Araştırmacı, Yazar

ANASAYFA
BİZE ULAŞIN
AMACIMIZ
KUR'AN DİNLE
KİTAPLARIMIZ
DERS VİDEOLARI ARŞİVİ
NOT DEFTERİ
Bu yazımızda, boğazlanması ve eti yenmesi helâl hayvanların Şerîat'a uygun kesiminde "dindarlık" ve "besmele" şartlarının gereği üzerinde durduk. Yani hayvan boğazlayan kimsenin ya Müslüman (Ehl-i Tevhîd) ya da Hristiyan veya Yahudi (Ehl-i Kitap) olmasının zorunlu olduğunu delillerle açıkladık. Bu konunun daha iyi anlaşılmasını sağlayan önemli konulardan bir tanesi de "Ehl-i Kitap Kimdir?" sorusunun cevabını vermektir. Kur'ân-ı Kerîm'e göre, kimlere Ehl-i Kitap denildiği anlaşıldıktan sonra, konu açıklığa kavuşmaktadır. Zira Allah, kendilerine kitap verilenlerin kestiklerinin bize helâl olduğunu belirtmiştir. Ehl-i Kitap dışında kalan kimselerin -besmele çekseler dahi- boğazladığı hayvanların yenemeyeceği, Âyetlerden açıkça anlaşılmaktadır. Ayrıca hayvan boğazlarken gerek Müslümanların ve gerekse Kitap Ehli insanların besmele çekmelerinin şart olduğunu vurguladık. Konu çok detaylı olduğu için, sadece günümüzde öğrenilmesi gereken ve uygulaması ihmal edilmiş yönlere temas ettik.

بِسْـــــمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

MÜŞRİKLERİN KESTİKLERİ HAYVANLARIN ETLERİ YENİLİR Mİ? 

 Allah’a hamd, Rasûlüne salât ve selâm ediyoruz. Başarı ancak O’nun yardımı iledir. Bu mesele aslında temel konulardan olmadığı için; i’tikâdî bozuklukların olduğu, helâl ve haramların dahi tam bilinemediği, İslâm’ın hakikatinin pek çoklarına kapalı olduğu bir dönemde, öncelikli ele alınacak konulardan olmadığı aşikârdır. Ancak ne kadar üzücü bir durumdur ki, yılların geçmesiyle, bu mesele sıkça konuşulmadığı için, ilimsiz ve nefsine uyan pek çok Müslüman, bu konuda müttakîce bir duruş sergileme konusunda başarısız olmuşlardır.

Bunun nedeni; günümüzde fast-food adı verilen hazır yemeklerin ve ekmek arası yiyeceklerin sürekli et ürünlerinden oluşmasıdır. Böylesi bir ortamda bu konuda imtihanı başarabilmek ve şüpheli gıdalardan sakınmak adına midemize “dur!” diyebilmek çok zor ve çetin bir imtihan olmaktadır! Bu nedenle, İslâmî boğazlamada aranan temel şartlar üzerinde duracağız. Fakat konuyu uzatmadan, herkesin anlayacağı bir dil ve anlatım tercih edeceğiz.

Her şeyin en doğrusunu bilen Yüce Mevlâ’dır!

Takvâ sahiplerinin temel ahlâkı, haram lokmadan ve şüpheli gıdalardan bünyesini korumaktır.

İslâm'a uygun olarak hayvan boğazlamanın şartlarından birisi; kesenin, Müslüman veya Ehl-i Kitap (Hristiyan ya da Yahûdî) olmasıdır.

Hayvan kesenin, Müslüman olması gerektiğinin delili; "...Sizin kestikleriniz müstesnâ..." (Mâide: 3) Âyetidir.

Kitap ehlinin kestiğinin yenebileceğinin delili ise; "Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği (kestikleri) size helâldir" (Mâide: 5) Âyetidir.

Ancak Hristiyan ya da Yahûdîlerin kestiklerinin yenmesi için, hayvan keserken, Allah’ın adını anmaları şarttır. Kendi din ve inançlarını dikkate alarak, Îsâ (as)’ın adını, Uzeyr (as)’ın adını, putlarının ya da tâğutların adını anarak, onlar adına hayvan keserlerse, kestikleri hayvanın eti haram olur, yenmez!

Şerîat'a uygun hayvan kesiminde "diyânet/dindarlık" şartı arandığı gibi, besmele çekmenin de "şart" olduğu anlaşılmaktadır. Besmele kasden terk edilirse hayvanın eti yenmez. Fakat boğazlanan hayvanın etinin yenmesinde, besmele "illet" değildir. Yani kim keserse kessin, besmele çektikten sonra kestiği yenir denilemez! Putperest, Mecûsî ya da müşrikler besmele çekse dahi, ulemânın çoğunun verdiği fetvâya göre, onların kestikleri yenmez. Bütün âlimlere göre, Ehl-i Kitâb’ın dinine girmiş olsalar bile, mürtedin kestiği haramdır.

 Genelde ulemâ, kasdî olmadan unutarak besmeleyi çekmeyen Müslümanın kestiğinin yenebileceğine fetvâ vermiştir.

İmam Mâlik’e göre, bir Müslüman, unutarak dahi besmeleyi çekmezse, kestiği hayvanın eti yenmez. Delil olarak zikrettiği Âyetlerden bir tanesi şudur: "Üzerine Allah'ın adı anılmayan (hayvan)lardan yemeyin. Çünkü o elbette bir fısktır." (En'âm: 121)

 Bu Âyetin tefsîrinde, Yahûdî bilginlerinin, Câhiliyye Araplarının zihnini bulandırmak için kullandıkları bir şüphe ve muhâlefet yöntemlerine değinilmektedir. İbn-i Abbâs'tan gelen bir rivâyete göre, Yahûdîler, Peygamberimizin teblîğatına karşı halkın zihnini karıştırmak için şöyle diyorlardı: “Allah’ın (normal ölümle) öldürdüğü haram oluyor da, bizim, (Allah’ın adını anarak) öldürdüğümüz (boğazladığımız) nasıl helâl oluyor?” Yahûdîler, bu şekilde toplumun aklını karıştırıp, Nebevî davet karşısında şüpheye düşmeleri için, çok sayıda sorular üretiyorlardı. Bu rivâyete dikkat edilirse, Allah’ın adını anarak kestiğinde, boğazladığı hayvanların etlerinin yenebileceği ifade edilen kimselerin, Yahûdîler olduğu anlaşılacaktır. Âyetin anlamı, muhtemelen, Yahûdî ve Hristiyanların kestiği hayvanların etlerinden yeme konusunda tereddüte düşen sahâbîlerle ilgilidir. Yani bu iki fırka, besmele ile kesmişlerse yiyebilirsiniz demektir.

 En’âm Sûresi Mekkî’dir. O dönemde Mekke müşrikleri, kurban keserken genelde putlarının adını andıkları için, bazı kimseler, “müşriklerin kestiklerinden yemenin yasaklanması, putlarının adını anmalarından dolayı idi” diye zannetmişlerdir. Oysa müşriklerden bir kısmı, Allah’ın adını anarak hayvan boğazlarlardı. Buna rağmen Rabbimiz, Hicret’ten sonra Medîne’de indirdiği Mâide Sûresinin beşinci Âyetinde Ehl-i Kitâb’ın kestiklerinin helâl olduğunu belirterek, Allah adına hayvan kesenlerin, kesimlerinin helâl olması noktasında -Müslümanlardan sonra- sadece Yahûdî ve Hristiyanları istisnâ etmiştir.

Yüce Allah, bir hayvanın helâl olması için, Allah’ın adının anılmasını şart koşmuştur.

Bu konuda Rabbimiz şöyle buyurur:

"Şayet O'nun Âyetlerine iman edenler iseniz, artık üzerlerine Allah'ın adı anılan (besmele ile kesilen hayvanlar)dan yeyin." (En'âm: 118)

Mekke’de inen En’âm: 145 ve Nahl: 115. Âyetlerde, üzerlerine, Allah’tan başkasının adı anılarak boğazlanmış hayvanların haram kılındığı belirtilmiştir.

İmam Mâlik'e göre, besmeleyi terk eden Müslümanın kestiği dahi yenmezken, acaba Müslüman olmayan kimselerin kestiklerinin yenebileceğini söylemek ne kadar tutarlıdır?

Âlimlerin çoğu, 'tezkiye' yani hayvan boğazlama esnasında unutarak besmelenin terk edilmesi durumunda, yiyen Müslümanın, yerken besmele çekmesinin yeterli olduğunu belirtmişlerdir.

Kur'ân'da, Zekât-ı Şer'î yani Şerîat'a uygun hayvan kesiminde 'diyânet/dindarlık' şart koşulmuştur. Yani kesimin meşrû olması için, kesenin, Ehl-i Tevhîd veya Ehl-i Kitap olması gerekmektedir.

Ehl-i Kitâb’ın, Hristiyanlar ve Yahûdîler olduğunun delili:

"'Bizden önce kitap yalnız iki topluluğa (Yahûdî ve Hristiyanlara) indirildi ve biz onların okuduklarından habersiz kimseler idik' demeyesiniz diye, (size Kur'ân'ı indirdik)." (En'âm: 156)

En'âm: 156'da, "Bizden önce kitap yalnız iki tâifeye indirildi" ifadesi zikredilmiştir ve Ehl-i Kitâb’ın yalnızca iki tâifeden ibaret olduğu, "sadece, yalnız, ancak" anlamlarına gelen innemâ (hasr) edatıyla vurgulanmıştır.

Kur'ân'da da "kitap ehli" ve "kendilerine kitap verilenler" ifadeleriyle kastedilen toplulukların Hristiyan ve Yahûdîler olduğu açıktır. Bu ifade kalıplarıyla çok sayıda Âyetler mevcuttur; tamamı da Hristiyan ve Yahûdîleri kastetmektedir.

İslâm; akıl yürütme dini değildir, vahiy dinidir. İman edenleri, muhkem Nasslarla ifade edilen hükümler bağlayıcıdır. Akıl, mantık, yorum, bakış açısı, kanaat, fikir, hevâ ve hevesler vahyin önüne geçirilemez.

 Akıl yürütme ve fâsid bir kıyâslama ile şu cümle söylenemez:

"Hristiyan ve Yahûdînin kestiği yeniyor da, şirk koşmasına rağmen, kendisine 'Müslüman' diyenlerin kestiği neden yenmesin?" Bu, fâsid bir kıyâstır!

Çünkü Rabbimiz, müşriklerin, putperestlerin, mürtedlerin, Mecûsîlerin ya da ateistlerin kestiğinden, Ehl-i Kitâb’ın kestiğini 'istisnâ' etmiştir.

Ve şöyle buyurmuştur:

"Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği (kestikleri) size helâldir, sizin yiyeceğiniz de onlara helâldir." (Mâide: 5)

 Rabbimiz bu Âyette hayvan boğazlama ehliyetine hâiz iki kesimden bahsetmiştir: Müslümanlar ve kendilerine kitap verilenler...

İbn-i Abbâs, bu Âyette "kendilerine kitap verilenlerin yemeği" ifadesinin, ذَبَائِحُهُمْ "onların kestikleri" anlamında olduğunu söylemiştir.[1] 

İbn-i Abbâs, Mücâhid, İkrime, Saîd b. Cübeyr, Atâ ve diğer âlimler bu Âyette geçen “طَعَامٌ : Taâm (yiyecek)” lafzını “ذَبِيحَةٌ : Kitap ehlinin kestiği hayvan”  şeklinde tefsîr etmişlerdir. “Taâm” lafzının, "kitap ehlinin kestikleri hayvanlar" anlamında olduğu hususunda bütün âlimler ittifâk etmişlerdir.

Ehl-i Kitâb’ın kimler olduğunu öğrendiğimize göre; müşriklerin, putperestlerin, Mecûsîlerin ve benzerlerinin kestiklerini yiyenlere artık şu soruyu sorabiliriz.

İnanç yapısı nasıl olursa olsun, herkesin kestiği sadece bir besmele çekmekle yenebilecekse, Rabbimiz neden Ehl-i Kitâbı istisnâ etmiştir?

Takvâ sahibi olmak isteyen her mü'mine yakışan şey; nefsine câzip gelen fetvâ peşinde koşmak değil, şüpheli şeylerden sakınmaktır!

Usûlen şunu da ifade etmeden geçmeyelim; Ehl-i Kitap dışındaki gayrimüslimlerin kestiklerinin yenmesinin câiz olmaması ya da haram olması meselesi, ictihâdî bir konudur. Bu haram, Allah'ın haram kıldıkları gibi kat'î bir haram değildir. Hakkında kesin bir delil olmayan bir meselede, müctehidlerin zannî delillerden hareketle fetvâ vermeleridir. Müslümanların, bu türden sakındırıcı fetvâları dikkate alıp ihtiyâta göre hareket ederek, farklı fetvâlar bulunsa dahi, şüpheli şeylerden korunmak ve bilmeden harama düşmemek adına, takvâ yolunu seçmeleri gerekir. Ancak şu kadar var ki, bu türden meselelerin hükmünü inkâr eden kâfir olmaz. Çünkü hükmü açık ve kesin bir delile dayanmamaktadır. Bize düşen; bu tür meselelerde, cumhûr-u ulemâyı dikkate alarak, şüpheli olarak değerlendirilebilecek bu tür durumlardan sakınmaktır.

Peygamberimiz bu konuda şöyle buyurmuştur:

"Helâl bellidir, haram da bellidir. İkisi arasında (helâl mi, haram mı belli olmayan) şüpheli şeyler vardır ki, insanların çoğu bunları bilmezler. Her kim şüpheli şeylerden sakınırsa, ırzını da, dinini de korumuş olur. Kim de şüpheli şeylere dalarsa, koruluk etrafında davarlarını otlatan bir çoban gibi, çok sürmez içerisine dalabilir." (Buhâri, Îmân, 39, H. No: 52; Müslim, Musâkât, 107, H. No: 1599; İbn-i Mâce, Fiten, 14, H. No: 3984; Bkz: Buhârî, Buyû’, 2, H. No: 2051; Tirmizî, Buyû’, 1, H. No: 1205; Ebû Dâvûd, Buyû’, 3, H. No: 3329, 3330)

“Kimlerin kestiğinin yeneceği, kimlerin kestiğinin de yenemeyeceği meselesini” karıştıranların yanlış yorumladığı bir Âyet ile konumuzu noktalayalım. Allah Sübhânehu ve Teâlâ, bu konunun, ilmi olmayan pek çok kimselerce, kendi hevâ ve hevesleri istikâmetinde çarpıtıldığını ve insanların çoğunun saptırıldığını bildirmektedir. Bu insanların iki temel sıfatı zikrediliyor: İlim sahibi olmamak ve arzularına uymak.

Âlemlerin Rabbi şöyle buyuruyor:

“Üzerine Allah’ın adı anılanlardan yememenize sebep nedir? Hâlbuki O, size -kaçınılmaz olarak kendisine muhtaç olduklarınızı istisnâ kılarak- neleri haram kıldığını ayrı ayrı açıklamıştır. Gerçekten birçok kimseler, bilgisizce hevâlarıyla (halkı) saptırıyorlar. Şüphesiz Rabbin haddi aşanları çok iyi bilendir.” (En’âm: 119)

 Bu Âyetin ilk cümlesine, “size ne oluyor da, üzerine Allah’ın adı anılanlardan yemiyorsunuz?” anlamı da verilebilir. Ancak yukarıda bizim tercih ettiğimiz meâl, metne daha sâdık bir anlamdır. Bu Âyette haram kılınan şeylerin tafsîlâtının hangi Âyette geçtiği ulemâ arasında incelenmiş ve bazıları Mâide: 3. Âyet olduğunu söylemişlerdir. Oysa Mâide Sûresi, Medîne’de inen son sûre olduğu için, cumhûr-u müfessirîn, bu açıklama şeklinde işkâl olduğunu belirtmişlerdir. En’âm: 119’da geçen “(Allah), neleri haram kıldığını ayrı ayrı açıkladı (tafsîl etti)” ifadesi de gösteriyor ki, Rabbimiz tarafından, haramların tafsîlâtının daha önce açıklanmış olması gerekir. Bu nedenle mezkûr Âyetin tafsîlini veren Âyet, En’âm: 145 olmalıdır. Mâide: 3 de, daha sonra bu meseleyi te’kîd etmek üzere gelmiştir.

Ancak tüm bu bilgilere rağmen bazı âlimler, Allah’ın, Mushaf’ın tertîbinde, Mâide Sûresinin, En’âm Sûresinden önce geleceğini bildiği için, En’âm: 119’daki zamirin, Mâide: 3’deki Âyete râci olması yerindedir demişlerdir. Her ne kadar Mâide Sûresi, nüzûl bakımından sonra olsa da, tertîp bakımından öncedir. Yani tertîp sırasına göre Kur’ân’da, Mâide: 3’de haram olanların ayrıntısı verildikten sonra, En’âm: 119’da da: “Allah size, neleri haram kıldığını açıklayıp bildirmiştir” buyrulmuş oluyor. Ayrıca haramların detayı Mekke’de inen En’âm: 145 ile Nahl: 115. Âyetlerde de açıklanmıştır.

Bu Âyetten anlaşılan şey; gerek Müslümanların ve gerekse müşriklerin, üzerine Allah’ın adı anılarak kesilmiş olan hayvanlardan yemedikleri değildir. Bu Âyetten anlaşılması gereken; Allah’ın adı zikredilmeden veya putlar adına kesilen hayvanların ya da ölü hayvanların etlerinin yenmemesi gerektiğidir. Bu Âyetten, dini ne olursa olsun, her kim besmele çekerek hayvan keserse, kestiği hayvanın eti helâl olur şeklinde bir sonuç çıkarılamaz. Yukarıda açıkladığımız gibi, hayvan boğazlayan kişinin dini önemlidir. Bu Âyet, kitap ehli, besmele çekerek hayvan kestiyse, o etlerden yenebileceğini gösterir. Müşrikler, hayvan keserken genelde Allah’ın adını anmazlar; ilâhlarının ya da putlarının adına keserler. Onların koydukları bu hükme karşı Yüce Allah, kendi hükmünü açıklamaktadır.

 Ayrıca âlimlerin çoğuna göre, Mecûsîlerin kestikleri de yenmez. Bu konuda Peygamberimiz: “Mecûsîlere, Ehl-i Kitâb’a davrandığınız gibi davranın. Fakat kadınlarıyla evlenmeyin, kestiklerini yemeyin” (Muvatta’, Zekât, 41; Musannef-i İbn-i Ebî Şeybe; Beyhakî; Hadîs Mürsel’dir) buyurmuştur.

 Ehl-i Kitap dışında kalan diğer din ve ideoloji sahipleri de, kestiklerinin yenmemesi ve kadınlarıyla evlenilmemesi bakımından Mecûsîler gibidir. Görüldüğü gibi Peygamberimiz, kestikleri yenebilecek kişiler olarak, bu Hadîs-i Şerîfinde de Ehl-i Kitâbı zikretmiştir.

 Bu konu, her İslâmî mesele gibi, çok detaylı yönleri olan bir meseledir. Ve ilim ehlinin ma'lûmudur. İlmi olmayanlar da, ehline danışarak ya da araştırıp öğrenerek ihtiyaçları olan bilgilere ulaşabilirler. 

Fakat yaptıkları bütün araştırmalarında, Allah’ın kullarına takvâyı tavsiye ederiz. Çünkü ilim ehli kabul edilen bazı kimseler bazı konularda nefislerine uyabilirler ve nefislerine göre hüküm verebilirler. İşte bu gibi durumlarda takvâya uyan kimse yanlıştan sakınmış olur!

 İslâmî pek çok mesele, -ne kadar girift gözükse de- herkesin aklının alabileceği şekilde çözülebilir aslında. Şöyle ki: Allah ve Rasûlü bir şeyi emretti veya tavsiye ettiyse, farza-vâcibe bakmaksızın onu yapmak; Allah ve Rasûlü bir şeyi yasakladı veya sakındırdıysa, harama-mekrûha bakmaksızın, tam bir teslimiyetle “âmennâ ve saddakn┠demek ve ondan sakınmak takvâ yoludur. Sahâbe aynen böyle idi. Vâcip’ten, Sünnet’ten, Müstehab’dan kaçmak için, mekrûhları ve şüpheli işleri yapmak için asla fetvâ peşinde koşmazlardı.

 Müşriklerin kestiği helâl mi haram mı, bir türlü çözememiş bir Müslüman, bu meseleyi şüpheli işlerden saysa dahi, hemen uzak durması gerekir! Meselâ; sigara içmek haram mıdır, mekrûh mudur, ilim ehli olmadığı için bu konuyu tam olarak algılayamamış bir kimse, en azından bu meseleyi şüpheli kabul edip sigarayı terk etmesi ma'kûl olan davranış şekli değil midir? Ama maalesef ki, günümüzün Müslümanlık anlayışlarında, bir mesele zann-ı gâlip ile âşikâr olsa dahi, birkaç farklı ictihâdı öne sürüp “şöyle diyenler de var” diyerek, mekrûhâta ve şubuhât’a devam edilmektedir! [2]

Bu konuyu özlü bir söz ile bitirelim:

Takvâ’ya tâlip olanların yolu, şüpheli şeylerden sakınmaktır.

Nefsinin ve midesinin derdine düşenlerin işi ise, zayıf bir fetvâ bulsa ona sığınmaktır!

Rabbimiz, haram lokmadan, şüpheli gıdalardan; o haram ve şüpheli gıdaların mâneviyât dünyamızda meydana getireceği yıkımlardan bizi korusun! Âmîn.


[1] Buhârî, Kitâbu’z Zebâih Ve’s Sayd, 22

[2] Şüpheli şeylerden sakınmak; eğer o şey aslen mubâh olsa bile, helâl’e haram hükmü vermek anlamı taşımaz. Çünkü helâl mi haram mı olduğu kesin bilinmeyen bir şeyden uzak durmanın anlamı, Allah rızâsı için, harama düşme korkusuyla bir şeyi terk etmektir. Şüpheli durumlardan sakınan kimse, Allah’ın helâl hükmü verdiği bir şeye haram hükmü de vermemektedir. Bilakis Allah, o konuda kesin bir hüküm belirtmemesi nedeniyle, âlimler o meselede fetvâ verip ümmeti o işten sakındırmışlardır. O meselenin mubâh olmasına dâir ihtimâl bulunsa dahi, helâl olmadığı ihtimâli daha kuvvetlidir. Bu durum, âlimlerin çoğunun farklı zamanlarda verdikleri fetvâlarla sâbittir. Bir kimsenin, ilim sahibi olmadığı halde, haram mı helâl mi olduğundan şüphe ettiği bir şeyden sakınması Hadîslerde emrediliyorsa ve bunun takvâ olduğu belirtiliyorsa; âlimlerin çoğu bir şeyin helâl olmadığını söylerlerken, âlimlerin sakındırdığı o şeyden sakınmamak ve o işte gevşek davranmak, takvâ yolunu terk etmek, et yeme derdine düşmek ve nefsin yoluna girmek anlamına gelmez mi? Bir hayvanın meşrû şekilde kesilebilmiş olmasının şartlarından bir tanesi de, kesim yapan kimsenin Müslüman ya da Ehl-i Kitap yani Hristiyan veya Yahûdî olmasının, temel şartlardan biri olduğuna dâir, ulemânın çoğunluğunun vermiş olduğu fetvâlardır. Bu fetvâlara rağmen, takvâ yolunu şâzz görüşlerde ve nefsimizin iç sesinde aramak, şüpheli şeylerle amel etmeyi âdet edinmek demektir ki, bu davranış şekli tehlikelidir! Ehl-i Kitap tabiri de yalnızca Yahûdî ve Hristiyan tâifeleri ile sınırlıdır (En’âm: 156), şirk koşanlara bu sıfat verilemez. Allah, Kur’ân’da bu iki tâifeyi birbirinden ayırmıştır. Müşriklere aynı zamanda ‘Ehl-i Kitap’ diyenlere ve onların kestiklerinin de yenilebileceğini söyleyenlere hatırlatmak isteriz… Allah, Kur’ân’da Ehl-i Kitap’tan olan kadınlarla evlenilmesine izin vermiştir: “Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kadınlar, mehirlerini vermeniz şartıyla, namuslu olmak, zinâ etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helâldir.” (Mâide: 5) Bu Âyete göre, Ehl-i Kitâb’ın hangi kadınlarıyla evlenilebileceği açıklanmaktadır. O kadınlar da; namusuna sahip çıkıp iffetli olarak hareket eden, zinâ etmeyen ve gizli dost tutmayan kadınlardır. Bir Müslüman, mehirlerini verdiği zaman onları nikahlayabilir. Bu Âyette, Ehl-i Kitâb’ın مِنْ قَبْلِكُمْ  “sizden önce” kaydı ile mukayyed olduğuna da dikkat çekelim. Yani kitap ehli kimseler, biz Müslümanlardan önceki tâifeler olan, Yahûdî ve Hristiyanlardan ibarettir.

Ayrıca Âl-i İmrân Sûresinin 64. Âyetinde, Kitap Ehli kimseler, Tevhîd’e davet edilirlerken “Sizinle bizim aramızda müşterek bir kelime” ifadesi kullanılmaktadır. Çünkü işin başında Kitap Ehli kişiler, Peygamberleri vasıtasıyla Tevhîd’e çağırılmışlardı. Oysa onlar ya bu çağrıya karşı çıktılar ya da sonradan Tevhîd’den ayrıldılar. Fakat Müslümanlarla müşrikler arasında ortak kelime yoktur; zira onlar asıl itibariyle şirk akîdesine mensupturlar. Bu yönüyle de, şirke intisâp edenlere ‘Kitap Ehli’ denmesi doğru değildir.

Rabbimiz, Ehl-i Kitâb’ın kadınlarıyla evlenmeye izin vermesine rağmen, müşriklerin kadınlarıyla da erkekleriyle de evlenmeyi kesin olarak haram kılmıştır: “Müşrik kadınlarla, onlar iman etmedikçe evlenmeyin. Hoşunuza gitse de, müşrik bir kadından mü’min bir câriye elbette daha hayırlıdır. Müşrik erkeklerle de onlar iman etmedikçe, (mü’min kadınları) evlendirmeyin. Hoşunuza gitse de, müşrik bir erkekten mü’min bir köle elbet daha hayırlıdır. Onlar (müşrikler) cehenneme çağırırlar. Allah ise, kendi izniyle, cennete ve mağfirete çağırır ve iyice düşünüp öğüt alsınlar diye, insanlara Âyetlerini açıklar.” (Bakara: 221) Acaba müşriklerin kestiklerini yiyenler, onların kadınlarıyla da evlenilebileceğini söylüyorlar mı? Zira ‘müşrik’ ile ‘kitap ehli’ aynı olursa, böyle bir çelişki doğmaktadır! Aslında çelişki, bu kavramları birbirlerine karıştırmaktan ibârettir. Yüce Allah; “Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği (kestikleri) size helâldir, sizin yiyeceğiniz de onlara helâldir” (Mâide: 5) buyurmak sûretiyle, Ehl-i Kitâb’ın kestiklerinin yenilebileceğini, -az önce zikrettiğimiz gibi- kadınlarıyla da evlenilebileceğini (Bakara: 221) söylerken; diğer tâife olan müşriklerin ise hem kadınlarıyla, hem de erkekleriyle evlenmeyi kesin olarak yasaklamaktadır. Bir kimsenin müşriklerle evlenilebileceğini iddia etmesi küfürdür! Peki, bütün bunlara rağmen, müşriklerin kestiklerinin yenilebileceği nasıl iddia edilebilir? Müşrikler ayrı, kitap ehli ayrı oldukları halde, bu iki tâifeyi birbirlerine katıp, onları tek tâife haline getirmek nasıl kabul edilebilir? Meşrû olan tezkiye (hayvan boğazlama) konusunda sadece besmeleyi temel ve yeterli şart (illet) kabul etmek de mümkün değildir. Böyle yapılırsa, besmele ile kesilen (aslı itibariyle eti yenebilen) bütün hayvanların yenilebileceği söylenmiş olur! Yani "kim keserse kessin, fark etmez" hükmü verilmiş olur! Bu, doğru değildir! Elbette besmele, meşrû tezkiye için şartlardan bir tanesidir, ama yeterli şart değildir. Kesen kimsenin ‘diyânet’ durumu da önemli bir şarttır. Cumhûr’a göre, illettir. Yani hayvanı boğazlayan kimsenin, ya Müslüman olması ya da kitap ehli olan bir kimse olup, eti yenebilen bir hayvanı Allah’ın adıyla boğazlamış olması gerekmektedir. Bu durum, Nasslarla sâbittir.

Müslümana düşen görev; zayıf görüşleri can simidi görmek yerine, meşrû kesimlerle faaliyet gösteren kasap ve lokantaları açarak ümmetin önündeki bu ciddi sorunu ortadan kaldırmaktır. Bu mesele üzerinde insanlar, yıllardır konuşmak ve tartışmak yerine, çalışarak ortaya icraat koymuş olsalardı, bugün bunlar konuşuluyor olmayacaktı! Geçmişte İslâm’ın hâkim olduğu beldelerde bu meselelerin konuşulmadığı ve bugün var olan bu sorunun, o dönemlerde bulunmadığı gibi! Aslında problemin kaynağı insanlardır. Sorumsuzluk, sorun üretir; tembellik de sorunları devam ettirir. Her güçlükten sonra bir kolaylık vardır; fakat çalışırsak, sabır, sebât ve istikâmet üzere bulunursak… Rabbimiz, hepimizi şüpheli lokmadan ve o lokmanın mâneviyât dünyamızda meydana getireceği tahrîbâttan korusun. Âmîn!

Yusuf Semmak

Bağlantı | kategori: FIKIH | tarih: 12/11/2013 | Yorum(1) | Yorum yaz
misafirAllah razı olsun .
tarih: 27.12.2017
YORUM YAZINIZ
İSMİNİZ

E-Posta (Gizli)

Web siteniz

Yorumunuz

Güvenlik kodu
12.12.2019Perşembe
Son Konular .: Namahreme, 'Hoş Geldin!' Demek Caiz midir?
.: 43- Yûsuf Semmak Kimdir?
.: NASİHATLER 14
.: 42- Zâlimlerin Yaptıklarından Allah’ı Habersiz Sanma! (Video)
.: 41- Ashâb-ı Kehf Hakkında (Video)
.: 40- Kur'ân'da Peygamberimize 'Ey Muhammed!' Biçiminde Hitap Edilmiş midir? (Video)
.: 39- Neyi Fıkhedeceğiz? (Video)
.: 38- Muavvizeteyn Hakkında İbn-i Mes'ûd'dan Gelen Rivâyet Meselesi (Video)
.: 37- Rızkı Artıran ve Bereketlendiren Etkenler Nelerdir? (Video)
.: 36- Kime Uyacağız? Kime İnanacağız? (Video)
.: 35- Ey Yolcu, Dünya Bir Ağaç Gölgesi Gibidir! (Video)
.: 34- Kelime-i Şehâdet'in İ'râbı (Video)
.: 33- Hayata Dair, Hayâtî Öğütler (Video)
.: 32- "Arapça'yı Putlaştırmak" Deyimi Üzerine (Video)
.: 31- Kime Kulak Vermeli?! -Fıkradan Hisse- (Video)
.: 30- Evli Kadınlarla Evlenilir mi?! (Video)
.: 29- Seyyid Kutub Âlim midir? (Video)
.: 28- Kur'ân'a Uymadığı İddiasıyla İnkâr Edilen Bir Hadîsin Müdâfaası (Video)
.: 27- Günümüzde Genelde Yanlış Anlaşılan Bir Âyet - Ra'd: 11 (Video)
.: 26- Bedevîden Al Haberi! (Video)
.: 25- Mezhepsizlik Dinsizliğin Köprüsüdür! (Video)
.: 24- İslâm'da Tevhîd Olmadan Vahdet Olmaz! (Video)
.: 23- Rabbin Kim? Rabb Kimdir? (Video)
.: 22- Allah'tan Başkasına İbâdet Etmede Cehâlet Mazeret Değildir! (Video)
.: Günlük Dua ve Zikirler
.: KASİDE-İ LAMİYYE (Şeyhu'l-İslam İbn-i Teymiyye) – Pdf İndir!
.: Peygamberler Tarihi Test Bilgi Yarışması - PDF İndir!
.: Muhtelif Konularda Kısa Kısa - 5
.: "TEVESSÜL VE KABR-İ NEBİ'Yİ ZİYARET" ADLI KİTABIMIZ ÇIKMIŞTIR!
.: MUHTELİF KONULARDA İLMÎ NAKİLLER - 1
.: NASİHATLER 13
.: Dinin Aslında Cehalet Mazeret midir? (PDF Oku/İndir!)
.: Muhtelif Konularda KISA KISA - 4
Son Yorumlar
sadullah demircioğlu
abdullah bin mesud (r.a.) ‘’sakın
Yusuf Semmak
Bir kardeşimiz, selâmdan sonra; “
Yusuf Semmak
EVET, YİNE SİGARA! Bugün piyas
İbrahim sarıtaş
Allahrazı olsun
Muhammet ****
Bizim din hocamız başınızı örtmek
Ali Özbek
Hocam Allah razı olsun mükemmel b
fatma
ellerinize yüreğinize sağlık cıdd
Mehmet
Bu site "13.45'de mi 13.45'te mi
iclal
elinize sağlık
misafir
Allah razı olsun .
mutluluk
Çok güzel olmuş ellerinize sağlık
hediye
Esselamün aleyküm Yusuf kardeşim.
Yusuf Semmak
SÜNNETTE BÖYLE BİR PAZARLIK ANLAY
mahmut konur
BİR AYET "Mümin kadınlara da bak
Erkan
Allah razı olsun
ismail
bayildim
Yusuf Semmak
NOT: Bir Hristiyanla tartışan bir
Yusuf Semmak
KİMLER SUÇLU? Bir toplumda ins
Yusuf Semmak
SAHÛR VAKTİNİN SON BULMASI VE SAB
ali
Güzel bir anlatım olmuş ALLAH(C.C
Yusuf Semmak
MUHÂCİRLERLE ENSÂR’IN KARDEŞLİĞİ:
Ece
Harika çok teşekkürler
meryemnazyazğan
Çok güzel anlatmışsınız, şimdi ço
Yusuf Semmak
DİLİN, BEYÂNIN, OKUMANIN, YAZMANI
Yusuf Semmak
Bir meâlde şöyle geçiyor: "Bunun
Yusuf Semmak
“Mütevâzı’, mutevazı” (م
Yusuf Semmak
Esmâül Hüsnâ: Yanlış – el-Esmâul
Yusuf Semmak
Müşkül: Yanlış – Müşkil (kapalı,
Yusuf Semmak
Nasılki: Yanlış – Nasıl ki: Doğru
Yusuf Semmak
“MESS”: Değme, dokunma, temas,
Sibel EKİNCİ
Muhterem Hocamız Feriduddin AYDIN
2017
çok detaya girmişsiniz ama tşr
Melek
Çok güzel
© 2012 YUSUFSEMMAK.COM