Araştırmacı, Yazar

ANASAYFA
BİZE ULAŞIN
BİZİ TAKİP EDİN
AMACIMIZ
KUR'AN DİNLE
KİTAPLARIMIZ
NOT DEFTERİ
Suheyb er-Rûmî radıyallâhu anh’den rivâyet edildiğine göre; Rasûlullah aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: “Sizden öncekiler arasında bir kral vardı. Onun da bir sihirbazı vardı. Bu sihirbaz yaşlanınca krala: Ben yaşlandım. Bu sebeple bana sihri öğreteceğim bir çocuk gönder, dedi. (Kral da) ona kendisine sihir öğretsin diye bir çocuk gönderdi. Bu çocuk yoluna gittiği zaman yolu üzerinde bir rahip vardı. Bu rahibin yanına oturup onun söylediklerini dinledi. Dinledikleri hoşuna gitti. Bundan dolayı sihirbaza gittiği zaman rahib'e de uğrar, onun yanında bir süre otururdu. Sihirbazın yanına gittiği zaman sihirbaz onu döverdi...


ASHÂBU’L UHDÛD,

SİHİRBAZ, RAHİP VE ÇOCUĞUN KISSASI:

Suheyb er-Rûmî radıyallâhu anh’den rivâyet edildiğine göre; Rasûlullah aleyhisselâm şöyle buyurmuştur:

“Sizden öncekiler arasında bir kral vardı. Onun da bir sihirbazı vardı.

 فَلَمَّا كَبِرَ قَالَ لِلْمَلِكِ : إِنِّى قَدْ كَبِرْتُ فَابْعَثْ إِلَيَّ غُلامًا أُعَلِّمْهُ السِّحْرَ

Bu sihirbaz yaşlanınca krala: Ben yaşlandım. Bu sebeple bana sihri öğreteceğim bir çocuk gönder, dedi.

(Kral da) ona kendisine sihir öğretsin diye bir çocuk gönderdi. Bu çocuk yoluna gittiği zaman yolu üzerinde bir rahip vardı. Bu rahibin yanına oturup onun söylediklerini dinledi. Dinledikleri hoşuna gitti. Bundan dolayı sihirbaza gittiği zaman rahib'e de uğrar, onun yanında bir süre otururdu. Sihirbazın yanına gittiği zaman sihirbaz onu döverdi.

Bundan dolayı rahib'e şikâyet edince, rahip:

إِذَا خَشِيتَ السَّاحِرَ فَقُلْ : حَبَسَنِي أَهْلِى ، وَإِذَا خَشِيتَ أَهْلَكَ فَقُلْ : حَبَسَنِى السَّاحِرُ

Sihirbazdan (seni döveceğinden) korkarsan, ailem beni geç bıraktı, dersin. Ailenden korkacak olursan, sihirbaz beni geç saldı dersin, dedi.

O bu halde iken insanları alıkoymuş olan büyük bir hayvanın yanından geçti. Çocuk: Bugün sihirbaz mı daha üstün yoksa rahip mi daha üstündür bileceğim gündür, dedi ve bir taş atıp: Allah’ım, eğer rahibin durumunu sihirbazın durumundan daha çok seviyor isen, bu hayvanı (bu vesile ile) öldür ki insanlar yollarına devam etsin, dedi ve o taşı atıp hayvanı öldürdü. İnsanlar da, yollarına devam etti. Rahibin yanına giderek ona bunu haber verince rahip kendisine: Oğlum, bugün sen benden daha üstünsün. Senin durumun işte şu gördüğün hale kadar ulaşmış bulunuyor. Muhakkak sen belaya maruz kalacaksın. Belaya maruz kalacağın zaman beni, kimseye gösterme, dedi.

Çocuk anadan doğma körü ve abrası iyileştiriyor ve diğer hastalıklardan insanları tedavi ediyordu. Bu durumu hükümdarın, gözleri kör olmuş bir meclis arkadaşı işitince, çok miktarda hediyelerle onun yanına gitti ve: Eğer sen bana şifa verirsen burada bulunanların hepsi senindir, dedi.

Çocuk: إِنِّى لاَ أَشْفِي أَحَدًا ، إِنَّمَا يَشْفِى اللَّهُ Ben hiçbir kimseye şifa veremem. Şifayı veren ancak Yüce Allah’tır.

فَإِنْ أَنْتَ آمَنْتَ بِاللَّهِ دَعَوْتُ اللَّهَ فَشَفَاكَ Eğer Allah’a iman edersen, ben de Allah’a dua ederim, O da, sana şifa verir, dedi.

 فَآمَنَ بِاللَّهِ فَشَفَاهُ اللَّهُ O da, Allah’a iman etti, Allah da, kendisine şifa verdi.

Kralın yanına gitti ve daha önce oturduğu gibi yanına oturdu. Bu sefer kral kendisine:

 مَنْ رَدَّ عَلَيْكَ بَصَرَكَ ؟ Sana görmeni kim geri verdi, dedi.

O:  رَبِّى Rabbim, dedi.

Kral: وَلَكَ رَبٌّ غَيْرِى ؟ Senin benden başka Rabbin var mı ki? Dedi.

O:  رَبِّى وَرَبُّكَ اللَّهُ Benim de senin de Rabbin Allah’tır, dedi.

Kral onu yakaladı ve çocuğu gösterinceye kadar ona aralıksız işkence etti. Sonra çocuk getirildi. Kral ona: Oğulcağızım, senin sihrin anadan doğma körü ve abrası iyileştirecek dereceye kadar şunları şunları yapabilecek hale kadar ulaşmış bulunuyor, dedi.

Çocuk: Ben hiç kimseye şifa vermiyorum. Şifa veren ancak Allah’tır, dedi. Kral onu da yakaladı ve rahibin yerini söyleyinceye kadar ona aralıksız işkence yaptı. Derken rahip de getirildi. Rahib’e: Dininden dön denildi. Bunu kabul etmedi. Bunun üzerine testere getirilmesini istedi. Testere başının ortasına konuldu ve onu her bir yarısı bir tarafa düşecek şekilde ikiye biçti. Sonra kralın meclis arkadaşı getirildi. Ona da: Dininden dön denildi. O da, bunu kabul etmeyince, testere başının ortasına yerleştirildi ve testere ile onu iki ayrı parçası düşünceye kadar ikiye böldü. Sonra çocuk getirildi, ona: Dininden dön denildi. O da, bunu kabul etmedi. Kral onu arkadaşlarından birkaç kişiye teslim etti ve: Bunu alıp şu şu dağa götürün, onu dağa çıkartın, dağın zirvesine vardığınız zaman, dininden dönerse mesele yok. Aksi takdirde onu atın diye talimat verdi.

Onlar da, onu alıp gittiler, onu dağa çıkardılar.

Çocuk: اللَّهُمَّ اكْفِنِيهِمْ بِمَا شِئْتَ Allah’ım, beni dilediğin bir şekilde bunlardan koru, dedi.

Dağ onları sarstı ve yere düştüler. Çocuk da, yürüyerek krala geldi.

Kral ona: Arkadaşların ne yaptı? Dedi.

O:  كَفَانِيهِمُ اللَّهُ Allah, onlara karşı bana yetti, dedi.

Bu sefer kral onu tekrar arkadaşlarından birkaç kişiye teslim etti ve: Bunu alın ve bir gemiye koyun. Onunla denizin ortasına gelin. Eğer dininden dönerse mesele yok, değilse, onu (denize) atın, dedi. Onlar da, onu alıp gittiler.

Çocuk: اللَّهُمَّ اكْفِنِيهِمْ بِمَا شِئْتَ Allah’ım, dilediğin şekilde beni bunlardan koru, dedi.

Gemi, içindekilerle devrildi ve (kralın arkadaşları) suda boğuldular. Çocuk da, yürüyerek krala geldi.

Kral ona: Arkadaşların ne yaptı? Dedi.

O:  كَفَانِيهِمُ اللهُ Allah, onlardan beni korudu, dedi.

Sonra krala dedi ki:

 إِنَّكَ لَسْتَ بِقَاتِلِى حَتَّى تَفْعَلَ مَا آمُرُكَ بِهِ Benim sana emrettiğimi yapmadığın sürece beni öldüremezsin, dedi.

Kral: وَمَا هُوَ ؟ O nedir? Dedi.

Çocuk: İnsanları bir düzlükte bir araya topla. Beni de bir ağacın kütüğüne as. Sonra benim ok torbamdan bir ok al. Sonra o oku yayın ortasına yerleştir.

Sonra da: بِاسْمِ اللَّهِ رَبِّ الْغُلامِ “Çocuğun Rabbi Allah’ın adı ile” de, arkasından bana oku at. Şüphesiz sen bunu yapacak olursan, beni öldürebileceksin, dedi.

Kral da, insanları bir düzlükte topladı, çocuğu bir ağacın kütüğüne astı. Sonra da, ok torbasından bir ok aldı. Arkasından oku yayın ortasına yerleştirdi,

Sonra da: بِاسْمِ اللَّهِ رَبِّ الْغُلامِ “Çocuğun Rabbi Allah’ın adı ile” dedi. Arkasından ona ok attı. Ok çocuğun şakağına düştü. Çocuk da, elini okun şakağındaki yeri üzerine koydu ve öldü (şehîd oldu).

Bu sefer insanlar:

 آمَنَّا بِرَبِّ الْغُلامِ ، آمَنَّا بِرَبِّ الْغُلامِ ، آمَنَّا بِرَبِّ الْغُلامِ

Çocuğun Rabbine iman ettik, çocuğun Rabbine iman ettik, çocuğun Rabbine iman ettik, dediler.

Bunun üzerine krala gidildi ve ona: O senin korktuğun şey var ya; Allah’a yemin olsun ki işte korktuğun başına geldi. İnsanlar iman etti, dediler.

Bunun üzerine kral, yol ağızlarında (yol girişlerinde) hendekler kazılmasını emretti. Hendekler kazıldı. Ateşler yakıldı ve:

مَنْ لَمْ يَرْجِعْ عَنْ دِينِهِ فَأحْمُوهُ فِيهَا

Dininden dönmeyeni onun içine atın, dedi. Yahut da ona: اقْتَحِمْ Buna kendini at, denildi. Dediklerini yaptılar.

حَتَّى جَاءَتْ امْرَأَةٌ وَمَعَهَا صَبِيٌّ لَهَا

Nihayet beraberinde bir sabi çocuk ile birlikte bir kadın geldi. فَتَقَاعَسَتْ أَنْ تَقَعَ فِيهَا ، فَقَالَ لَهَا الْغُلامُ Ateşin içine atılmakta tereddüt gösterince, çocuğu ona:

يَا أُمَّهْ ! اصْبِرِي فَإِنَّكِ عَلَى الْحَقِّ

Anacığım, sabret, çünkü sen hak üzeresin, dedi.”(Müslim, Kitâbu’z Zühd ve’r Rekâik, 73; Bkz: Tirmizî, Tefsîr, 77 

KISA AÇIKLAMALAR:

Bu Hadîs, öncelikle, sâlih kullardan sâdır olan kerâmetlerin sâbit olduğunu ortaya koymaktadır.

Ayrıca imanın karşısında sihir, iktidar, servet, çevre vb. hiçbir gücün duramayacağı açıkça anlaşılmaktadır.

Sihrin, aldatmak, korkutmak ve göz boyamaktan ibâret olduğu görülmektedir. Sihir; insanların gözlerini etkileyip yani gözlerini bağlayıp, onların akıl ve kalplerine hükmetme çabasıdır! Sihirbazlar, insanlar üzerinde ululanmaya, iktidar sahipleri ve krallar yanında da makam elde etmeye çalışırlar. Fakat, sihrin ve sihirbazın en korktuğu şey, vahiydir. Onlar, vahyin karşısında hiçbir etki ve tesire sahip değildirler. Zira hak geldiğinde, bâtıl yıkılmaya ve yok olmaya mahkûmdur!

Hadîs'te dikkat çeken bir diğer nokta ise, rahibin çocuğa öğrettiği tedbirdir. O cümlelerle rahip, çocuğa keyfî olarak yalan söylemesini öğütlememektedir. Bilâkis, İslâm'da yalan söylemenin câiz olduğu durumlar dışında yalan söylenmesi haramdır. Bu kıssada, eğer çocuk yalan söylemezse, ya öldürülecek ya da zulme maruz kalacaktır. Burada söylenen yalan, bir Müslümanı zâlimlerden korumak içindir. Müslümanın hangi durumlarda yalan söyleyebileceği ayrı bir konudur. Biz, burada o meseleye girmeyeceğiz.  

Rahibin, çocuğa tedbir olarak öğrettiği: “Sihirbazdan (seni döveceğinden) korkarsan, ailem beni geç bıraktı, dersin. Ailenden korkacak olursan, sihirbaz beni geç saldı dersin" sözü hakkında İmam Nevevî rahımehullâh şöyle demektedir:

“Savaş ve benzeri durumlarda bir kişiyi ölümden kurtarmakta yalan söylemek câizdir. Bu kişi, ister kendisi isterse de öldürülmesi haram olan başka birisi olsun.”

(El-Minhâc fî Şerhi Sahîh-i Müslim, İmam Nevevî, Mektebetü’l Ğazâlî/Dimeşk & Müessesetü Menâhili’l İrfân/Beyrût, C: 18, S: 130)

Hadîs'te geçen bu mübârek delikanlının âkıbetiyle ilgili de şöyle rivâyet olunmuştur: "O delikanlıya gelince; o toprağa gömülmüştü (defnedilmişti). Ömer b. Hattâbradıyallâhu anh zamanında bu gencin, öldürüldüğü zaman koyduğu gibi, eli şakağında olduğu halde mezarından çıkarıldığı söylenmiştir." (Tirmizî, Tefsîr, 77; İmam Tirmizî: Bu, hasen-ğarîb bir Hadîs'tir, demiştir.)

Allah Sübhânehu ve Teâlâ, Burûc Sûresinde Ashâb-ı Uhdûd hakkında şöyle buyurmaktadır:

“Andolsun, burçlara sahip göğe;

Va’dolunan o güne;

Şâhitlik edene ve edilene;

Lânet olsun, tutuşturulmuş ateş hendeklerinin sahiplerine.

O zaman onlar, o ateşin etrafında oturuyorlar,

Ve onlar mü’minlere yaptıkları şeyi görüyorlardı (seyrediyorlardı).

Onların bunlardan intikam almalarının tek sebebi, hükmüne karşı konulamayan (Azîz) ve her övgüye lâyık (Hamîd) olan Allah’a iman etmiş olmaları idi.

O, göklerin ve yerin mülkü (hâkimiyeti) yalnız kendisinin olandır. Allah her şeyi çok iyi görür.

Şüphe yok ki mü’min erkeklerle mü’min kadınlara (iman ettiler diye) işkence edip, sonra da tevbe etmeyenler için, (evet) onlar için cehennem azabı ve onlar için bir de yanma azabı vardır.” (Burûc: 1-10)

Ayetlerin tefsirine tek tek girmeyeceğiz. Kur'an-ı Kerîm'de zikredilen Ashâb-ı Uhdûd'un kimler olabileceği hakkında pek çok rivâyetler gelmiştir. Her rivâyetin de, ilgili olduğu konuyla alâkalı olarak  uzun kıssaları bulunmaktadır. Muhaddislerin genelde benimsedikleri rivâyet, bizim de yukarıda zikrettiğimiz, Suheyb kanalıyla gelen Sahîh-i Müslim ve diğer bazı Hadîs kitaplarında yer alan rivâyettir.

Kur'an; hendekler kazıp, içlerini ateşlerle dolduran ve bu hendeklere, sırf Allah'a iman etmeleri sebebiyle mü'minleri atarak yakan işkenceci ve zâlim kâfirlerden bahsetmektedir. Bu konuda birden çok rivâyetin olması, bu tür vahşetin tarihin çeşitli dönemlerinde birden fazla gerçekleşmiş olabileceğini de göstermektedir. Önemli olan zaten bunu yapanların kimler olduklarından çok, sıfatlarının ne olduğu ve bu câniliği neden yaptıklarıdır. Rabbimiz, bu sorunun cevabını açıklıkla Kitâbında bizlere bildirmiştir. Üzerinde durulması gereken asıl nokta budur!

Allâme Mevdûdî, Ashâb-ı Uhdûd hakkında şöyle der: “Ashâb-ı Uhdûd ile Müslümanları ateş dolu hendeklere atarak diri diri yakan kimseler kastedilmektedir. Onları yakarlarken bir de seyrederek eğlenmişlerdir.” (Tefhîmu’l Kur’ân, 7/82)

Elmalılı M. Hamdi Yazır rahımehullâh, Kur’an’da haklarında: قُتِلَ أَصْحَابُ الْأُخْدُودِ “Kahrolsun Ashâb-ı Uhdûd!”(Burûc: 4) buyrularak lânetlenen hendek sahipleri (Uhdûd Ashâbı) hakkında şunları söylemektedir:

“Bunların kimler oldukları ve nerelerde yaşadıkları hakkında çeşitli görüşler vardır. Yemen, Necran, Irak, Şam ve Habeşistan’da Mecûsî veya Yahûdî yahut bazı hükümdarlar tarafından bu olayların gerçekleştirildiğine dair çeşitli rivâyetler aktarılmışsa da, Kur’an’da kim oldukları belirtilmediğinden, ancak nitelikleri ve yaptıkları işlerle anılmışlardır.

Ebu Hayyân şöyle der: “Müfessirler, Uhdûd Ashâbı hakkında on'dan çok görüş bildirmişlerdir. Her görüşün uzun bir kıssası vardır. Biz bunları buraya yazmak istemedik. Hepsinin ortak noktası şudur: Kâfirlerden bir takım kimseler yerde hendekler açtılar ve oralarda ateş yaktılar. Müminleri oraya götürdüler. Dininden vazgeçeni serbest bıraktılar, imanda ısrar edeni yaktılar. Ashâb-ı Uhdûd, müminleri yakanlardır.”

Kaffâl ise tefsirinde şunları söylemektedir: “Uhdûd Ashâbı kıssasında çeşitli rivayetler söylenmiştir. Bununla beraber, içlerinde sahih denecek derecede bir şey yoktur. Ancak şunda görüş birliğine varmışlardır. Mü’minlerden bir kavim, milletlerine yahut üzerlerinde egemen olan kâfir bir hükümdara muhâlefet etmişler. O da, onları hendeğe attırmıştır. Ve sanırım, demiş: Bu olay, Kureyşlilerce meşhurdu. Allah Teâlâ bunu Rasûlünün ashâbına hatırlatarak, dinleri hakkında uğradıkları işkencelere sabır ve tahammül etmeleri gereğine işâret etmiş, bu noktayı vurgulamıştır. Çünkü Kureyş müşriklerinin müminlere eziyet ettiği herkesçe biliniyordu."

Bu konuda muhaddislerin en çok benimsedikleri rivâyet, Müslim, Tirmizî, Nesâî ve daha başkalarının Suheyb yoluyla Hz. Peygamberden merfû’ olarak rivâyet ettikleridir ki, Tirmizî ona sadece "hasen-ğarîb" demiştir. “Sahîh” dememiştir. Onun için biz de yalnız Kur'an'ın beyanıyla yetinelim: Hangi kavimden olursa olsun, Uhdûd Ashâbı lânetlendiler.” (Hak Dini Kur’an Dili, Çelik-Şura, 8/345)

Kur’an-ı Kerîm’de bahsedilen Ashâb-ı Uhdûd, yukarıda Suheyb kanalıyla gelen rivâyette bahsi geçen hâdisedeki kimseler midir yoksa başkaları mıdır?

Allah en iyi bilendir.


Bağlantı | kategori: HADİS | tarih: 01/06/2015 | Yorum(0) | Yorum yaz
YORUM YAZINIZ
İSMİNİZ

E-Posta (Gizli)

Web siteniz

Yorumunuz

Güvenlik kodu
Son Konular • Günlük Dua ve Zikirler
• KASİDE-İ LAMİYYE (Şeyhu'l-İslam İbn-i Teymiyye) – Pdf İndir!
• Peygamberler Tarihi Test Bilgi Yarışması - PDF İndir!
• Muhtelif Konularda Kısa Kısa - 5
• "TEVESSÜL VE KABR-İ NEBİ'Yİ ZİYARET" ADLI KİTABIMIZ ÇIKMIŞTIR!
• MUHTELİF KONULARDA İLMÎ NAKİLLER
• NASİHATLER 13
• Dinin Aslında Cehalet Mazeret midir? (PDF Oku/İndir!)
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 4
• Allah Teâlâ, Neden Kur’ân’da Bazı Yerlerde “Biz” Zamiri ile Hitap Buyurmuştur?
• Vâv ve Yâ Harflerinden Önceki Harfi Meftûh Olan Emsile-i Hamse'ye Nûn-u Sakîle'nin Dâhil Olması:
• NASİHATLER 12
• İftiâl (افْتِعَال) Bâbı ile Alâkalı Sarf Kâideleri
• GENELDE YANLIŞ KULLANILAN KELİMELER VE DOĞRU YAZILIŞLARI:
• Kur'an'da Peygamberimize Nasıl Hitap Edilmiştir?
• Muzari' Fiilin Şimdiki ve Gelecek Zamana Salahiyeti:
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 3
• Şirke ve Sapıklığa Sürüklenen Bir Toplumda Suçlular Kimlerdir?
• 22- Ömer Nesefî Akaidi Tercüme ve Şerhi 6 (Ders Videosu)
• NASİHATLER 11
• Arapça'da 'zuu' ve 'sahib' edatlarının arasındaki fark nedir?
• EY RABBİMİZ!
• ASHAB-I KEHF HAKKINDA:
• NASİHAT BAHÇESİ
• KİTAPLARIMIZ HAKKINDA BİLGİLENDİRME:
• “Kadınlar Havuza Girebilir mi?” Sorusuna Verdiğimiz Kısa ve Özlü Cevap
• Kadın Sesiyle ve Çalgı Aletleriyle İcra Edilen Şarkı, Türkü, Ezgi ve İlahiler Hakkında Bir Soruya Verdiğimiz Cevap
• NASİHATLER 10
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 2
• NASİHATLER 9
• “Ticaret yapıyorum ama maddi ve manevi anlamda bir türlü rahata eremiyorum” mu diyorsunuz?
• 21- Hadis Dersleri -1 (Ders Videosu)
• SESLİ HADİS DERSLERİ - YAKINDA!
Son Yorumlar
İbrahim sarıtaş
Allahrazı olsun
Muhammet ****
Bizim din hocamız başınızı örtmek
Ali Özbek
Hocam Allah razı olsun mükemmel b
fatma
ellerinize yüreğinize sağlık cıdd
Mehmet
Bu site "13.45'de mi 13.45'te mi
iclal
elinize sağlık
misafir
Allah razı olsun .
mutluluk
Çok güzel olmuş ellerinize sağlık
hediye
Esselamün aleyküm Yusuf kardeşim.
Yusuf Semmak
SÜNNETTE BÖYLE BİR PAZARLIK ANLAY
mahmut konur
BİR AYET "Mümin kadınlara da bak
Erkan
Allah razı olsun
ismail
bayildim
Yusuf Semmak
NOT: Bir Hristiyanla tartışan bir
Yusuf Semmak
KİMLER SUÇLU? Bir toplumda ins
Yusuf Semmak
SAHÛR VAKTİNİN SON BULMASI VE SAB
ali
Güzel bir anlatım olmuş ALLAH(C.C
Yusuf Semmak
MUHÂCİRLERLE ENSÂR’IN KARDEŞLİĞİ:
Ece
Harika çok teşekkürler
meryemnazyazğan
Çok güzel anlatmışsınız, şimdi ço
Yusuf Semmak
DİLİN, BEYÂNIN, OKUMANIN, YAZMANI
Yusuf Semmak
Bir meâlde şöyle geçiyor: "Bunun
Yusuf Semmak
“Mütevâzı’, mutevazı” (م
Yusuf Semmak
Esmâül Hüsnâ: Yanlış – el-Esmâul
Yusuf Semmak
Müşkül: Yanlış – Müşkil (kapalı,
Yusuf Semmak
Nasılki: Yanlış – Nasıl ki: Doğru
Yusuf Semmak
“MESS”: Değme, dokunma, temas,
Sibel EKİNCİ
Muhterem Hocamız Feriduddin AYDIN
2017
çok detaya girmişsiniz ama tşr
Melek
Çok güzel
Nagihan
okudum süper çok beğendim
Mehmet ARAZ
Çok güzel olmuş,başarılarınızın d
Yusuf Semmak
KANDİL KUTLAMAK BİD'AT'TIR! Ka
© 2012 YUSUFSEMMAK.COM