Araştırmacı, Yazar

ANASAYFA
BİZE ULAŞIN
BİZİ TAKİP EDİN
AMACIMIZ
KUR'AN DİNLE
KİTAPLARIMIZ
ALLAH İÇİN İNFÂK EDEMEYENİN KENDİSİNE HAYRI OLMAZ Kİ, BAŞKALARINA FAYDASI DOKUNSUN! Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adı ile… Bizleri yoktan yaratan ve sayılamayacak kadar nimetler ihsân eden Yüce Rabbimize sonsuz hamd-ü senâlar ve şükürler olsun. Gönderdiği tüm peygamberlerine ve o peygamberlere iman edip hakka teslim olan -bidâyetten nihâyete- tüm İslâm ümmetlerine salât-ü selâm olsun. Allah, tüm mü’min kardeşlerimizden râzı olsun. Uzunca bir giriş yapmadan konumuza direkt girmek istiyoruz. Konumuz; “İnfâk Bilincini Kuşanmak” ya da “İnfâk Bilinci”dir. Konunun daha iyi anlaşılması için bazı örnekler ve kişisel söylemler üzerinden gidelim... "Durumum iyi olursa, şu ya da bu imkânlara kavuşursam, Allah yolunda infâk edeceğim ve sâlihlerden olacağım" diyenlerin bu sözü koca bir yalandır. Kendilerini ve başkalarını aldatmaktır! Ama şunu bilmelidir ki, insan kendisini de başkalarını da avutsa veya aldatsa Allah'ı asla aldatamaz! İslâm, "durumum iyi olursa infâk edeceğim" dini değildir. İslâm, yarım hurma ile de olsa cehennemden korunmak için infâk dinidir. Peygamberimiz: "Yarım hurma ile de olsa, cehennem ateşinden korunun. Bunu da bulamayan güzel bir sözle ateşten korunsun" (Buhârî, Edeb, 34) buyurmuştur. Ey elindekilerin farkına varmayanlar! Siz, elinizdeki bir çuval hurmayı az bulup on çuval olmasını beklerken, belki nice din kardeşleriniz bir tek hurmaya bile sahip olmayabilirler. Siz, borç ödemeyi, ondan sonra infâk etmeyi beklerken belki de infâk etmeye ömrünüz yetmeyecektir!


İNFÂK BİLİNCİNİ KUŞANMAK!

ALLAH İÇİN İNFÂK EDEMEYENİN KENDİSİNE HAYRI OLMAZ Kİ, BAŞKALARINA FAYDASI DOKUNSUN!

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adı ile…

Bizleri yoktan yaratan ve sayılamayacak kadar nimetler ihsân eden Yüce Rabbimize sonsuz hamd-ü senâlar ve şükürler olsun. Gönderdiği tüm peygamberlerine ve o peygamberlere iman edip hakka teslim olan -bidâyetten nihâyete- tüm İslâm ümmetlerine salât-ü selâm olsun. Allah, tüm mü’min kardeşlerimizden râzı olsun.

Uzunca bir giriş yapmadan konumuza direkt girmek istiyoruz. Konumuz; “İnfâk Bilincini Kuşanmak” ya da “İnfâk Bilinci”dir.

Konunun daha iyi anlaşılması için bazı örnekler ve kişisel söylemler üzerinden gidelim...

"Durumum iyi olursa, şu ya da bu imkânlara kavuşursam, Allah yolunda infâk edeceğim ve sâlihlerden olacağım" diyenlerin bu sözü koca bir yalandır. Kendilerini ve başkalarını aldatmaktır! Ama şunu bilmelidir ki, insan kendisini de başkalarını da avutsa veya aldatsa Allah'ı asla aldatamaz!

İslâm, "durumum iyi olursa infâk edeceğim" dini değildir. İslâm, yarım hurma ile de olsa cehennemden korunmak için infâk dinidir. Peygamberimiz: "Yarım hurma ile de olsa, cehennem ateşinden korunun. Bunu da bulamayan güzel bir sözle ateşten korunsun" (Buhârî, Edeb, 34) buyurmuştur.

Ey elindekilerin farkına varmayanlar! Siz, elinizdeki bir çuval hurmayı az bulup on çuval olmasını beklerken, belki nice din kardeşleriniz bir tek hurmaya bile sahip olmayabilirler. Siz, borç ödemeyi, ondan sonra infâk etmeyi beklerken belki de infâk etmeye ömrünüz yetmeyecektir!

İslâm, infâkı sadece zenginlere emretmemiştir. İnfâk, tüm mü'minleri bağlayıcıdır. Herkes durumuna göre Allah yolunda tasadduk etmelidir. İnfâk işini zenginlere havale etmeye kalkmak; özellikle câhiliyye toplumlarında cimriliğin yaygınlaştığı, hevâ ve heveslerin tatmini yolunda israfın arttığı bir ortamda yoksulları kimsesizliğe mahkûm etmek ve "zenginler dururken ben mi yapacağım?" diye yan gelip yatmak demektir! Bu kafa yapısı külliyyen bâtıldır!

Rasûlullah aleyhisselâm ne güzel buyurmuş:

"Zenginlik mal çokluğu ile değildir, asıl zenginlik gönül zenginliğidir." (Buhârî, Rikâk, 15) 

Bu Hadîsi bile anlayamayan zenginler, hep kendilerinden üstte olan zenginlere bakarak fakirlik psikozunda kendilerini avutuyorlar ve ihtiyaç sahiplerine de karınlarının doyduğunu, çorbalarının kaynadığını, günü kurtardıklarını, günü birlik yaşadıklarını söyleyerek, ekonomik olarak durumlarında değişen bir şeyin olmadığını mütemâdiyen söylüyorlar ki, aman ha, kendilerinden bir şeyler beklentisi içinde olmasınlar! Allah bu tür insanları ıslâh etsin, bu tür insanlardan bir şeyler bekleyen kişilere de acısın ve şuur versin. Kapitalizm'in hüküm sürdüğü bir yerde bu denli tuhaf sahneler yaşanırmış demek ki! Yoksul, cimri zenginden medet umar! Zengin de, daha arabayı yenilemediği, dükkânı büyütmediği, şu ya da bu yatırımları ve hamleleri yapmadığı, şu borçlarından kurtulamadığı için, belki de kendisini o fakirlerden daha fakir görür. Öyle ya, zenginlik malla mülkle, parayla pulla değil; gerçek zenginlik gönlün zengin ve tok olmasıdır. Öyle ya, o fakirin bu zengin kadar borcu mu var! Oturup kalkıp haline şükretsin!

Ya zengin Müslümanların mal ile cihâd etme sorumluluğu ne olacak? Öyle de, bu beyefendilerin nisab miktarında parasının ve malının olması, kendilerince zengin olmalarına yetmemektedir. Allah ve Rasûlü ona "zengin" dese de o kişi hâlâ bir şeylerin eksik olduğunu düşünür. Kazara kendisinden maddî talepleri olanlara karşı öyle bir konuşurlar ki fakir adam o zengine acır ve neredeyse cebinde ne varsa çıkartıp vermek ister! Zengin kendisi açısından haklıdır! O kadar çok giderleri vardır ki, bu dönemde nisaba mâlik olmak yetmiyormuş! Böyle düşünenlerin gelirlerini kimse bilmez! Öyle bir ağlarlar ki, sadaka veresiniz gelir! Gideri, masrafı gelirinden çok olan hangi tâcir o işe devam eder ki? Ayrıca giderleri ve masrafları olan sanki sadece kendileridir! Fakir ve yoksul kimselerin masrafları yoktur sanki onlara göre! Ya da “masrafları varsa da, bana ne” mi diyorlar acaba? Allah, bu kimselerin bu düşüncelerini ve sözlerini aynen böyle kaydettiğinde, Allah’tan nasıl bereket ve hayırlı kazanç isteyebilirler acaba! Allah, kullarına merhamet etmeyene, verdikleri hususunda şükretmeyene bereket verir mi hiç? Allah, mü'min kardeşinin yardımında olmayana yardım eder mi hiç?

Bir insan elindekine şükretmeyi bilmezse, elbette Allah ona gönül zenginliği vermez. Her kimde cimrilik varsa, bunu kendinden bilmelidir ve tasadduk gibi sâlih amellerle o hastalığını tedavi etmede geç kalmamalıdır. Yoksa ölüm döşeğine vardığında anlar o hastalığın maneviyat dünyasındaki sebep olduğu tahripkâr sonuçlarını…

Rabbimiz: “Andolsun ki şükrederseniz elbette size (nimetimi) daha çok veririm (artırırım)” (İbrâhîm: 7) buyurmaktadır. Şükür sadece dil ile olmaz; asıl şükür, verilen nimet cinsinden eda edilecek amel ile gerçekleştirilir. Paranın şükrü infâktır, arabanın şükrü Allah yolunda kullanmak, yolda kalmışı gideceği yere götürmek, hastası olanın yardımına koşmak gibi amellerdir. Vaktin şükrü o vakti Allah için kullanmaktır. Ticârethâne ve tezgâhın şükrü müşterilerin ve Müslümanların işini kolaylaştırmak, yardıma muhtaç olanların yardımına koşmaktır vs… Yani şükür, kebapları tıka basa yiyip, üzerine 2 şişe soda içerken karnını kaşıyarak “çok şükür“ demek değildir! O kebabı garibanlarla birlikte yemek, ya da “ben bunu her zaman yiyebilirim, bugün ben çorba içeyim, kebabı bir fakire yedireyim” diyerek takvâ yolunun neferlerinin amelini yapabilmektir. İşte gerçek şükür budur!.. Takvâdan uzak kuru bir şükür sözüyle insan şâkir/şükreden olmaz!

Zenginliğin büyük âfetlerinden biri de, insanların bir şeyler istemelerini beklemektir! İnsanların kendisinden istemelerini/dilenmelerini istemek riyâkârlık ve kibir alâmetidir! Bu, art niyet yoksa yanlış ve nefsî bir ameldir. “İnsanlar benden isteyebilmeli!” diyen bir kimse ya vakar, şeref, onur, iffet ve mürüvvet gibi kavramları bilmiyor; ya da bu sıfatları taşımayan insanların kendilerinden istemelerini bekliyor demektir. Yani o, olgun şahsiyet sahiplerinin yarasına merhem olmayı kastetmiyor. Belki de o tür insanlara ihsân etme şerefini kendisinde görmüyor, kim bilir! Ya da Allah, o tür kişilere bu fırsatı vermiyor! Bu, iffet sahibi mü’minlerin şükretmeleri gereken bir durumdur. Zira Rabbimizin, bir kulunu cimriye muhtaç etmemesi İlâhî bir lütuftur. Her durumda Allah, kullarına yeter! “Ben o sözümle bunları kastetmemiştim” diyen câhiller ise, Bakara Sûresinin 273. Âyetini okusunlar!

Önemli bir gerçek de şudur; insanların istemelerini bekleyen kimseler genelde kendilerinden bir şey talep edildiğinde yan çizerler. Zira onların büyük bir kısmı sadece bol keseden atıp konuşmalarıyla övünmeyi ve insanların kendisini pohpohlamasını severler. Bu durum genel anlamda tecrübe ilmi ile sabit olan vâkıî bir durumdur! Zengin bir kimsenin cömertliğini ballandıra ballandıra anlatması kadar çirkin bir amel olamaz. Cömert olan kişi de böyle ucuz şeylere tevessül etmez! İşin aslında ise, ne kadar muhtaç olsa da onurlu mü'minler bu kimselerle 100 yıl birlikte yaşasalar onların bir çöplerine bile tenezzül etmezler!! Onlardan asla bir şey istemezler!! Hatta onlara hallerini arz etmeyi akıllarından bile geçirmezler!! Bu da meselenin en önemli tarafıdır... Keşke bunu cimriler de bir anlasalardı... Belki hakka ve hakikate dönerlerdi!

"Zengin değilim", "neyim var ki, vereyim" diyenler, zenginliği mal çokluğunda görenler, sürekli fakir edebiyatıyla yaşayanlar, infâk edecek bir şeyi olmadığını söyleyenler, Asr-ı Saâdet'e, Ebû Âkil’in ameline baksınlar. O elinde avucunda hiçbir şeyi olmayan fakir bir sahâbîdir. Rasûlullah’ın en son iştirak ettiği “zorluk gazvesi” olan Tebük seferi öncesinde ordu için verebileceği hiçbir şeyi yoktur ama o, gece boyunca su çekerek iki ölçek hurma kazanmış ve bir ölçeğini ailesine bırakmış diğer ölçeği de İslâm ordusuna bağışlamıştır. Demek ki bir insanın amacı tasadduk etmek olunca Rabbimiz o kişinin işinde muvaffakiyetler ihsân ediyor ve o kişi çalışması karşılığında hem ailesini geçindirecek nafakayı hem de Allah yolunda infâk edecek bedeli kazanabiliyor. Bir Müslüman ticâret yaparken, nefsânî istek ve uzun emellerini bir kenara koyup, ailesini helâlinden geçindirmeyi, fazlası ile zekât verip tasadduk etmeyi hedef haline getirirse, o kişinin işleri rast gider. Ama Allah kendisine verdiği halde onları azımsayıp daha fazlasına göz diken kimsenin karnı doysa, gözü doymaz. Ve böyle kimseler kendilerini sürekli sıkıntılı hissederler. Kendisi dertli olandan da başkasına yardım beklemek hissî bir davranış olur!

Bir de, elindekilere nispetle tasadduk etmeyi yani az infâkı "faydasız, gereksiz” görenler, şunu bilsinler ki, münâfıklar da Ebû Âkil’in verdiği bir ölçek hurmayla dalga geçmişler ve onun bunu riyâkârlık için yaptığını söylemişlerdi. Bu türden düşünce biçimleri “İslâmî” değildir. Aynı Yahûdîler, bütün malını bağışlayan Hz. Ebû Bekir’i, malının yarısını bağışlayan Hz. Ömer’i ve 300 deve ve 3000 dinar para hibe eden Hz. Osman’ı “cömert” mi ilan etmişlerdi dersiniz? Hayır, asla! Bu nedenle, şeytanın, nefsin ve münâfıkların oyununa gelmemek gerekir! Elinden geldiği kadar, Allah için verene, Rabbimiz daha fazlasını verir. İnfâk ve ihsân sahiplerinin âhiret sevabı ise daha hayırlıdır…

Hani futbolda bir tabir vardır ya, “top beni sevmedi” diye!.. Bazen de para bazı insanları sevmeyebilir. Kimisinin elinde para pul olur, imkânlar ve fırsatlar yok olur gider. Hangi dala el atarsa, o dal kurur ya da dal kırılır!.. Bunun pek çok nedenleri olur. Bu durumda olanın istişâre etmesi ve yanlışta ısrar etmemesi gerekir.

Bazı kimseler, cimriliklerinin faturasını yaşantılarını beğenmediği kimselere keserler. Yani yardım etmiyorlarsa şundan ya da bundan dolayı olduğunu söyleyerek, kendilerini aklamaya, muhtaçları da haklamaya çalışırlar! Oysa insanların yaşantılarında iki türlü durum olabilir. Ya Müslüman, İslâm’a uygun bir hayat yaşıyordur ama ağanın, beyin, patronun istediği gibi hareket etmiyordur. Bu durumda o Müslümanın hiçbir suçu yoktur. Ya da o Müslümanın bir yanlışı ve günahı vardır. Bu ikincisi ıslâh olunması gereken bir hal olsa da, zengin bir kimsenin o kişiye iyilik etmesine engel bir durum değildir. Aynen Hz. Ebû Bekir’in yardım ettiği Mıstah’ın durumu gibi... Hz. Ebû Bekir, çok fakir olduğu için Mıstah’a ve ailesine yardım ederken, ortaya çıkan İfk hâdisesinde Mıstah, Hz. Âişe’ye iftirâ edenler arasında yer alınca Hz. Ebû Bekir, bir daha ona yardım etmeyeceğine dair yemin etmişti de hemen Rabbimiz, iyilik yapmayacağına dair yemin edenlerin affetmelerinin daha uygun olacağını haber veren Nûr Sûresinin 22. Âyetini indirmişti. Bu Âyet, yeminlerin iyilik etmeye engel kılınmaması gerektiğini, bu durumda bile iyiliğe devam edilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Mıstah’a, Hz. Âişe'ye yaptığı iftirâ nedeniyle seksen sopa vuruldu, o da yaptığından pişman oldu. Hz. Ebû Bekir ise yeminini bozup keffâretini ödedi ve Mıstah’a iyilik etmeye devam etti. Bu hâdise karşısında insanın içinin bir tuhaf olmaması mümkün değildir! Çünkü Hz. Âişe hakkında çirkin iftirâ edenlerden birine yapılan yardımı kesmenin yanlışlığına dair Âlemlerin Rabbinin katından Âyet geliyor!..

İyiliğin önünde, insana kötülüğü emreden nefs-i emmâresinden başka bir engel yoktur! İyilik sadece iyi insanlara yapılacak diye bir kâide de yoktur. Öyle olsaydı, infâk ve tasadduk uygulanamazdı. Zira herkes, takvâ sahibi kimse aramak zorunda kalacak, kendisince halini durumunu beğenmediklerine iyilik etmeyecekti! Muhtaç olan kimseye el uzatmak esastır. Bu, yakından başlanılarak yerine getirilir. Yakın akrabalardan sonra tanıdıklarımız da yakınlarımızdır. Tanımadıklarımıza tercih edilir. Tasadduk da, takvâ sahibi ile fâsık kişi arasında tercih muttakîden yana kullanılır. Bu durum Hadîs-i Şerîf ile sabittir. Fakat temel ihtiyaçlarını karşılamada zorluk çekenin takvâsızlığı, kendisine yardımcı olmaya engel değildir. Allah en iyi bilendir.

İnsanın rızkını bereketlendiren ve işlerinin rast gitmesini sağlayan en önemli faktörlerden biri ilim taliplerini, yoksul ve muhtaçları gözetmektir. Bu konuda iki Hadîs zikredelim.

“Rasûlullah aleyhisselâm’ın döneminde iki kardeş vardı. Bunlardan birisi (ilim öğrenmek için) Peygamber aleyhisselâm’a gelir, diğeri de (her ikisinin geçimini temin etmek için) çalışırdı. Bu iş sahibi olan, (ilim öğrenen) kardeşini Peygambere şikâyet etti. Bunun üzerine Peygamber aleyhisselâm şöyle buyurdu: “Belki de senin rızıklandırılman kardeşin sebebiyledir.” (Tirmizî, Zühd, 33)

“Mus’ab şöyle demiştir: Babam Sa’d b. Ebî Vakkas radıyallâhu anh diğerleri üzerinde kendisinde (yiğitlik ve zenginlik yönünden) bir üstünlük olduğunu düşünürdü. Bunun üzerine Peygamber aleyhisselâm şöyle buyurdu: ‘Sizler ancak zayıflarınız(ın duası) sebebiyle yardım ediliyor ve rızıklandırılıyorsunuz.’” (Buhârî, Cihâd ve’s Siyer, 75)

Rızkı bereketlendiren pek çok durumlar vardır; biz burada bu konuyu açmayacağız. Ama günümüzde çalışan insanların ihmal ettiği çok önemli bir farîzaya dikkat çekmek istiyoruz. O da sıla-i rahm…

Peygamberimiz bu konuda şöyle buyurdu: 

“Kim, rızkının genişletilmesini ve ecelinin (ömrünün) uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.” (Buhârî, Edeb, 12)

Bu konuda söylenecek şeyler bitmez ama biz Rabbimizin buyruğu ile bitiriyoruz:

“Ey iman edenler! Mallarınız da evlatlarınız da sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa, işte onlar, hüsrana uğrayanların ta kendileridir. Herhangi birinize ölüm gelip de: ‘Rabbim, beni yakın bir zamana kadar geciktirseydin de sadaka verseydim ve sâlihlerden olsaydım’ diyeceği bir zamanın gelmesinden önce size verdiğimiz rızıktan infâk edin.” (Münâfikûn: 9, 10)

Sözlerimizin başı da sonu da Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdetmektir. 

Yusuf Semmak

Bağlantı | kategori: NASİHATLER | tarih: 08/10/2015 | Yorum(0) | Yorum yaz
YORUM YAZINIZ
İSMİNİZ

E-Posta (Gizli)

Web siteniz

Yorumunuz

Güvenlik kodu
Son Konular • NASİHATLER 13
• Dinin Aslında Cehalet Mazeret midir? (PDF Oku/İndir!)
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 4
• Allah Teâlâ, Neden Kur’ân’da Bazı Yerlerde “Biz” Zamiri ile Hitap Buyurmuştur?
• Vâv ve Yâ Harflerinden Önceki Harfi Meftûh Olan Emsile-i Hamse'ye Nûn-u Sakîle'nin Dâhil Olması:
• NASİHATLER 12
• İftiâl (افْتِعَال) Bâbı ile Alâkalı Sarf Kâideleri
• GENELDE YANLIŞ KULLANILAN KELİMELER VE DOĞRU YAZILIŞLARI:
• Kur'an'da Peygamberimize Nasıl Hitap Edilmiştir?
• Muzari' Fiilin Şimdiki ve Gelecek Zamana Salahiyeti:
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 3
• Şirke ve Sapıklığa Sürüklenen Bir Toplumda Suçlular Kimlerdir?
• 22- Ömer Nesefî Akaidi Tercüme ve Şerhi 6 (Ders Videosu)
• NASİHATLER 11
• Arapça'da 'zuu' ve 'sahib' edatlarının arasındaki fark nedir?
• EY RABBİMİZ!
• ASHAB-I KEHF HAKKINDA:
• NASİHAT BAHÇESİ
• KİTAPLARIMIZ HAKKINDA BİLGİLENDİRME:
• “Kadınlar Havuza Girebilir mi?” Sorusuna Verdiğimiz Kısa ve Özlü Cevap
• Kadın Sesiyle ve Çalgı Aletleriyle İcra Edilen Şarkı, Türkü, Ezgi ve İlahiler Hakkında Bir Soruya Verdiğimiz Cevap
• NASİHATLER 10
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 2
• NASİHATLER 9
• “Ticaret yapıyorum ama maddi ve manevi anlamda bir türlü rahata eremiyorum” mu diyorsunuz?
• 21- Hadis Dersleri -1 (Ders Videosu)
• SESLİ HADİS DERSLERİ - YAKINDA!
• Sesli Ders Videoları Arşivi (Yusuf Semmak)
• ARAPÇA DERSLERİ (ZAMİRLER) -5-
• Kadınların Saçlarını Kısaltmaları Câiz midir?
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 1
• Ömer Nesefî Akâidi Tercüme ve Şerhi 5 (Ders Videosu)
• İNFÂK BİLİNCİNİ KUŞANMAK!
Son Yorumlar
Yusuf Semmak
SÜNNETTE BÖYLE BİR PAZARLIK ANLAY
mahmut konur
BİR AYET "Mümin kadınlara da bak
Erkan
Allah razı olsun
ismail
bayildim
Yusuf Semmak
NOT: Bir Hristiyanla tartışan bir
Yusuf Semmak
KİMLER SUÇLU? Bir toplumda ins
Yusuf Semmak
SAHÛR VAKTİNİN SON BULMASI VE SAB
ali
Güzel bir anlatım olmuş ALLAH(C.C
Yusuf Semmak
MUHÂCİRLERLE ENSÂR’IN KARDEŞLİĞİ:
Ece
Harika çok teşekkürler
meryemnazyazğan
Çok güzel anlatmışsınız, şimdi ço
Yusuf Semmak
DİLİN, BEYÂNIN, OKUMANIN, YAZMANI
Yusuf Semmak
Bir meâlde şöyle geçiyor: "Bunun
Yusuf Semmak
“Mütevâzı’, mutevazı” (م
Yusuf Semmak
Esmâül Hüsnâ: Yanlış – el-Esmâul
Yusuf Semmak
Müşkül: Yanlış – Müşkil (kapalı,
Yusuf Semmak
Nasılki: Yanlış – Nasıl ki: Doğru
Yusuf Semmak
“MESS”: Değme, dokunma, temas,
Sibel EKİNCİ
Muhterem Hocamız Feriduddin AYDIN
2017
çok detaya girmişsiniz ama tşr
Melek
Çok güzel
Nagihan
okudum süper çok beğendim
Mehmet ARAZ
Çok güzel olmuş,başarılarınızın d
Yusuf Semmak
KANDİL KUTLAMAK BİD'AT'TIR! Ka
Yusuf Semmak
Nesefî Akâidi derslerimizi 6'ya k
Elif
Bu akaid derslerinizden bölüm6 ya
Beyza
Harika
büşra
Çok iyi olmuş
Yusuf Semmak
MODERNİZM, KADINLARIN BAŞÖRTÜLERİ
zeyra
İsime yaradi saol
Şüheda
Helal be sırf kapanmak nefislerin
Ümit
Amin Er-Rahman Er-Rahim Allah
Vedat
Soruyu soran ben değilim ama aydı
© 2012 YUSUFSEMMAK.COM