine (önce) hediye vereyim?" diye sordum. Rasûlullah (a.s):

إِلَى أَقْرَبِهِمَا مِنْكِ بَابًا

"Kapısı sana en yakın olan komşuna ver!" buyurdu." (Buhâri, Kitâbu'l Edeb, 32, H. No: 6020)

NOT: Hadîs’in yer aldığı bâb başlığında da geçtiği gibi:

حَقُّ الْجِوَارِ فِي قُرْبِ الأَبْوَابِ “Komşuluk hakkı kapı yakınlığına göredir.”

85 √ ALLAH’I ZİKRETMEKSİZİN ÇOK KONUŞMA!

İbn-i Ömer’den rivâyete göre, Rasûlullah aleyhisselâm şöyle buyurmuştur:

لاَ تُكْثِرُوا الْكَلاَمَ بِغَيْرِ ذِكْرِ اللَّهِ فَإِنَّ كَثْرَةَ الْكَلاَمِ بِغَيْرِ ذِكْرِ اللَّهِ قَسْوَةٌ لِلْقَلْبِ وَإِنَّ أَبْعَدَ النَّاسِ مِنَ اللَّهِ الْقَلْبُ الْقَاسِى

“Allah anılmaksızın sözü uzatma! Çünkü Allah zikredilmeden sözün uzatılması, kalbin katılaşmasına sebeptir. İnsanların, Allah’tan en uzak olanı katı kalpli olandır.” (Tirmizî, Zühd, 61, H. No: 2411)

86 √ MܒMİN GIPTA EDER, MÜNÂFIK HASET EDER!

Fudayl b. Iyâd’ın şöyle demiştir:

الْغِبْطَةُ مِنَ الْإِيمَانِ وَالْحَسَدُ مِنَ النِّفَاقِ الْمُؤْمِنُ يَغْبِطُ وَلاَ يَحْسُدُ وَالْمُنَافِقُ يَحْسُدُ وَلاَ يَغْبِطُ وَالْمُؤْمِنُ يَسْتُرُ وَيَعِظُ وَيَنْصَحُ وَالْفَاجِرُ يَهْتِكُ وَيُعَيِّرُ وَيُفْشِى

“Gıpta etmek imandan, haset etmek de nifâktandır. Mü’min gıpta eder, haset etmez. Münâfık haset eder, gıpta etmez. Mü’min gördüğü ayıpları örter, onu işleyene va’z-u nasihatte bulunur. Fâcir ise, ayıpları ortaya çıkarır, kusurlarından dolayı insanları ayıplar ve o kusurları herkese yayar.” (Hılyetu’l Evliyâ, Ebû Nuaym el-Esfehânî, Kâhire, Dâru’l Fikr, 1996, 8/95; Bkz: Siyeru A’lâmi’n Nubelâ, İmam Zehebî, Beyrût, Müessesetü’r Risâle, İkinci Baskı, 1982, 8/437)

87 √ DÜNYADA DOYASIYA/TIKABASA YİYENLER, KIYÂMETTE AÇLIĞI EN UZUN OLANLARDIR!

İbn-i Ömer radıyallâhu anh’tan rivâyete göre, şöyle demiştir:

عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ تَجَشَّأَ رَجُلٌ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ:‏ كُفَّ عَنَّا جُشَاءَكَ فَإِنَّ أَكْثَرَهُمْ شِبَعًا فِى الدُّنْيَا أَطْوَلُهُمْ جُوعًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ

Rasûlullah aleyhisselâm’ın yanında bir adam çok yediğinden dolayı geğirdi. Bunun üzerine Rasûlullah aleyhisselâm: “Geğirmeni bizden uzaklaştır (geğirmeyi kes)!” buyurdu. “Çünkü dünyada çok doymuş olanlar kıyâmet günü uzun süre aç kalacaklardır.” (Tirmizî, Kıyâmet, 37, H. No: 2478; İbn-i Mâce, Et’ıme, 50, "Yemekte İktisâd Etmek -Yâni Az Yemek- ve Doyasıya Yemenin Mekrûhluğu Bâb'ı", H. No: 3350)

NOT: Mü'min bir kimse, canının çektiği her şeyi yememeli ve nefsine hâkim olmalıdır. Nefsin bazı arzularına muhâlefet etmek, mü'minin şânındandır. Ayrıca Tıbben de, canın istediği her şeyi yemek, sağlık açısından zararlıdır. Sağlığı korumak ise insanın görevidir.

88 √ KULAĞIMIN, GÖZÜMÜN, DİLİMİN, KALBİMİN VE TENÂSÜL ORGANIMIN ŞERRİNDEN ALLAH’A SIĞINIRIM!

Şekel b. Humeyd’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Nebî aleyhisselâm’a geldim ve şöyle dedim: Ey Allah’ın Rasûlü, bana bir sığınma duası öğret de onunla (Allah’a) sığınayım. Bunun üzerine Rasûlullah aleyhisselâm omzumdan tuttu ve şöyle dua et, buyurdu:

اللَّهُمَّ إِنِّى أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ سَمْعِى وَمِنْ شَرِّ بَصَرِى وَمِنْ شَرِّ لِسَانِى وَمِنْ شَرِّ قَلْبِى وَمِنْ شَرِّ مَنِيِّى

“Allah’ım! Kulağımın şerrinden, gözümün şerrinden, dilimin şerrinden, kalbimin şerrinden ve tenâsül organımın şerrinden Sana sığınırım.” (Tirmizî, Deavât, 75, H. No: 3492; Ebû Dâvûd, Vitr, 32, H. No: 1551; Bkz: Nesâî, İstiâze, 4, H. No: 5444; İstiâze, 10, H. No: 5455; İstiâze, 11, H. No: 5456; İstiâze, 28, H. No: 5484)

89 √ CANININ ÇEKTİĞİ HER ŞEYİ YEMEN BİR NEVİ İSRÂFTIR!

Enes b. Mâlik’ten rivâyete göre, Rasûlullah aleyhisselâm şöyle buyurdu:

إِنَّ مِنَ السَّرَفِ أَنْ تَأْكُلَ كُلَّ مَا اشْتَهَيْتَ

“Canının çektiği her şeyi yemen isrâftandır.” (İbn-i Mâce, Et’ıme, 51, Hadîs zayıftır.)

90 √ SADE VE MÜTEVÂZI YAŞAMAK İMANDANDIR:

Ebû Umâme İyâs b. Sa’lebe el-Ensârî el-Hârisî radıyallâhu anh şöyle demiştir:

Bir gün Ashâb, Rasûlullah aleyhisselâm’ın yanında dünyadan bahsettiler. Bunun üzerine Rasûlullah Efendimiz:

أَلاَ تَسْمَعُونَ أَلاَ تَسْمَعُونَ إِنَّ الْبَذَاذَةَ مِنَ الإِيمَانِ إِنَّ الْبَذَاذَةَ مِنَ الإِيمَانِ

“İşitmiyor musunuz? İşitmiyor musunuz? Sade ve mütevâzı yaşamak imandandır, sade ve mütevâzı yaşamak imandandır” buyurdu. (Ebû Dâvûd, Tereccül, 1, H. No: 4161)

NOT: İyi anlaşılsın diye, Rasûl-ü Ekrem sözünü iki ya da üç kere tekrar ederdi. Bundan, temizliğin, güzelliğin, estetiğin, düzen ve intizamın terk edilmesi anlaşılmamalıdır. Hadîs’in dikkat çektiği nokta, her şeyin en hayırlısının en vasatı olduğudur. Zira âhireti arzulayan mü’min, mütevâzı bir hayat yaşar, kanaatkârdır, aşırılıktan uzaktır. Mü’minin azmi ve hırsı, dünyalıklar elde etmeye değil, Allah’a tâat ve ibâdetlere yönelik olmalıdır.

Âsûde, sâkin, huzurlu ve mazbût bir yaşam yaşayıp, eşe dosta zaman ayırmak, sıla-i rahm yapmak da bu sadeliğin ve mütevâzılığın kapsamındadır. Her ne kadar Hadîs’te sadelik ile kastedilen birinci planda dünyalıklarla münasebetle alâkalı olsa da, bir yönüyle de dünya (ve hevâ) ehli ile gereğinden fazla içli dışlı olmamak da, tavsiye edilen sadelik ve tevâzu cümlesindendir.

91 √ ALLAH’TAN FAYDALI İLİM İSTEYİNİZ…

Câbir radıyallâhu anh’dan rivâyete göre, o şöyle demiştir:

Rasûlullah aleyhisselâm şöyle buyurdu:

سَلُوا اللَّهَ عِلْمًا نَافِعًا وَتَعَوَّذُوا بِاللَّهِ مِنْ عِلْمٍ لاَ يَنْفَعُ 

“Allah’tan faydalı ilim isteyiniz, fayda sağlamayacak ilimden Allah’a sığınınız.” (İbn-i Mâce, Duâ, 3, H. No: 3843)

92 √ İNSANLAR KÜFÜRDE BİRLEŞİP TEK BİR ÜMMET OLMAYACAK OLSALARDI…

“Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında Biz paylaştırdık. Onların bir kısmı diğer bir kısmına iş gördürsün diye, kimini kimine derecelerle yükselttik. Rabbinin rahmeti ise, onların toplayageldiklerinden daha hayırlıdır. Eğer insanlar (küfre düşüp) tek bir ümmet olmayacak olsalardı, Rahmân’a kâfir olan kimselerin evlerinin tavanlarını, üzerine çıkıp yükselecekleri merdivenleri (asansörleri) gümüşten yapardık. Evlerinin kapılarını ve üzerine yaslanacakları tahtları (koltukları) da hep gümüşten yapardık. Altından süs eşyaları da (verirdik onlara). Bunların hepsi dünya hayatının metâından başka bir şey değildir. Rabbinin katında âhiret yurdu ise, (küfür ve ma’siyetlerden sakınan) takvâ sahiplerinindir.” (Zuhruf: 32-35)

93 √ EĞER KALBİNİN YUMUŞAMASINI İSTİYORSAN…

Ebû Hüreyre’den rivâyete göre, bir adam Peygambere kalbinin katılığından şikâyet etti. Bunun üzerine Peygamberimiz şöyle buyurdu:

إِنْ أَرَدْتَ أَنْ يَلِينَ قَلْبَكَ فَأَطْعِمِ الْمَسَاكِينَ وامْسَحْ رَأْسَ الْيَتِيمِ

“Eğer kalbinin yumuşamasını istiyorsan, fakirleri doyur, yetimin başını okşa.” (Şuabu’l Îmân, İmam Beyhakî, Mektebetü’r Rüşd, Riyâd, 1423, No: 10523, C: 13, S: 390)

Diğer rivâyette ise şöyle buyurdu:

إِنْ أَرَدْتَ أَنْ يَلِينَ قَلْبَكَ فَامْسَحْ رَأْسَ الْيَتِيمِ وَأَطْعِمْهُ

“Kalbinin yumuşamasını istiyorsan, yetimin başını okşa ve ona yemek yedir.” (Şuabu’l Îmân, İmam Beyhakî, No: 10524, C: 13, S: 390)

94 √ DÜNYADA, ALLAH'IN ÂYETLERİNE KÖR KESİLENLER, ÂHİRETTE DE KÖR OLARAK HAŞREDİLECEKLERDİR:

“Kim Zikrimden yüz çevirirse gerçekten onun için dar bir geçim vardır. Ve onu kıyâmet gününde kör olarak haşrederiz. Der ki: ‘Rabbim, niçin beni kör olarak haşrettin? Hâlbuki ben (dünyada) görüyordum.’ Buyurur ki: ‘(Sen de) böyle (yapmıştın). Çünkü sana Âyet’lerimiz geldiğinde onları unuttun. Bugün de sen böylece unutulursun.’ Haddi aşıp Rabbinin Âyet’lerine iman etmeyenleri de böylece cezalandırırız. Âhiret azâbı ise elbette daha şiddetli ve daha kalıcıdır.” (Tâ-Hâ: 124-127)

95 √ NAMAZ KILDIRMAYA KİM DAHA LÂYIKTIR?

Ebû Mes’ûd el-Ensârî’den rivâyete göre, Rasûlullah aleyhisselâm şöyle buyurdu: “Cemaate Allah’ın Kitâbını en iyi okuyanları ve bilenleri imam olur. Kur’ân’ı okumakta eşit iseler Sünneti en iyi bilenleri, Sünneti bilmekte eşit iseler en erken hicret etmiş olanları, hicret etmekte eşit iseler daha erken Müslüman olanları imam olur. Sakın bir kimse bir diğerine hükmü altındaki bir yerde imam olmasın. Onun evinde ona ait (minder, sedir, koltuk gibi) oturma yerinde oturmasın. İzni ile olması müstesnâ (yani ancak izni ile otursun).” El-Eşecc’in rivâyetinde “Müslüman olmak” yerine “daha yaşlı” ibâresi kullanılmıştır. (Müslim, Mesâcid, 290, H. No: 673; Ayrıca 292. Hâdiste de yaşça büyük olanın imam olması emrediliyor; Tirmizî, Salât, 174, H. No: 235; Edeb, 24, H. No: 2772; Ebû Dâvûd, 61, H. No: 581-590, Diğer rivâyetlerde de geçtiği gibi, 589. Numaralı Hadîste, ilimde eşit olunca, Kur’ân kıraatinin tercîh edileceği kaydedilmiştir.)

İmam Nevevî rahımehullâh bu Hadîsteki:

وَلاَ يَؤُمَّنَّ الرَّجُلُ الرَّجُلَ فِى سُلْطَانِهِ “Bir kimse diğerine hükmü altındaki bir yerde imam olmasın” buyruğunu şöyle açıklamıştır:

“Mezheb âlimlerimizin ve başkalarının söylediklerine göre bunun anlamı şudur: Ev sahibi, meclis sahibi ve mescid imamı, imamlık yapmaya başkasından daha hak sahibidir. İsterse ondan başkası daha fakîh, kıraati daha düzgün, daha çok vera’ sahibi ve ondan daha faziletli olsun. Mekân sahibi de imam olmakta daha hak sahibidir. Dilerse kendisi öne geçer, dilerse istediğini öne geçirir. Öne geçirdiği kişi, diğer hazır bulunanlara nispetle fazilet yönünden daha az olsa da, bu ona ait bir haktır; Çünkü bu onun yetkisindedir, yetkisini dilediği gibi kullanır.

Mezheb âlimlerimiz dedi ki: Şayet (herhangi bir yerde) sultan yahut da onun nâibi hazır bulunursa, o ev sahibinin, mescid imamının ve diğerlerinin önüne geçer. Çünkü onun vilâyet ve emir yetkisi geneldir. Ayrıca ev sahibinin, kendisinden daha faziletli olan kimseye (imamlığa geçmesi için) izin vermesi de müstehabdır, demişlerdir.” (El-Minhâc fî Şerhi Sahîh-i Müslim, 5/173) Allah en iyi bilendir.

96 √ ÂHÂD HABERLERİ KABUL ETMEMİZİ KUR’ÂN BİZE EMREDİYOR:

1- “Erkeklerinizden iki şâhit tutun.” (Bakara: 282)

وَاسْتَشْهِدُوا شَهِيدَيْنِ مِنْ رِجَالِكُمْ

2- “Aranızdan adâlet sahibi iki şâhit tutun.” (Talâk: 2)

وَأَشْهِدُوا ذَوَيْ عَدْلٍ مِنكُمْ

97 √ EN HAYIRLI YUTKUNMA NEDİR?

İbn-i Ömer’den rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah aleyhisselâm şöyle buyurdu:

مَا مِنْ جُرْعَةٍ أَعْظَمُ أَجْرًا عِنْدَ اللَّهِ مِنْ جُرْعَةِ غَيْظٍ كَظَمَهَا عَبْدٌ ابْتِغَاءَ وَجْهِ اللَّهِ   

“Bir (mü’min) kulun sırf Allah rızâsını talep etmek için yuttuğu bir öfke yudumundan Allah katında sevap bakımından daha büyük bir yudum yoktur.” (İbn-i Mâce, Zühd, 18, H. No: 4189)

98 √ YÜCE ALLAH’IN RAHMETİ GAZABINI GEÇMİŞTİR:

Ebû Hüreyre’den rivâyete göre, Rasûlullah aleyhisselâm şöyle buyurdu:

لَوْ يَعْلَمُ الْمُؤْمِنُ مَا عِنْدَ اللَّهِ مِنَ الْعُقُوبَةِ مَا طَمِعَ بِجَنَّتِهِ أَحَدٌ وَلَوْ يَعْلَمُ الْكَافِرُ مَا عِنْدَ اللَّهِ مِنَ الرَّحْمَةِ مَا قَنَطَ مِنْ جَنَّتِهِ أَحَدٌ

“Eğer mü’min, Allah katındaki cezayı (azâbı) bilmiş olsa, hiç kimse onun cennetini ümit etmez. Kâfir de, Allah katındaki rahmeti bilmiş olsa, hiç kimse O’nun cennetinden ümit kesmez.” (Müslim, Tevbe, 23, H. No: 2755; Tirmizî, Deavât, 100, H. No: 3542)

Allah Azze ve Celle şöyle buyurdu:

قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ

“De ki: ‘Ey nefisleri aleyhine ileri giden kullarım, Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyiniz. Çünkü Allah, bütün günahları mağfiret eder.’ O, çok mağfiret edendir, rahmet edendir.” (Zümer: 53)

99 √ SÜNNETE SARILMAK:

Irbâd b. Sâriye'den rivâyete göre, Rasûlullah aleyhisselâm şöyle buyurdu:

عَضُّوا عَلَيْهَا بِالنَّوَاجِذِ "Rasûlün ve râşid hâlifelerin sünnetine azı dişlerinizle tutununuz." (Tirmizî, İlm, 16, H. No: 2676; Ebû Dâvûd, Sünnet, 6, H. No: 4607; İbn-i Mâce, Mukaddime, 6, H. No: 42, 43)

100 √ ALLAH’IN İSRÂÎLOĞULLARI HAKKINDAKİ HÜKMÜ:

Hüküm ve hikmet sahibi, Âlemlerin Rabbi ve din gününün mâliki Allah Sübhânehu ve Teâlâ şöyle hüküm buyurdu:

وَقَضَيْنَا إِلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ فِى الْكِتَابِ لَتُفْسِدُنَّ فِى الأَرْضِ مَرَّتَيْنِ وَلَتَعْلُنَّ عُلُوًّا كَبِيرًا

فَإِذَا جَاء وَعْدُ أُولاَهُمَا بَعَثْنَا عَلَيْكُمْ عِبَادًا لَّنَا أُوْلِى بَأْسٍ شَدِيدٍ فَجَاسُوا خِلاَلَ الدِّيَارِ وَكَانَ وَعْدًا مَفْعُولاً

ثُمَّ رَدَدْنَا لَكُمُ الْكَرَّةَ عَلَيْهِمْ وَأَمْدَدْنَاكُمْ بِأَمْوَالٍ وَبَنِينَ وَجَعَلْنَاكُمْ أَكْثَرَ نَفِيرًا

إِنْ أَحْسَنتُمْ أَحْسَنتُمْ لِأَنفُسِكُمْ وَإِنْ أَسَأْتُمْ فَلَهَا فَإِذَا جَاءَ وَعْدُ الْآخِرَةِ لِيَسُوؤُوا وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُوا الْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَلِيُتَبِّرُوا مَا عَلَوْا تَتْبِيرًا

عَسَى رَبُّكُمْ أَنْ يَرْحَمَكُمْ وَإِنْ عُدْتُّمْ عُدْنَا وَجَعَلْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِرِينَ حَصِيرًا

“Biz Kitâb’da (Tevrât’ta) İsrâîloğullarına şunu hükmettik: ‘Siz yeryüzünde iki defa fesâd (bozgunculuk) çıkaracak ve muhakkak alabildiğine büyükleneceksiniz.’ İşte o ikisinden birincisinin (ceza) vakti gelince, üzerinize çok güçlü kullarımızı gönderdik, onlar da evlerin(izin) aralarına kadar girip araştırdılar. Bu, yerine getirilmiş bir va’d idi. Sonra size bunlara karşı tekrar üstünlük verdik. Mallarla, oğullarla yardımınıza yetiştik. Sayınızı da çoğalttıkça çoğalttık. Eğer iyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz. Kötülük ederseniz de kendi (aleyh)inize. Artık diğerinin (ikinci fesâdın ceza) vakti gelince, kederiniz yüzünüzden belli olsun, Mescid’e ilk defa girdikleri gibi gir(ip tahrip et)sinler ve üstünlük sağlayıp da ele geçirdikleri her şeyi mahvettikçe etsinler diye (ikinci defa düşmanlarınızı üzerinize saldık). (Tevbe ederseniz) Rabbinizin size merhamet edeceğini umabilirsiniz. Eğer dönerseniz, Biz de döneriz. Öyle ya, Biz cehennemi kâfirlere bir zindan yaptık.” (İsrâ: 4-8)

Yûsuf Semmak


"Muhtelif Konularda İlmî Nakiller" 

PDF OKU/İNDİR!

Bağlantı | kategori: NASİHATLER | tarih: 21/12/2017 | Yorum(0) | Yorum yaz
YORUM YAZINIZ
İSMİNİZ

E-Posta (Gizli)

Web siteniz

Yorumunuz

Güvenlik kodu
Son Konular • Günlük Dua ve Zikirler
• KASİDE-İ LAMİYYE (Şeyhu'l-İslam İbn-i Teymiyye) – Pdf İndir!
• Peygamberler Tarihi Test Bilgi Yarışması - PDF İndir!
• Muhtelif Konularda Kısa Kısa - 5
• "TEVESSÜL VE KABR-İ NEBİ'Yİ ZİYARET" ADLI KİTABIMIZ ÇIKMIŞTIR!
• MUHTELİF KONULARDA İLMÎ NAKİLLER
• NASİHATLER 13
• Dinin Aslında Cehalet Mazeret midir? (PDF Oku/İndir!)
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 4
• Allah Teâlâ, Neden Kur’ân’da Bazı Yerlerde “Biz” Zamiri ile Hitap Buyurmuştur?
• Vâv ve Yâ Harflerinden Önceki Harfi Meftûh Olan Emsile-i Hamse'ye Nûn-u Sakîle'nin Dâhil Olması:
• NASİHATLER 12
• İftiâl (افْتِعَال) Bâbı ile Alâkalı Sarf Kâideleri
• GENELDE YANLIŞ KULLANILAN KELİMELER VE DOĞRU YAZILIŞLARI:
• Kur'an'da Peygamberimize Nasıl Hitap Edilmiştir?
• Muzari' Fiilin Şimdiki ve Gelecek Zamana Salahiyeti:
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 3
• Şirke ve Sapıklığa Sürüklenen Bir Toplumda Suçlular Kimlerdir?
• 22- Ömer Nesefî Akaidi Tercüme ve Şerhi 6 (Ders Videosu)
• NASİHATLER 11
• Arapça'da 'zuu' ve 'sahib' edatlarının arasındaki fark nedir?
• EY RABBİMİZ!
• ASHAB-I KEHF HAKKINDA:
• NASİHAT BAHÇESİ
• KİTAPLARIMIZ HAKKINDA BİLGİLENDİRME:
• “Kadınlar Havuza Girebilir mi?” Sorusuna Verdiğimiz Kısa ve Özlü Cevap
• Kadın Sesiyle ve Çalgı Aletleriyle İcra Edilen Şarkı, Türkü, Ezgi ve İlahiler Hakkında Bir Soruya Verdiğimiz Cevap
• NASİHATLER 10
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 2
• NASİHATLER 9
• “Ticaret yapıyorum ama maddi ve manevi anlamda bir türlü rahata eremiyorum” mu diyorsunuz?
• 21- Hadis Dersleri -1 (Ders Videosu)
• SESLİ HADİS DERSLERİ - YAKINDA!
Son Yorumlar
İbrahim sarıtaş
Allahrazı olsun
Muhammet ****
Bizim din hocamız başınızı örtmek
Ali Özbek
Hocam Allah razı olsun mükemmel b
fatma
ellerinize yüreğinize sağlık cıdd
Mehmet
Bu site "13.45'de mi 13.45'te mi
iclal
elinize sağlık
misafir
Allah razı olsun .
mutluluk
Çok güzel olmuş ellerinize sağlık
hediye
Esselamün aleyküm Yusuf kardeşim.
Yusuf Semmak
SÜNNETTE BÖYLE BİR PAZARLIK ANLAY
mahmut konur
BİR AYET "Mümin kadınlara da bak
Erkan
Allah razı olsun
ismail
bayildim
Yusuf Semmak
NOT: Bir Hristiyanla tartışan bir
Yusuf Semmak
KİMLER SUÇLU? Bir toplumda ins
Yusuf Semmak
SAHÛR VAKTİNİN SON BULMASI VE SAB
ali
Güzel bir anlatım olmuş ALLAH(C.C
Yusuf Semmak
MUHÂCİRLERLE ENSÂR’IN KARDEŞLİĞİ:
Ece
Harika çok teşekkürler
meryemnazyazğan
Çok güzel anlatmışsınız, şimdi ço
Yusuf Semmak
DİLİN, BEYÂNIN, OKUMANIN, YAZMANI
Yusuf Semmak
Bir meâlde şöyle geçiyor: "Bunun
Yusuf Semmak
“Mütevâzı’, mutevazı” (م
Yusuf Semmak
Esmâül Hüsnâ: Yanlış – el-Esmâul
Yusuf Semmak
Müşkül: Yanlış – Müşkil (kapalı,
Yusuf Semmak
Nasılki: Yanlış – Nasıl ki: Doğru
Yusuf Semmak
“MESS”: Değme, dokunma, temas,
Sibel EKİNCİ
Muhterem Hocamız Feriduddin AYDIN
2017
çok detaya girmişsiniz ama tşr
Melek
Çok güzel
Nagihan
okudum süper çok beğendim
Mehmet ARAZ
Çok güzel olmuş,başarılarınızın d
Yusuf Semmak
KANDİL KUTLAMAK BİD'AT'TIR! Ka
© 2012 YUSUFSEMMAK.COM