Araştırmacı, Yazar

ANASAYFA
BİZE ULAŞIN
BİZİ TAKİP EDİN
AMACIMIZ
KUR'AN DİNLE
KİTAPLARIMIZ
İmsâk Vakti, Fecr-i Kâzib ve Fecr-i Sâdık Konuları: İmsâk konusu üzerinde özellikle son yıllarda ilim ve bilim çevrelerinde ciddi tartışmalar görülmektedir. Biz inşâAllah bu konunun hakikatini ortaya koymak istiyoruz. Şu an itibariyle mevcut uygulamada, imsâk vaktinin doğru olup olmadığı açısından konuyu incelersek, o saatte gökyüzüne baktığımızda zifiri karanlık ve o esnada gecenin devam etmekte olduğunu görürüz. Çölde, dağda ya da ormanda olan bir kimse o vakitte sabah vakti girdiğine hükmedip namaz kılar mı, diye düşünmek gerekir. Bakara Suresinin 187. Âyetinde de geçtiği gibi, "Fecrin beyaz ipliği, siyah ipliğinden sizce ayırt edilinceye kadar yeyin, için, sonra orucu geceye kadar tamamlayın" buyrulmuştur. Âyette geçen "beyaz iplik"ten maksat; fecr-i sâdık'tır. "Fecr-i sâdık" konusunu birazdan açıklayacağız.

 

SAHÛRUN SON BULMASI VE SABAH NAMAZI VAKTİNİN GİRİŞİ:

İmsâk Vakti, Fecr-i Kâzib ve Fecr-i Sâdık Konuları:

Bu konunun iskeletini, imsâk’ın başlama vakti oluşturmaktadır. Bu meseleyi bilmemenin iki temel sonucu vardır. Birisi erken sahûr yapmak, diğeri de vaktinden önce sabah namazını kılmak... Daha doğrusu, takvimlerdeki erken olduğu bilinen imsâk vaktine uyanlar bu iki sorunu yaşamaktadırlar. Ana hatlarıyla bu meseleleri açıklayacağız… 

Bilindiği gibi, imsâk konusu üzerinde özellikle son yıllarda ilim ve bilim çevrelerinde ciddi tartışmalar görülmektedir. Biz inşâAllah bu konunun hakikatini ortaya koymak istiyoruz. Şu an itibariyle mevcut uygulamada, imsâk vaktinin doğru olup olmadığı açısından konuyu incelersek, o saatte gökyüzüne baktığımızda zifiri karanlık ve o esnada gecenin devam etmekte olduğunu görürüz. Çölde, dağda ya da ormanda olan bir kimse o vakitte sabah vakti girdiğine hükmedip namaz kılar mı, diye düşünmek gerekir. Bakara Suresinin 187. Âyetinde de geçtiği gibi, "Fecrin beyaz ipliği, siyah ipliğinden sizce ayırt edilinceye kadar yeyin, için, sonra orucu geceye kadar tamamlayın" buyrulmuştur. Âyette geçen "beyaz iplik"ten maksat; fecr-i sâdık'tır. "Fecr-i sâdık" konusunu birazdan açıklayacağız. Bu Âyete göre, ibâdetlerin (oruç, namaz vb.) zamanları, saat birimleri şeklinde değil, gökteki apaçık alâmetlerle tesbit edilmiştir. İçinde bulunduğumuz Ramazan ayı arefesinde de Ramazanın girişinin hesapla değil de, Ramazan hilâlinin görülmesiyle başladığına dair de, konuyu açıklayıcı bir yazı yazmıştık. Allah Teâlâ, bilim ve teknik ne kadar ilerlerse ilerlesin, ibâdetlerin vaktinin tayininde hesabı değil, gökteki açık alâmetleri belirleyici kılmıştır. Bu, her çağ ve ülke insanına uyabilecek genelgeçer bir ölçüttür. Bu uygulamadan, İslâm'ın cihansümul olması gerçeğini de hatırlıyoruz. İslâm; her ortama, her coğrafyaya, her çağa ve her zamana hitabedici hükümler va'z ediyor. Bunun hikmetini anlayamayanlar, yanlış ve gereksiz fikirler öne sürebilirler. Örneğin bu formülün, gün ve gecenin aylarca sürdüğü kutup bölgelerinde işlemeyeceğini iddia etmek gibi. Fakat onlar, kutup bölgelerinde bile sabah, akşam, gün ortası ve gece yarısı alâmetlerinin, aynen diğer yerlerdeki gibi ortaya çıktığını ve oralarda yaşayanların çalışma, uyuma ve dinlenme gibi faaliyetlerini bu belirtilere göre düzenlediklerini unutuyorlar ya da bilmiyorlar! Saat ve zaman bildiren aletler yokken, Atlantik çevresinde yaşayan insanlar, zamanı bu işâretlere göre belirliyorlardı.

İmsâk'ın ve sabah namazının vaktini nasıl bileceğimizi açıklayalım. Bu meselenin iyi anlaşılması için fecr kavramını tanımamız gerekir. Fecr sözlük anlamı itibariyle "bir şeyi ikiye ayırmak, yarmak" gibi anlamlara gelir. Güneşin doğuşundan önce beliren tan yeri ağarmasını ifade eder. Gece ile gündüzün birbirinden ayrıldığı bu vakte, Türkçemizde "şafak sökmesi, gün ağarması" gibi isimler verilir. Fecr; fecr-i kâzib (yalancı fecr) ve fecr-i sâdık (doğru, hakiki, gerçek fecr) diye ikiye ayrılır. Fecr-i kâzib; güneşin doğuşundan önce, ufukta göğe doğru dikine yükselen aydınlıktır. Fecr-i sâdık ise; gece karanlığının kaybolmaya başlayıp güneş ışınlarının belirtilerinin görülmeye başladığı, ufuktaki aydınlığın enlemesine, uzunlamasına ufka yayıldığı vakittir. Fecr-i kâzib'e "fecr-i evvel" (ilk fecr), fecr-i sâdık'a da "fecr-i sânî" (ikinci fecr) de denir.

 Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: "Bilâl'in ezanı hiçbirinizi ya da sizden hiç kimseyi sahûr yemeğinden alıkoymasın. Çünkü o henüz gece iken ezan okur. Onun bu okuması, gece kâim (kıyâmda, teheccüd ve nafile ibâdette) olanınızı (sabah yaklaşıyor diye) vazgeçirmek, uykuda olanınızı da uyandırmak içindir. Fecr ya da sabah bu şekilde olan değildir; tâ böyle olmayınca fecr olmaz.” Hadîsin râvîlerinden Züheyr dedi ki: Peygamber: "Fecr bu şekilde olan değildir" derken, parmaklarını yukarı kaldırıp baş aşağıya dikti. "Tâ böyle olmayınca" derken de, şehâdet ve orta parmaklarını üst üste bindirip sağa sola uzatmak sûretiyle işâret buyurdu. (Buhârî, Ezân, 13, Hadîs No: 621)

Râvînin de açıklamasını yaptığı gibi; Rasûlullah, "fecr bu şekilde olan değildir" derken, mübarek parmaklarıyla, ufukta dikine uzayan aydınlığı işâret ederek, fecr-i kâzib'i tarif etmiştir. "Tâ böyle olmayınca" sözünü açıklarken de, orta parmağı ve şehâdet parmaklarıyla enlemesine genişleyen aydınlığı işâret ederek, fecr-i sâdık'ı tarif etmiştir. Ve fecr-i sâdık vaktine kadar sahûra devam edilmesi gerektiğini beyan buyurmuştur. Bu konu, bundan daha güzel anlatılamazdı. Bu anlatış şekliyle Peygamberimiz, anlaması en zor kimselerin dahi anlayabileceği bir tarzda tarif buyurmuştur. Ama maalesef ki, buna rağmen hâlâ bu meseleyi bilmeyen insanların olması, Hadîslerden ve Sünnet-i Seniyye'den habersiz olmalarından başka bir kelimeyle izah edilemez sanırız.

 Bu açıklamalardan sonra şunu anlıyoruz ki, ufukta dikine beliren ince aydınlık fecr-i kâzib'tir. Bu esnada hâlâ gecedir ve şafak sökmemiş ve gece son bulmamıştır. Ufukta enlemesine genişleyerek yayılan aydınlık ise fecr-i sâdık'tır ve bu fecr ile şafak sökmüştür, gece son bulmuş ve sabah namazı vakti girmiş olur; dolayısıyla bu esnada sahûr vakti son bulur ve imsâk başlar.

“(Sâdık) fecrin beyaz ipliği, siyah ipliğinden tarafınızdan seçilinceye kadar yeyin, için” Âyeti nâzil olduğunda, bazı sahabiler yastıklarının altına beyaz ve siyah iplik koymuşlar, bazıları da ayaklarına beyaz ve siyah iplik bağlamışlardır. Adiyy b. Hâtim de bir beyaz bir de siyah ip edinip, onu yastığının altına koydu. Gecenin bir bölümünde o iplere baktı ama o ipler kendisine açıkça belirmedi, o ipleri birbirinden ayırt edemedi. Durumu Rasûlullah’a bildirdi. Allah’ın Rasûlü de Âyette anlatılmak istenenin bu olmadığını şöyle ifade etti: “Bunlar senin düşündüğün gibi iki ip değildir. Biri gecenin karanlığı, diğeri de gündüzün beyazlığıdır” (Buhârî, Tefsîr, 2. Sûre, 28. Bâb, Hadîs No: 4509, 4510) buyurdular.

 Sehl b. Sa’d şöyle demiştir: “Beyaz iplik siyah iplikten tarafınızdan seçilinceye kadar yeyin, için” Âyeti indi, fakat “mine’l fecr” beyanı inmemişti. Bir takım insanlar oruç tutmak istedikleri zaman, onlardan birisi ayaklarına beyaz ip ve siyah ip bağladı da, o ipler kendisine iyice belirinceye kadar yemeğe devam etti. Akabinde Allah, o Kelâm’ın ardından “mine’l fecr” yani “fecr’den” beyanını indirdi. Böylece sahabîler, Allah’ın ancak gece ile gündüzü kastetmekte olduğunu bildiler." (Buhârî, Tefsîr, 2. Sûre, 28. Bâb, Hadîs No: 4511)

 Hadîs’e göre, “mine’l fecr” beyanı sonradan inmiş ve bu ilave ile Âyetin anlamı tam olarak anlaşılmıştır. “Mine’l fecr” ilavesi, “beyaz iplik” ifadesinin beyanıdır. Böylece “beyaz iplik ve siyah iplik ifadelerinin anlamı Âyetteki “mine’l fecr” yani “tan yerinin ağarmasından” ilavesi ile açıklığa kavuşmuştur.  Buna göre, orucun başlaması gereken vakit (imsâk), güneşin doğması değil, fecrin doğması yani tan yerinin ağarmaya başlamasına bağlıdır. “İplik” tabiri ile tan yerinin ağarmasının başlangıcı kastedilmektedir. Çünkü aydınlık yayılıp yükselince, artık ona iplik denmez. Bu nedenle aydınlığın başladığı an, sahûrun bitip, imsâk’ın başladığı ve aynı zamanda sabah namazının da girdiği vakittir.

Fecr bahsini hâlâ bilmeyenler için, ihtiyâtlı hareket tarzı nasıl olmalıdır, buna değinelim. Aslında ezan saatleriyle ilgili düzenlemeler, devlet ya da halk üzerinde bağlayıcılığı olan kurumlar bazında belirlenmesi gerekir. Yani olası karışıkları nihayetlendirici adımlar, halkın genelinin rağbet edeceği kuruluşların ilgi ve çalışma alanı olması gerekir. Çünkü eğer, hesapta hata edilir ve uygulamada yanlışlıklar olursa, halk bunların gerçeğini bilemez ve anlayamaz. Bu durumlarda karışıklıklar ve farklı uygulamalar ortaya çıkabilir. Bu konuyu ilmen tam bilmeyenlerin, ihtiyâten erken imsâk yapmalarında sakınca yoktur. Yani hesabı dikkate alarak, yeme ve içmeyi kesmeleri, bu konu tamamıyla çözülmediği ve insanlar için muallakta olduğu sürece, daha ihtiyâtlı bir yoldur. En fazla belki (Allahu A'lem, yarım saat) yemeye içmeye erken son vermiş olurlar. Mevsimlere ve aylara göre de bu vakit değişkendir. Bir de fecr-i sâdık doğmadıysa, hemen sabah namazını kılmaları da doğru olmaz. Çünkü sabah namazı, yukarıda açıkladığımız gibi, şafağın sökmesi ile girer. Ufukta enlemesine bir aydınlık belirmeden kılınacak sabah namazı, vaktinde kılınmamış olacaktır. Fecr-i sâdık doğmadan kılınan namaz, sabah namazı olmaz, gece namazı sayılır. Bu nedenle belli bir miktar vaktin geçmesini beklemek en sağlıklı yoldur. En azından yarım saat (ya da o günün şartlarında ne kadar gerekiyorsa) beklenmesi gerekir.

Bu meseledeki açıklamaların nedeni, günümüzde hesap ile fecr-i sâdık’ın doğuşu arasında fark olması nedeniyledir. Kısaca özetlemek gerekirse, hesabın verisi olan takvimdeki imsâk saatinden sonra yeme ve içme konusunda ısrarcılığa gerek olmamakla beraber, o vakitte imsâk’ın başlamadığını hatırımızdan çıkarmamamız gerekir. Bu nedenle o vakitte uyanan bir kimse ya da yemek yerken, su içerken ezanı işiten kimsenin imsâk başladı diye düşünmesine gerek yoktur. Yeni uyanan kişi hızlıca sahûrunu yapabilir, sahûrunu tamamlamak üzere olan kimse de tamamlayabilir. Fakat bu sınırları sonuna kadar zorlamakta da mahzûrlar olduğunu ifade etmemiz gerekir. Zira İslâm’da esas olan, ruhsatları sonuna kadar kullanmak değil, azîmet ile amel etmektir… Şüpheli, ihtilâflı ve tam bilinmeyen konularda ihtiyâta göre davranmaktır… Nitekim Rabbimiz, oruç gecesinde kadınlara yaklaşmanın helâl, mescidlerde i’tikâf’ta iken kadınlara yaklaşmanın ise câiz olmadığını bildirdiği, ne zamana kadar sahûr yapılacağını ve ne zamana kadar oruç tutulacağını açıkladığı Bakara: 187. Âyette: “…Bunlar Allah’ın sınırlarıdır; sakın onlara yaklaşmayınız. İşte Allah insanlara, korunup sakınsınlar diye, Âyetlerini böylece açıklar” buyurmaktadır. Bu bölümün tefsirinde Allâme Seyyid Ebû’l A’lâ el-Mevdûdî rahımehullâh şunları söylemektedir: “Uç sınırlarla ilgili emrin ifade tarzı çok dikkat çekicidir. Bu emir sadece bu sınırları aşmayı değil, bu sınırlara yaklaşmayı da yasaklar. Yasak bir bölgenin sınırları etrafında dolaşmak çok tehlikelidir; çünkü yanlışlıkla bu sınırları aşmak muhtemeldir. Bu nedenle bu sınırlara yaklaşmak da yasaklanmıştır. Hz. Peygamber aleyhisselâm da aynı noktayı vurgulayarak şöyle buyurmuştur: “Her mâlikin sınırlı bir bölgesi (koruluğu) vardır. Allah’ın ‘sınırlı’ bölgesi ise haram, helâl, iyi ve kötü diye bilinen sınırlarıdır. Bu ‘sınırlı’ bölgenin yakınlarında otlayan bir hayvan, bir gün o bölgeye girebilir.” Ne yazık ki bu apaçık uyarıya rağmen, İslâm Hukûku’nu bilmeyen bazı kimseler aşırı uçlara gidip, sınırlara yaklaşma üzerinde ısrarla durmakta ve “âlimler”, bu sınırlara yaklaşmanın yasak olduğunu bildiren aynı İslâm Hukûku’ndan bu konuda fetvâ bulmaya çalışmaktadırlar. İşte bu nedenle birçok kimse doğru yoldan sapmaktadır.  Bu sınırlar etrafında dolaşıldığında, ince sınırları belirlemek çok zor bir durumdur.” (Tefhîmu’l Kur’ân, İnsan Yayınları, C: 1, S: 150)

Fecr konusunu ele alan Âyetin son cümlelerinin tefsirinden de anlaşılacağı gibi, sınırları sonuna kadar zorlamaktan sakınmak gerekir. Zira her sınırın bir bitiş çizgisi ve bitiş noktası vardır. Bilmeyen kimseler, bu ince çizgiyi ve bitiş noktasını tam olarak ayırt edemezler. Dolayısıyla da yasağın içine girerler, harama düşerler. En anlaşılır cümlelerle sesli düşünmek gerekirse, bu konuya şöyle bakmak lazımdır. Birkaç dakika önce imsâk etmekle bir şey kaybetmeyiz. Ama sabah namazını kılmak için beklemek gerekir. Zira dört mezhebe göre de fecr-i sâdık doğmadıkça sabah namazı kılınmaz. Bu vakitten önce kılınacak namaz, sabah namazı değil, nafile namazı sayılır. Dolayısıyla da sabah namazı edâ edilmemiş olur. Günümüzdeki yaygın olan takvimlerdeki imsâk saatinde, henüz sabah namazı vakti girmediği için de en az yarım saat ya da daha fazla beklemek icap eder. Hanefîlere göre; fecr doğduktan sonra bile biraz aydınlığa kadar beklemek daha faziletlidir. Yani sabah namazı vakti girse dahi az bir müddet daha beklemek daha sevaptır. Şafiîlere göre ise, ikinci fecr doğduysa hemen kılınmalıdır. Onlara göre ise; hava biraz karanlık iken kılmak faziletlidir. Ama tüm mezheplere göre de, fecr-i sâdık doğduktan sonra hemen sabah namazını kılmak câizdir. Günümüzdeki problem, ikinci fecr (fecr-i sâdık) doğmadığı halde sabah namazı kılma meselesidir. Bu vakitte namaz kılınmış ise o, sabah namazı değil, gece namazıdır. Bu meseleler Müslümanlar açısından çok önemli olduğu için, bu konulardaki Allah’ın sınırlarını öğrenmeleri, onları dikkate almaları ve ince sınırlara yaklaşmamaları gerekir. Bu Âyet ayrıca insanları her hususta aşırılıktan da sakındırmaktadır. Unutmayalım ki tedbirli olmaktan kimse pişman olmaz; ama tedbiri elden bırakmak pişmanlıklara neden olur!           

Önemli bir meseleye daha dikkat çekerek konuyu bitirmek isteriz. Yıllardır camilerde sabah namazını kılarken insanın iç dünyasında var olan bu endişeden dolayı, ezan okunduğu anda cemaat sabah namazının sünnetini kılar, sonra imam ya da müezzin Kur'ân okuyarak ya da başka faaliyetlerle şafağın sökmesini bekler. Yani sabah namazının sünneti ile farzı arasında ciddi bir zaman geçer. Hatta dedelerimiz "şafağın sökmesini bekleyin" demişlerdir. Camilerde de imamlar, müezzinlerinin dışarı bakarak, ortalığın aydınlanıp aydınlanmadığı hususunda bilgi isterler. En azından bu konuda, gerektiğinde göz teması ile anlaşırlar. İşte bu titizliğin nedeni, şafağın sökmesinden önce kılınan namazın, vakti dışında kılınacağından dolayıdır. Sabah namazının sünneti vakit girmeden de kılınmış olsa, nafile hükmünde olur; ama "farzı zâyi etmeyelim" ihtiyâtıyla, camilerde sabah namazının farzı -geçmişten bu yana- erken kılınmaz. Ama her nedense, Ramazan aylarındaki imsâk konusunda yani orucun başlaması ve sabah namazının giriş vakti meselelerinde bu ihtiyât gösterilmemektedir!

Her şeyin en doğrusunu Allah Sübhânehu ve Teâlâ bilir...

17 Temmuz 2013

Yusuf Semmak

Bağlantı | kategori: FIKIH | tarih: 15/07/2013 | Yorum(3) | Yorum yaz
Yusuf SemmakSAHÛR VAKTİNİN SON BULMASI VE SABAH NAMAZININ VAKTİNİN GİRİŞİ HAKKINDA ÖZET:
BUGÜN itibariyle gerçek fecrin doğuşuna göre imsâk vakti, diyanetin imsâkiyesindeki sabah ezanı vaktinden yaklaşık 30-40 dakika sonradır. Bu da, yaygın imsâkiyelerde imsâk saati 3.37 olarak gösterildiğine göre, ortalama 4.07 ile 4.17 arası olur. Bu nedenle 1 Haziran 2017 itibariyle sabah namazını camilerde okunan sabah ezanından temkîn payı ile birlikte ihtiyâten en az 4.30’da kılmak, sahûru da en fazla yarım saat sonra yani 4.07 gibi bitirmek gerekir. Çünkü fecr-i sâdık doğmadan yani şafak sökmeden sabah namazı vakti girmez. Ve bundan önce sabah namazı kılınmaz. Kılınırsa da, o namaz gece namazı (nâfile) olur. Fecr-i sâdık doğuncaya kadar da sahûr yapılabilir. Ama sahûru son sınıra kadar zorlamamak gerekir. Çünkü Rabbimiz: Bakara: 187. Âyette: “…Bunlar Allah’ın sınırlarıdır; sakın onlara yaklaşmayınız. İşte Allah insanlara, korunup sakınsınlar diye, Âyetlerini böylece açıklar” buyurmaktadır. Eğer insan bilmezse ya da dikkat etmezse, meşrû sınırı aşabilir! Bu durumda da orucu tehlikeye girer. Bu bakımdan ihtiyâten sahûru erken bitirmek gerekse de, sabah namazını hemen kılmada acele etmemelidir. Hanefî mezhebinde sabah namazını geciktirmek müstehab olduğu için, bu normal vakitten daha fazla bir miktar da beklenebilir. Yani meselâ, diyanetin sabah ezanı okuttuğu vakitten 1 saat sonra sabah namazı kılmak, hem doğru yani meşrû, hem de -Hanefî mezhebine göre- güzel bir davranış yani efdal olur. Güneşin 5.23’de doğduğunu dikkate alırsak; isteyen, 5.00’da da sabah namazını kılabilir. Şahsen ben yaklaşık 4.30 ile 5.00 arası kılıyorum. Şâfiî mezhebinde ise, fecr-i sâdık doğunca hemen sabah namazının kılınması müstehabdır. Bir noktaya dikkat etmek gerekir. Ramazan ayı dışında camilerden sabah ezanının okunduğu zaman, aşağı yukarı fecr-i sâdığın doğduğu, şafağın söktüğü ve sabah namazı vaktinin girdiği bir vakittir. Ama her nedense, Ramazan ayından bir gün önce ve de Ramazan çıktığı andan itibaren sabah ezanı doğru vakitte okunurken, Ramazan ayında bu süre en az 40-45 dakika öne alınmaktadır! Bütün bu açıklamalar, öncelikli olarak sabah namazını vaktinden önce kılma problemine mâni olmak içindir. Yoksa biraz daha fazla yemek yeme ve çay içme meselesi değildir. Elbette ki, fecr konusunu bilenler sahûr konusunda da temkîn ile birlikte daha da bilinçli hareket edeceklerdir. Özellikle geç vakitlerde uyananlar, -fecr konusunda bilinçlendiklerinde- ezan okundu diye sahûr sünnetini icrâ ve ihyâ etmekten de mahrûm kalmayacaklardır. Ama mevcût ezanlardan sonra, sahûr için uzun uzadıya bir vakit olmadığını ve bunun uç sınırını ve bitiş noktasını tam olarak bilemeyenler açısından sahûra biraz erken son vermenin isabetli bir davranış olacağını bilmemiz gerekir. Bu hassasiyet takvâdan kaynaklandığı için, bazı kimseler sahûru yeterince geciktiremese bile, burada -bilgi eksikliğinden kaynaklı- bir zarûret ve de ihlâs olduğu için, inşâAllah, o sünnet sevabından da mahrûm kalmazlar... Bütün bunlara rağmen, mesele ne kadar açıklanırsa açıklansın, ezan okunduktan sonra ağzına bir lokma bile koymamakta ısrar eden, mesele hakkındaki bütün deliller ortaya konulsa dahi, delilden falan anlamayan ve bildiğinden şaşmayanlar da bulunabilecektir. Bu tür kimselere en azından şunu diyebiliriz. “Ezan okunduğunda, yeme içmeyi kesmenize kimsenin itirazı yok. O kendi tercihiniz; ama sabah namazını kılmak için en az 45 dakika zaman geçmesini beklemelisiniz. “Ben dakikadan falan anlamam” diyen olursa da, ezan okunduktan sonra, bir saat geçince sabah namazını kılabilir. Allah en iyi bilendir.

Not: Bu açıklamalar Konya için geçerlidir.

31 Mayıs 2017 (M.)
5 Ramazan 1438 (H.)
tarih: 31.05.2017
aliGüzel bir anlatım olmuş ALLAH(C.C) razı olsun,imsak vaktinin zamanı tam olarak bilinmediği için erken imsak yapılıyor oruç sağlama alınıyor,sabah namazı için de tedbir için 30 dakika geç namaz kılınıyor,eğer biri takvimde imsak vaktinde uyansa hızlı bir şekilde sahurunu yapabilir diyorsunuz anladığım bu güzel bir anlatım teşekkürler !
tarih: 30.05.2017
Yusuf SemmakSABAH NAMAZININ GİRİŞ VE AKŞAM NAMAZININ ÇIKIŞ VAKTİ:

Mevcut takvim hesabına göre; akşam namazının çıkışı takvimlerde 1,5 saat gözükmesine rağmen, aslında akşam namazının vakti 1 saat bile değildir. Bu nedenle akşam namazını kılmada acele etmek, namaz vaktinin çıkma tehlikesine karşı zaruridir. Tercihen ilk 45 dakika içinde kılınması tavsiye olunur.

İmsakın başlaması ve dolayısıyla da sabah namazının girişi konusunda da, mevcut takvim hesabında problem bulunmaktadır. Maalesef ki, fecr-i sadık doğmadan oruç tutmaya başlanılmakta ve o dakikadan itibaren de sabah namazı kılınmaya başlanılmaktadır. Oysa namazın şartlarından bir tanesi vakittir. Vakti girmeden namaz olmaz. Sabah namazı vakti girmeden namaz kılmak zorunda kalmamak için namazı havanın aydınlanmaya başladığı vakte kadar tehir etmek en sağlıklı yoldur. Şu an takvimlerde yazan vakitte yani ezanın okunduğu anda namaz kılınırsa, o namaz, gece namazı hükmünde olacaktır. Zira sabah namazı, fecr-i sadık doğunca girer. Şu an itibariyle bu konudaki asıl problem, sahur yemeğini erkenden bitirmeye endeksli bir konu değildir; meselenin özü, sabah namazını tehlikeye atmaktır. Derdimiz; yarım saat kırk dakika daha fazla sahur yapma telaşı da değildir. Fakat meselenin sünnet boyutunda, sahuru geciktirmenin esas olduğunu da hatırlatalım ki, bu meselede esneklik payının olduğu gözardı edilmesin, oruç tutanlara meşakkat verilmesin, kendileri de, ne oruçlarını ne de sabah namazlarını tehlikeye atsınlar! Günümüzde namaz vakitlerini tespit konusunda bilgi sahibi olmayan kardeşlerimiz, ihtiyatlı hareket ederken, niyetleri de sünneti yaşamak olduğu sürece, inşâAllah, Allah, onların niyetlerine uygun olarak kendilerine karşılık verecektir. Zira günümüzde namaz vakitlerinde vuku bulan bu karışıklık, onların elinde olmadan gerçekleşen bir problemdir.

8 Ramazan 1435

Selam ve dua ile...
tarih: 06.07.2014
YORUM YAZINIZ
İSMİNİZ

E-Posta (Gizli)

Web siteniz

Yorumunuz

Güvenlik kodu
Son Konular • NASİHATLER 13
• Dinin Aslında Cehalet Mazeret midir? (PDF Oku/İndir!)
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 4
• Allah Teâlâ, Neden Kur’ân’da Bazı Yerlerde “Biz” Zamiri ile Hitap Buyurmuştur?
• Vâv ve Yâ Harflerinden Önceki Harfi Meftûh Olan Emsile-i Hamse'ye Nûn-u Sakîle'nin Dâhil Olması:
• NASİHATLER 12
• İftiâl (افْتِعَال) Bâbı ile Alâkalı Sarf Kâideleri
• GENELDE YANLIŞ KULLANILAN KELİMELER VE DOĞRU YAZILIŞLARI:
• Kur'an'da Peygamberimize Nasıl Hitap Edilmiştir?
• Muzari' Fiilin Şimdiki ve Gelecek Zamana Salahiyeti:
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 3
• Şirke ve Sapıklığa Sürüklenen Bir Toplumda Suçlular Kimlerdir?
• 22- Ömer Nesefî Akaidi Tercüme ve Şerhi 6 (Ders Videosu)
• NASİHATLER 11
• Arapça'da 'zuu' ve 'sahib' edatlarının arasındaki fark nedir?
• EY RABBİMİZ!
• ASHAB-I KEHF HAKKINDA:
• NASİHAT BAHÇESİ
• KİTAPLARIMIZ HAKKINDA BİLGİLENDİRME:
• “Kadınlar Havuza Girebilir mi?” Sorusuna Verdiğimiz Kısa ve Özlü Cevap
• Kadın Sesiyle ve Çalgı Aletleriyle İcra Edilen Şarkı, Türkü, Ezgi ve İlahiler Hakkında Bir Soruya Verdiğimiz Cevap
• NASİHATLER 10
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 2
• NASİHATLER 9
• “Ticaret yapıyorum ama maddi ve manevi anlamda bir türlü rahata eremiyorum” mu diyorsunuz?
• 21- Hadis Dersleri -1 (Ders Videosu)
• SESLİ HADİS DERSLERİ - YAKINDA!
• Sesli Ders Videoları Arşivi (Yusuf Semmak)
• ARAPÇA DERSLERİ (ZAMİRLER) -5-
• Kadınların Saçlarını Kısaltmaları Câiz midir?
• Muhtelif Konularda KISA KISA - 1
• Ömer Nesefî Akâidi Tercüme ve Şerhi 5 (Ders Videosu)
• İNFÂK BİLİNCİNİ KUŞANMAK!
Son Yorumlar
mutluluk
Çok güzel olmuş ellerinize sağlık
hediye
Esselamün aleyküm Yusuf kardeşim.
Yusuf Semmak
SÜNNETTE BÖYLE BİR PAZARLIK ANLAY
mahmut konur
BİR AYET "Mümin kadınlara da bak
Erkan
Allah razı olsun
ismail
bayildim
Yusuf Semmak
NOT: Bir Hristiyanla tartışan bir
Yusuf Semmak
KİMLER SUÇLU? Bir toplumda ins
Yusuf Semmak
SAHÛR VAKTİNİN SON BULMASI VE SAB
ali
Güzel bir anlatım olmuş ALLAH(C.C
Yusuf Semmak
MUHÂCİRLERLE ENSÂR’IN KARDEŞLİĞİ:
Ece
Harika çok teşekkürler
meryemnazyazğan
Çok güzel anlatmışsınız, şimdi ço
Yusuf Semmak
DİLİN, BEYÂNIN, OKUMANIN, YAZMANI
Yusuf Semmak
Bir meâlde şöyle geçiyor: "Bunun
Yusuf Semmak
“Mütevâzı’, mutevazı” (م
Yusuf Semmak
Esmâül Hüsnâ: Yanlış – el-Esmâul
Yusuf Semmak
Müşkül: Yanlış – Müşkil (kapalı,
Yusuf Semmak
Nasılki: Yanlış – Nasıl ki: Doğru
Yusuf Semmak
“MESS”: Değme, dokunma, temas,
Sibel EKİNCİ
Muhterem Hocamız Feriduddin AYDIN
2017
çok detaya girmişsiniz ama tşr
Melek
Çok güzel
Nagihan
okudum süper çok beğendim
Mehmet ARAZ
Çok güzel olmuş,başarılarınızın d
Yusuf Semmak
KANDİL KUTLAMAK BİD'AT'TIR! Ka
Yusuf Semmak
Nesefî Akâidi derslerimizi 6'ya k
Elif
Bu akaid derslerinizden bölüm6 ya
Beyza
Harika
büşra
Çok iyi olmuş
Yusuf Semmak
MODERNİZM, KADINLARIN BAŞÖRTÜLERİ
zeyra
İsime yaradi saol
Şüheda
Helal be sırf kapanmak nefislerin
© 2012 YUSUFSEMMAK.COM