Araştırmacı, Yazar

ANASAYFA
BİZE ULAŞIN
BİZİ TAKİP EDİN
AMACIMIZ
KUR'AN DİNLE
KİTAPLARIMIZ
Muhtelif Konularda KISA KISA… 1 ♦ "Allah'ın yarattığı ilk şey akıldır" sözü hakkında!.. أوَّلُ مَا خَلَقَ اللهُ الْعَقْلُ "Allah'ın yarattığı ilk şey akıldır" Hadîsi, bâtıl ve uydurma bir sözdür." (Mecmûu'l Fetâvâ, C: 1, S: 244) İbn-i Teymiyye, أوَّل kelimesinin, أوَّلَ biçiminde zarfiyyet üzere mensûb olduğunu söylemiştir. Bu durumda anlam; “Allah’ın yarattığı şeylerin evvelinde akıl vardır” ya da "akıl, Allah'ın yarattığı şeylerin evvelindedir" olur. (Aynı yer). 2 ♦ Saîd b. Cübeyr'den rivâyete göre, o şöyle demiştir: "Kim namazı kasıtlı olarak (taammuden) terk ederse kâfir olur. Kim Ramazan'dan bir gün kasden oruç yerse kâfir olur. Kim Haccı kasden terk ederse kâfir olur. Kim de zekât (vermey)i kasden terk ederse kâfir olur." (Şerhu Usûli İ'tikâdi Ehli's Sünne, İmam el-Lalekâî, Tahrîc: M. Abdüsselâm Şahîn, Dâru'l Kütübi'l İlmiyye, Beyrût-1423H, C: 1, S: 471) 3 ♦ Bakara Sûresinin tam ortasında hangi Âyet vardır? Bakara Sûresi 286 Âyettir. Bakara Sûresinin tam ortasında yani 143. Âyetinde Rabbimiz: "İşte böylece Biz sizi vasat (orta) bir ümmet kıldık..." buyurmaktadır. İslâm; vasat yani adaleti esas alan, en hayırlı, dengeli ve denge unsuru, fıtrata uygun, fıtratın değerleriyle çatışmayan, aşırılıktan, şiddet ve sapkınlıktan uzak, şirki ve küfrü reddeden, Tevhîd akîdesine ve Nebevî ahlâka dayanan İlâhî bir dindir. 4 ♦ Allah'a, hem korku hem de ümit halinde dua edilmelidir: "... (Mü'minler) Rabblerine korkarak ve ümit ederek dua ederler..." (Secde: 16) "... O'na korkarak ve umarak dua (ve itaat) edin..." (A'râf: 56) "O'na korkarak ve umarak dua (ve itaat) edin... Böyle yapınız ve hem korku, hem ümit halinde Rabbinize dua ediniz. Korku halinde ümidi, ümit halinde korkuyu bırakmayarak, daima ikisinin denklik noktasını gözeterek dua etmelidir. Çünkü Allah hem celâl sahibi, hem ikram sahibidir. Âlemde Allah'ın emri altında gece ve gündüz nasıl birbirleriyle yarış ederek gidiyorlarsa, korku ve ümit de öyledir. Bu iki ruh hâleti insanın mânevî yolda ilerlemesi (seyr-ü sülûkü)nde iki kanat gibidir. Hangisi atılsa insan yaralı bir kuş gibi uçmaktan mahrum kalır." (Elmalılı M. Hamdi Yazır, A'râf: 56. Âyetin Tefsîri) 5 ♦ Bir meseleyi özetlemek için ilim gerektiği gibi; onu açmak (şerh etmek) için de ilim gerekir. 6 ♦ Konuşulanları dinlemeyen ya da konuşanın fikirlerine önyargılı olan bir kimse, konuşanın gerçek düşüncelerini hiçbir zaman -tam olarak- bilemez! 7 ♦ Kimi, delile göre konuşur; kimi de, önce konuşur sonra konuştuğuna delil getirmeye çalışır. Olması gereken ilkidir. 8 ♦ Sad bin Bilal rahımehullâh şöyle demiştir: Kul günah işlerken dahi Allah ondan 4 nimetini esirgemez. Bunlar şunlardır: 1. Rızkını kesmez. 2. Sağlığını bozmaz. 3. Günahını açığa vurmaz. 4. Onu hemen cezalandırmaz. (Erdem Yolcusuna Uyarılar, İbn Hacer el-Askalani, İlke Yayıncılık, S: 47, 48) 9 ♦ Her davranışınız esnasında, Allah için mi yoksa nefsiniz için mi hareket ettiğinize dikkat edin! Nefsin aldatıcı talepleri karşısında, mü'minin takınacağı tavır; Allah ve Rasûlünün râzı olduğu yoldan başkasına rızâ göstermemektir. Sâlih Müslüman; içinden gelen nefsânî istek ve dürtüler karşısında, Allah'ın rızâsına uygun hareket etmeyi her şeyden daha sevimli görendir. Takvâ sahipleri, nefsin gayrimeşru arzularını ve aldatıcı isteklerini "zehir", Allah ve Rasûlünün râzı olduğu amelleri ise "bal" gibi görür ve sâlih amellerden aldığı hazzı hiçbir şeyden alamaz. Sâlih amel ile sâlih olmayan amel arasında çoğu zaman ancak basiret sahiplerinin fark edebileceği ince nüanslar vardır. Bir Müslümanın, Allah ve Rasûlünün emri olarak yaptığı bir amelin sâlih (iyi, güzel) amel olması için, kalbinin de sâlih olması gerekir. 10 ♦ Beş kişiyle arkadaşlık yapmaktan sakının! 1- Yalancıyla, 2- Arkadaşlık yaptığını küçük düşüren ahmak ve anlayışsız kişiyle, 3- Cimriyle, 4- Kendisine ihtiyacın olduğunda (ihtiyacını karşılamayıp) seni mahcup edecek mürüvvetsiz kimseyle, 5- Seni bir lokmaya satacak (dünya malına düşkün, menfaatçi) huyu bozuk kimseyle.

MUHTEFİF KONULARDA KISA KISA - 1

1 "Allah'ın yarattığı ilk şey akıldır" sözü hakkında!..

أوَّلُ مَا خَلَقَ اللهُ الْعَقْلُ

"Allah'ın yarattığı ilk şey akıldır" Hadîsi, bâtıl ve uydurma bir sözdür." (Mecmûu'l Fetâvâ, C: 1, S: 244)

İbn-i Teymiyye, أوَّل kelimesinin, أوَّلَ biçiminde zarfiyyet üzere mensûb olduğunu söylemiştir. Bu durumda anlam; “Allah’ın yarattığı şeylerin evvelinde akıl vardır” ya da "akıl, Allah'ın yarattığı şeylerin evvelindedir" olur. (Aynı yer).

2 Saîd b. Cübeyr'den rivâyete göre, o şöyle demiştir:

"Kim namazı kasıtlı olarak (taammuden) terk ederse kâfir olur. 

Kim Ramazan'dan bir gün kasden oruç yerse kâfir olur. 

Kim Haccı kasden terk ederse kâfir olur. 

Kim de zekât (vermey)i kasden terk ederse kâfir olur."

(Şerhu Usûli İ'tikâdi Ehli's Sünne, İmam el-Lalekâî, Tahrîc: M. Abdüsselâm Şahîn, Dâru'l Kütübi'l İlmiyye, Beyrût-1423H, C: 1, S: 471)

3 Bakara Sûresinin tam ortasında hangi Âyet vardır?

Bakara Sûresi 286 Âyettir. Bakara Sûresinin tam ortasında yani 143. Âyetinde Rabbimiz: "İşte böylece Biz sizi vasat (orta) bir ümmet kıldık..." buyurmaktadır.

İslâm; vasat yani adaleti esas alan, en hayırlı, dengeli ve denge unsuru, fıtrata uygun, fıtratın değerleriyle çatışmayan, aşırılıktan, şiddet ve sapkınlıktan uzak, şirki ve küfrü reddeden, Tevhîd akîdesine ve Nebevî ahlâka dayanan İlâhî bir dindir.

4 Allah'a, hem korku hem de ümit halinde dua edilmelidir:

"... (Mü'minler) Rabblerine korkarak ve ümit ederek dua ederler..." (Secde: 16)

"... O'na korkarak ve umarak dua (ve itaat) edin..." (A'râf: 56)

"O'na korkarak ve umarak dua (ve itaat) edin... Böyle yapınız ve hem korku, hem ümit halinde Rabbinize dua ediniz. Korku halinde ümidi, ümit halinde korkuyu bırakmayarak, daima ikisinin denklik noktasını gözeterek dua etmelidir. Çünkü Allah hem celâl sahibi, hem ikram sahibidir. Âlemde Allah'ın emri altında gece ve gündüz nasıl birbirleriyle yarış ederek gidiyorlarsa, korku ve ümit de öyledir. Bu iki ruh hâleti insanın mânevî yolda ilerlemesi (seyr-ü sülûkü)nde iki kanat gibidir. Hangisi atılsa insan yaralı bir kuş gibi uçmaktan mahrum kalır." (Elmalılı M. Hamdi Yazır, A'râf: 56. Âyetin Tefsîri)

5Bir meseleyi özetlemek için ilim gerektiği gibi; onu açmak (şerh etmek) için de ilim gerekir.

6 Konuşulanları dinlemeyen ya da konuşanın fikirlerine önyargılı olan bir kimse, konuşanın gerçek düşüncelerini hiçbir zaman -tam olarak- bilemez!

7 Kimi, delile göre konuşur; kimi de, önce konuşur sonra konuştuğuna delil getirmeye çalışır. Olması gereken ilkidir.

8 Sad bin Bilal rahımehullâh şöyle demiştir:

Kul günah işlerken dahi Allah ondan 4 nimetini esirgemez.

Bunlar şunlardır:

1. Rızkını kesmez.

2. Sağlığını bozmaz.

3. Günahını açığa vurmaz.

4. Onu hemen cezalandırmaz.

(Erdem Yolcusuna Uyarılar, İbn Hacer el-Askalani, İlke Yayıncılık, S: 47, 48)

9 Her davranışınız esnasında, Allah için mi yoksa nefsiniz için mi hareket ettiğinize dikkat edin!

Nefsin aldatıcı talepleri karşısında, mü'minin takınacağı tavır; Allah ve Rasûlünün râzı olduğu yoldan başkasına rızâ göstermemektir.

Sâlih Müslüman; içinden gelen nefsânî istek ve dürtüler karşısında, Allah'ın rızâsına uygun hareket etmeyi her şeyden daha sevimli görendir.

Takvâ sahipleri, nefsin gayrimeşru arzularını ve aldatıcı isteklerini "zehir", Allah ve Rasûlünün râzı olduğu amelleri ise "bal" gibi görür ve sâlih amellerden aldığı hazzı hiçbir şeyden alamaz.

Sâlih amel ile sâlih olmayan amel arasında çoğu zaman ancak basiret sahiplerinin fark edebileceği ince nüanslar vardır.

Bir Müslümanın, Allah ve Rasûlünün emri olarak yaptığı bir amelin sâlih (iyi, güzel) amel olması için, kalbinin de sâlih olması gerekir.

10 Beş kişiyle arkadaşlık yapmaktan sakının!

1- Yalancıyla,

2- Arkadaşlık yaptığını küçük düşüren ahmak ve anlayışsız kişiyle,

3- Cimriyle,

4- Kendisine ihtiyacın olduğunda (ihtiyacını karşılamayıp) seni mahcup edecek mürüvvetsiz kimseyle,

5- Seni bir lokmaya satacak (dünya malına düşkün, menfaatçi) huyu bozuk kimseyle. 

11 Kadınlar, aman dikkat!

Peygamberimiz aleyhisselâm, kadınların hislerine ve duygularına kapılarak hareket ettiklerinde, onların, hem kocalarına karşı, hem de kendilerine yapılan sayısız iyiliğe karşı nankörlük edebilecekleri hususunda uyarmaktadır!

Akıllı Müslüman kadın, Rasûlullah'ın bu uyarısını dikkate almalıdır... Kocasına karşı geldiği ve iyiliklere karşı vefâsız davrandığı için, cehenneme giden kadınlar arasında yer almamalıdır!

Mü'min kadınlar, takvâ sahibi, sâlih hanımlardan olmak için çalışmalıdırlar...

Abdullah b. Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan rivâyet edilmiştir:

Rasûlullah: “Bana ateş gösterildi. Ömrümde bugün gördüğüm kadar çirkin, berbat hiçbir manzara görmemiştim. Ve cehennem ahalisinin çoğunu kadınlar olarak gördüm” buyurdu.

Sahâbîler: “Yâ Rasûlallah, ne sebeple (kadınların çoğu cehennemlik oluyorlar)?" diye sordular.

Rasûlullah: “Küfürleri sebebiyle” buyurdu.

“Allah’ı mı inkâr ediyorlar (Allah’a iman etmiyorlar mı)?” denildi.

Rasûlullah: "Kocalarına nankörlük ederler. İyiliğe karşı nankörlük ederler. Onlardan birine ömür boyu (ya da her zaman) iyilik etsen, sonra, senden (hoşlanmadığı) bir şey görse; (hemen) 'senden asla hiçbir hayır görmedim ki!' der" buyurdu. (Buhârî, Kusûf, 9)

Abdullah b. Ömer radıyallâhu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah aleyhisselâm şöyle buyurmuştur:

“Ey kadınlar topluluğu! Sadaka verin ve çokça istiğfâr edin. Çünkü ben sizlerin cehennemliklerin çoğunluğunu teşkil ettiğinizi gördüm.”

İçlerinden akıllı bir kadın: "Ey Allah'ın Rasûlü, cehennemliklerin çoğunu bizim teşkil etmemizin sebebi nedir?" dedi.

Allah Rasûlü: "(Çünkü) çokça lânet okursunuz, kocalarınıza karşı nankörlük edersiniz. Aklı ve dini eksik olanlar arasından aklı başında birisine sizden daha çok galip geleni görmedim" buyurdu.

O kadın: "Ey Allah'ın Rasûlü! Aklın ve dinin eksik olması ne demektir?" dedi.

O: "Aklın eksikliği iki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliğine denk olmasıdır. İşte bu aklın eksikliğidir. Kadın günler boyunca namaz kılmadan bekler, Ramazanda da oruç açar. İşte dinin eksikliği de budur" buyurdu. (Müslim, Îmân, 132; İbn-i Mâce, Fiten, 19; Ayrıca Bkz: Buhârî, Hayz, 6; Zekât, 44; Savm, 41; Şehâdât, 12)

Kocaya ve iyiliğe karşı nankörlük büyük günahlardandır; çünkü cehennem ateşi tehdidi, ma’siyetin büyük olduğunun alâmetlerindendir. Hadîste, kadınların çok lanet etmeleri ve kocalarına nankörlük etmeleri nedeniyle, sadaka vermeleri, çok istiğfâr etmeleri ve sâlih amellerini artırmaları tavsiye edilmektedir. Çünkü sâlih ameller, çirkin amelleri siler. Allah Azze ve Celle: “Muhakkak iyilikler kötülükleri giderir” (Hûd: 114) buyurmaktadır.

"Ey iman edenler! Allah'tan korkun; herkes yarın için ne hazırladığına bir baksın. Allah'tan korkun. Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır." (Haşr: 18)

12 Peygambersiz ümmet olmaz, ama ümmetsiz peygamber gelip geçmiştir.

"Her ümmetin bir peygamberi vardır." (Yûnus: 47)

Rasûlullah aleyhisselâm şöyle buyurmuştur:

"Bana ümmetler arz olundu. Bir ve iki peygamber, beraberlerinde bir toplulukla geçiyordu. Bir peygamber (gördüm ki) yanında hiçbir kimse olmadığı halde geçiyordu..." (Buhârî, Tıbb, 17; Bkz: Müslim, Îmân, 374)

Allah hem peygamberlerden hem de onların ümmetlerinden râzı olsun.

13 Megalomani:

Okuduklarını, hakikatin tespitinde tek ölçü kabul eden nice zümreler vardır ki, Kur’ân ve Sünnet'in mutlak delilliğinin önüne kendi akıllarını, fıkıhlarını, kelâmlarını, yorumlarını, kıyaslarını, usûllerini ve menheclerini koymuşlardır!

Oysa bazen okunan kelâmlar, insanı Allah'ın Kelâmından alıkoyar!

Bazı usûller, usûlsüzlüktür ve insanı vahiy gerçeklerinden yorum bataklığına düşürür!

Gerçek ilim; Kur’ân ve Sünnet'i doğru fıkhetmek ve o sahîh gerçeklere uygun iman ve amel etmektir.

Bir kimsenin okuduğu ilim ve bilim ne olursa olsun, kendisine takvâ kazandırmıyorsa, faydasız ilimdir; kendisini kötülüklerden sakındırıp iyiliklere yöneltmiyorsa, bu durumda da yüklenilen o şeyler zararlı birikimlerdir!

Hayat tecrübesi içinde her insan, şu insan tiplerine çokça rastlar. Bazıları birkaç yıl bazı fikrî, ilmî veya bilimsel sahalarda okuyup okutmalarının ardına sığınarak, "İslam'ı en iyi ben bilirim" iddiasında ve havasındadırlar. Oysa o kimselerin İslam'a uygun bir yaşam tarzından, takvâdan, şüpheli şeylerden sakınmadan ve âbid, zâhid, mücâhid, muhlis, muhsin mü'minler olmadan yana hiçbir gayretleri yoktur. Bu tür insanların tek sermayesi kafalarındaki -doğru/yanlış- ma’lûmâtları ve konuşma zamanı geldiğinde ise kendilerini "söz sultanı" sanmaları ve başkalarına bilinçaltlarında neredeyse konuşma hakkı dahi tanımamalarıdır. Bu tür insanlar, son konuşma hakkının kendilerine ait olduğu kuruntusuna sahiptirler! Zira onlar her meseleyi en iyi bilenin kendileri olduğuna inanan megaloman kimselerdir.

Megalomaniye tutulmuş olan kimse, kendini herkesten çok üstün zanneder. Aslında bu psikolojik bir sorundur! Megalomani; büyüklük ve üstünlük kuruntusu demektir. Megalomani; kendini önemseme duygusunun aşırı abartılarak, kişinin kendisine gerçekliğe uymayan üstün nitelikler yakıştırması şeklinde seyreden derin bir ruhsal sorundur.

İnsanın, mutlak ve muhkem olmayan meselelerde "ben doğru söylüyorum ama sen de doğru olabilirsin" diye bir açık kapı bırakması en sağlıklı bir davranış biçimidir. Kişi zaten doğru söylüyorsa, doğrularını tahkik etmiş ve delilleri konusunda bilgilerini artırmış olacaktır. Ayrıca bu düşünce sonucunda muhatabın yanlış söylediği de ayan beyan ortaya çıkacaktır...

Megaloman kişileri davranışlarından hemen anlarsınız. Tabiî ki, şayet siz sağlıklı bir kişiliğe ve değerlendirmeye malik iseniz... Yoksa yanlış bir etkiye yanlış bir tepki göstermiş olursunuz ki, yanlış bir iken iki olur. Bir yanlışı düzelteyim derken, ikinci bir yanlış ortaya koymuş olursunuz.

İlim insana takvâ, tevazu, zühd, yumuşak huyluluk, merhamet, müsamaha, anlayış, fedakârlık ve vahiy istikametinde sebat kazandırması gerekir. İnsanın kibrini artıran şeyler faydalı ilim değildir! Öğrendikçe kişiliği gelişmeyen, prensip ve karakteri olgunlaşmayan kimse öğrendiği ilimle diyalogunu gözden geçirmelidir! İlim güzel ahlâktır. Kişi güzel ahlâka ancak Kur’ân ve Sünnet'e en güzel şekilde tâbi olarak ulaşabilir. Kişisel zaaflarıyla insanlarla münasebet kuranlar ve insanların iyiliği için iyilik ve fedakârlık yapamayanlar ama başkalarından sürekli fedakârlık bekleyenler vahye uygun hareket ettiklerini söyleyemezler!

14İman, amel ve nefis!

Harûn b. Ebî İbrâhîm el-Berîrî'den rivâyete göre, o şöyle demiştir:

"Abdullah b. Ubeyd b. Umeyr'i şöyle derken işittim:

"İman komutan, amel şoför, nefis ise inatçıdır. Komutanı zayıf olursa şoförü doğru yol tutamaz. Şoförü zayıf olursa komutanı doğru yol tutamaz."

(Şerhu Usûli İ'tikâdi Ehli's Sünne, İmam el-Lalekâî, Tahrîc: M. Abdüsselâm Şahin, Dâru'l Kütübü'l İlmiyye, Beyrût-1423H, C: 1, S: 482)

15 Kur'a ile kumarı karıştırmayalım; kur'a câizdir, kumar ise haramdır.

16 Fedakârlık ve ferâgat vasıflarını taşımayan bir kimse ehil ilim adamı değildir! O kimse ne kadar okursa okusun, fedakârlık mevzuunu öğrenmedikçe ve bunun gereğiyle amel etmedikçe firâset ve basîret sahiplerinin yanında o, değeri düşük bir altın gibidir. İnsanın kıymetini artıran şey; 'Allah için fedakârlık yapın' demeden önce, bizzat kendisinin Allah için fedakârlık yapmasıdır! Fedakâr insan olamayanlar tekâmül yaşına erişemezler. İlmî, fıkhî, fikrî ve aklî olgunluk; kişinin kendisi için istediği güzelliğin bir mislini ya da daha hayırlısını kardeşine layık görmesidir. Bu olmadan, kendisini allâme-i cihân ilan edenler ancak kendilerini ya da firâsetsiz insanları aldatabilirler. Aldatışta da aldanışta da hiçbir hayır yoktur!

17 Cimrilikle tutumluluk arasında dağlar vardır:

Cimrilik ile tutumluluk arasında hassas bir sınır vardır. "Var ama yemez ve/veya yedirmez" cimridir; "var, yer, yedirir ama israf etmez" tutumludur.

18 Üç tür arkadaş vardır:

Bazı arkadaşlar gıda gibidir; her zaman lazımdır. Bazı arkadaşlar ilaç gibidir; ihtiyacımız olduğunda lazımdır. Bazıları da hastalık gibidir; hiç lazım değildir.

19 Eskiden "zaıyf" denilen kelime şimdi "zayıf" oldu; "ıy" ters çevirildi "yı" oldu. Şimdi yazı yazarken, "Bu Hadîs zaıyftır" yazsanız, çağımızın kültürlü (!) nesli, bu ibarenizde yazım yanlışı bulur!

20 Bazen insanoğlu, "vasıflı eleman" olacağım derken, "vasıfsız insan" hâline gelebilir! Fıtrî, insânî ve İslâmî değerlerden soyutlanma pahasına elde edilen dünyevî kariyerler kazanç değil, oyalanmadır!.. Asıl kazanç; insânî ve İslâmî faziletlerle donanmış bir kişiliğe sahip olarak dünyevî makamları işgal etmektir. Bu da, insanların rızâsından önce, Allah'ın rızâsını öncelemek demektir. Oğluna: "Vali olmuşsun ama adam olamamışsın" diyen adamın hikâyesi bu durumu çok güzel özetlemektedir.

21 İlim ve takvâdan mahrûmiyet aynı zamanda fıkıh, firâset, basîret, dirâyet ve anlayış noksanlığı demektir!

22 Nefis tezkiyesinin yolu; az yemek, az uyumak ve az konuşmaktır! Doymayan nefsin açlığı ancak bu yolla kırılabilir! Nefsin isteklerini azdırmak da çok yemek, çok uyumak ve çok konuşmakla gerçekleşir! Nefsin terbiye edilmesinde halvetin yani ihtiyaç olmadıkça insanlarla çok içli dışlı olmamanın önemi de büyüktür.

23 Resime, videoya, diziye, filme bakan, okuma yetisini yitiren insan! Okumadan doğruya, gerçeğe, güzele ve güzelliklere nasıl ulaşmayı bekliyorsun?

24 İnsan, bedeni hastayken midesinin açlığını hissetmiyor. Mânen hastayken ise midesinden başka açlık hissetmiyor! Oysa insanın, doyurulması gereken üç bölgesi vardır: kalbi, kafası ve midesi. İnsan, kalbini sahîh imanla, kafasını doğru bilgiyle, midesini ise helâl rızık ile doyurduğunda; hem bedenen hem rûhen sağlıklı hale gelir.

25 Hadîs ilminden müstağni olan ma'lûmatlara "ilim" denemeyeceği gibi; Hadîs ilmine sırt dönen kimseye de "âlim" denemez!

26 "Kurban cinayettir" diyen sözde hayvan hakları savunucuları "kürtajla bebek katletmek haktır" demektedirler!

27 Reklam izlemek zorunda değiliz!

İnternette video izlerken ya da sayfa görüntülerken otomatik olarak çıkan reklamlar ve tanıtımlar internet kullanıcısına bir saygısızlıktır!

Edit: Bu konuda ciddi bir anket yapılsın, çoğunluğun böyle düşündüğü görülecektir.

28 Bahtiyar (mes'ûd) insan, kendisine nasihat edecek, hakkı söyleyecek ve yüzünü güldürecek samimi bir arkadaşa sahip olandır. Mutsuz insan ise, kendisine nasihat edecek, doğru yolu gösterecek, gönlünü ve ruhunu şenlendirecek sâlih bir arkadaşı bulunmayandır.

29 Bir zâhid der ki: Siz "ihtilât" olarak sadece kadınlara karışmaktan, onlarla içli dışlı olmaktan sakınırsınız. Biz ise, gerekmedikçe, tüm insanlarla sıkı fıkı olmaktan uzak dururuz.

30 İlimle meşguliyet sâlih ameldir.

İnsanı zararlı, faydasız, bâtıl ve boş işlerden alıkoyan en önemli sâlih amel ilimle meşguliyettir. İlimle meşgul olan kimse, hem elini, hem dilini, hem de kalbini ve gönlünü kötülüklerden temizler. İnsanlar dünyada oraya ya da buraya koştururlarken o sadece Allah'ı râzı etmenin derdindedir. Akîde de, ibâdet de, takvâ da, ihlâs da, rüşd ve olgunluk da, hikmet de, ihsân da ilim ile elde edilir... En değerli erdenlere vâsıl olan bir kimsenin değersiz ya da zararlı işlerle ve boş sözlerle uğraşmaya ric'at etmesi düşünülemez. Fakat ilimden anlamadığı halde, ilmi, nutuk atmak, hamâsî söylemlerde bulunmak, fikrî tartışmalar yapıp kalpler kırmak sananlar iyiliklerle kötülükler arasında gidip gelirler. Amelleri de insanlar için kötü örneklik teşkil eder.

31 Çocuklar, ana babalarının aynasıdır. Ebeveynler, çocuklarına nasıl bir terbiye verdiklerini görmek isterlerse onların davranışlarna baksınlar. Çocuklar bir yönüyle de, ebeveynlerine kendi hatalarını hatırlatan uyarıcılardır. Çocuklar davranış biçimleriyle: "Bak, ben böyle yapıyorum, şöyle konuşuyorum. Bu doğru mu anneciğim, babacığım?" diye hal dilleriyle konuşmaktadırlar. (Olumlu ya da olumsuz istisnâî durumlar genel kâideye zarar vermez.)

32 Münkerde ısrar eden, sâlih bir Müslüman olamayacağı gibi, bir münkeri gördüğü halde onu eliyle ya da diliyle değiştirmeye çalışmayan, bunlara güç yetiremezse, kalbiyle buğzederek o ortamı terk etmeyen kimse de sâlih bir mü'min olamaz. İnsanın bir münker karşısında sadece kalbiyle buğzetmesi imanın en aşağı seviyesidir. Bunun dışında hardal tanesi kadar bile iman yoktur.

33 Güzel sözler söylemek için çabaladığımız kadar güzel ameller işlemek için çabalasaydık, -inşâAllah- Allah katında da güzel insanlar olurduk.

34 Bizim çocukluğumuzda erkek çocukları çok haşarı, kız çocukları daha uslu idi. Zamanın değişmesiyle bu görüntü tersine döndü sanırım.

Bana öyle geliyor da olabilir. Ayrıca bu bir genelleme değildir. Mutlaka müstesnâları vardır. Coğrafya ve kültürel yapılara göre de değişim gösteren bir durumdur bu. Çocukları, haşarı da olsalar, uslu da olsalar, seviyoruz. Rabbim istikballerini İslâm eylesin.

35 Bir genç, ağzıyla kuş tutsa bile, küçüklüğünü bilmeli ve büyüklere karşı hürmette kusur etmemelidir. Genç belki çok büyük meziyetleri olduğunu sanabilir ama büyüklerin meziyeti olan tecrübenin yanında gençlerin bildikleri, yanıldıklarına dahi yetmez. Kaldı ki büyüklerin görmüş geçirmişliği, bilip öğrendikleri de genelde gençlerden fazla olur. Büyükler, küçüklere merhamet etmeli ve kusurlarına karşı anlayışlı olmalılar. Küçükler ise, büyüklere karşı saygı ve hürmette kusur etmemeliler. Büyükler, küçükleri "günahları az" diye sevsinler. Küçükler de büyükleri "bilgi, birikim, tecrübe ve anlayışları fazladır" diye hürmet etsinler. Böylece gençlerin heyecan ve enerjisiyle büyüklerin olgunluğu ve hikmeti bir araya gelmelidir ki sağlıklı bir aile ve huzurlu bir toplum olsun.

36 Kıyâmet koptuğunda o günün azâbından kurtulmak için, bugünden kendilerine yeraltında ve yerüstünde korunaklı yerleşim merkezleri inşa edenler, nükleer savaşlar vb. tehditlere karşı kıyâmet ambarlarında milyonlarca tohum, gıda ve ihtiyaç maddeleri, sayısız eşyalar stok edenler; eğer kıyâmetin ansızın vuku bulacağını bilmiş olsalardı, kıyâmetten kaçmak ve ondan korunmak için değil, kıyâmet kopmadan önce âhiret için hazırlık yaparlardı. Zira kıyâmetin vukuunu kimse geri çeviremez ve kıyâmet gerçeğinden kimse kaçamaz. Rabbimiz, o günün dehşetinden mü'minleri korusun ve hepimize Müslüman olarak ruhumuzu teslim etmeyi nasip buyursun. Âmîn.

37 Kendimizi yükseklerde görmeyelim!

Yüksek perdeden -her şeyi biliyormuş, her şeyden haberi varmış gibi- konuşma tarzından hayatım boyunca hoşlanmadım. Bence hiç kimse de hoşlanmaz. Onun için, antipatik yani insanlara itici, sevimsiz, soğuk gelen bu tavrı terk etmeliyiz. Daha yapıcı ve daha mütevazı konuşmayı denemeliyiz. Eğer insanlarla sağlıklı bir iletişim kurmak istiyorsak... İnsan, kendisinde bulunduğunu çoğu zaman kabul etmez ama ego, benlik, kendini beğenme, kibir ve çok bilmişlik insanın dengesini bozmaya yeterlidir. Topraktan yaratıldık, toprak gibi olalım. Kim kime karşı büyüklük taslıyor? Ve neden? Her şeyi yaratan ve en büyük olan ancak Allah'tır. Kul, kulluğuyla meşgul olursa, şeytan onu boş işlerle, boş sevdalarla, bâtıl sözlerle ve bâtıl amellerle meşgul edemez. Ağzımız, cehennem kapısını değil, cennet bahçelerini anımsatmalıdır. Ağzımızı açtığımızda nâr/ateş değil, nûr/ışık saçmalıyız.

38 Allah, insan diye bir canlı yaratmış ve ona "oku!" emrini bildirmiş. Fakat bugün insanlar okumayı sevmiyorlar! Bu, bir felâket değil midir?

Hadîs-i Şerîf'te geçtiği gibi, mü'min kişi cennete girinceye kadar hiçbir hayra doymaz ama günümüzde insanlar ya hayra ya da cennete tâlip değiller! Zira doymuş bir havadalar! İnsanların ilme/hayra ilgisizliğinin en belirgin göstergesi okumayı terk etmeleridir!

Herkes sanki ilme, ibâdete ve tüm hayırlara doymuş gibi -maalesef- umursamaz davranıyor! Oku kardeşim oku! Allah için oku! İçinden "ben bunları biliyorum" şeklinde nahoş bir ses işitirsen eûzü-besmele çek o vesveseden kurtulursun! Zaten bu bilgiçlik taslamak değil midir, insanı câhil bırakan şey?

Unutmayalım ki, ilim ehlinin söyledikleri ve yazdıkları ilmin vitrinidir. O vitrinin gerisinde ilmin altyapısı ve temeli vardır. İlmin atölyesi yani âlet ilimlerini tahsîl süreciyle, Şer'î ilimlerin ta'lîm ve terbiye süreçleri vardır. Sanmayalım ki, ilim süslü konuşmaktır! Hayır, süslü konuşmaya edebiyat denir; onun dahi kâide ve kuralları vardır. Herkes edebiyatçı olamaz. Halk içinde edebiyattan anlayan kimseler belki en fazla yüzde bir ila beş arasındadır. Birilerinin kaleminden ya da dilinden dökülen güzel sözleri alıp, edebiyat ve üslup becerisiyle harmanlayıp insanlara sunmak "ilim" değildir. Güzel ve doğru ise belki hikmettir! İnsan hakkı sevmedikçe ve ona uymadıkça da hikmete ulaşamaz. Her güzelliğin elde edilmesi için çalışmak gerektiğine inanan insan, dünyevî ve uhrevî hayırların kazanılması için de, çalışmak gerektiği gerçeğini ilim, iman, amel, takvâ, ihlâs ve ihsân ile bir bütün olarak kabullenmelidir. Yani zihnindeki "çalışmak gerektiği" gerçeğini bu faziletlerle bütünleştirmesi gerekir.

Çalışmayan ve üretmeyen insan, emeğin kıymetini bilmez ve takdir edemez. Emeğin değerini bilmeyen kişi, karşılaştığı/karşısına çıkan hayırları "çalışmadan kazanılan menfaat gibi" görür ve önemsenmez. Oysa hayır adına biraz bir şeyler yapmaya çalışan kimse, o hayırların daha güzelini görürse sevinçten gözleri parlar ve hayırlardan hayırhah olmaya çalışır. Kadirşinas ve hayırhah olalım inşâAllah.

39 Baldır ve uyluk neresidir?

Türkiye'de pek çok insan uyluk ile baldırı karıştırır. Baldır denilince pek çoğunun aklına kalça ile diz kapağı arasındaki bölge gelir. Oysa o kısmın adı uyluktur. Baldır ise; bacağın diz ile ayak bileği arasındaki bölümüdür.

Türkçe'de "baldır bacak" tabiri "açık saçıklık, yarı çıplak, kadın bacağının açık saçık görülmesi" anlamlarında kullanılmaktadır.

40 Ma'kıl b. Yesâr radıyallâhu anh'dan rivâyete göre Rasûlullah aleyhisselâm şöyle buyurmuştur:

العِبَادَةُ فى الهَرْجِ كهِجْرةٍ إلَيَّ

"Herc (fitne) zamanında ibâdet etmek bana hicret etmek gibidir." (Müslim, Fiten, 130; Bkz: Tirmizî, Fiten, 31)

"Burada "herc"den kasıt fitne ve insanların işlerinin karmakarışık bir hal almasıdır. Bu zamanda ibâdetin çokça faziletli olmasının sebebi ise insanların ibâdetten yana gaflete düşmeleri, ibâdeti bırakıp başka şeylerle uğraşmaları, ancak sınırlı kimseler dışında kendisini ibâdete ayıran kimselerin bulunmaması dolayısıyladır." (El-Minhâc fî Şerhi Sahîh-i Müslim, Fiten 26. bâbın Hadîslerinin Şerhi)

41Eğer bugün insanlar, Hz. Ebû Bekir’i, Hz. Ömer’i, Hz. Osman’ı, Hz. Ali’yi, Hz. Hamza’yı, Hz. Mus’ab b. Umeyr’i, Hz. Talha b. Ubeydullah’ı, Hz. Zübeyr b. Avvâm’ı, Hz. Sa’d b. Ebî Vakkâs’ı, Hz. Ubeyde b. Cerrâh’ı, Hz. Hâlid b. Velîd’i ve diğer Ashâb-ı Kirâm radıyallâhu anhüm ecmeîn’i bilmiş olsalardı, onlardan başka kahraman tanımazlardı, başkalarına hayranlık duymazlardı! Çünkü Muhâcirlerin ve Ensâr’ın öncü şahsiyetlerinin yanında dünyanın tüm kahramanları(!) sahte ve yapaydır, film ve kurgu kahramanıdır.

42 Sağ ve sol yanımızda hazır bulunup yaptıklarımızı yazan iki melek bulunmaktadır...

"Unutma ki, sağında ve solunda oturan, yaptıklarını tespit eden iki (melek) vardır. O bir söz söylemeye dursun, mutlak onun yanında görüp gözetlemeye hazır bir (melek) vardır." (Kâf: 17, 18)

Sağımızdaki melek iyiliklerimizi, solumuzdaki melek ise kötülüklerimizi yazmakla memurdur. Günah işlerken, hiç değilse o günahsız kullardan utanmak gerekir!

43 Zünnûn rahımehullâh'tan rivâyete göre o şöyle demiştir:

وَ عَنْ ذى النُّونِ رَحِمَهُ اللَّهُ: أصْوَنُ النَّاسِ لِنَفْسِهِ أمْسَكُهُمْ لِلِسَانِهِ

"İnsanlar arasında kendisini en iyi koruyan kimse dilini en çok tutabilendir." (El-Minhâc fî Şerhi Sahîh-i Müslim, C: 2, S: 20)

44 Allah’ım seni sevmeyi, seni sevenleri sevmeyi ve senin sevgine ulaştıran amelleri sevmeyi bize nasip eyle... Âmîn!

عَنْ أَبِي الدَّرْدَاءِ ، قَالَ : قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: كَانَ مِنْ دُعَاءِ دَاوُدَ يَقُولُ : اللَّهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ حُبَّكَ ، وَحُبَّ مَنْ يُحِبُّكَ وَالْعَمَلِ الَّذِي يُبَلِّغُنِى حُبَّكَ ، اللَّهُمَّ اجْعَلْ حُبَّكَ أَحَبَّ إِلَىَّ مِنْ نَفْسِى وَأَهْلِى وَمِنَ الْمَاءِ الْبَارِدِ . قَالَ : وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِذَا ذَكَرَ دَاوُدَ يُحَدِّثُ عَنْهُ ، قَالَ : كَانَ أَعْبَدَ الْبَشَرِ

Ebû'd Derdâ radıyallâhu anh'den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah aleyhisselâm şöyle buyurdu: Dâvud Peygamber şöyle dua ederdi: "Allah'ım, Sen'den, Seni sevmeyi, Seni seven kişiyi sevmeyi, Senin sevgine ulaştıran amel yapmayı isterim. Allah'ım Senin sevgini bana kendimden, ailemden ve soğuk sudan daha sevimli eyle."

Ebû'd Derdâ diyor ki: Rasûlullah aleyhisselâm, Dâvud'u andığı zaman ondan bahseder ve insanların en çok ibâdet edeniydi, derdi. (Tirmizî, Deavât, 73)

45 Dilenen doymaz, dilendiğinde bereket olmaz!

Peygamberimiz () şöyle buyurmuştur:

"Ben ancak bir hazine bekçisiyim; her kime gönül hoşluğu ile bir şeyler verecek olursam, o kimseye o verdiğim mübarek kılınır. Her kime de dilendiği ve açgözlülük ettiği için bir şeyler verecek olursam, o kişi yeyip de bir türlü doymayan kimse gibi olur." (Müslim, Zekât, 98)

Rasûlullah () yine şöyle buyurmuştur:

"Dilenirken aşırı ısrarcı olmayınız. Allah'a yemin olsun ki, sizden birisi benden bir şey isteyip de onun bu isteyişi benden bir şeyler çıkarıp vermemi -ben hoşlanmadığım halde- sağlayacak olsa dahi benim kendisine verdiğim o şeyde ona bereket ihsan edilmez." (Müslim, Zekât, 99)

46 Toplum olarak, "de" ve "ki" bağlaçlarını ayrı yazmayı öğrenemedik!

"Dahi, bile" anlamındaki "de" bağlacı ve "ki" bağlacı bitiştiği kelimeden ayrı yazılır:

√ “Dahi” anlamındaki “de” ile, ismin “de” halini birbirine karıştırmamak gerekir. “Dahi, bile” anlamındaki “de” ayrı yazılır. Yani “bende geldim, sende gittin” denmez, “ben de, sen de” denir. İsmin “de” hali bitişik yazılır. “Evde, okulda, çarşıda” gibi.

√ Ki” bağlacı kelimeden ayrı yazılır. “Ben ki, demek ki, kaldı ki, bilmem ki, yeter ki” gibi.

“Ki” bağlacı bazı kelimelerde kalıplaşmış olduğu için bitişik yazılır. “Çünkü, belki, sanki, oysaki, meğerki, mademki, halbuki” gibi.

Şüphe ve pekiştirme bildiren “ki” eki ayrı yazılır. “Eve geldi mi ki?”, “Onu öyle göreceğim geldi ki” gibi.

√ Aitlik bildiren “ki” eki bitişik yazılır. “Okuldaki, radyodaki” gibi.

Bu “ki” eki, özel ismin sonuna getirilirse, durum bildiren “de, da” ekleri kesme işâreti ile ayrılır ve “ki” eki buna bitiştirilir. “İstanbul’daki tarihi eserler yok olmaya yüz tutmuş durumdadır” gibi.

Maalesef ki, bu kuralları tam olarak bilen ve uygulayan kişilerin sayısı oldukça azdır!

47 Muhabbet (sevgi) nedir?

Kâdî Iyâz rahımehullâh demiştir ki:

وَبِالْجُمْلَةِ أصْلُ الْمَحَبَّةِ الْمَيْلُ إلَى مَا يُوَافِقُ الْمُحِبُّ

"Özetle söyleyecek olursak; muhabbet (sevgi)nin esası, sevenin uygun bulduğu şeylere eğilim göstermek, onlara meyletmektir." (El-Minhâc fî Şerhi Sahîh-i Müslim, C: 2, S: 14)

48 Mü'min yalancı olur mu?

"Safvân b. Süleym radıyallâhu anh der ki: Rasûlullah aleyhisselâm'a:

قِيلَ لِرَسُولِ اللَّهِ : أيَكُونُ الْمُؤْمِنُ جَبَانًا ؟ قَالَ نَعَمْ ! قِيلَ لَهُ : أيَكُونُ الْمُؤْمِنُ بَخِيلاً ؟ قَالَ نَعَمْ ! قِيلَ لَهُ : أيَكُونُ الْمُؤْمِنُ كَذّابًا ؟ قَال لا

– Mü'min korkak olur mu? Diye soruldu.

– "Evet" buyurdu.

– Mü'min cimri olur mu? Diye soruldu.

– "Evet" buyurdu.

– Mü'min yalancı olur mu? Diye sorulunca:

– "Hayır" buyurdu." (Muvatta', Kelâm, 19)

49 Allah’ım! ...

Peygamberimiz aleyhisselâm şöyle buyurmuştur:

اللهم إنى أعوذ بك من قلبٍ لا يَخشَعْ ومن دعاءٍ لا يُسْمَعُ ومن نفسٍ لا تَشْبَعُ ومن علمٍ لا يَنْفَعُ أعوذ بك من هؤلاء الأرْبَعِ

"Allah'ım huşu duymayan kalpten, kulak verilmeyen duadan, doymayan nefisten, faydasız ilimden Sana sığınırım. Bu dört şeyden Sana sığınırım." (Tirmizî, Deavât, 69, H. No: 3482)

"Allah'ım huşu duymayan kalpten, kulak verilmeyen duadan, doymayan nefisten, faydasız ilimden Sana sığınırım. Bu dört şeyden Sana sığınırım." (Tirmizî, Deavât, 69, H. No: 3482)

اللَّهُمَّ انْفَعْنِى بِمَا عَلَّمْتَنِى وَعَلِّمْنِى مَا يَنْفَعُنِى وَزِدْنِى عِلْمًا الْحَمْدُ لِلَّهِ عَلَى كُلِّ حَالٍ وَأَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْ حَالِ أهْلِ النَّارِ

"Allah'ım, bana öğrettiklerinle beni faydalandır, bana fayda sağlayacak ilim öğret, ilmimi artır. Her hâlükârda sana hamdolsun. Cehennem ehlinin hâlinden Allah'a sığınırım." (Tirmizî, Deavât, 129, H. No: 3599)

50 Müslüman, Müslüman kardeşinin gıyâbında onun için dua etme alışkanlığı kazanmalıdır:

Peygamberimiz buyurdu:

مَا دَعْوَةٌ أسْرَعَ إجَابَةً مِنْ دَعْوَةِ غَائِبٍ لِغَائِبٍ

“Hiçbir dua; kabul yönünden, ğâibin ğâip hakkında (Müslümanlar birbirlerinin arkasından, haberleri yokken) yaptığı duadan daha hızlı değildir.” (Tirmizî, Birr, 50)

Ey diliyle Müslüman olduğunu söyleyen ama kalbine iman işlememiş kimse!

Peygamberimiz buyurdu:

يَا مَعْشَرَ مَنْ أَسْلَمَ بِلِسَانِهِ وَلَمْ يُفْضِ الإِيمَانُ إِلَى قَلْبِهِ، لا تُؤْذُوا المُسْلِمِينَ وَلا تُعَيِّرُوهُمْ وَلا تَتَّبِعُوا عَوْرَاتِهِمْ، فَإِنَّهُ مَنْ تَتَبَّعَ عَوْرَةَ أَخِيهِ المُسْلِمِ تَتَبَّعَ اللَّهُ عَوْرَتَهُ، وَمَنْ تَتَبَّعَ اللَّهُ عَوْرَتَهُ يَفْضَحْهُ وَلَوْ فِى جَوْفِ رَحْلِهِ

“Ey diliyle Müslüman olduğunu söyleyen ve kalbine iman işlememiş kimseler! Müslümanları üzmeyin, onları ayıplamayın onların kusurlarını araştırmayın! Her kim Müslüman kardeşinin ayıbını araştırırsa: Allah onun ayıbını ortaya çıkarır. Allah her kimin ayıbını ortaya çıkarırsa, evinin içinde bile olsa onu rezil rüsva eder.” (Tirmizî, Birr, 85)

Şeytan, Müslümanların arasına fitne sokup, onları birbirine düşürmek ister:

Peygamberimiz buyurdu:

إنَّ الشَّيْطَانَ قَدْ يَئِسَ أنْ يَعْبُدَهُ الْمُصَلُّونَ وَلكِنْ فِى التَّحْريشِ بَيْنَهُمْ

“Şeytan, namaz kılan Müslümanların kendisine ibâdet etmesinden ümidini kesmiştir. Fakat tahrîş (onların arasını açma, aralarına fitne sokma ve birbirlerine düşürme) hususunda ümitlidir.” (Tirmizî, Birr, 25)

51 Müslümanın gece hayatı; farz ve nâfile ibâdetlerle Allah'a kulluk etmek, seher vakitlerinde ise dua, tevbe ve istiğfâr etmektir:

Kullarının gecesine bile karışan Allah, gündüz neler yapacaklarına ve nasıl yaşayacaklarına karışmaz mı?

Gece üç bölüme taksim edilir:

Kadir gecesi dışındaki diğer gecelerde; farz, gecenin ilk üçte birinde, nâfile, gecenin üçte ikisinde yani ortasında, dua ise, gecenin sonunda yani seherde müstehabdır.

52 Türkçe’yi doğru kullanalım!

Açık saçık: Dekolte, müstehcen demektir.

Açık seçik: Çok açık şekilde, kolay anlaşılır, kolay seçilen demektir.

Bazı insanlar: “Arkadaş, açık saçık konuş” diyor ve bununla apaçık ve anlaşılır şekilde konuşulmasını kastediyor. Oysaki o kişi, bilmeden “müstehcen konuş” demiş olmaktadır; ama farkında bile değildir! İnsanlara hitâp eden bir kimsenin dilden habersiz olması büyük bir eksikliktir!

53 Rabbimiz: "Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır" (Kadr: 3) buyurmuştur. Neden "bin ay" denmiştir de, "bin yıl" yahut da "bin asır" buyurulmamıştır?

Bu Âyette Kadir gecesinin tafdîlinde "bin" sayısının ölçü gösterilmesi, tahsîs için değil, teksîr içindir. Yani buradaki bu tafdîl bin ay/83 küsur yıl ile sınırlı değildir; asgarî bu fazilet vardır, demektir.

Yüce Rabbimizin, bu sûrede "bin ay" tabirini kullanmasıyla alâkalı olarak müfessirler birçok açıklamalar yapmışlardır.

54 Günün sorusu “takv┠konusu:

Müslüman; “korkarsa, sakınırsa, vahiyle yol bulursa, müttakî olursa”, Allah ona ne ihsân eder?

A- İyiliklerinin mükâfatını zayi etmez (Yûsuf: 90). 

B- Ona bir çıkış yolu ihsân eder (Talâk: 2).

C- Ummadığı bir yerden rızıklandırır (Talâk: 3).

D- Allah, ona işinde kolaylık verir (Talâk: 4).

E- Allah, onun günahlarını örter ve mükâfatını büyütür (Talâk: 5).

F- Hepsi.

55 İlim yolu cennet yoludur:

مَنْ سَلَكَ طَرِيقًا يَلْتَمِسُ فِيهِ عِلْمًا سَهَّلَ اللَّهُ لَهُ طَرِيقًا إِلَى الْجَنَّةِ

"Her kim ilim tahsil edeceği bir yola girerse, Allah, cennete giden yolu onun için kolaylaştırır." (Tirmizî, İlm, 2)

İlim talebesi "Allah yolunda"dır:

مَنْ خَرَجَ فِى طَلَبِ الْعِلْمِ كَانَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ حَتَّى يَرْجِعَ

"Kim ilim talep etmek için (yola) çıkarsa, (evine) dönünceye kadar Allah yolunda olur." (Tirmizî, İlm, 2)

İlim talep etmek, geçmiş günahlara keffâret olur:

مَنْ طَلَبَ الْعِلْمَ كَانَ كَفَّارَةٌ لِمَا مَضَى

“Kim ilim talep ederse, bu, onun geçmiş günahlarına keffâret olur." (Tirmizî, İlm, 2)

İlim, Allah rızâsı için öğrenilir:

مَنْ تَعَلَّمَ عِلْمًا لِغَيْرِ اللَّهِ أوْ أرَادَ بِهِ غَيْرَ اللَّهِ فَلْيَتَبَوَّأ مَقْعَدَهُ مِنْ النَّارِ

"Kim, Allah'tan başkası için ilim öğrenirse ya da o ilimle Allah'tan başkasının rızâsını isterse, cehennemdeki yerine hazırlansın." (Tirmizî, İlm, 6)

Şeytana bir âlim, bin âbid'den daha çetindir:

فَقِيهٌ أشَدُّ عَلَى الشَّيْطَانِ مِنْ ألْفِ عَابِدٍ

"Bir fakih (âlim), şeytana bin âbid (ibâdet eden)den daha çetin (dirençli)dir." (Tirmizî, İlm, 19)

Rabbimiz buyurdu:

قُلْ هَلْ يَسْتَوِى الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لا يَعْلَمُونَ إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أولُوا الألْبَابِ

"De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak özlü akıl sahipleri öğüt alır." (Zümer: 9)

56 Bütün günlerin Hadîs-i Şerîf’i:

لاَ تَدْخُلُونَ الجَنَّةَ حَتَّى تُؤْمِنُوا وَلا تُؤْمِنُوا حَتَّى تَحَابُّوا، أَوَلاَ أدُلُّكُمْ عَلَى شَيْئٍ إذا فَعَلْتُمُوهُ تَحاَبَبْتُم؟ أفْشُوا السَّلاَمَ بَيْنَكُمْ

"Siz, iman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız." (Müslim, Îmân, 93, 94; Bkz: Tirmizî, Kıyâmet, 56)

57 Amelleri boşa giden fesâtçılar!

۱- "Onlara: ‘Yeryüzünde fesât çıkarmayın’ denildiği zaman: ‘Biz ancak ıslah edicileriz’ derler. Dikkat edin, şüphesiz ki onlar fesât çıkaranların tâ kendileridir. Fakat farkına varamazlar." (Bakara: 11, 12)

۲- "De ki: 'Amelleri bakımından en çok ziyana uğrayanları size haber vereyim mi? Onlar o kimselerdir ki, dünya hayatında yaptıkları boşa gitmiştir, üstelik kendilerinin muhakkak iyi yaptıklarını zannederler. Onlar Rabblerinin Âyetlerini ve O'na kavuşmayı inkâr edip amelleri boşa gitmiş olanlardır. Biz kıyâmet günü onlar için hiçbir ölçü tutmayacağız (terazi kurmayacağız). İşte böyle; onların cezâsı kâfir oldukları, Âyetlerimi yalanladıkları ve peygamberlerimi alaya aldıkları için, cehennemdir.'" (Kehf: 103-106)

۳- "... Şeytan onlara amellerini süslü göstermiş ve onları doğru yoldan alıkoymuş. Onun için onlar, doğru yola gelemiyorlar." (Neml: 24)

٤- "Allah'a andolsun ki, Biz senden önceki ümmetlere de peygamberler gönderdik. Şeytan onların yaptıklarını kendilerine süsleyip hoş göstermiştir. İşte o, bugün de onların velisidir. Onlara çok acıklı bir azap da vardır." (Nahl: 63)

58 İnsanın ar damarının çatlaması; kendisini ahlâksızlıklardan önleyecek bir imanının ve insanların ayıplamasından çekinecek bir utanma duygusunun kalmamasıdır!

59 Özgürlüğü çıplaklık sanan bir zihniyet, kışın giyinmeye ve özgürlüğünden vazgeçmeye mahkûmdur!

60 Mısırlı Reşat Halife denen adamın kurduğu "On Dokuzcular Dini"nin bâtıllığı güneş gibi açıktır!

"Onun (Sekar'ın yani cehennemin) üzerinde on dokuz (melek) vardır. Biz, cehennem bekçilerini yalnız meleklerden yaptık. Onların sayısını da inkâr edenler için ancak bir fitne kıldık..." (Müddessir: 30, 31)

61 Sigara içen kimseler, toplu yaşam alanlarında Ramazan ayında bile sigarayla vedalaşmak istemeseler de, sigara içmeyen Müslümanlar iftar ve sahur vakitlerinde sigaranın rahatsız eden o kesif kokusunu teneffüs etmek istememektedirler!

62İnsanlık için en korkunç felâket; dar kafalılık, anlayışsızlık ve önyargıdır!

63 "Erkekler ağlamaz" diye bir söz vardır. Bu söz, Şer'î esaslara, fıtrata ve bilime aykırıdır! Bence o sözün doğrusu "Erkekler oynamaz" şeklindedir.

64 Ecdâd: "Yoldan kal, yoldaştan kalma!" demişler... Bu güzel sözü söyleyebilmek değil, yaşayabilmek erdemdir! Ecdâd; yoldaşı, dostu, yoldan, işten güçten, şahsî çıkarlarından daha üstün saymışlar. Öyle olduğu içindir ki, bu sözü söylemeye lâyık olmuşlar. Günümüzde her yolda değil, her adımda çıkar hesabı yapan torunlar acaba kimin evlatlarıdır? Dedeler öyle torunlar böyle!

65 Âhirete inanmayan kâfirler bile, "Eğer bir âhiret hayatı varsa, orada da biz nimetler içinde olacağız" ümniyyesindedirler!

Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

أَيَطْمَعُ كُلُّ امْرِئٍ مِنْهُمْ أَنْ يُدْخَلَ جَنَّةَ نَعِيمٍ

"Acaba onların (kâfirlerin) her biri Naîm cennetine koyulmayı mı ümid eder?" (Meâric: 38)

Meâric Sûresinin 38. Âyetini, Kalem Sûresinin 34-41. Âyetlerini göz önünde tutarak anlamak gerekir. Rabbimiz, o bölümde, Mekkeli kâfirlerin: "Eğer bir âhiret hayatı olursa, orada da bu dünyada olduğu gibi biz istifâde edeceğiz; siz ise bu dünyada olduğunuz gibi mahrûm kalacaksınız" biçimindeki iddialarına cevap vermektedir.

66 Kıyâmet günü Kur’ân-ı Kerîm, kendi ashâbına şefaat edecektir:

Rasûlullah aleyhisselâm buyurmuştur ki:

اقرأوا القرآن فإنّه يأتي يوم القيامة شفيعاً لأصحابه

"Kur’ân'ı okuyunuz; çünkü Kur’ân kıyâmet gününde kendi ashâbına şefaat edici olarak gelecektir." (Müslim, Kitâbu Salâti'l Musâfirîn ve Kasrihâ/Yolcuların Namazı ve Namazın Kısaltılması Kitâbı, 252)

67 Öyle bir zaman gelecek ki, Müslüman olmak avuç içinde ateş tutmak gibi olacaktır:

Enes b. Mâlik'ten rivâyete göre, Rasûlullah aleyhisselâm şöyle buyurmuştur:

يَأتِى عَلى النَاسِ زَمَانٌ الصَّابِرُ فِيهِمْ عَلَى دِينِهِ كَالْقَابِضِ عَلَى الْجَمْرِ

"İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o insanlar arasında dini hususunda sabreden (direnç gösteren, Müslümanca yaşayan) kimse, kor haline gelmiş ateş avuçlayan kişi gibi olacaktır." (Tirmizî, Fiten, 73)

68 Sâlih (hayırlı) arkadaş edinmek için okunacak dua:

Hureys b. Kabîsa radıyallâhu anh, Medîne'ye gelince aşağıdaki şekilde dua etmiştir. Rabbimiz de kendisini Ebû Hüreyre radıyallâhu anh ile karşılaştırmıştır.

اللَّهُمَّ يَسِّرْ لِى جَلِيسًا صَالِحًا

"Allah’ım! Bana sâlih bir arkadaş nasip et.” (Tirmizî, Salât, 305)

69 Rahmân’a sevgili, dilde hafif, mîzânda ağır iki kelime:

- Ebû Mûsâ el-Eş’arî radıyallâhu anh şöyle demiştir: Rasûlullah aleyhisselâm şöyle buyurdu:

مَثَلُ الَّذِى يَذْكُرُ رَبَّهُ وَالَّذِى لا يَذْكُرُ مَثَلُ الْحَىِّ وَالْمَيِّتِ

“Rabbini zikreden kimse ile zikretmeyen kimsenin benzeri, diri ile ölü gibidir.” (Buhârî, Deavât, 66)

- Ebû Hüreyre radıyallâhu anh’ın rivâyetine göre, Rasûlullah aleyhisselâm şöyle buyurmuştur:

“Her kim günde 100 defa:

سُبْحَانَ اللهِ وَبِحَمْدِهِ

“Sübhânallâhi ve bi-hamdihi” (Allah’ı tesbîh ve hamdederim) derse; günahları -deniz köpüğü kadar olsa bile- affedilir.” (Buhârî, Deavât, 65)

- Ebû Hüreyre radıyallâhu anh’ın haber verdiğine göre, Rasûlullah aleyhisselâm şöyle buyurmuştur:

كَلِمَتَانِ خَفِيفَتَانِ عَلَى اللِّسَانِ، ثَقِيلَتَانِ فِى الْمِيزَانِ، حَبِيبَتَانِ إلَى الرَّحْمَنِ

“Dilde hafif, mîzânda ağır ve Rahmân’a sevgili iki kelime (cümle) vardır:

سُبْحَانَ اللهِ الْعَظِيمِ، سُبْحَانَ اللهِ وَبِحَمْدِهِ

Sübhânallâhi’l-azîm, Sübhânallâhi ve bi-hamdihi. (Buhârî, Deavât, 65)

- Ebû Hüreyre radıyallâhu anh’ın rivâyetine göre, Peygamber aleyhisselâm şöyle buyurdu:

كَلِمَتَانِ حَبِيبَتَانِ إلَى الرَّحْمَنِ، خَفِيفَتَانِ عَلَى اللِّسَانِ، ثَقِيلَتَانِ فِى الْمِيزَانِ

Rahmân’a sevgili, dilde hafif, mîzânda ağır iki kelime vardır:

سُبْحَانَ اللهِ وَبِحَمْدِهِ، سُبْحَانَ اللهِ الْعَظِيمِ

Sübhânallâhi ve bi-hamdihi, Sübhânallâhi’l-azîm. (Buhârî, Tevhîd, 59)

70 Peygamber aleyhisselâm şöyle derdi:

اللَّهُمَّ إنِّى أسْألُكَ الْهُدَى وَالتُّقَى وَالْعَفَافَ وَالْغِنَى

“Allah’ım, Sen’den hidâyet, takvâlı olmak, iffetli olmak ve zenginlik dilerim.” (Müslim, Zikir, Dua, Tevbe ve İstiğfâr Kitâbı, 72)

71 Medyada bazı meşhur beyzâdelerin yazı, yorum ve twitlerini okuyunca, ne yazık ki birilerinin  خَالِفْ تُعْرَفْ  “hâlif tu'raf” yani “muhâlefet et, tanınırsın” sözünü kendilerine düstur edindiklerini görüyoruz!

72 Enes b. Mâlik radıyallâhu anh dedi ki: Peygamber aleyhisselâm şu duaları yapardı:

اللَّهُمَّ إنِّى أعُوذُ بِكَ مِنَ الْبُخْلِ وَالْكَسَلِ وَأرْذَلِ الْعُمْرِ وَعَذَابِ الْقَبْرِ وَفِتْنَةِ الْمَحْيَا وَالْمَمَاتِ

"Allah'ım, ben cimrilikten, tembellikten, ömrün en rezil hâlinden, kabir azâbından, yaşamanın ve ölümün fitnesinden Sana sığınırım." (Müslim, Zikir, Dua, Tevbe ve İstiğfâr Kitâbı, 52)

73 Allah'ım, âcizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, (kötü) ihtiyarlıktan ve kabir azâbından sana sığınırım...

Zeyd b. Erkam'ın rivâyet edip bildirdiğine göre, Rasûlullah aleyhisselâm şöyle derdi:

اللهم إنى أعوذ بك من العجز، والكسل، والجبن، والبخل، والهرم، وعذاب القبر، اللهم آت نفسى تقواها، وزكها أنت خير من زكاها. أنت وليها ومولاها. اللهم إنى أعوذ بك من علم لا ينفع، ومن قلب لا يخشع، ومن نفس لا تشبع، ومن دعوة لا يستجاب لها

"Allah'ım, âcizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, ihtiyarlıktan (kötü yaşlanmaktan, bunamaktan, erzel-i ömr/ömrün en kötü haline döndürülmekten) ve kabir azâbından Sana sığınırım. Allah'ım, nefsime takvâsını ver ve onu tertemiz et. Sen onu tertemiz edenlerin en hayırlısısın. Sen onun hem velisisin, hem mevlâsısın. Allah'ım, ben fayda vermeyen ilimden, huşu duymayan kalpten, doymayan nefisten ve kendisine icâbet olunmayan (kabul olunmayan) bir duadan Sana sığınırım." (Müslim, Zikir, Duâ, Tevbe ve İstiğfâr Kitâbı, 73)

اللهم آمين Allah'ım, kabul buyur.

74 Eskilerde "aklıselim, âkil, ârif, hâkim" denilen kimseler iman, ilim, irfân, hikmet, edeb, takvâ, firâset, basiret ve tecrübe sahibi kimselerdi. Câhilî toplumlarda ise, makam, mevki, iktidar, itibar, şöhret ve servet sahibi kimselere bu sıfatlar yakıştırılmaktadır! Çünkü toplumların bir kısmının beğenisini kazanmak, ekonomik bir güce sahip olmak, tanınmak, alkışlanmak ve insanlar üzerinde belli ölçüde söz, yetki ve etki ile etkin olmak başlı başına yeterli bir meziyet kabul edilmektedir. Bu tür kimseler, yukarıda saydığımız manevî değerlerden mahrum olsalar da, bunun sonuca tesir edici bir önemi yoktur!

75 İlim, sâlih amel, ihlâs:

Şayet ilim amel olmadan fayda verseydi, o takdirde Allah Teâlâ kitap ehlinden olan hahamları yermezdi. Amel de ihlâs olmadan fayda verseydi, o zaman da münâfıkları yermezdi.

76 Horoz dövüştürmek de insanların fikirlerini çarpıştırmak ve bunları bir köşeden keyifle izlemek de Allah'ın rızâsına ve Şer'î maslahatlara aykırıdır!

Sosyal hayatta veya sosyal paylaşım sitelerinde bir tartışma konusu açıp, -horoz dövüştürmeyi seven kimseler gibi- bir kenara çekilip o insanların birbirleriyle tartışmalarını, birbirlerinin kirli çamaşırlarını -tecessüs edercesine- ortaya saçmaları seyredenlerin, arada bir kısırlaşmaya ve durgunlaşmaya yüz tutan tartışmaya dâhil olup tartışmayı körüklercesine ortaya tartışmayı hararetlendirici ve hızlandırıcı sözler ve fikirler atanların amelinde de, içerisinde fitne, fesât, küfür, tekfîr, hakaret, sû-i zann, gıybet ve türlü türlü taşkınlıklar ve hikmetten yoksun sözlerin bulunduğu diyaloglarda da bir hayır ve maslahat yoktur!

77 Kadınların mehirlerine el koymak!

Bir erkek karısının mehrine nasıl göz diker; anlamak çok güç!

Kadınlara verilmesini Allah'ın farz kıldığı mehri verip de evlendikten sonra 6 ay ile 9 ay içerisinde hemen geri alıp yıllarca hanımının hakkı olan mehrini geri ödememek günah ve kul hakkıdır.

Maalesef ki günümüzde en yaygın sorunlardan birisi, kadınların mehrine göz dikmektir. Borç adı altında alındığı halde yıllar geçmesine rağmen borcunu ödemeyen erkekler haram işlemektedirler!

78 "Sınırı aşanlar helâk oldu" (Hz. Muhammed aleyhisselâm)

Rasûlullah aleyhisselâm:

قَالَ رَسُولُ اللهِ عليه السلام: هَلَكَ الْمُتَنَطِّعُونَ قَالَهَا ثَلاَثاً

"(Söz ve fiillerinde) sınırı aşanlar helâk olmuştur" buyurdu ve bunu üç defa tekrar etti. (Müslim, İlm, 7)

79İnsanın hası; sinirli ve kızgın olduğunda belli olur. Soğukkanlı ve aklıselim davranabiliyorsa, o kimse olgundur. Sinirlendiğinde kendini kaybedip nefsî davranışlar sergiliyorsa o kimse de, çiğ ve hamdır!

80 İnsanda aranan en önemli şey, karakter düzgünlüğüdür. Kişilik ve karakterin sağlam ve sağlıklı olması en değerli hazinedir. Bu hazineye paha biçilemez!

81 "Kur’ân Müslümanlığı" tabiri; Sünnet-i Seniyye ve Hadîs-i Şerîf muhâlifliğidir!

82 İnsanları affetmeyi öğreniniz: Hataların en ehveni; affetmede hata etmektir.

Aleyhte delil olmayan herkes ve her şey hakkında hüsn-ü zan yaparak sevap kazanınız: Sû-i zan'da hata etmektense hüsn-ü zan'da hata ediniz.

Merhametiniz dilinizde değil, fiilinizde olsun: Müslüman bir karıncayı bile incitmekten sakınandır.

83 Gökleri, yeri, denizleri, dağları, göklerdeki yıldız ve gezegenleri, denizdeki canlıları, toprağın üstündekileri ve altındakileri, gözümüzün gördüğü ve görmediği şu uçsuz bucaksız âlemi yarattığı halde, kendi yarattığı insanlara ve cinlere dünya ve âhiret saâdetini temin edecek hikmetli hükümler gönderip, onları idare etmekten, onlara söz geçirmekten ve kâinâttaki her şey üzerinde mutlak güç, irâde ve ilim sahibi olmaktan -hâşâ- âciz, noksan ya da gâfil bir Allah inancı şirk'in tâ kendisidir.

84 Gerçek dost; küçük bir sorun yaşadığınızda onu büyütmeyendir. Sahte dost ise; incir kabuğunu doldurmayan bir sorun yaşadığınızda onun üzerine kabartma tozu atan, sorunu körükledikçe körükleyen, yaydıkça yayan, saçtıkça saçandır. İlkiyle muhabbetiniz bol olsun, ikincisi için nefesinizi tüketmeyin!

85 Zikir ve hikmetten yoksun her konuşma gevezelik; tefekkürden yoksun her susma da gaflettir. (Bakış ibret, susma fikret, konuşma da zikir için olmalıdır.)

86 Dinlemek ve anlamak istemeyen bir kimseye hitaben konuşmak, karşında olmayan bir kişiye konuşmak gibidir.

87 "Zulüm bizdense, ben bizden değilim." 

16 Mart 2003'te yaklaşık iki aydır barış gönüllüsü olarak bulunduğu Gazze'de, Filistinli bir ailenin evinin yıkılmasını engellemeye çalışırken bir İsrail buldozeri tarafından ezilerek öldürülen Amerikalı Rachel Corrie'ye ait bir söz...

88 Dünya için çalışan, mal biriktiren kim, o servetini âhirete götürebilmiştir? Serveti, ölümden sonra kendisine fayda sağlayan insan var mıdır? Kazanmak da harcamak da Allah için olduğu zaman, insan döktüğü terlerin ve yorgunlukların hayrını görür. Nefis için olan kazanımlar ancak insanın nefsini azdırır!

Dünya hayatının her adımında "dünya veya âhiret tercihi" noktasında yol ayrımları vardır. Hayatın her kademesinde Allah’ın rızâsını isteyene Rabbimiz, hem dünyayı hem de âhireti verir. Sadece dünyayı isteyene dünyayı verse de, onu âhiretten mahrum eder!

Her güzel eşyanın sonu çöplük, her insanın sonu âhirettir. Çöpe atacağın, rafa kaldıracağın ve terk edeceğin dünya ziynetlerini elde etmek için değil, er veya geç gideceğin âhiretin sevabını kazanmak için yaşa!

89 Şâir der ki: "Acı duyuyorsan canlısın; başkasının acısını duyabiliyorsan insansın." Ne güzel demiş!

90 İnsanların karakterlerinin aynası, konuşmaları, tercihleri, beğenileri ve amelleridir. İnsanları tanımak istiyorsanız karakter aynalarına bakınız!

91 Ey nefis! Acıktığını unutmadığın gibi, namaz kılmayı da unutma! Acıkınca yemeği geciktirmediğin gibi, namazı da geciktirme! Yemek yemeyi terk edemediğin gibi, namazı da terk etme!

92 Cehâlet, gaflet, aşırıcılık, abartıcılık, acelecilik, his ve heyecana mahkûmiyetin sonu pişmanlıktır!

93 Eskilerde bir konuda Peygamberimizden sahîh bir Hadîs zikredildiğinde akan sular dururdu. Son asırda, Batı kültüründen etkilenen bazı kimseler daha İslâm'ı bilmeden Hadîsleri eleştirir -hatta inkâr eder- hale geldiler!

94 Hırs, tamahkârlık, açgözlülük, bencillik ve menfaatçilik; mahrumiyettir, yoksunluktur ve nasipsizliktir!..

Bu sıfatlar kendisinde varken, her kim, mahrumiyetinin nedeni olarak başkalarını ve sebepleri suçluyorsa, yoksunluğunun nedenini kendisinde arasın; uzaklarda değil! Çünkü bu sıfatların sonucu mahrumiyettir!

95 Abdullah b. Amr’dan rivâyete göre, Peygamber aleyhisselâm şöyle buyurmuştur:

لَزَوَالُ الدُّنْيَا أهْوَنُ عَلَى اللهِ مِنْ قَتْلِ رَجُلٍ مُسْلِمٍ

“Allah katında dünyanın yok olması, Müslüman bir kimsenin öldürülmesinden daha iyidir (ehvendir).” (Tirmizî, Diyât, 7)

96 "Elinizdeki yazıyı on kişiye ulaştırmazsanız ya da paylaşmazsanız şöyle şöyle olur haa!.." diyenlerin, inancınızı bozmalarına izin vermeyin!

"Bu yazıyı şu kadar zamanda ve şu kadar kimse ile paylaşırsanız elinize şu fırsatlar geçecek, paylaşmazsanız başınıza şunlar gelecek. Sarı Çizmeli Mehmet Ağa paylaşmadı da şöyle şöyle oldu" diyerek masallar uyduranların yaptıkları şey; halkın kişisel zaaflarını, manevî inanç ve duygularını kullanarak, onları tedirgin etmek, istismarcılık yapmak, insanları bâtıl inançlara mübtelâ etmektir. Bunun asıl hedefi; inançları zayıflatmak, bozmak veya iyice bozup bir daha düzelemeyecek bir hale getirmektir.

Bu, geçmişte el yazması kâğıtlarla, yakın geçmişte daktilo çıktısı ve fotokopilerle yapılmaktaydı; günümüzde ise internet ortamında yapılmaktadır. Gelecekte daha ileri bir teknoloji bulunduğunda, bunlar o imkânlarla yapılacaktır!

Bu tarz bâtıl sözlerle insanları bâtıl itikâtlara sevk etmeye çalışmak, aslında şeytanın bir uğraşıdır. Kendisi doğrudan yapamayınca vesvese verip de kandırdığı kimselerin vasıtasıyla bunları yapmaktadır. Hangi niyetle olursa olsun, bu tür şeytan işi amellerden sakınmak gerekir.

97 Allah'ı, müdüre, valiye, sultanlara, şeyhlere ya da başka bir varlığa benzetmeyin!

فَلاَ تَضْرِبُوا لِلّهِ الأَمْثَالَ إِنَّ اللّهَ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ

"Artık Allah hakkında örnekler bulmaya kalkışmayın. Çünkü Allah bilir, siz bilmezsiniz." (Nahl: 74)

98 Belirsizlik Mâ'sı:

Arapça'da "Mâ-i İbhâmiyye (مَا الإبْهَامِيَّةُ)" ne anlama gelir ve kullanımı nasıldır?

İbhâm; belirsizlik, kapalılık, mübhem yani belirli olmama durumu demektir.

İbhâm Mâ'sı da belirsizlik ifade eder.

Mâ-i İbhâmiyye, nekre bir isimden sonra gelir, o ismi belirsiz kılar ve ona umûm manasını katar. Yani İbhâmiyye Mâ'sı bitişen nekre bir isim, hem belirsizliğe hem de umûm'a delâlet eder.

İrâb açısından bu "Mâ" mebnî bir isimdir ve sıfat mahallindedir. Nekre isme "herhangi" anlamı katar ki, o da, kendisinden önceki kelimenin sıfatıdır.

Örnek:أعْطِنِى قَلَمًا مَا  “Bana herhangi bir kalem ver” gibi.

Not: Arapça'yı iyi seviyede bilenlerin bilip de kullandığı nice kâidelerin öğrenilmesi; konuşma ve yazışmalarda kullanılmasının önünde hiçbir engel yoktur. Azmeden bir kimse, en zor bilinen meseleleri, Allah'ın izniyle, öğrenmeye azmedip çalıştığında öğrenir.

99 Hamâsî nutuklar atmak cehâletin bir göstergesidir. Bol keseden konuşmak yalnızca çocukların işidir! Akıllı insan bin kez düşünür gerekirse bir kez konuşur; gerekmezse onu bile konuşmaz. Akılsız insan ise, akıllı kimselerin akıllarından yararlanmayan ve söz dinlemeyen kişidir.

Cehâlet sıfatının alâmetlerinden bir tanesi de söz dinlememek, istişareyi ve nasihati sevmemek yahut da söz dinliyor gözükmesine rağmen duyduklarının aksi ile amel etmektir!

İnsanlık için en büyük tehdit cehâlettir!

Kimisi okumamış câhildir, kimisi de okumuş câhildir!

Allah bizleri, uzak-yakın câhillerden ve cehâletin felâketlerinden muhafaza buyursun!

100 Arapça bir deyim öğrenelim:

لَيْسَ عِنْدَهُ نَاطِقٌ وَلاَ صَامِتٌ

Motamot anlamı; "onun yanında konuşan da susan da yok" demektir.

Bu ifade, kimsesiz ve çok fakir kimse hakkında kullanılır. Yani onun ne bir kimsesi ne bir hayvanı ne de malı mülkü var, demektir.

Halk Arasında "Allah'tan başka kimsesi yok" diye söylenen tabirdir.

101 “Kadın Peygamber” olur mu?

Matüridî'ye göre, peygamberlikte 'erkeklik' şarttır, Eş'arî'ye ise şart değildir.

"Bazı âlimler Âsiye ile Meryem hakkında vârid olan bu Nasslar (Tâ-Hâ: 38, 39; Enbiyâ: 91; Kasas: 7; Meryem: 17, 18) ile istidlâl ederek Âsiye ile Meryem'in nübüvvetine kâil olmuşlardır. Hatta Eş'arî, kadın peygamberleri altıya çıkarmıştır ki: Havvâ, Sâre, Mûsâ'nın anası, Hâcer, Âsiye, Meryem'dir. Şârih Kirmânî ise, kadınlar için nübüvvet olmadığında icmâ vardır, demiştir ki, icmâ olmasa bile en sahîh olan budur." (Zebîdî, Tecrîd-i Sarîh Tercümesi ve Şerhi, Tercüme ve Şerh: Kamil Miras, Ankara-1986, C: 9, S: 150)

102 Allah'ın sıfatlarından birini mahlûkâta benzetmek ya da o sıfatı inkâr etmek küfürdür:

"Nuaym b. Hammâd el-Huzâî şöyle demiştir: Her kim, Allah'ı mahlûkâtına benzetirse kâfir olur. Kim, Allah'ın zâtını (kendisini) nitelediği şeyleri inkâr ederse kâfir olur. Çünkü Allah Teâlâ'nın ve O'nun Rasûlünün, Allah'ın zâtını niteledikleri şeylerde teşbîh (yaratılmışlara benzetme) yoktur." (Mecmûu'l Fetâvâ, C: 5, S: 263)

103 Bazı sözler yanlış ve bâtıl olduğu gibi, bazı soru türleri de doğru değildir. Meselâ; "yılbaşı için ne aldın?" sorusu gibi. Yılbaşı kutlamak diye bir şey var mı ki, o gün için özel bir şeyler yapmak gerekli olsun?

104 İmam Şâfiî’nin, “Allah’ın Kitâbından sonra en sahîh kitap, İmâm Mâlik’in Muvatta’ıdır” sözü hakkında:

"İmam Şâfiî şöyle demiştir: 'Allah'ın Kitâbından sonra en sahîh kitap, İmam Mâlik'in Muvatta'ıdır.' Hadîs âlimleri, onda bulunan bütün Hadîslerin, İmam Mâlik ve onun görüşünde olanlara göre sahîh olduğunda ittifak etmişlerdir." (Hüccetullâhi'l Bâliğa, Şah Veliyyullah ed-Dehlevî, İz Yayıncılık, Tercüme: Mehmet Erdoğan, C: 1, S: 491)

Not: İmam Şâfiî, bu sözünü İmam Buhârî'nin eserini te'lîf etmesinden önce söylemiştir.

"Muhaddisler, Sahîhayn (Buhârî ve Müslim)'de bulunan muttasıl, merfû' bütün Hadîslerin kesinlikle sahîh olduğunda, bu iki kitapta yer alan Hadîslerin müelliflerinden bize kadar ulaşmasının tevâtür yoluyla olduğunda, onları kâle almayan kimsenin doğru yoldan sapmış bid'atçi olduğunda müttefiktirler." (Hüccetullâhi'l Bâliğa, Şah Veliyyullah ed-Dehlevî, İz Yayıncılık, Tercüme: Mehmet Erdoğan, C: 1, S: 493)

105 ♦ Şeyhu’l-İslâm İbn-i Teymiyye’nin Buhârî ve Müslim hakkındaki sözü:

İbn-i Teymiyye rahımehullâh şöyle demektedir:

"Buhârî ve Müslim gibi meşhur Hadîs kitaplarına gelince; gök kubbenin altında Kur’ân'dan sonra, Buhârî ve Müslim’den daha sahîh bir kitap yoktur.” (Mecmûu’l Fetâvâ, İbn-i Teymiye, 18/74)

وأما كتب الحديث المعروفة مثل: البخاري ومسلم، فليس تحت أديم السماء كتاب أصح من البخاري ومسلم بعد القرآن

106 “Küçük cihâddan büyük cihâda döndük” sözü hakkında:

Şeyhu'l-İslâm İbn-i Teymiyye rahımehullâh:

"Bazılarının, Peygamberin Tebük gazvesinden (dönerken): 'Küçük cihâddan büyük cihâda döndük' buyurdu, diye rivâyet ettikleri Hadîs'e gelince; bunun aslı yoktur ve Peygamberin söz ve fiillerini bilen Hadîs ehlinden hiç kimse bu Hadîsi rivâyet etmemiştir." (Mecmûu'l Fetâvâ, C: 11, S: 197)

107 Kelime-i Tevhîd’in ve Kelime-i Şehâdet’in anlamlarını bilmek gerekmektedir:

Kelime-i Tevhîd'in anlamını bilmek gerekir. (Muhammed: 19)

Kelime-i Şehâdet'in anlamını bilmek gerekir. (Zuhruf: 86)

108 Hicr sûresinin 92 ve 93. Âyetleri, herkesin, Kelime-i Tevhîd'i kabul edip etmediklerinden dolayı sorguya çekileceklerini bildirmektedir:

"Bazı ilim ehli, Yüce Allah'ın: 'RABBİNE AND OLSUN Kİ, MUTLAKA ONLARIN HEPSİNİ YAPTIKLARINDAN DOLAYI SORGUYA ÇEKECEĞİZ' (Hicr: 92, 93) Âyetinde kastedilenin ‘Lâ İlâhe İllallâh’ olduğunu söylemişlerdir.” (Buhârî, Îmân, 18)

109 Kâfirler, iman ederlerse geçmiş günahları affedilir:

"Sen o kâfirlere de ki: 'Eğer (şirkten) vazgeçerlerse onlara geçmiş (günahları) mağfiret olunur. Eğer yine şirke dönerlerse kendilerinden öncekilerin sünneti muhakkak devam eder." (Enfâl: 38)

110 “Yeryüzünün melikleri nerede?”

Allah, kıyâmet gününde mahşer halkına:

أنَا الْمَلِكُ أيْنَ مُلُوكُ الأرْضِ؟

"Ben Melik'im, yeryüzünün melikleri nerede?" diye hitap eder. (Buhârî, Rikâk, 44)

111 Şakanın dozu:

Şakanın insan hayatındaki yeri tuzun yemekteki yeri kadar olmalıdır. Nasıl ki yemeğin tuza ihtiyacı varsa tuz kullanılır ise, şaka da olması gereken yerde yapılmalıdır. Olur olmaz şaka yapmak yemeğin tadına bakmadan üzerine tuz serpmeye benzer. Şaka hak olan şeyler üzerine bina edilir ve muhataplar o şaka sebebiyle gülerken düşünürler ve hikmetli şeyler alırlar.

Şakanın fazlası, kişinin mürüvvetini zedeler ve saygınlığına zarar verir.

112 "Kim sabah namazını kılarsa, artık o, Allah'ın himayesinde olur. Bu sebeple sakın Allah sizden kendi zimmetinden olan bir şeyi (kendisine ait bir hakkı) istemesin. O zaman Allah (yakalamak) istediği kimseye yetişir de onu cehennem ateşine tepetaklak devirir." (Müslim, Mesâcid, 261, 262)

مَنْ صَلَّى الصُّبْحَ فَهُوَ فِى ذِمَّةِ اللهِ فَلاَ يَطْلُبَنَّكُمُ اللهُ مِنْ ذِمَّتِهِ بِشَيْءٍ فَيُدْرِكَهُ فَيَكُبَّهُ فِى نَارِ جَهَنَّمَ

Hadîs'te geçen zimmet kelimesi; teminât, güvenlik ve emân demektir.

113 Her şeye muhalefet etmek, kronik manevî bir hastalıktır. Söylenen hemen her söze mutlaka itiraz edenler, çoğu zaman doğrulara da karşı çıkarlar!

114 Kullanıldıkları anlamlarına göre, kaç türlü soru sorulabilir?

1- Bilinmeyen bir şeyi öğrenmek için.

2- Kendisi de bildiği halde, bir başkasının anlatımıyla bir meselenin açıklanmasını istemek için.

3- Bir şeyler açıklamak için (sual ile girizgâh etmek için).

4- Bir meseleye itiraz etmek, onu inkâr ve iptal etmek için.

5- Alay etmek için.

6- Azarlamak için.

7- Taaccup etmek (şaşırmak) nedeniyle.

8- Takrîr (onaylatmak) için.

9- Hatırlatmak için.

10- İftihâr (övünmek) için.

11- Tahzîr (sakındırma, tehdit) için.

12- Emir anlamında.

13- Nehy anlamında.

14- Uyarı anlamında.

15- Teşvik etmek için.

16- Dua anlamında.

17- Doğruyu göstermek (istirşâd) anlamında.

18- Temenni anlamında.

19- Bir şeyi sertçe istemek anlamında.

20- Bir şeyi kibarca istemek anlamında.

21- Bir şeyi bildiği halde -belağat gereği- bilmiyormuş gibi görünme anlamında (tecâhül).

22- Yüceltme (ta'zîm) anlamında.

23- Küçümseme (tahkîr) anlamında.

24- Te'kid (pekiştirme) anlamında.

25- Ümitsizlik anlamında.

26- Ümitsizliğe düşürme anlamında.

27- Acı duyma, kederlenme anlamında.

28- Yetinme (iktifâ) anlamında.

29- Ünsiyet peyda olması için.

30- Eşitlik (tesviye) için.

Allah, hakiki anlamda soru sormaktan münezzehtir. Çünkü hakiki anlamda soru sormak, sorulan konuda bilgisizliği gerektirir. Hâlbuki Allah, her şeyi bilir ve O'ndan hiçbir şey gizli kalmaz. Bu nedenle Kur'ân'da Rabbimizin soru formatındaki Kelâmları hakiki anlamda değil, mecâzî anlamlardadır.

115 ♦ “Lâ İlâhe İllallah” cennetin anahtarı değil midir?

"Vehb b. Münebbih'e: 'Lâ İlâhe İllallâh cennetin anahtarı değil midir?' denildi. Vehb: 'Evet, anahtarıdır; fakat bu anahtarın muhakkak kendine mahsus dişleri vardır. Eğer sen, dişleri bulunan bir anahtar getirirsen, o kapı sana açılır, yoksa kapı sana açılmaz.'" (Buhârî, Cenâiz, Son Sözü Lâ İlâhe İllallâh Olan Kimse Hakkında 1. Bâb, H. No: 1237)

Cenneti açacak olan anahtarın dişleri, Lâ İlâhe İllallâh'ın şartlarıdır. Kuru kuruya, Lâ İlâhe İllallâh demekle cennetin kapıları açılmaz. Cennete girmek için; Lâ İlâhe İllallâh'ın muhtevasına uygun sahîh bir i’tikâd gerekmektedir.

116Tevhîd'in fazîleti, Tevhîd-şefâat münasebeti:

Ebû Hüreyre radıyallâhu anh şöyle demiştir: (Bir kere) “Yâ RasûlAllah! Kıyâmet gününde senin şefâatin en ziyâde kime olacak?” diye sordum. Rasûlullah aleyhisselâm: “Yâ Ebâ Hüreyre! Hadîs (bellemek) için sende gördüğüm hırsa göre, bu Hadîsi senden evvel kimsenin bana sormayacağını tahmin ediyordum. Kıyâmet gününde halk içinde şefâatime en ziyâde mazhar olacak kimse, kalbinden ve gönlünden hâlis ve samimi olarak ‘Lâ İlâhe İllallâh’ diyendir.” (Buhârî, Rikâk, 51, H. No: 6570; İlm, 33, H. No: 99)

117İ’TİKÂD BOZUKLUĞU (İ’tikâdî Câhiliyye) – İ’TİKÂD ZAYIFLIĞI (Amelî Câhiliyye, Ahlâk Bozukluğu) :

İnsanların önünde "iki büyük bozukluk" ciddi bir tehlike olarak bulunmaktadır.

Birisi "i’tikâd bozukluğu", diğeri ise "i’tikâd zayıflığı (ahlâk bozukluğu)"dur.

İ’tikâd bozukluğu; Tevhîd'e, şirk bulaştırarak inanma durumudur. Bu hale, i’tikâdî câhiliyye'yi benimseyerek yaşamak da denir.

İ’tikâd zayıflığı ise; Tevhîd'e teslimiyetle beraber, İslâm'ın güzel ahlâkıyla kuşanmadan "amelî câhiliyye" ile amel ederek bir yaşam sürmektir.

Câhiliyye'nin hem i’tikâdından, hem amelinden ve hem de ahlâkından Allah'a sığınıyoruz.

118"Mucme'un aleyh" olan bir hükmü değiştirmek, ittifakla küfürdür:

Şeyhu’l İslâm İbn-i Teymiyye rahımehullâh şöyle demektedir:

والإنسان متى حلل الحرام المجمع عليه أو حرم الحلال المجمع عليه ، أو بدل الشرع المجمع عليه كان كافراً مرتداً باتفاق الفقهاء

“Bir insan her ne zaman, hakkında icmâ edilmiş olan bir haramı helâl kılar ya da hakkında icmâ edilmiş bir helâli haram kılar yahut da üzerinde icmâ olunmuş bir şeriatı (hükmü) değiştirse; o kimse fakihlerin ittifakıyla kâfir ve mürted olur.” (Mecmûu’l Fetâvâ, C: 3, S: 267)

119Ayakkabılarla eve girmek!

Ayakkabıyla eve girmek; bana göre, en tuhaf şeylerdendir. Bu, Batı'da yaygın bir yanlıştır! Anadolu ve İslâm toplumlarında böyle bir âdet yoktur.

İnsanların eve ayakkabıyla girme özentisinin, sayısız zararları bir yana, bir tane faydasını tespit edebilmiş değilim!

Dışarıda mikroplara, necâsetlere, pise ve pasa temas eden ayakkabıyla evde oturmanın huzursuzluğunda huzur aramak ne kadar tuhaftır!

Temizliğe ve hijyene önem verdiğini söyleyip de, evin içerisinde ayakkabıyla dolaşmak, insanın sözüyle amelinin çatışmasının mânidar bir örneğidir!

İnsan evinde temiz bir yere oturmak, mikroplara karşı nezâfete dikkat etmek, temiz bir mekânda secde etmek, namaz kılmak ve ibâdet etmek istiyorsa, evine girmeden önce ayakkabılarını çıkarsın, ayaklarını yıkasın ya da abdest alsın. Temizliğe riâyet hem sağlık, hem bereket, hem de huzur getirir.

Evimize dua ile ev halkına selâm vererek ve tebessüm ederek girelim. Temizliğe riâyet edelim ki, şeytan bizden de, evimizden de uzak olsun inşâAllah.

Tuvalet kültürünü bile bizden öğrenen Batı'nın temizlik anlayışlarını taklit etmeyelim.

Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

"Şüphe yok ki, Allah, tevbe edenleri de, (maddî ve manevî kirlerden) temizlenenleri de sever." (Bakara: 222)

"Allah, üzerinize gökten yağmur indiriyor; onunla sizi pisliklerden temizlesin, diye." (Enfâl: 11)

"Elbiseni temizle, pisliklerden uzak dur." (Müddessir: 4, 5)

Maddî ve manevî temizlik hakkında sayılamayacak kadar Hadîs-i Şerîfler vardır. Genelde Hadîs ve Fıkıh kitaplarının ilk bölümleri de "temizlik" hakkındadır.

120 İslâm vasat bir dindir:

İslâm; küfür ehline "Müslüman" diyen Mürcie akidesinden de, büyük günah işleyen Müslümanlara "kâfir" diyen Havâric akîdesinden de, ihtilâflı konularda iman ehline "müşrik" diyen modern havâric i’tikâdından da beridir.

İslâm; vasat yani adâleti esas alan, en hayırlı, dengeli ve denge unsuru, fıtrata uygun, fıtratın değerleriyle çatışmayan, aşırılıktan, şiddet ve sapkınlıktan uzak, şirki ve küfrü reddeden, Tevhîd akidesine ve Nebevî ahlâka dayanan İlâhî bir dindir.

"Böylece sizi vasat bir ümmet kıldık..." (Bakara: 143)

"Sen yüzünü Hanîf (muvahhid) olarak dine, Allah'ın insanları üzerinde yarattığı fıtratına çevir..." (Rûm: 30)

121Bizde paran mı kaldı, kardeşim?

Borcunu ödemediği halde bir de yağ gibi üste çıkıp: "Bizde paran mı kaldı, kardeşim?" diyene deriz ki; "Evet, ödemen gereken borcunu, ödemen gereken zaman diliminde ödemeyip beklettiğin süre içinde sende alacaklının parası kalmıştır!"

Alacaklının kimde parası kalmamış sayılır?

Borcunu vaktinde ödeyen kimsede kimsenin parası kalmamıştır.

Kendisinde insanların parası kalanlar iki sınıftır:

1- Aldığı borcu ödeme niyetiyle almayan ve hiç ödemeyen kimse.

2- Aldığı borcu ödeme niyetinde olduğu halde vaktinde ödemeyen kimse.

Bu iki insan tipi de, kul hakkına girmiştir; hak sahibi ile mutlaka helalleşmesi gerekir. Fakat ilki ikincisinden daha kötüdür.

122Arapça öğrenimini başlıca dört kısma ayırabiliriz:

1- Medrese Arapça'sı: İlim talebelerinin ve âlimlerin bilmesi zaruri olan Arapça'dadır; "İlmî Arapça" da denir.

2- Kur'ân Arapça'sı (& Hadîs Arapça'sı): Arapçanın temel kâidelerini öğrenip, bu kâidelerin ve konuların yardımıyla, Kur'ân-ı Kerîm'in ve Hadîslerin'in muhkem ve kolay cümlelerini anlamak için yapılan bir çalışma şeklidir.

Kur'ân Arapça'sı metodunda en güzel çalışma; Medrese Arapça'sının temelini de oluşturan Emsile, Binâ, Maksûd, İzzî ve Avâmil kitaplarının okunmasından sonra Kur'ân ve Hadîsler üzerinde uygulamalara geçiş yapma yöntemidir.  

3- Modern Arapça: Günümüzde genelde İlâhiyat ve İ.H.L'lerde takip edilen Arapça öğretim yöntemidir.

4- Pratik Arapça: Arapça bilen bir kimseyle anlaşmayı ve günlük konuşmalarda Arap dilini kullanarak insanlarla iletişim kurmayı hedefleyen bir çalışma metodudur. Zikrettiğimiz dört kısımdan en kolay olanı budur.

123 Kalbi fesât, fikri fesât, fiili fesât ve dili fesât insanlar olmaktan sakınınız!

Böyle insanlarla sık sık oturup kalmayın. Çünkü o meclislerde ya kalp kırarsınız ya da kalbiniz kırılır. Günah işlenen oturumlara icabet etmeyiniz!

Müslüman önyargıdan, kötü zanlardan, karamsar, şüpheci, suçlayıcı ve taşkın konuşmalardan sakınmalıdır. Bir toplumda bu tür fillerden sakınamayanlar bulunduğu için, akıllı mü'min, o insanların elinden ve dilinden emin olmak için onlarla içli dışlı olmaktan da sakınmalıdır!

~ Günah yolunda arkadaşlar edinmeyin Günah işlemek adına arkadaşlar seçmeyin! İyilik ve takvâ üzerinde yardımlaşın ve takvâya tâlip olan kimseleri kendinize dost edinin. Unutmayın ki, bazı insanlarla iyilikleri yaşarsınız, bazı kimselere de iyilikleri götürürsünüz. İyiliklerden mahrum kimselerle yola çıkanlar, her ne kadar insanlara bal sunmak için çabalasalar da, yanındakiler oradakilere sirke içirirler, yüzlerin ekşimesini sağlarlar...

127  "Şu kimse, benim aleyhimde konuşmaz" diyorsan, o kişinin değerini bil, çünkü o gerçek dosttur. "Konuşur mu acaba?" diye kararsız kalıyorsan, o kişiye, dostluğun önemini öğret! "Hakkımda konuşur!" dediğin kişiye dikkat et!

128  Bahane; sorumluluk duygusu gelişmemiş insanların sığındığı bir kaledir!

129  Gaflet ile hıyanet arasında cehâlet çizgisi vardır. Dalâlet yolunu gösteren kimse, bu amelini bilgisizlikle yapıyorsa, bu durum gaflettir. Zaten kendisi de sapkınlık içindedir ama bunu bilmez. Fakat dalâlete öncülük eden kimse, yaptıklarını, farkındalık içinde taammüden yapıyorsa, bu durumda olan ise, hem dalâlettedir, hem hıyânettedir; bu kimse, insanları saptıran bir zâlim veya bir bel'am'dır!

130  İman sahibine "sen mü'min değilsin" demek ne kadar büyük bir zulüm ve iftirâ ise, henüz iman etmemiş birisine "sen mü'minsin" demek de o denli büyük bir yalan ve bir iftirâdır.

131  İman sadece ikrâr ve iddiadan ibaret olsaydı; sadakat ile sahtekârlık arasında fark kalmazdı!

132  Aman dikkat!

Şu bir gerçektir ki, âhir zaman gençlerinde hamâsî nutuklar, harâretli konuşmalar, eleştirel söylemler ve cür’etkâr çıkışlar olacaktır. Bu zamanın gençliği, bu tip özelliklerde temayüz eden gençlere ilgi, iltifât ve alâka duyacaklar, onlar gibi olma ve onlarla olma özlemini taşıyacaklardır. İlimle, hikmetle, teennîyle, sabırla, tahammülle, anlayışla hareket eden, yapıcı eylem ve söylemleri benimseyen, oturaklı, tecrübe ehli kimselerin sözleri; dünyanın, kendi fikirleri etrafında döndüğünü ve dönmesi gerektiğini düşünen, bu nedenle de hayal âleminde yaşayan, insanlara karşı merhamet, anlayış, sabır ve tahammülden yoksun kimselere câzip gelmeyecektir. Onların bu halleri, kendilerini ilim ve hikmet ehlinden ayrı düşürecek ve kendi başlarına tuttukları yolun en hayırlı yol olduğunu sanacaklardır ve savunacaklardır. İşte bu yönelişler, hayat tecrübesi yetersiz olan insanların, eskilerin tabiriyle ‘umur görmüş’ yani bilgi, görgü ve deneyim bakımından olgun, hayatın gerçeklerini belki defalarca görmüş ve yaşamış kimselerden istifade edememelerine ve sonuçta da yeni filizlenen neslin, ileride kendi evlatları için, ‘umur görmüş’ kimseler yani güzel örnekler olamamalarına yol açacaktır! Aman dikkat!...

133  Mutasavvıfların İbn-i Teymiyye’ye düşmanlıkları, onun ilmî yönden eleştirilmesinden kaynaklanmıyor. İbn-i Teymiyye, bid’at ve hurâfelerle mücadele ederken tasavvufu eleştirdiği içindir ki, sûfîler onu sevmezler. İbn-i Teymiyye’nin yaşadığı çağda tasavvuf konusunda ciddi bir problem olmasaydı ve İbn-i Teymiyye de tasavvufun aleyhinde kitaplar yazmasaydı, sûfîlerin ilk başta evliyâ ilan edecekleri kimselerden bir tanesi belki de birincisi hiç şüphesiz ki Şeyhu’l-İslâm İbn-i Teymiyye olurdu! Nitekim Tasavvuf hakkında kitapları olmayan nice İslâm âlimleri vardır ki, mutasavvıflar onlara düşman olmamışlardır! Allah, kör taassuptan korusun!

134 "Neden yâ Rabbi?" diye sızlamıyor musunuz? Sabrım kalmadı mı, diyorsunuz? O halde okuyun...

Ebû Mûsâ el-Eş'arî radıyallâhu anh'ın haber verdiğine göre, Rasûlullah aleyhisselâm şöyle buyurmuştur:

مَا أحَدٌ أصْبَرَ على أذًى سَمِعَهُ مِنَ اللَّهِ يَدَّعُونَ لَهُ الْوَلَدَ ثُمَّ يُعَافِيهِمْ وَيَرْزُقُهُمْ

"Hiçbir kimse (kendisi hakkında) duyduğu ezâ (verici isnâd ve iftirâ)ya Allah'tan çok sabırlı değildir. (Kâfirler ve müşrikler) Allah'a oğul isnâd ederler de sonra Allah yine onları (âfetlerden, hastalıklardan) selamette kılar (âfiyet verir) ve onları (türlü nimetlerle) rızıklandırır (yaşatır)." (Buhârî, Tevhîd, 3)

135  Peygamberimiz, vahiy gelmeyen konularda soru sorulduğunda ya "bilmiyorum" der ya da kendisine o konuda vahiy indirilinceye kadar o konuda cevap vermezdi:

Bu konuda Sünnetten iki uygulamayı takdim etmek istiyoruz:

1- İbn-i Mes'ûd radıyallâhu anh demiştir ki: "Rasûlullah'a rûh'tan soruldu da, o konuda Âyet ininceye kadar sukût etti." (Buhârî, İ'tisâm, 8)

Bu olay, Yahûdilerin, Peygamberimize rûh'u sormaları sırasında olmuştu. Akabinde İsrâ: 85. Âyeti indirerek gereken cevabı, Allah Sübhânehu ve Teâlâ vermiştir:

2- Câbir b. Abdullah hasta olduğu bir zamanda, Allah'ın Rasûlü aleyhisselâm, Hz. Ebû Bekir radıyallâhu anh ile birlikte onu hasta ziyaretine geldi.

Câbir: "Ey Allah'ın Rasûlü, ben malımda nasıl hükmedeyim, malımda nasıl yapayım?" diye sordum.

Câbir: "Rasûlullah bana Nisâ: 11-13. Mîrâs Âyetleri ininceye kadar hiçbir cevap vermedi" dedi. (Buhârî, İ'tisâm, 8, Hadîs No: 7309)

136  İslâm adına tüm sapmaların ve saptırmaların temel sebebi; Kur'ân ve Sünneti yanlış yorumlamak ve Selef-i Sâlihîn'in yolunu terk etmektir.

137 Yüksek perdeden konuşmak!

Kişinin, kendisini ve toplumu ilgilendirmeyen türden konuşmalar yapması yüksek perdeden konuşmaktır.

مِنْ حُسْنِ إسْلاَمِ الْمَرْءِ تَرْكُهُ مَا لاَ يَعْنِيهِ

"Kişinin (dinî ve dünyevî bakımdan) kendisini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesi, Müslümanlığının güzelliğindendir." (İbn Mâce, Fiten, 12)

Yüksek perdeden konuşanlar; yüksek sesle ve sivri dille meydan okurcasına ve emir verircesine abartılı laflar ederler. Bu konuşmaların kişisel ya da toplumsal hayat açısından hiçbir faydası olmaz. Konuşanın amacı; "ben biliyorum" mesajı vermektir ve bu tür konuşmaları yapanlar kendilerini başkalarından üstün görürler, yapılamayacak şeyleri isterler ve yapmayacakları şeyleri söylerler.

Müslüman, yüksek perdeden konuşmaz, mütevazı olur ve insanların seviyesine iner. Kendisini insanlardan üstün görmez. Ne kadar güzel sıfatlara sahip olsa da, o denli merhametli ve anlayışlı olur. Güzel insan olmanın yalnızca güzel konuşmaktan ibaret olmadığını bilir; bu nedenle, güzel ameller işler. Hüner; kalın ve konforlu minderler ve koltuklar üzerinde güzel konuşmak değil, vakti geldiği zamanlarda o güzel konuşmalara uygun amel etmektir.

138 Öğretmen-öğrenci ilişkisi 4 türlüdür:

1- Öğretmen derse hazırlık yapar, öğrenci yapmaz.

2- Öğrenci derse hazırlık yapar, öğretmen yapmaz.

3- Öğretmen de öğrenci de derse hazırlık yapmaz.

4- Öğretmen de öğrenci de üzerlerine düşeni yaparlar ve derse hazırlık yaparlar. Eğitim ve öğretimde başarın yolu budur.

139 Sabah namazı, meşhûd (şâhidli) bir namazdır:

Diğer dört vakit namazda sadece gece ya da gündüz melekleri hâzır olurken, -müfessirlerin bildirdiğine göre- Sabah Namazı; hem gece meleklerinin hem de gündüz meleklerinin şâhid oldukları ve hep birlikte kıldıkları bir namazdır.

Rabbimiz: إِنَّ قُرْآنَ الْفَجْرِ كَانَ مَشْهُودًا "Şüphesiz sabah namazı tanık olunan (şâhidli bir namaz)dır" (İsrâ: 78) buyurmuştur.

140 Mektubunuz var!...

Fâni ve âciz bir sevdandan sana bir mektup gelse, kesinlikle onu hemen, geciktirmeden okursun, mektup yabancı dilde ise, bilen birisine okutursun, hatta o mektubu anlayacak kadar o dili öğrenip kendin okuyup anlamak istersin... Mektubu, zarfın içinden çıkarıncaya kadar bile sabredemezsin, "hemen okumalıyım" dersin!...

Ya Allah'ın gönderdiği Kitâbı'nı (mektubunu) neden anlamaya tenezzül etmiyorsun! Zamanın mı yok! Yoksa sıradan bir insanın gönderdiği bir mektup kadar seni heyecanlandırmıyor mu?

Ey insan! Eğer "Müslümanım" sözünde samimi isen, Âyetleri üzerinde düşünerek, anlamaya çalışarak, samimiyetle gerçeği öğrenmeye çalışarak, baştan sona Kur'ân-ı Kerîm'i oku! Çünkü o Kitâb; Allah'ın, câhil, âciz ve muhtaç olan biz kullarına gönderdiği İlâhî bir Mektub'dur!

O Mektub'u ne zaman açıp okumayı düşünüyorsunuz?

141 İki türlü cehâlet vardır: 

1- Bir hakikati bilmemek,

2- Bilinen hakikatin gereğiyle amel etmemek.

Cehâleti, yalnızca bir hakikati bilmemek sanan kimseler, amel bakımından câhil olan kimselerin fitne ve şerrlerinden sakınamazlar!

142  Allah'ın dininin düşmanlarının İslâm'a verdiği zarar, 'Müslüman' görünen kimselerin verdiği zarardan daha büyük değildir!

143 Kur'ân'a göre; dinler ikiye ayrılır: Allah'ın dini ve atalar dini.

Atalar dini; geçmişten günümüze ve günümüzden geleceğe vahye yani tamamı itibariyle Allah'ın iradesine dayanmayan tüm şirk ve küfür dinlerini içine alır.

Dinleri, Hâlık'ın dini ve halkın dini ya da hakiki melik olan Allah'ın dini ve zalim kralların dini diye de ikiye taksim edebiliriz.

144 Müslümanda asıl olan adalet midir yoksa cehâlet midir?

هل الأصل في المسلم العدالة أو الجهالة؟

قال شيخ الإسلام ابن تيمية رحمه الله :

وأما قول من يقول : الأصل في المسلمين العدالة فهو باطل.

بل الأصل في بني آدم الظلم والجهل كما قال تعالى :

" وحملها الإنسان إنه كان ظلوما جهولا " .

ومجرد التكلم بالشهادتين لا يوجب انتقال الإنسان عن الظلم والجهل إلى العدل.

مجموع الفتاوى 15/357

Şeyhu'l-İslâm İbn Teymiyye rahımehullah şöyle dedi:

“Müslümanlarda adalet asıldır, diyenin sözüne gelince; bu bâtıldır. Bilâkis Âdemoğullarında asıl olan zulüm ve cehâlettir. Allahu Teâlâ'nın buyurduğu gibi: “Ama onu (emaneti) insan yüklendi. Çünkü o, çok zâlim ve çok câhildir." (Ahzâb: 72) Kuru kuruya Şehâdeteyn'i (Kelime-i Şehâdeti) söylemek, insanının, zulüm ve cehâletten adalete intikalini gerektirmez.” (Mecmûu'l Fetâvâ, C: 15, S: 357)

145  Ölümü özletecek olan cehennem azâbından sakının!

"O ateş, onları uzaktan görünce, onun büyük bir öfke ile çıkaracağı şiddetli uğultusunu işiteceklerdir. Onlar elleri boyunlarında (zincire) bağlanıp onun dar bir yerine atıldıklarında, orada '(Yetiş ey) ölüm!' diye feryat ederler. (Onlara): 'Bugün ölümü bir kere değil, birçok kere temenni edin' (denilecek). De ki: 'Acaba bu mu hayırlıdır, yoksa müttakîlere va'd olunan ebedîlik cenneti mi? Onlar için (cennet) bir mükâfat ve bir dönüş yeridir.'" (Furkân: 13-15)

146  Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, bir meselede tek bir makale dahi yazmamış ve yazamayan kimseler ilim ehli kabul ediliyorlar!

147  Gerçek dostluk; hicret gecesinde -Hz. Ali misali- dostun yatağına ölümü göze alarak -Allah için- yatabilmektir.

Gerçek dostlar; Hz. Hatice'nin, Hz. Ebu Bekir'in, Hz. Ömer'in, Hz. Osman'ın ve Hz. Ali'nin dostluktan anladıkları hakikatlerin sırrına erenler ve o hakikatler ile amel edenlerdir.

148  Münâfıklara en ağır gelen namazlar:

Ebû Hüreyre radıyallâhu anh dedi ki:

Peygamber aleyhisselâm şöyle buyurmuştur:

أثْقَلُ الصَّلاَةِ عَلَى الْمُنَافِقِينَ الْعِشَاءُ وَالْفَجْرُ

“Münafıklara en ağır gelen namaz; yatsı ile sabah namazlarıdır.” (Buhârî, Mevâkîtu’s Salât, 20)

149  Allah için verirken malın kötüsünden vermek, nefsi için alırken iyisinden almak; Kâbil'in ve onu örnek alanların vasfıdır.

150  Aşağıdaki Arapça cümlenin i’râbını yapalım ve anlamını verelim:

و هذا ما فهمه من الآيات علماء السلف من الصحابة والتابعين

Cümlemizdeki en önemli tespitlerden biri “fehimehu” kelimesini doğru okuyabilmektir. Burada, önemli noktalardan biri de fâil’in tespitidir. Zira önümüzde bir fiil cümlesi varsa mutlaka gizli ya da açık bir fâil olması gerekir.

“Fehime” fiilinin fâili de, “ulemâu’s selef”tir. Bu cümle, İsim cümlesidir.

Cümlemizin başındaki vav, isim cümlesinin başında geldiği için ibtidâ vav’ıdır. “Hâz┠mübteda’dır. “”, mübteda’nın haberidir. “fehimehu” fiil-fâil ve mef’ul’den oluşan fiil cümlesidir. Aynı zamanda sıla cümlesidir. İsm-i mevsûl’e bağlaç, sıla cümlesine de yan cümlecik denebilir. Sıla cümleleri ya cümle ya da şibh cümle olur. Burada, fiil cümlesi olarak gelmiştir. “Fehimehu”daki “hu” zamiri, ism-i mevsûl’e dönen âid’dir. Âid’ler, her yönüyle edata uyarlar. “Mine’l âyât”, fiile müteallık’tır. “Ulemâu’s selef” terkibi, isim tamlamasıdır ve “fehime” fiilinin fâilidir. “Mine’s sahâbeti ve’t tâbiîn” ise fâil’e müteallıktır. Kelimenin başındaki “min” harf-i cerr’i, beyân ifade etmektedir. Yani Selef ulemâsının kimler olduğunu açıklamaktadır.

Bu kısa açıklamadan sonra cümlemizi tercüme etmek kolaylaştı sanırız.

Önce motamot anlam verelim:

“Ve hâz┠> bu (anlam), “ > öyle bir şeydir ki, “fehimehu” > onu anladı. Nereden anladı? “mine’l âyât” > Âyetlerden. “Hâzâ mâ fehimehu mine’l âyât” > bu, Âyetlerden anladığı şeydir. Kim anladı? “Ulemâu’s selef” > Selef âlimleri. Selef âlimleri kimlerdir? Mine’s sahâbeti ve’t tâbiîn > sahâbe ve tâbiîn’den olan…

Şimdi de cümlemizi tercüme edelim: Bu, Sahâbe ve tâbiîn’den olan Selef âlimlerinin, Âyetlerden anladığı manadır. "Âyetlerden anladığı şeydir", demek yerine "Âyetlerden anladığı manadır" diye tercüme ettik.

151  Cennete ancak mü'min ve Müslüman olan girecektir:

لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ إلاَّ مُؤْمِنٌ 

"Cennete mü'min olandan başkası girmeyecektir." (Buhâri, Meğâzî, 38, H. No: 4203; Kader, 5, H. No: 6606)

إنَّهُ لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ إلاَّ نَفْسٌ مُسْلِمَةٌ 

"Şu muhakkak ki cennete ancak Müslüman kimse girecektir." (Buhâri, Cihâd, 182, H. No: 3062)

152  Her gün okunabilecek dua:

اَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْناَ اِتِّبَاعَهُ وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَارْزُقْنَا اِجْتِنَابَهُ

“Allah’ım! Bize, hakkı hak olarak göster ve ona uymakla bizi rızıklandır; bâtılı bâtıl olarak göster ve ondan sakınmakla bizi rızıklandır."

Yusuf Semmak

Bağlantı | kategori: NASİHATLER | tarih: 19/10/2015 | Yorum(0) | Yorum yaz
YORUM YAZINIZ
İSMİNİZ

E-Posta (Gizli)

Web siteniz

Yorumunuz

Güvenlik kodu
Son Konular • NASİHATLER 13
• Dinin Aslında Cehalet Mazeret midir? (PDF Oku/İndir!)
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 4
• Allah Teâlâ, Neden Kur’ân’da Bazı Yerlerde “Biz” Zamiri ile Hitap Buyurmuştur?
• Vâv ve Yâ Harflerinden Önceki Harfi Meftûh Olan Emsile-i Hamse'ye Nûn-u Sakîle'nin Dâhil Olması:
• NASİHATLER 12
• İftiâl (افْتِعَال) Bâbı ile Alâkalı Sarf Kâideleri
• GENELDE YANLIŞ KULLANILAN KELİMELER VE DOĞRU YAZILIŞLARI:
• Kur'an'da Peygamberimize Nasıl Hitap Edilmiştir?
• Muzari' Fiilin Şimdiki ve Gelecek Zamana Salahiyeti:
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 3
• Şirke ve Sapıklığa Sürüklenen Bir Toplumda Suçlular Kimlerdir?
• 22- Ömer Nesefî Akaidi Tercüme ve Şerhi 6 (Ders Videosu)
• NASİHATLER 11
• Arapça'da 'zuu' ve 'sahib' edatlarının arasındaki fark nedir?
• EY RABBİMİZ!
• ASHAB-I KEHF HAKKINDA:
• NASİHAT BAHÇESİ
• KİTAPLARIMIZ HAKKINDA BİLGİLENDİRME:
• “Kadınlar Havuza Girebilir mi?” Sorusuna Verdiğimiz Kısa ve Özlü Cevap
• Kadın Sesiyle ve Çalgı Aletleriyle İcra Edilen Şarkı, Türkü, Ezgi ve İlahiler Hakkında Bir Soruya Verdiğimiz Cevap
• NASİHATLER 10
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 2
• NASİHATLER 9
• “Ticaret yapıyorum ama maddi ve manevi anlamda bir türlü rahata eremiyorum” mu diyorsunuz?
• 21- Hadis Dersleri -1 (Ders Videosu)
• SESLİ HADİS DERSLERİ - YAKINDA!
• Sesli Ders Videoları Arşivi (Yusuf Semmak)
• ARAPÇA DERSLERİ (ZAMİRLER) -5-
• Kadınların Saçlarını Kısaltmaları Câiz midir?
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 1
• Ömer Nesefî Akâidi Tercüme ve Şerhi 5 (Ders Videosu)
• İNFÂK BİLİNCİNİ KUŞANMAK!
Son Yorumlar
Yusuf Semmak
SÜNNETTE BÖYLE BİR PAZARLIK ANLAY
mahmut konur
BİR AYET "Mümin kadınlara da bak
Erkan
Allah razı olsun
ismail
bayildim
Yusuf Semmak
NOT: Bir Hristiyanla tartışan bir
Yusuf Semmak
KİMLER SUÇLU? Bir toplumda ins
Yusuf Semmak
SAHÛR VAKTİNİN SON BULMASI VE SAB
ali
Güzel bir anlatım olmuş ALLAH(C.C
Yusuf Semmak
MUHÂCİRLERLE ENSÂR’IN KARDEŞLİĞİ:
Ece
Harika çok teşekkürler
meryemnazyazğan
Çok güzel anlatmışsınız, şimdi ço
Yusuf Semmak
DİLİN, BEYÂNIN, OKUMANIN, YAZMANI
Yusuf Semmak
Bir meâlde şöyle geçiyor: "Bunun
Yusuf Semmak
“Mütevâzı’, mutevazı” (م
Yusuf Semmak
Esmâül Hüsnâ: Yanlış – el-Esmâul
Yusuf Semmak
Müşkül: Yanlış – Müşkil (kapalı,
Yusuf Semmak
Nasılki: Yanlış – Nasıl ki: Doğru
Yusuf Semmak
“MESS”: Değme, dokunma, temas,
Sibel EKİNCİ
Muhterem Hocamız Feriduddin AYDIN
2017
çok detaya girmişsiniz ama tşr
Melek
Çok güzel
Nagihan
okudum süper çok beğendim
Mehmet ARAZ
Çok güzel olmuş,başarılarınızın d
Yusuf Semmak
KANDİL KUTLAMAK BİD'AT'TIR! Ka
Yusuf Semmak
Nesefî Akâidi derslerimizi 6'ya k
Elif
Bu akaid derslerinizden bölüm6 ya
Beyza
Harika
büşra
Çok iyi olmuş
Yusuf Semmak
MODERNİZM, KADINLARIN BAŞÖRTÜLERİ
zeyra
İsime yaradi saol
Şüheda
Helal be sırf kapanmak nefislerin
Ümit
Amin Er-Rahman Er-Rahim Allah
Vedat
Soruyu soran ben değilim ama aydı
© 2012 YUSUFSEMMAK.COM